kuzey karadeniz kıyısındaki kırım yarımadasında kurulmuş bir türk devleti.
altınordu devletinde hânedanlık mücadelesine katılan sülâle mensupları ve âsi kabile beylerinin sığınağı kırım yarımadasıydı. burada 14. yüzyıldan itibaren başlayan hakimiyet kurma mücadelesi, 15. yüzyılda hacı giray tarafından gerçekleştirildi.
hacı giray, cengiz hanın oğullarından cuci’nin küçük oğlu tokay timur soyundan gelmekteydi. babasının, kırım’daki taht mücadelesi sonunda litvanya’ya göç ettiği ve kral vitold’un yanına sığındığı sıralarda dünyaya gelen hacı giray, büyüdükten sonra, şirin kabilesinin yardımıyla kırım’ı ele geçirdi.
kırım hanlığını kurma tarihi kesin olmamakla beraber, bastırdığı paranın 1441 tarihini taşımasından, belirtilen bu tarihten daha önceki yıllarda devleti kurmuş olduğu anlaşılmaktadır.
hacı giray da, diğer hanlar gibi üzerinde hak iddiâ ettiği altınordu tahtını ele geçirmek için, lehistan kralı ve moskova rus prensi ile anlaşma yapmaktan çekinmedi. bu arada, kefe cenevizlilerine karşı, fatih sultan mehmed han ile de anlaştı.
hacı giray’ın 1466 tarihinde ölümünden sonra, oğulları mengli giray ile nur devlet arasında taht mücadelesi başladı. mengli giray, osmanlı devletinin yardımıyla, hanlık tahtını ele geçirdi. fakat, vaad ettiği yardımı göndermemesi üzerine yakalanarak istanbul’a götürüldü. kardeşi nur devlet tahta geçti. 1478 tarihinde mengli giray’ın; kırım hanlarının tayin ve azil haklarını osmanlı padişahına veren, padişahın açacağı seferlere kırım hanının da katılmasını kabul eden bir antlaşma yapması üzerine, istanbul’dan kırım’a han tayin edildi. mengli giray’ın üçüncü defa kırım hanı olması üzerine kardeşleri nur devlet ve haydar, moskova’ya kaçtılar. mengli giray, osmanlı himayesinde tahtı ele geçirmesiyle, papalığın teşvik ve yardımlarıyla devamlı genişleyen moskova knezliğine karşı, kırım hanlığını garanti altına aldı. kırım kuvvetleri, ilk defa, sultan ikinci bayezid hanın, 1484 akkerman seferine katıldı. osmanlılar ile münasebetini arttıran kırım hanlığı ile 18. yüzyılın sonuna kadar askerî, siyasî, iktisadî, kültürel işbirliği yapıldı. kırım hanı, 1502’de saray şehrine hücum ederek altınordu devletinin yıkılmasına sebep oldu. moskova knezliği, 1502 yılına kadar altınorduluların korkusundan kırım’a muhtaç olup, mengli giray ile iyi geçinirken, bu tarihten sonra rusya, mengli giray’ın düşmanlarıyla anlaşarak kırım’a karşı cephe almaya başladı. mengli giray da, litvanya ve lehistan kralı dördüncü kazimir ile rusya’ya karşı anlaşarak, osmanlı devletinden başka, bu avrupa devletleriyle de ittifak kurdu.
mengli giray’ın 1514’te ölümüyle tahta geçen oğlu mehmed giray ile kazan tahtına getirilen sâhip giray da, rusya’ya karşı birlikte hareket ettiler. mehmed giray, 1521’de moskova’yı kuşatıp, rusları yenerek onları haraca bağladı. ruslar, bu haracı, deli petro (1682-1725) zamanına kadar ödediler. mehmed giray’ın 1523 tarihinde astrahan seferinden dönüşünde, nogayların yaptıkları baskınla öldürülmesinden sonra yerine geçen hanlar, rusya ile mücadeleyi devam ettirdiler. bu hanlar arasında sâhip giray (1532-1551) ve devlet giray (1551-1577) devrinde ruslara karşı yapılan mücadele başarılı oldu. devlet giray’ın hanlığı sırasında kazan ve astrahan, rusların eline geçti. bu enerjik han, adı geçen şehirleri geri alabilmek için ruslarla çetin çarpışmalar yaptı. yine bu han zamanında, kırım hanlığı için tehlikeli görülen nogaylar, özi irmağının batısına, turla ve tuna arasına yerleştirildi. rus yayılmasına karşı tedbir alınarak, doğu avrupa’ya, orta asya’dan türk boyları getirilerek yerleştirildi. bucak’a (besarabya) müslümanlar yerleştirilerek, kuvvet dengesi sağlandı. kafkasya’daki çerkezler ve kıpçak bozkırlarındaki yerli ahâli ile münasebetler kuvvetlendirilerek, kırım hanının ve osmanlı sultanının otoritesi buralarda hakim kılındı. osmanlılar, orta asya’daki türkleri rusya’ya karşı desteklemek ve münasebet kurmak için don-volga kanal projesine başladılar.
devlet giray’ın 1577’de ölümünden sonra, kırım’da taht mücadelesi başladı. 1588 tarihinde tahtı ele geçirmeyi başaran ve “bora” unvanı ile tanınan ikinci gâzi giray han, ülkede birlik ve beraberliği tesis ederek, osmanlıya sadakatini arz etti. daha sonra da rakibi murat giray’a yardım eden moskova hâkimi çar feodor üzerine yürüdü. fakat, osmanlı devletinin avusturya ile yaptığı savaşa katılmak için, harbi bırakıp ruslarla anlaşma yapmak zorunda kaldı (1592). anlaşmaya göre çar, on bin ruble vergi ve belirli hediyeler göndermeyi kabul etti.
ikinci gâzi giray, osmanlı-avusturya savaşlarında büyük başarılar kazandı ve boğdan beyinin itaat altına alınmasını sağladı. osmanlı devletinin 17. yüzyıl başlarında avrupa’da yaptığı savaşlara katılan bu yiğit han, 1607 tarihinde vebadan öldü. ikinci gâzi giray’ın ölümünden sonra kırım’da hanlık mücadelesi, yıkılış tarihi olan 1792’ye kadar devam etti. bu arada kırım hanlığı, 17. yüzyıl başlarından itibaren tesirlerini göstermeye başlayan rus kazaklarla da mücadele etti. osmanlı devletinin lehistan’a karşı, kazak atamanı droşenko’yu desteklemesi sonucunda, 1672’de lehistan’la ve arkasından ruslarla 1678’de yapılan savaşlarda, kırım hanlığının büyük yardımları görüldü. ruslarla yapılan 1678 savaşı sonunda, osmanlı devleti, ruslarla görüşme yapma yetkisini kırım hanlığına verdi. o sırada tahtta bulunan murat giray, rus temsilcileri ile yirmi yıllık bir barış antlaşması imza etti.
1683 tarihinde, viyana kuşatması sırasında, murat giray, sadrazamdan intikam almak gayesi ile, ilerleyen jan sobieski idaresindeki leh kuvvetlerini önlemedi ve bozguna sebep oldu. bu yüzden azledilerek, yerine ikinci hacı giray getirildi. hanlığın şahsî sebeplerle osmanlı kuvvetlerini haçlılar karşısında yalnız bırakması, ileride başına gelen felâketlere sebep oldu. ikinci hacı giray’ın çok kısa süren hanlığından sonra, 1684’te selim giray, rusların (1687-1689) ve lehlilerin (1687-1688) yaptıkları saldırıları yiğitçe püskürttü.
karlofça antlaşması (1699) ile azak kalesini alan ruslar, kırım’a ödedikleri yıllık vergiyi de kestiler. on sekizinci yüzyılda, rus ve avusturya kuvvetlerinin, osmanlı devleti ile yaptıkları savaşlar sırasında, ruslar, haziran 1736’da kırım hanlığının merkezi bahçesaray’ı yağma ve tahrip ettiler. kırım’ın diğer bölgeleri ve şehirleri de bu tahripten kurtulamadı. 1768-74 osmanlı-rus muharebelerinde, bucak (besarabya) 1770’lerde, kırım yarımadası da 1771’de, ruslar tarafından istilâ edildi. savaşı sona erdiren 21 temmuz 1774 tarihli küçük kaynarca antlaşması ile kırım, osmanlı himayesinden çıkartılıp, siyasî ve mülkî idare bakımından bağımsız hâle getirildi. ahalisi müslüman olan kırım, dinî bakımdan yine osmanlı devletine bağlı kalacaktı.
rusya, kırım’daki osmanlı kuvvetlerini çektirmeye küçük kaynarca antlaşmasıyla muvaffak olunca “sıcak denizlere inme” siyaseti dolayısıyla, bütün harp metotlarını tatbik etmeye başladı. kırım’da başlayan hanlık mücadelesine karışan ruslar, 1777’de rus taraftarı olan şahin giray’ın han olmasını sağladılar. osmanlı taraftarı olan bahadır giray, hanlık mücadelesinde şahin giray karşısında başarılı olamadı. tam manâsıyla rus taraftarlığı yapan ve ruslar gibi yaşamaya başlayan şahin giray’a kırımlılar, “kâfir” gözüyle bakmaya başlayıp, onu istemediler. sonunda, kırım’dan türkiye’ye göçler başladı. bu durumu değerlendiren ruslar, türklerin boşalttıkları yerlere, yetmiş beş bin rus göçmeni yerleştirdiler. 1779’da yapılan aynalıkavak antlaşması ile, kırım hanlarının serbestçe seçilmesi, rus askerlerinin kırım’dan çekilmesi, osmanlı devletinin şahin giray’ı tanıması maddelerinin kabul edilmesine rağmen, antlaşma kâğıt üzerinde kaldı. çünkü ruslar, antlaşmaya uymadılar ve askerlerini çekmediler. kırım’ı ilhak edebilmek için, kırım ahalisini tahrik yoluna gittiler. osmanlılar da çerkez ve kuban türklerini rus tahriklerine karşı desteklediler.
şahin giray, ruslardan da yardım alarak kırım’ı osmanlılardan ayırıp, rus tipi bir ordu ve idarî teşkilatlanmaya gitti. kırımlılar buna karşı çıkıp, harekete geçtiler. şahin giray, ruslara sığındı. osmanlıların desteklediği bahadır giray, 1782’de tahta geçti. fakat rus generali potemkin ile geri dönen şahin giray, 8 nisan 1785’te hanlığı tekrar ele geçirdi. bu arada rus askerleri, otuz bin kırımlı türkü acımadan öldürdüler. aynı tarihte ruslar, kırım’ı ilhak ettiklerini de resmen ilan ettiler. osmanlı devleti, bu tarihte içinde bulunduğu durum dolayısıyla rusya’ya karşı yeni bir sefer tertip edemedi. şahin giray, ihanetlerinin mükâfatı olarak, ruslardan, hanlığını devam ettirmelerini beklerken, işlerine yaradığı müddetçe büyük itibar göstermiş olan ruslar, kırım’ı ilhak ettikten sonra, ona yüz vermediler. şahin giray, istanbul’a gitmek mecburiyetinde kaldı. fakat, önce rodos’a sürüldü. sonra da idam edildi (1787). osmanlı devleti, kırım’ın kurtarılması için, ruslarla yeni bir harbe girişti ise de muvaffak olamayıp, 1792 yaş antlaşması ile kırım’ın rusya’ya ilhakını kabul etti. osmanlılar, kırım’ı rus istilâsından kurtarmak için çok uğraştılarsa da, bir türlü muvaffak olamadılar. 1853-1855 tarihleri arasında yapılan kırım savaşında da istenilen netice sağlanamadı. rus işgâlindeki kırım, 1918’de almanlar tarafından işgal edildi. daha sonra beyaz rus hükümetinin merkezi oldu. 1921’de, muhtar (özerk) kırım sovyet cumhuriyeti kuruldu. ancak, ikinci dünya savaşı esnasında almanlarla işbirliği yaptıkları iddiasıyla cumhuriyet dağıtılıp, halkı sürgün edildi (1945). kırım türklerinin başlattığı anayurda dönüş mücadelesi, doksanlı yıllarda hâlâ devam etmekteydi. kırımlı liderlerden mustafa cemiloğlu ve birçok kırımlı aile, kırım’da kurdukları çadırkentlerde yaşama mücadelesi vermektedir.
kırım hanlığının kültür ve teşkilâtı, altınordu ve osmanlı devletinde olduğu gibidir. on beşinci yüzyıldan itibaren; kırım yarımadası, kabartay, kıpçak ve taman bölgelerinde hâkimiyet süren kırım hanlığının merkezi, bahçesaray şehridir. hanlık dîvânındaki karaçi beyleri altınordu ananesine göre hareket ederlerdi. hanlığın birinci veliahdına “kalgay”, ikincisine “nûreddîn” denirdi. devlet işleri, hanın başkanlığında; kalgay ve nûreddîn’le birlikte, bucak, yedisar ve kuban seraskerleri, şirin beyi, müfti, uluağa denilen vezir, kadıasker, hazînedarbaşı, defterdar, aktaçıbey, kilercibaşı, dîvân efendisi, kâdıasker nâibi, bağçesaray kadısı ve kullar ağası tarafından idare edilirdi. toprak, han ailesi ve mirzalar arasında timar olarak dağıtılırdı. buna karşılık timar sahipleri, kırım hanlığına asker beslerdi. kırım askerleri, umumiyetle atlı olup ateşli silahları, osmanlılardan temin edilirdi. kırım süvarileri, moskof üzerine akın yapmakta gayet usta muhariptiler. kırım hanları, kuvvetli zamanlarında moskova’dan ve lehistan’dan “tıyış” adı verilen yıllık vergi alırlardı. osmanlı seferlerine, kırım kuvvetleri de katılırdı.
kırım hanları, pek çok mimarî eserler bırakmışlardır. gözleve’deki han camii, 1552’de mimar sinan tarafından yapılmıştır. karagöz kasabasındaki koleç mescidi, karasu’daki şor camii, kervansaray ve büyük hamam, yenikale surları, kerç’te bayezid camii, mustafa çelebi camii, medrese ve hamam, bahçesaray’daki han sarayı ve civarında bulunan türbe, 16-17. yüzyıllarda yapılmış belli başlı kırım eserleridir.
itil (volga) irmağı kıyısındaki kazan şehrinde kurulmuş bir türk devleti. kuzeydoğu avrupa’ya göç eden türkler tarafından 15. yüzyılda kurulup, 16. yüzyılın ortalarında ruslar tarafından yıkıldı.
kazan hanlığı, volga bulgarlarının yaşadıkları bölgede, altınordu devletinin eski hanlarından uluğ muhammed han tarafından, 1437 tarihinde kuruldu. hanlığın ahâlisini, orta asya’dan gelme yerleşik ve yarı göçebe türkler ve finliler meydana getiriyordu. uluğ muhammed han (1437-1445), gelişmesini devleti için mahzurlu gördüğü moskova knezliği’ne karşı, 1439-1445’te sefere çıkıp, rus kuvvetlerini bozguna uğrattı ve knez vasili’yi esir etti. ruslar, kazan hanlığının hakimiyetini tanıyıp, harp tazminatı olarak her yıl haraç vermeyi, kazan memurlarının rus şehirlerinde vazife yapmasını ve oka nehri boyunu şehzade kasım’a yurt olarak vermeyi kabul ettiler. oka nehri boyunda kurulan kasım hanlığı sayesinde, moskova knezliği kontrol altında tutuldu.
teşkilâtçı, tedbirli, cesur ve akıllı bir idareci olan uluğ muhammed hanın vefatıyla oğlu mahmud han (1449-1462), kazan hanlığı tahtına geçti. mahmud han devrinde, kazanlılar sulh, sükûn, huzur ve refah içinde yaşadılar. mahmud hanın, 1462’de vefatıyla, oğlu halil (1462-1467) ve ibrahim (1467-1479), kazan hanı oldular. ibrahim han devrinde taht mücadeleleri başladı. ibrahim hana karşı bazı beyler kasım hanlığının kurucusu kasım’ı, kazan hanı olarak tanıdılar. türklere karşı fırsat kollayan moskova knezliği, bu durumu değerlendirerek, ibrahim hana karşı, kasım hanı destekledi. hanedanlık meselesi, moskova knezliğinin kontrolünü gevşettiğinden ruslar, türklerin hakimiyetinden kurtulmak için faâliyete geçtiler. papalık tarafından, bizans sülâlesinden sofya ile evlendirilen üçüncü ivan, 1480’de türk hakimiyetinden ayrılarak, istiklâlini ilan etti. kazan hanlığındaki taht mücadeleleri, 1552 tarihine kadar devam etti. kazan tahtına sahip olmak isteyen prensler, ruslar’dan da teşvik ve yardım alarak, iktidar mücadelesine devam ettiler.
kazan hanlığının iç işlerindeki karışıklıklardan, büyük ölçüde istifade eden ruslar, 1487 yazında kazan’a girdiler. muhammed emin (1502-1518), rus taraftarı görünerek, usta bir siyaset takip edip, 1506’da rusları, kazan’dan attıysa da, bütün tehlikeyi ortadan kaldıramadı. 1521’de kırım sülalesinin, 1552’de astırhanlıların hakimiyetine geçen kazan hanlığı, devamlı rus saldırılarına uğradı. ilk "çar" unvanlı moskova knezi olan dördüncü (korkunç) ivan, hıristiyan avrupa’dan silah ve asker de alarak, 150.000 kişilik ordusu ve 150 top ile, kazan hanlığına karşı harekete geçti. kazan’ı müdafaa eden, şehirdeki 33.000 asker ve dışarıdaki 15.000 atlı hanlık kuvvetleri ile ruslar arasında, 1552 yazında, şiddetli çarpışmalar meydana geldi. kazan’daki müdâfilerin huruç harekâtı ve atlı kuvvetlerin saldırıları sonucu, rusları yok etme metodu, avrupa’dan getirilen toplar ve ingiliz mühendislerinin duvar altı lağım tekniği karşısında tatbik edilemedi. ağustos başında kazan’a giren ruslara karşı, sokak muharebeleri yapıldı. ruslara karşı en şiddetli mücadele, kul şerif camii ve medresesi çevresinde oldu. seyyid kul şerif dahil bütün medreseliler şehid edildiler. yadigâr muhammed han ve etrafındakiler esir edildi. kazanlıların çok azı dışında, genç-ihtiyar, kadın-erkek katliama uğradı. maddî ve manevî kültür eserleri imha edilerek, şehir ve devletin hazineleri, ruslar tarafından yağmalandı. kazan ülkesi, rusların hakimiyetine girince, çeşitli tarihlerdeki istiklal mücadeleleri kanlı şekilde bastırıldı. bugün, kazan’da rusya federasyonuna bağlı volga (idil) tatar cumhuriyeti hakimdir.
1437-1552 tarihleri arasında, kuzeydoğu avrupa’da hakim olan kazan hanlığı, türkler tarafından kurulmuştur. ruslar, türkleri sevmediklerinden buranın ahalisine, moğollara izafen tatar diyerek onları kötülemektedirler.
hanlıkta, yerleşik bulgar türkleri ve yarı göçebe kıpçak türkleri hakimdiler. hanlığın başında bulunan “han”, boyları temsilen “karacılar dîvânı” ile idarede söz sahibi idarî, askerî ve dinî temsilciler, hükümeti meydana getirirdi. saltanat, hanedandan en büyük oğulun hakkıydı. bütün memleketi alâkadar eden meseleler için, temsilciler heyetinden meydana gelen kurultay toplanırdı. kazan hanlığının iktisadî temeli, tarıma dayanırdı. islavlara, hububat mahsulleri, meyve, bal, balmumu, balık ile çeşitli kürk ve eşyaları ihraç edilirdi. kazan’da yabancı tüccarlar için ayrı bir bölge kurulmuştu. her yıl, 24 eylül günü, volga nehrindeki adada panayır kurularak, ülkenin her tarafındaki tüccarlar burada toplanır, alışveriş yaparlardı. kazan’da saraylar ve camiler inşa edilerek, âlimlerin ve dinî müesseselerin bütün ihtiyaçları, devlet bütçesinden karşılanırdı. dânişmend, derviş, hâfız, hâkim, kadı, molla yetiştirilerek, her kazanlı, islâm dininin esaslarını öğreninceye kadar, cami, mektep ve medreselerde okutulurdu. kul şerîf camii ve medresesi en meşhur kazan müessesesidir. kazan hanlığı, ruslar tarafından işgal edilince maddî ve manevî eserler yağmalanıp, tahrip edildi. katliamlarda, devlet adamları ve âlimlerle birlikte, çocuklar ve kadınlar da insafsızca öldürüldüler.
kazan hanlığı, volga bulgarlarının yaşadıkları bölgede, altınordu devletinin eski hanlarından uluğ muhammed han tarafından, 1437 tarihinde kuruldu. hanlığın ahâlisini, orta asya’dan gelme yerleşik ve yarı göçebe türkler ve finliler meydana getiriyordu. uluğ muhammed han (1437-1445), gelişmesini devleti için mahzurlu gördüğü moskova knezliği’ne karşı, 1439-1445’te sefere çıkıp, rus kuvvetlerini bozguna uğrattı ve knez vasili’yi esir etti. ruslar, kazan hanlığının hakimiyetini tanıyıp, harp tazminatı olarak her yıl haraç vermeyi, kazan memurlarının rus şehirlerinde vazife yapmasını ve oka nehri boyunu şehzade kasım’a yurt olarak vermeyi kabul ettiler. oka nehri boyunda kurulan kasım hanlığı sayesinde, moskova knezliği kontrol altında tutuldu.
teşkilâtçı, tedbirli, cesur ve akıllı bir idareci olan uluğ muhammed hanın vefatıyla oğlu mahmud han (1449-1462), kazan hanlığı tahtına geçti. mahmud han devrinde, kazanlılar sulh, sükûn, huzur ve refah içinde yaşadılar. mahmud hanın, 1462’de vefatıyla, oğlu halil (1462-1467) ve ibrahim (1467-1479), kazan hanı oldular. ibrahim han devrinde taht mücadeleleri başladı. ibrahim hana karşı bazı beyler kasım hanlığının kurucusu kasım’ı, kazan hanı olarak tanıdılar. türklere karşı fırsat kollayan moskova knezliği, bu durumu değerlendirerek, ibrahim hana karşı, kasım hanı destekledi. hanedanlık meselesi, moskova knezliğinin kontrolünü gevşettiğinden ruslar, türklerin hakimiyetinden kurtulmak için faâliyete geçtiler. papalık tarafından, bizans sülâlesinden sofya ile evlendirilen üçüncü ivan, 1480’de türk hakimiyetinden ayrılarak, istiklâlini ilan etti. kazan hanlığındaki taht mücadeleleri, 1552 tarihine kadar devam etti. kazan tahtına sahip olmak isteyen prensler, ruslar’dan da teşvik ve yardım alarak, iktidar mücadelesine devam ettiler.
kazan hanlığının iç işlerindeki karışıklıklardan, büyük ölçüde istifade eden ruslar, 1487 yazında kazan’a girdiler. muhammed emin (1502-1518), rus taraftarı görünerek, usta bir siyaset takip edip, 1506’da rusları, kazan’dan attıysa da, bütün tehlikeyi ortadan kaldıramadı. 1521’de kırım sülalesinin, 1552’de astırhanlıların hakimiyetine geçen kazan hanlığı, devamlı rus saldırılarına uğradı. ilk "çar" unvanlı moskova knezi olan dördüncü (korkunç) ivan, hıristiyan avrupa’dan silah ve asker de alarak, 150.000 kişilik ordusu ve 150 top ile, kazan hanlığına karşı harekete geçti. kazan’ı müdafaa eden, şehirdeki 33.000 asker ve dışarıdaki 15.000 atlı hanlık kuvvetleri ile ruslar arasında, 1552 yazında, şiddetli çarpışmalar meydana geldi. kazan’daki müdâfilerin huruç harekâtı ve atlı kuvvetlerin saldırıları sonucu, rusları yok etme metodu, avrupa’dan getirilen toplar ve ingiliz mühendislerinin duvar altı lağım tekniği karşısında tatbik edilemedi. ağustos başında kazan’a giren ruslara karşı, sokak muharebeleri yapıldı. ruslara karşı en şiddetli mücadele, kul şerif camii ve medresesi çevresinde oldu. seyyid kul şerif dahil bütün medreseliler şehid edildiler. yadigâr muhammed han ve etrafındakiler esir edildi. kazanlıların çok azı dışında, genç-ihtiyar, kadın-erkek katliama uğradı. maddî ve manevî kültür eserleri imha edilerek, şehir ve devletin hazineleri, ruslar tarafından yağmalandı. kazan ülkesi, rusların hakimiyetine girince, çeşitli tarihlerdeki istiklal mücadeleleri kanlı şekilde bastırıldı. bugün, kazan’da rusya federasyonuna bağlı volga (idil) tatar cumhuriyeti hakimdir.
1437-1552 tarihleri arasında, kuzeydoğu avrupa’da hakim olan kazan hanlığı, türkler tarafından kurulmuştur. ruslar, türkleri sevmediklerinden buranın ahalisine, moğollara izafen tatar diyerek onları kötülemektedirler.
hanlıkta, yerleşik bulgar türkleri ve yarı göçebe kıpçak türkleri hakimdiler. hanlığın başında bulunan “han”, boyları temsilen “karacılar dîvânı” ile idarede söz sahibi idarî, askerî ve dinî temsilciler, hükümeti meydana getirirdi. saltanat, hanedandan en büyük oğulun hakkıydı. bütün memleketi alâkadar eden meseleler için, temsilciler heyetinden meydana gelen kurultay toplanırdı. kazan hanlığının iktisadî temeli, tarıma dayanırdı. islavlara, hububat mahsulleri, meyve, bal, balmumu, balık ile çeşitli kürk ve eşyaları ihraç edilirdi. kazan’da yabancı tüccarlar için ayrı bir bölge kurulmuştu. her yıl, 24 eylül günü, volga nehrindeki adada panayır kurularak, ülkenin her tarafındaki tüccarlar burada toplanır, alışveriş yaparlardı. kazan’da saraylar ve camiler inşa edilerek, âlimlerin ve dinî müesseselerin bütün ihtiyaçları, devlet bütçesinden karşılanırdı. dânişmend, derviş, hâfız, hâkim, kadı, molla yetiştirilerek, her kazanlı, islâm dininin esaslarını öğreninceye kadar, cami, mektep ve medreselerde okutulurdu. kul şerîf camii ve medresesi en meşhur kazan müessesesidir. kazan hanlığı, ruslar tarafından işgal edilince maddî ve manevî eserler yağmalanıp, tahrip edildi. katliamlarda, devlet adamları ve âlimlerle birlikte, çocuklar ve kadınlar da insafsızca öldürüldüler.
idil ve kama nehirlerinin birleştiği alanda kurulan bir türk devleti.
bir kısım araştırmacılar, ilk müslüman-türk devletinin idil bulgar hanlığı olduğunu kabul ederler. “karışık” manâsına gelen bulgar kelimesi, hun türklerinin idaresinde yaşayan ve hunların yıkılışından sonra dağılan türk boylarından kutripur ve utrgurların karışımından meydana gelen bulgarlara isim oldu. önceleri göktürk hanlığının idaresinde yaşayan bulgarlar, 630’da bu devletin fetreti üzerine, büyük bulgarya devletini kurdular. ancak bu devlet kısa bir süre sonra komşu hazar hakanlığı tarafından ortadan kaldırıldı. bunun üzerine asparuh idaresindeki bulgarlar, tuna’ya doğru yönelerek balkanlara girip, 670’li senelerde, tuna bulgar devletini kurdular. tuna bulgarları, bir süre sonra slavlarla karıştılar ve 864 senesinde, boris hanın, ortodoksluğu resmen kabulüyle de hıristiyan oldular. bugün balkanlarda yaşayan bulgarlar, bunların soyundandır.
bulgarların bir kısmı ise, idil ve kama nehirlerinin birleştiği sahaya yerleşmişlerdi. idil bulgarları, burada bölgenin yerli halkı fin-ugorları ve öteki türk topluluklarını da idareleri altına alarak bir devlet kurdular. bu devletin ilk devirleri hakkında, kaynaklarda kesin bir bilgi yoktur. bulgar tüccarlarının, harezm’de ve sâmânî ülkesinde müslüman tüccarlarla temasları, harezmlilerin de onların ülkelerine gitmeleri neticesinde, ülke topraklarında islâm dîni ve kültürü yayılmaya başladı. 900’lü senelerde, bulgarlar arasında islâmiyeti kabul edenlerin sayısı çoğunluktaydı. sultan şekkey’in oğlu ilteber almış’ın, başa geçtikten sonra gördüğü bir rüya üzerine islâmiyeti kabul etmesiyle, idil bulgar devletinin resmî dîni islâmiyet oldu. almış han, 920’de abbâsî halifesine din âlimi ve mimarlar göndermesi için ricada bulundu. ismini de, emir ca’fer bin abdullah olarak değiştirdi. bu heyet, 922 senesinde bulgar ülkesine ulaştı ve o andan itibaren bulgar devleti, abbasî halifelerine bağlı bir müslüman ülkesi, bulgarlar ise, doğu avrupa’da türk-islâm kültürünün ilk temsilcisi durumuna gelmişlerdi. sikkelerden anlaşıldığına göre, ca’fer’den sonra yerine oğlu mikâil geçti. ona da, tâlib bin ahmed, mü’min bin ahmed ve mü’min bin el-hasan, halef oldular.
bulgarlar, hazar hakanlığının 965 senesinde yıkılmasına kadar, bu devlete tâbi idi ve hazarlara vergi veriyordu. bu devletin yıkılmasından sonra, müstakil bir devlet durumuna geldiler. 985 senesinde rus kiev prensliği, bulgar topraklarını işgal ettiyse de, bir süre sonra geri çekildi. daha sonra bulgarlar ve ruslar arasında münasebetler gelişti ve 1006 senesinde, iki devlet arasında bir ticaret anlaşması yapıldı. fakat, 11. asrın sonlarına doğru, kuzeydeki kürk ticareti yüzünden, iki devlet arasında bitmeyen savaşlar başladı. bu savaşlar, 13. asra ve moğolların ortaya çıkışına kadar devam etti. moğollar, kalka nehri kıyısında rusları yendikten sonra (1224), doğuya dönerken, bulgarların tuzağına düşerek ağır kayıplar verdiler. bunun intikamını almak isteyen batu han, ordusuyla bulgarlar üzerine yürüdü. moğol ordusu, 1236’da bulgar topraklarına girdi, köyleri ve şehirleri yıktığı gibi, 50.000 nüfuslu başşehirlerini de darmadağın etti.
batu hanın, deşt-i kıpçak bölgesinde kurduğu altınordu devleti zamanında bulgarlar, bir dereceye kadar bağımsızlıklarını muhafaza ettiler. bu arada başşehirleri olan bulgar şehri, kısa zamanda eski hâline kavuşturuldu. bulgarlar, zaman zaman altınordu devletine baş kaldırıyorlardı. altınordu hanı pulat timur, 1361 senesinde bulgarları cezalandırmak için, ülke topraklarına girip çeşitli tahribatlar yaparak geri çekildi. timur hanın, 1391 ve 1395 yıllarında altınordu devletine karşı yaptığı seferlerden bulgarlar da etkilendi. idil bulgarları, 1399’da ruslarla yaptıkları savaşı kaybedince, dağıldılar. halkın büyük kısmı kama nehrinin kuzeyindeki kazan nehri boyunca göç ederek buralara yerleştiler ve bölgeyi tamamıyla türkleştirdiler. 1437 senesinde kurulan kazan hanlığının esas nüfusunu, bulgar-kıpçak karışımı müslüman halk meydana getirmekteydi. bugün de, bu müslüman bulgarlar, “kazan türkleri” veya “şimâl türkleri” diye anılmaktadır.
bulgarlar, 10. asrın başlarında diğer türk kabileleri gibi göçebe olarak yaşıyorlardı. kısa bir zaman içinde yerleşik hayata geçerek, ziraatla uğraşmaya başladılar ve aynı asrın sonlarında, usta birer çiftçi oldular. başlıca tarım ürünleri; ak darı, buğday ve arpa idi. bunun yanında orta idil sâhası, ulaşım bakımından, kuzey bölgelerini orta asya’ya bağlayan büyük kervan yolları üzerindeydi. bu durum, idil bulgarlarının büyük ölçüde, ticaret ile uğraşmalarına imkân sağladı. devletin başşehri olan bulgar şehri, doğu avrupa’nın en önemli ticaret merkezi hâline geldi. bulgar türkleri, kuyumculukta da ileri idiler. bu sanattaki ustalıkları, isveç’e kadar bütün batı slavları sahasında tesirini göstermiştir.
bir kısım araştırmacılar, ilk müslüman-türk devletinin idil bulgar hanlığı olduğunu kabul ederler. “karışık” manâsına gelen bulgar kelimesi, hun türklerinin idaresinde yaşayan ve hunların yıkılışından sonra dağılan türk boylarından kutripur ve utrgurların karışımından meydana gelen bulgarlara isim oldu. önceleri göktürk hanlığının idaresinde yaşayan bulgarlar, 630’da bu devletin fetreti üzerine, büyük bulgarya devletini kurdular. ancak bu devlet kısa bir süre sonra komşu hazar hakanlığı tarafından ortadan kaldırıldı. bunun üzerine asparuh idaresindeki bulgarlar, tuna’ya doğru yönelerek balkanlara girip, 670’li senelerde, tuna bulgar devletini kurdular. tuna bulgarları, bir süre sonra slavlarla karıştılar ve 864 senesinde, boris hanın, ortodoksluğu resmen kabulüyle de hıristiyan oldular. bugün balkanlarda yaşayan bulgarlar, bunların soyundandır.
bulgarların bir kısmı ise, idil ve kama nehirlerinin birleştiği sahaya yerleşmişlerdi. idil bulgarları, burada bölgenin yerli halkı fin-ugorları ve öteki türk topluluklarını da idareleri altına alarak bir devlet kurdular. bu devletin ilk devirleri hakkında, kaynaklarda kesin bir bilgi yoktur. bulgar tüccarlarının, harezm’de ve sâmânî ülkesinde müslüman tüccarlarla temasları, harezmlilerin de onların ülkelerine gitmeleri neticesinde, ülke topraklarında islâm dîni ve kültürü yayılmaya başladı. 900’lü senelerde, bulgarlar arasında islâmiyeti kabul edenlerin sayısı çoğunluktaydı. sultan şekkey’in oğlu ilteber almış’ın, başa geçtikten sonra gördüğü bir rüya üzerine islâmiyeti kabul etmesiyle, idil bulgar devletinin resmî dîni islâmiyet oldu. almış han, 920’de abbâsî halifesine din âlimi ve mimarlar göndermesi için ricada bulundu. ismini de, emir ca’fer bin abdullah olarak değiştirdi. bu heyet, 922 senesinde bulgar ülkesine ulaştı ve o andan itibaren bulgar devleti, abbasî halifelerine bağlı bir müslüman ülkesi, bulgarlar ise, doğu avrupa’da türk-islâm kültürünün ilk temsilcisi durumuna gelmişlerdi. sikkelerden anlaşıldığına göre, ca’fer’den sonra yerine oğlu mikâil geçti. ona da, tâlib bin ahmed, mü’min bin ahmed ve mü’min bin el-hasan, halef oldular.
bulgarlar, hazar hakanlığının 965 senesinde yıkılmasına kadar, bu devlete tâbi idi ve hazarlara vergi veriyordu. bu devletin yıkılmasından sonra, müstakil bir devlet durumuna geldiler. 985 senesinde rus kiev prensliği, bulgar topraklarını işgal ettiyse de, bir süre sonra geri çekildi. daha sonra bulgarlar ve ruslar arasında münasebetler gelişti ve 1006 senesinde, iki devlet arasında bir ticaret anlaşması yapıldı. fakat, 11. asrın sonlarına doğru, kuzeydeki kürk ticareti yüzünden, iki devlet arasında bitmeyen savaşlar başladı. bu savaşlar, 13. asra ve moğolların ortaya çıkışına kadar devam etti. moğollar, kalka nehri kıyısında rusları yendikten sonra (1224), doğuya dönerken, bulgarların tuzağına düşerek ağır kayıplar verdiler. bunun intikamını almak isteyen batu han, ordusuyla bulgarlar üzerine yürüdü. moğol ordusu, 1236’da bulgar topraklarına girdi, köyleri ve şehirleri yıktığı gibi, 50.000 nüfuslu başşehirlerini de darmadağın etti.
batu hanın, deşt-i kıpçak bölgesinde kurduğu altınordu devleti zamanında bulgarlar, bir dereceye kadar bağımsızlıklarını muhafaza ettiler. bu arada başşehirleri olan bulgar şehri, kısa zamanda eski hâline kavuşturuldu. bulgarlar, zaman zaman altınordu devletine baş kaldırıyorlardı. altınordu hanı pulat timur, 1361 senesinde bulgarları cezalandırmak için, ülke topraklarına girip çeşitli tahribatlar yaparak geri çekildi. timur hanın, 1391 ve 1395 yıllarında altınordu devletine karşı yaptığı seferlerden bulgarlar da etkilendi. idil bulgarları, 1399’da ruslarla yaptıkları savaşı kaybedince, dağıldılar. halkın büyük kısmı kama nehrinin kuzeyindeki kazan nehri boyunca göç ederek buralara yerleştiler ve bölgeyi tamamıyla türkleştirdiler. 1437 senesinde kurulan kazan hanlığının esas nüfusunu, bulgar-kıpçak karışımı müslüman halk meydana getirmekteydi. bugün de, bu müslüman bulgarlar, “kazan türkleri” veya “şimâl türkleri” diye anılmaktadır.
bulgarlar, 10. asrın başlarında diğer türk kabileleri gibi göçebe olarak yaşıyorlardı. kısa bir zaman içinde yerleşik hayata geçerek, ziraatla uğraşmaya başladılar ve aynı asrın sonlarında, usta birer çiftçi oldular. başlıca tarım ürünleri; ak darı, buğday ve arpa idi. bunun yanında orta idil sâhası, ulaşım bakımından, kuzey bölgelerini orta asya’ya bağlayan büyük kervan yolları üzerindeydi. bu durum, idil bulgarlarının büyük ölçüde, ticaret ile uğraşmalarına imkân sağladı. devletin başşehri olan bulgar şehri, doğu avrupa’nın en önemli ticaret merkezi hâline geldi. bulgar türkleri, kuyumculukta da ileri idiler. bu sanattaki ustalıkları, isveç’e kadar bütün batı slavları sahasında tesirini göstermiştir.
alâiye’nin (alanya), anadolu selçuklu sultanı birinci alaeddin keykubad tarafından fethinden sonra, 1293-1471 yılları arasında burada hakimiyet sürmüş olan beylere verilen ad. alâiye beyleri, önce karamanoğullarına, sonra da memlûklara bağlı kaldıklarından, beylik olarak kaydolunmamıştır.
anadolu selçuklularının son zamanlarında, alâiye’yi, karamanoğulları zaptettiler. 1293 senesinde, kıbrıs kralı, alâiye’ye asker çıkardı. bunun üzerine karamanoğlu mecdüddin mahmud bey, memluk sultanı melik eşref selahaddin adına hutbe okutmak suretiyle, tehlikeyi atlattı. alâiye, 1427 senesinde, karamanoğulları tarafından beş bin altın mukabilinde, memluk devletine satıldı. bundan sonra alâiye, memluk sultanının yüksek hakimiyetini tanımak suretiyle, karamanoğlu mahmud beyin torunları tarafından idare edildi.
ilk alâiye beyi, savcı bin şemseddin mehmed’dir. emir savcı’dan sonra, oğlu emir-i azam karaman bin savcı, alâiye beyi oldu. bu da babası gibi memluk sultanının himayesindeydi.
lütfi bey, kardeşi emir savcı’yı öldürüp, alâiye beyi oldu. lütfi bey de karamanoğulları tehlikesine karşı, memluk hakimiyetini tanıdı.
lütfi bey, karamanoğullarının sık sık devam eden taarruzlarından bıkıp, osmanlıların yardımını sağlamak için, kızkardeşini, vezir-i azam rum mehmed paşa ile evlendirdi.
lütfi bey, vefat edince, yerine kardeşi ali beyin oğlu kılıç aslan, alâiye beyi oldu. kılıç aslan, osmanlılar, karamanoğullarının topraklarını fethe başladıklarından, karamanoğullarının taarruzlarından kurtuldu. fakat gedik ahmet paşa tarafından alâiye muhasara edilince, kılıç aslan, şehri kendi isteği ile teslim etti. fatih sultan mehmed, kılıç aslan’a gümülcine sancağını dirlik olarak verdi. böylece alâiye beyliği sona erdi (1471).
anadolu selçuklularının son zamanlarında, alâiye’yi, karamanoğulları zaptettiler. 1293 senesinde, kıbrıs kralı, alâiye’ye asker çıkardı. bunun üzerine karamanoğlu mecdüddin mahmud bey, memluk sultanı melik eşref selahaddin adına hutbe okutmak suretiyle, tehlikeyi atlattı. alâiye, 1427 senesinde, karamanoğulları tarafından beş bin altın mukabilinde, memluk devletine satıldı. bundan sonra alâiye, memluk sultanının yüksek hakimiyetini tanımak suretiyle, karamanoğlu mahmud beyin torunları tarafından idare edildi.
ilk alâiye beyi, savcı bin şemseddin mehmed’dir. emir savcı’dan sonra, oğlu emir-i azam karaman bin savcı, alâiye beyi oldu. bu da babası gibi memluk sultanının himayesindeydi.
lütfi bey, kardeşi emir savcı’yı öldürüp, alâiye beyi oldu. lütfi bey de karamanoğulları tehlikesine karşı, memluk hakimiyetini tanıdı.
lütfi bey, karamanoğullarının sık sık devam eden taarruzlarından bıkıp, osmanlıların yardımını sağlamak için, kızkardeşini, vezir-i azam rum mehmed paşa ile evlendirdi.
lütfi bey, vefat edince, yerine kardeşi ali beyin oğlu kılıç aslan, alâiye beyi oldu. kılıç aslan, osmanlılar, karamanoğullarının topraklarını fethe başladıklarından, karamanoğullarının taarruzlarından kurtuldu. fakat gedik ahmet paşa tarafından alâiye muhasara edilince, kılıç aslan, şehri kendi isteği ile teslim etti. fatih sultan mehmed, kılıç aslan’a gümülcine sancağını dirlik olarak verdi. böylece alâiye beyliği sona erdi (1471).
beyliğin kurucusu seyfeddin süleyman bey, anadolu selçuklularının uç beyi idi. selçuklu sultanı üçüncü gıyâseddîn keyhüsrev, 1283 senesinde ilhanlı hükümdarı tarafından öldürülünce, yerine amcasının oğlu ikinci gıyâseddin mesud geçti. gıyâseddin mesud, konya’daki eşrefoğlu ve karamanoğlu kuvvetlerinin gıyâseddin keyhüsrev taraftarı olması sebebiyle konya’yı bırakarak, kayseri’yi devlet merkezi yaptı. gıyâseddin keyhüsrev’in annesi, devletin, iki torunu ile mesud arasında paylaştırılmasını isteyerek, eşrefoğullarını ve karamanoğullarını konya’ya çağırdı. eşrefoğlu süleyman beye, saltanat naipliği verildi. bu şehzadeler, 1285 senesinde tahta çıkarıldı. yedi ay gibi kısa bir süre sonra gıyâseddin mesud ve vezir sâhib ata’nın gayretleriyle, şehzadeler bertaraf edildi. bunların tahttan indirilmesi üzerine, eşrefoğlu süleyman bey, kendi merkezine çekildi ve sultan mesud’a karşı cephe aldı.
1286 senesinde, eşrefoğullarının merkezi, germiyanoğulları tarafından yağmalandı. 1288 senesi başlarında eşrefoğlu süleyman bey, ilgın’a akın yaptı. aynı sene sultan mesud ile barışarak, itaatini arz etti. beyliğin merkezini beyşehir’e nakletti ve şehrin etrafını surlarla çevirdi. eşrefoğlu süleyman bey, 1302 senesi ağustos ayının yirmi yedisinde, beyşehir’de vefat etti. yerine, büyük oğlu mehmed bey geçti.
mehmed bey, beyliğinin topraklarını kuzeye doğru genişletmeye muvaffak oldu. akşehir ve bolvadin’i ele geçirdi. 1314 senesinde, anadolu beylerinin itaatlerini sağlamak ve âsilerini cezalandırmak için, sefer düzenleyen ilhanlı devletinin beylerbeyi emîr çoban’a itaat eden beyler arasında, mehmed bey de vardı. mehmed beyin, 1320 senesinden sonra öldüğü, bolvadin’de yaptırdığı caminin kitabesinden anlaşılmaktadır.
mehmed beyin yerine, oğlu ikinci süleyman bey geçti. süleyman bey zamanında, uclarda bağımsızlıklarını muhafaza etmeye çalışan beylere karşı, ilhanlı devletinin anadolu valisi demirtaş, harekete geçti. demirtaş, 1326 yılında beyşehir’e yürüyerek şehri ele geçirdi. süleyman beyi işkenceyle öldürerek, göle attırdı. böylece eşrefoğulları beyliği sona erdi.
seyfeddin süleyman bey, 1297 senesinde beyşehir’de, nefis türk mimarî eserlerinden olan bir cami yaptırdı. bu caminin mihrâbı çok güzel olup, selçuklu mimarîsinin devamıdır. türbesi bu caminin yanındadır. mehmed bey de bolvadin’de güzel bir cami yaptırmıştır.
mübârizüddin mehmed bey adına, şemsüddin mehmed tüsterî tarafından arapça fusûl-ül-eşrefiyye isimli bir eser yazılmıştır. eserin yazması, ayasofya kütüphanesi, 2445 numarada kayıtlıdır.
1286 senesinde, eşrefoğullarının merkezi, germiyanoğulları tarafından yağmalandı. 1288 senesi başlarında eşrefoğlu süleyman bey, ilgın’a akın yaptı. aynı sene sultan mesud ile barışarak, itaatini arz etti. beyliğin merkezini beyşehir’e nakletti ve şehrin etrafını surlarla çevirdi. eşrefoğlu süleyman bey, 1302 senesi ağustos ayının yirmi yedisinde, beyşehir’de vefat etti. yerine, büyük oğlu mehmed bey geçti.
mehmed bey, beyliğinin topraklarını kuzeye doğru genişletmeye muvaffak oldu. akşehir ve bolvadin’i ele geçirdi. 1314 senesinde, anadolu beylerinin itaatlerini sağlamak ve âsilerini cezalandırmak için, sefer düzenleyen ilhanlı devletinin beylerbeyi emîr çoban’a itaat eden beyler arasında, mehmed bey de vardı. mehmed beyin, 1320 senesinden sonra öldüğü, bolvadin’de yaptırdığı caminin kitabesinden anlaşılmaktadır.
mehmed beyin yerine, oğlu ikinci süleyman bey geçti. süleyman bey zamanında, uclarda bağımsızlıklarını muhafaza etmeye çalışan beylere karşı, ilhanlı devletinin anadolu valisi demirtaş, harekete geçti. demirtaş, 1326 yılında beyşehir’e yürüyerek şehri ele geçirdi. süleyman beyi işkenceyle öldürerek, göle attırdı. böylece eşrefoğulları beyliği sona erdi.
seyfeddin süleyman bey, 1297 senesinde beyşehir’de, nefis türk mimarî eserlerinden olan bir cami yaptırdı. bu caminin mihrâbı çok güzel olup, selçuklu mimarîsinin devamıdır. türbesi bu caminin yanındadır. mehmed bey de bolvadin’de güzel bir cami yaptırmıştır.
mübârizüddin mehmed bey adına, şemsüddin mehmed tüsterî tarafından arapça fusûl-ül-eşrefiyye isimli bir eser yazılmıştır. eserin yazması, ayasofya kütüphanesi, 2445 numarada kayıtlıdır.
on dördüncü yüzyılda, 1381-1398 yılları arasında, kayseri ve sivas bölgesine hâkim olan türk beyliği.
burhâneddin ahmed, 1345 yılında, kayseri’de dünyaya geldi. babası kayseri kadısı şemseddin mehmed olup, oğuzların salur boyuna mensuptur. küçük yaşta tahsiline başlayan burhâneddin ahmed, farsça, arapça, mantık, fıkıh, usûl, ferâiz, hadis, tefsir, hey’et ve tıp ilimlerini öğrendi. yirmi bir yaşındayken kayseri kadılığına tâyin olundu (1364).
kadı burhâneddin’in kayseri kadılığı, eretna devletinin çöküş hâlinde bulunduğu zamana rastlar. eretna hükümdarı ali bey, zayıf iradeli ve kabiliyetsiz bir kimseydi. devlet içerisinde anarşi ve emîrler arasında rekabet, bütün hızıyla devam ediyordu. eretna devletinin içinde bulunduğu bu krizi değerlendirmek isteyen karamanoğulları, kayseri’ye hücum ederek, zaptettiler. ali beyi, esir olmaktan kadı burhâneddin kurtardı. ali bey, bu yardımı üzerine, onu vezirlik makamına getirdi. 1380 yılında, ali beyin ölmesi ile yerine geçen yedi yaşındaki oğlu mehmed çelebi’ye nâip tayin edildi. bölgenin kuvvetli emîrlerinden amasya emîri hacı şadgeldi paşayı, danişmendiye köyü önünde yaptığı muharebede bozguna uğrattı. şadgeldi paşa, yapılan muharebede öldü. böylece, devlet için nüfuzunu pekiştiren kadı burhâneddin ahmed, eretna hükümdarı mehmed çelebi’yi bertaraf ederek, saltanatını ilan etti (1381). adına hutbe okutup para bastırarak, bundan böyle kendi adıyla anılacak devletini, tek başına idare etmeye başladı.
kadı burhâneddin, on sekiz sene süren hükümdarlığında, amasya emirliği, erzincan emirliği, candaroğulları beyliği, karamanoğulları beyliği ve tâceddinoğulları beyliği ile mücadele ederek, bu beylikler üzerinde hâkimiyetini kabul ettirmeye muvaffak oldu. memluk sultanına isyan eden malatya nâibi mintaş’ın teklifi üzerine, adı geçen şehri almak istemesi, kadı burhâneddin ile memlûk sultanı berkuk’un arasını açtı. memlûkların halep valisi yılboğa, sivas önlerine gelerek şehri muhasara etti. fakat, kadı burhâneddin’in başarılı savunması karşısında, kırk günlük bir kuşatmadan sonra, 1388’de çekilmek mecburiyetinde kaldı. sultan berkuk ile kadı burhâneddin arasında dostluk, ancak, timur hanın batı seferleri sebebiyle tekrar kuruldu. kadı burhâneddin’in, akkoyunlular ile önceleri kötü olan münasebetleri de, 1388 senesinden sonra düzeldi. daha sonraları akkoyunlu devletini kuracak olan karayülük osman bey de, onun yanına rehin bırakılmıştı. 1389 senesinde karakoyunlu türkmenleri ile erzincan emîri mutahharten karşısında yenilen akkoyunlu ahmed bey, kadı burhâneddin’e sığınmak zorunda kaldı.
kadı burhâneddin, 1389 kosova muhârebesine kadar, osmanlılarla dostâne münasebetler içindeydi. bu tarihten sonra, onun batıya yönelerek, osmanlı nüfuz sahasını tehdide başlaması ve tâceddinoğulları ve candaroğulları gibi beyliklerin tahrikleri, iki devlet arasındaki dostluğun bozulmasına sebep oldu. neticede, kadı burhâneddin’in kuvvetleri, osmanlı öncülerini, 1392 yılında, çorumlu sahrasında, ağır bir yenilgiye uğrattı. iki taraf arasındaki mücadele, timur hanın anadolu’ya gelme ihtimali üzerine tekrar dostluğa döndü. kadı burhâneddin, timur’un anadolu’ya geleceğini haber aldığı zaman, sivas’ı tahkim ederek savaşa hazırlandı. fakat timur han, anadolu’ya girmeden geri dönerek, 1394 yılında altınordu hanı toktamış’la savaşa girdi. akkoyunlular, 1395 erzincan seferi sırasında kadı burhâneddin’in yanında yer aldılar. 1396 senesinde, karamanoğullarına tâbi olan kayseri valisi şeyh müeyyed’i cezalandırmak için yapılan sefere, karayülük osman bey de katılmıştı. şeyh müeyyed’e onun aracılığıyla aman verilmişse de, kadı burhâneddin, bir süre sonra şeyh müeyyed’i öldürdü. bu yüzden bir müddet sonra kadı burhâneddin ile karayülük osman beyin arası açıldı. 1398 yılında, sivas önlerinde yapılan muharebede karayülük osman bey, kadı burhâneddin’i mağlup ederek, öldürdü.
öldürüldüğünde 54 yaşında bulunan kadı burhâneddin’in kabri, sivas’taki türbesindedir. saltanatı boyunca savaştan savaşa koşmuş, bu sebeple kendisine ebü’l-feth lâkabı verilmiştir. allah yolunda tehlikelere bizzat atılır, bu uğurda yorulmak nedir bilmez ve bu yolda varını yoğunu harcardı. memleketin çeşitli yerlerinde faaliyet gösteren moğol artıklarını ve fitne çıkarmak için uğraşan sapıkları ortadan kaldırmak ve ülke dışına sürmek için gayret etti. kendisinden önceki âdil islâm hükümdarları gibi, dost ve düşmanlarına merhametli davranırdı. asker ve kumandanlarına nasihatlerinde, savaşa katılmayan ve savaşacak kudreti olmayan kadın, ihtiyar, çocuk ve din adamlarının mal ve can emniyetinin sağlanmasını emrederdi. halkına adaletle muamele eder, suçu sabit olmayanı cezalandırmazdı. ilmi ve ilme düşkünlüğü çok fazlaydı. savaş esnasında bile kitap yazar ve ilimle meşgul olurdu. sa’deddîn teftazânî hazretlerinin telvih adlı eserine yazdığı tercîh-i tavzîh adlı usul-i fıkha dair hâşiyeyi, kayseri valisi müeyyed’in isyanını bastırmak için savaşırken yazmıştı. istanbul’da râgıb paşa kütüphanesinde, 831 numarada kayıtlı bir nüshası bulunan bu eserin bir nüshası da, millet kütüphanesi, feyzullah efendi kısmı, 588 numaradadır.
ulema ile sohbet etmekten büyük bir haz ve mutluluk duyardı. pazartesi, perşembe ve cuma günleri olmak üzere haftada üç gün ilmî sohbetler düzenlerdi. bütün tebaasına karşı adalet ve şefkat gösteren kadı burhâneddin; cesur, cömert ve iyi huyluydu.
kadı burhâneddin ahmed’in ölümü üzerine sivas halkı, onun yerine, o sırada yaklaşık on dört yaşında ve kayseri valisi olan oğlu alâeddini getirdi . karayülük osman bey, sivas’ın kendisine teslimini istedi, fakat, şehir halkı tarafından yardıma çağrılan moğol kuvvetleri karşısında çekilmeye mecbur kaldı. timur hanın anadolu’ya gelme ihtimali üzerine, devleti idare edecek kuvvetli bir şahsiyet bulunamadığından, sivaslılar, şehri osmanlı sultanı yıldırım bayezid hana teslim ettiler. bayezid, oğlu mehmed çelebi’yi sivas’a vali tayin etti. alâeddin ali bey ise, eniştesi dulkadiroğlu nâsıreddin mehmed beyin yanına gönderildi. daha sonra osmanlı devleti içerisinde hizmet gören kadı burhâneddin devleti tahtının bu tek ve son vârisi, 1442 yılında öldü.
kadı burhâneddin ahmed devletinin ömrü, kurucusunun hayatı ile sınırlı kalmıştır. merkeziyetçi bir idare kurmak gayesini güden kadı burhâneddin, devlet idaresinde eski ailelerin nüfuzlarını kırdı ve kendi emir ve arzusundan dışarı çıkmayacak kimseleri, yüksek mevkilere tayin etti. devletin askerî ve mülkî bütün kuvvet ve yetkilerini elinde topladı. emri altında, mükemmel bir hassa (kapıkulu) ordusu meydana getirdi. savaşlarda, bu hassa ordusundan başka, ıktalardan gelen asker ve göçebe (türkmen-moğol) ücretli askerlerinden faydalanırdı.
hayatı, savaş içinde geçmekle beraber, kadı burhâneddin, memlekette bir imar seferberliği de başlattı. fethettiği şehirleri mescit, medrese, çeşme, zâviye, imâret, köprü vb. eserlerle süsledi. turhal, amasya, tokat, erzincan, niksar ve kırşehir hudut bölgelerinde yaptırdığı kaleler ile memleketinin güvenliğini ve yolların emniyetini sağladı. ticareti ve ticaret erbabını himaye ederek, ülkedeki iktisadî hayatı daima canlı tuttu. kayseri şeyh müeyyed çeşmesi, zile medresesi, turhal, tokat ve amasya kaleleri, bu devletten günümüze kadar gelen başlıca eserlerdir.
burhâneddin ahmed, 1345 yılında, kayseri’de dünyaya geldi. babası kayseri kadısı şemseddin mehmed olup, oğuzların salur boyuna mensuptur. küçük yaşta tahsiline başlayan burhâneddin ahmed, farsça, arapça, mantık, fıkıh, usûl, ferâiz, hadis, tefsir, hey’et ve tıp ilimlerini öğrendi. yirmi bir yaşındayken kayseri kadılığına tâyin olundu (1364).
kadı burhâneddin’in kayseri kadılığı, eretna devletinin çöküş hâlinde bulunduğu zamana rastlar. eretna hükümdarı ali bey, zayıf iradeli ve kabiliyetsiz bir kimseydi. devlet içerisinde anarşi ve emîrler arasında rekabet, bütün hızıyla devam ediyordu. eretna devletinin içinde bulunduğu bu krizi değerlendirmek isteyen karamanoğulları, kayseri’ye hücum ederek, zaptettiler. ali beyi, esir olmaktan kadı burhâneddin kurtardı. ali bey, bu yardımı üzerine, onu vezirlik makamına getirdi. 1380 yılında, ali beyin ölmesi ile yerine geçen yedi yaşındaki oğlu mehmed çelebi’ye nâip tayin edildi. bölgenin kuvvetli emîrlerinden amasya emîri hacı şadgeldi paşayı, danişmendiye köyü önünde yaptığı muharebede bozguna uğrattı. şadgeldi paşa, yapılan muharebede öldü. böylece, devlet için nüfuzunu pekiştiren kadı burhâneddin ahmed, eretna hükümdarı mehmed çelebi’yi bertaraf ederek, saltanatını ilan etti (1381). adına hutbe okutup para bastırarak, bundan böyle kendi adıyla anılacak devletini, tek başına idare etmeye başladı.
kadı burhâneddin, on sekiz sene süren hükümdarlığında, amasya emirliği, erzincan emirliği, candaroğulları beyliği, karamanoğulları beyliği ve tâceddinoğulları beyliği ile mücadele ederek, bu beylikler üzerinde hâkimiyetini kabul ettirmeye muvaffak oldu. memluk sultanına isyan eden malatya nâibi mintaş’ın teklifi üzerine, adı geçen şehri almak istemesi, kadı burhâneddin ile memlûk sultanı berkuk’un arasını açtı. memlûkların halep valisi yılboğa, sivas önlerine gelerek şehri muhasara etti. fakat, kadı burhâneddin’in başarılı savunması karşısında, kırk günlük bir kuşatmadan sonra, 1388’de çekilmek mecburiyetinde kaldı. sultan berkuk ile kadı burhâneddin arasında dostluk, ancak, timur hanın batı seferleri sebebiyle tekrar kuruldu. kadı burhâneddin’in, akkoyunlular ile önceleri kötü olan münasebetleri de, 1388 senesinden sonra düzeldi. daha sonraları akkoyunlu devletini kuracak olan karayülük osman bey de, onun yanına rehin bırakılmıştı. 1389 senesinde karakoyunlu türkmenleri ile erzincan emîri mutahharten karşısında yenilen akkoyunlu ahmed bey, kadı burhâneddin’e sığınmak zorunda kaldı.
kadı burhâneddin, 1389 kosova muhârebesine kadar, osmanlılarla dostâne münasebetler içindeydi. bu tarihten sonra, onun batıya yönelerek, osmanlı nüfuz sahasını tehdide başlaması ve tâceddinoğulları ve candaroğulları gibi beyliklerin tahrikleri, iki devlet arasındaki dostluğun bozulmasına sebep oldu. neticede, kadı burhâneddin’in kuvvetleri, osmanlı öncülerini, 1392 yılında, çorumlu sahrasında, ağır bir yenilgiye uğrattı. iki taraf arasındaki mücadele, timur hanın anadolu’ya gelme ihtimali üzerine tekrar dostluğa döndü. kadı burhâneddin, timur’un anadolu’ya geleceğini haber aldığı zaman, sivas’ı tahkim ederek savaşa hazırlandı. fakat timur han, anadolu’ya girmeden geri dönerek, 1394 yılında altınordu hanı toktamış’la savaşa girdi. akkoyunlular, 1395 erzincan seferi sırasında kadı burhâneddin’in yanında yer aldılar. 1396 senesinde, karamanoğullarına tâbi olan kayseri valisi şeyh müeyyed’i cezalandırmak için yapılan sefere, karayülük osman bey de katılmıştı. şeyh müeyyed’e onun aracılığıyla aman verilmişse de, kadı burhâneddin, bir süre sonra şeyh müeyyed’i öldürdü. bu yüzden bir müddet sonra kadı burhâneddin ile karayülük osman beyin arası açıldı. 1398 yılında, sivas önlerinde yapılan muharebede karayülük osman bey, kadı burhâneddin’i mağlup ederek, öldürdü.
öldürüldüğünde 54 yaşında bulunan kadı burhâneddin’in kabri, sivas’taki türbesindedir. saltanatı boyunca savaştan savaşa koşmuş, bu sebeple kendisine ebü’l-feth lâkabı verilmiştir. allah yolunda tehlikelere bizzat atılır, bu uğurda yorulmak nedir bilmez ve bu yolda varını yoğunu harcardı. memleketin çeşitli yerlerinde faaliyet gösteren moğol artıklarını ve fitne çıkarmak için uğraşan sapıkları ortadan kaldırmak ve ülke dışına sürmek için gayret etti. kendisinden önceki âdil islâm hükümdarları gibi, dost ve düşmanlarına merhametli davranırdı. asker ve kumandanlarına nasihatlerinde, savaşa katılmayan ve savaşacak kudreti olmayan kadın, ihtiyar, çocuk ve din adamlarının mal ve can emniyetinin sağlanmasını emrederdi. halkına adaletle muamele eder, suçu sabit olmayanı cezalandırmazdı. ilmi ve ilme düşkünlüğü çok fazlaydı. savaş esnasında bile kitap yazar ve ilimle meşgul olurdu. sa’deddîn teftazânî hazretlerinin telvih adlı eserine yazdığı tercîh-i tavzîh adlı usul-i fıkha dair hâşiyeyi, kayseri valisi müeyyed’in isyanını bastırmak için savaşırken yazmıştı. istanbul’da râgıb paşa kütüphanesinde, 831 numarada kayıtlı bir nüshası bulunan bu eserin bir nüshası da, millet kütüphanesi, feyzullah efendi kısmı, 588 numaradadır.
ulema ile sohbet etmekten büyük bir haz ve mutluluk duyardı. pazartesi, perşembe ve cuma günleri olmak üzere haftada üç gün ilmî sohbetler düzenlerdi. bütün tebaasına karşı adalet ve şefkat gösteren kadı burhâneddin; cesur, cömert ve iyi huyluydu.
kadı burhâneddin ahmed’in ölümü üzerine sivas halkı, onun yerine, o sırada yaklaşık on dört yaşında ve kayseri valisi olan oğlu alâeddini getirdi . karayülük osman bey, sivas’ın kendisine teslimini istedi, fakat, şehir halkı tarafından yardıma çağrılan moğol kuvvetleri karşısında çekilmeye mecbur kaldı. timur hanın anadolu’ya gelme ihtimali üzerine, devleti idare edecek kuvvetli bir şahsiyet bulunamadığından, sivaslılar, şehri osmanlı sultanı yıldırım bayezid hana teslim ettiler. bayezid, oğlu mehmed çelebi’yi sivas’a vali tayin etti. alâeddin ali bey ise, eniştesi dulkadiroğlu nâsıreddin mehmed beyin yanına gönderildi. daha sonra osmanlı devleti içerisinde hizmet gören kadı burhâneddin devleti tahtının bu tek ve son vârisi, 1442 yılında öldü.
kadı burhâneddin ahmed devletinin ömrü, kurucusunun hayatı ile sınırlı kalmıştır. merkeziyetçi bir idare kurmak gayesini güden kadı burhâneddin, devlet idaresinde eski ailelerin nüfuzlarını kırdı ve kendi emir ve arzusundan dışarı çıkmayacak kimseleri, yüksek mevkilere tayin etti. devletin askerî ve mülkî bütün kuvvet ve yetkilerini elinde topladı. emri altında, mükemmel bir hassa (kapıkulu) ordusu meydana getirdi. savaşlarda, bu hassa ordusundan başka, ıktalardan gelen asker ve göçebe (türkmen-moğol) ücretli askerlerinden faydalanırdı.
hayatı, savaş içinde geçmekle beraber, kadı burhâneddin, memlekette bir imar seferberliği de başlattı. fethettiği şehirleri mescit, medrese, çeşme, zâviye, imâret, köprü vb. eserlerle süsledi. turhal, amasya, tokat, erzincan, niksar ve kırşehir hudut bölgelerinde yaptırdığı kaleler ile memleketinin güvenliğini ve yolların emniyetini sağladı. ticareti ve ticaret erbabını himaye ederek, ülkedeki iktisadî hayatı daima canlı tuttu. kayseri şeyh müeyyed çeşmesi, zile medresesi, turhal, tokat ve amasya kaleleri, bu devletten günümüze kadar gelen başlıca eserlerdir.
1352 yılından 1608 yılına kadar hüküm süren bir türk beyliği.
oğuzların yüreğir boyuna mensup olan ramazan beyin kurduğu beylik; 1383 yılına kadar elbistan’ı, oranın dulkadiroğullarına geçmesi ile de adana’yı merkez yapmıştır. ramazanoğulları beyliği, 1352’den 1608’e kadar 256 yıl devam etmekle beraber, son 92 yılı tam bir osmanlı tâbiiyeti hâlinde geçmiş, hanedanın üyeleri, osmanlı sancakbeyi olarak vazife yapmışlardır.
ramazanoğullarının mensup oldukları üç oklu türkmenleri, moğol istilâsı sebebiyle, 13. yüzyılda anadolu’ya kalabalık sayıda gelen türkmen kütleleri arasında bulunuyorlardı. bu türkmenler, daimî bir şekilde, moğollarla mücadele hâlinde idiler. onlara itaat etmediklerinden dolayı, anadolu’da da kesin bir iskân sahası bulamadılar. bundan dolayı suriye’ye inen bu türkmenleri, memlûk sultânı baybars, antakya’dan gazze’ye kadar uzanan bölgeye yerleştirdi ve kendilerine dirlikler verdi. böylece bu türkmenler, memlûk devletinin en mühim yardımcı askerî kuvvetini teşkil ettiler. bu sayededir ki, sultan baybars, haçlılar ve moğollar ile yapılan savaşlarda parlak zaferler kazandığı gibi, kilikya’daki ermeni krallığına da ağır darbeler indirdi.
neticede, anadolu’da moğol nüfuzunun yayılmaya başlamasından ve bilhassa ebû saîd bahadır hanın ölümünden sonra üçok türkmenleri, kilikya üzerine akınlarını yoğunlaştırıp, elde edilen topraklara yerleşmeye başladılar. bu sırada ramazanoğullarının başında, ramazan bey bulunmaktaydı. 1344 yılından itibaren, batıya doğru gelişen fetih hareketi, silifke’ye kadar uzadı ve 1360 yılında memlûkluların da yardımı ile adana ve tarsus da ele geçirildi. böylece ermenilerin elinde, merkezleri sis olmak üzere birkaç kale kalmış oluyordu.
ramazan beyin ölümünden sonra yerine geçen oğlu ibrahim bey, çukurova’da memlûk hâkimiyetini kırmak ve istiklâlini ilan etmek üzere karamanoğlu alâeddin beyle ittifak ederek, başkaldırdı. bunun üzerine büyük bir memlûk ordusu, türkmenlerin arazisine girerek yağmalamaya başladı. ancak, belen boğazında meydana gelen çarpışmada ibrahim bey idaresindeki türkmen ordusu, memlûkları ağır bir yenilgiye uğrattı. bizzat kumandan temür bayın da esir edildiği muharebede, memlûklardan çok az kimse kurtuldu. bu durum üzerine, memlûkların halep valisi yılboğa, türkmenler üzerine yürüdü. misis kalesini ele geçirdi. ibrahim bey, sis’e çekilmek zorunda kaldı ise de, sis valisi kendisini yakalayıp memlûklara teslim etti. yılboğa, başta ibrahim bey olmak üzere, kardeşi kara mehmed’i, annesi ve diğer esirleri derhal öldürttü. emîrlerinin öldürülmesinden, büyük üzüntü duyan yüreğirliler, misis’e dönmekte olan yılboğa’ya, saruca-şam geçidinde büyük bir baskın düzenlediler. yılboğa’nın gözünden yaralanıp ortadan kaybolması ile paniğe kapılan memlûklar, kaçmaya başladı. bu durum türkmenlerin işini kolaylaştırdı ve elverişli bölgelerde memlûklara, üst üste baskın düzenlediler. memlûklar, halep’e ulaştıklarında, ancak birkaç yüz kişi kalmışlardı.
ibrahim beyin yerine, kardeşi ahmed bey geçti. ahmed bey, yerini sağlamlaştırıncaya kadar memlûklarla iyi geçinmeye gayret etti. daha sonra memlûklu sultanı berkuk’un ölümü ile bu ülkede ortaya çıkan karışıklıklar esnasında, durumunu kuvvetlendirdi. bu sırada halep’i kuşatan meşhur arap kumandanı nuayr’a karşı memlûkların yardımına koşan ahmed bey, sultan ferec’in iltifatına kavuştu. kızını da sultan ferec’le evlendirerek, memlûklarla akraba oldu. 1410 yılında, mısır’ı ziyaret etti. böylece, daha rahat hareket edebilme imkânına kavuşan ahmed bey, 1415 yılında, yedi ay süren bir kuşatma sonucunda, tarsus’u karamanoğullarından aldı. ahmed bey’in 1416 yılında ölmesi üzerine yerine oğlu ibrahim bey geçti.
ahmed bey kaynaklarda cesur, heybetli, dirayetli bir emir olarak vasıflandırılmaktadır. âlimlere hürmetli, fakirleri koruyan, iyiliksever bir beydi. onun ölümünden sonra, üçokların siyasî ehemmiyeti gittikçe azaldı.
ikinci ibrahim bey, karamanoğlu mehmed beyin damadı olmaktaydı. 1415-1417 yılları arasında tarsus ve adana havalisinde tam bir hâkimiyet tesis etmişse de, memlûklarla arasının açılması yüzünden, tarsus’u kardeşi hamza beye bırakmak zorunda kaldı. ancak hamza bey, memlûk kuvvetlerinin yardımıyla, adana’yı da ele geçirdi. ibrahim bey, 1427 yılında kahire’de öldürüldü. hamza beyin beyliğinin ne kadar sürdüğü ve nerede öldüğü bilinmemektedir. ancak, onun da kardeşinin ölümünden sonra, memlûklarca öldürtüldüğü tahmin olunmaktadır.
1427 yılında beyliğin başına mehmed bey getirildi. fakat bu tarihte, bölgede tam bir memlûk hâkimiyeti kurulmuş olup, sis, adana ve tarsus gibi önemli merkezler memlûk valilerince idare edilmeye başlandı. bu dönemde ramazanoğulları beylerinden sırasıyla eylûk bey, dündar bey ve ömer bey sembolik olarak beyliğin başında bulundu.
ömer beyden sonra beyliğin başına, 1480 senesinde halep’te öldürülen davud beyin oğlu gıyâseddin halil bey geçti ve otuz sene gibi uzun bir zaman hüküm sürdü. hattâ, osmanlıların çukurova bölgesinde hâkimiyetlerini kabul ettikten sonra, bu devletle iyi geçinmeyi, beyliğinin geleceği bakımından daha faydalı gördü. osmanlılarla olan bu dostluğu, ramazanoğulları beyliğinin, memlûk devletiyle bağlantılarını iyice zayıflattı. uzun süren saltanatı sırasında, bölgede barışın sağlanması için büyük dikkat sarfeden halil bey; âlimlere hürmet eden, cömert, fakir-fukarayı koruyup gözeten bir beydi. tebaası tarafından çok sevildiği için, hizmetleri sebebiyle kendisine, dine yardım eden manâsına gelen “gıyâseddîn” lakabı verildi. ramazanlı ülkesi en çok bu bey zamanında imar görmüş, camiler, medreseler, saraylar, hanlar ve çeşmelerle ülkenin dört bir yanı tezyin edilmişti. halil bey, mezar kitabesinden anlaşıldığına göre, 1511 senesinde vefat etmiştir.
halil beyin vefatından sonra, yerine kardeşi mahmud bey geçti. mahmud bey de, osmanlı devletine yaklaşmak ve memlûklarla olan yakınlığını azaltmak suretiyle, ağabeyi halil beyin siyasetini devam ettirdi. ancak memlûklar, mahmud beyi beylikten azlederek, yerine kardeşinin oğlu selim beyi tâyin ettiler. bu durum üzerine mahmud bey, istanbul’a gelerek yavuz sultan selim hana tâbiiyetini arz etti. mahmud beye büyük itibar gösteren osmanlı sultanı yavuz sultan selim han, iki yüz bin akçelik bir dirlik verdi. ayrıca, seferde kendisine refakat etmek imtiyazını da bahşetti. böylece mahmud bey, sultandan başka kimseye tâbi olmayacaktı.
1516 senesinde osmanlı ordusu, mısır seferine çıktığı zaman, mahmud bey de padişahın yanında bulunuyordu. ordu halep’e geldiği zaman, mahmud beye bağlı ramazanlı kuvvetleri, osmanlı sultânının ordusuna katıldılar. ridâniye savaşı sırasında, memlûk sultanı tomanbay ve üç yüz seçme silahşorun, padişahı öldürmek için otağ-ı hümâyûna baskında bulundukları sırada, sadrazam sinan paşanın yanı sıra, ramazanoğlu mahmud bey de öldürüldü. mahmud beyin nâşını halep’e gönderen yavuz sultan selim han, ramazanoğulları beyliğinin başına halil beyin oğlu kubad beyi tayin etti (1517).
ancak, bu tarihten itibaren ramazanoğulları beyleri, bir osmanlı sancakbeyi olarak hüküm sürdüler. bundan sonra hanedandan, mühim osmanlı devlet adamları yetişti.
ramazanoğulları beyliğinin teşkilâtı hakkında kesin delillere dayalı bir bilgi yoktur. ancak, dulkadırlılarda olduğu gibi oğuz geleneklerine, yani töre esasına dayanmış oldukları görülmektedir. kendilerine ait olarak para bastırmamışlardır. halil beyden önceki ramazan beylerine ait cami, medrese ve hamam gibi eserlere rastlanmamıştır. halil bey ve bilhassa osmanlı sancakbeyi olan, hattâ daha sonra paşalık rütbesine yükseltilerek halep ve şam beylerbeyliklerinde bulunan oğlu pîrî paşanın adana’da cami, medrese, han ve hamam olmak üzere birçok hayır eserleri mevcuttur. ramazanoğulları zamanında çukurova, hac yolunun geçtiği mühim bir bölge hâline gelmişti. osmanlı devletinin yükselişiyle birlikte bu yolun önemi daha da artmıştır. bu durumun, bölgenin iktisadî hayatına önemli ölçüde tesir ettiği anlaşılmaktadır.
oğuzların yüreğir boyuna mensup olan ramazan beyin kurduğu beylik; 1383 yılına kadar elbistan’ı, oranın dulkadiroğullarına geçmesi ile de adana’yı merkez yapmıştır. ramazanoğulları beyliği, 1352’den 1608’e kadar 256 yıl devam etmekle beraber, son 92 yılı tam bir osmanlı tâbiiyeti hâlinde geçmiş, hanedanın üyeleri, osmanlı sancakbeyi olarak vazife yapmışlardır.
ramazanoğullarının mensup oldukları üç oklu türkmenleri, moğol istilâsı sebebiyle, 13. yüzyılda anadolu’ya kalabalık sayıda gelen türkmen kütleleri arasında bulunuyorlardı. bu türkmenler, daimî bir şekilde, moğollarla mücadele hâlinde idiler. onlara itaat etmediklerinden dolayı, anadolu’da da kesin bir iskân sahası bulamadılar. bundan dolayı suriye’ye inen bu türkmenleri, memlûk sultânı baybars, antakya’dan gazze’ye kadar uzanan bölgeye yerleştirdi ve kendilerine dirlikler verdi. böylece bu türkmenler, memlûk devletinin en mühim yardımcı askerî kuvvetini teşkil ettiler. bu sayededir ki, sultan baybars, haçlılar ve moğollar ile yapılan savaşlarda parlak zaferler kazandığı gibi, kilikya’daki ermeni krallığına da ağır darbeler indirdi.
neticede, anadolu’da moğol nüfuzunun yayılmaya başlamasından ve bilhassa ebû saîd bahadır hanın ölümünden sonra üçok türkmenleri, kilikya üzerine akınlarını yoğunlaştırıp, elde edilen topraklara yerleşmeye başladılar. bu sırada ramazanoğullarının başında, ramazan bey bulunmaktaydı. 1344 yılından itibaren, batıya doğru gelişen fetih hareketi, silifke’ye kadar uzadı ve 1360 yılında memlûkluların da yardımı ile adana ve tarsus da ele geçirildi. böylece ermenilerin elinde, merkezleri sis olmak üzere birkaç kale kalmış oluyordu.
ramazan beyin ölümünden sonra yerine geçen oğlu ibrahim bey, çukurova’da memlûk hâkimiyetini kırmak ve istiklâlini ilan etmek üzere karamanoğlu alâeddin beyle ittifak ederek, başkaldırdı. bunun üzerine büyük bir memlûk ordusu, türkmenlerin arazisine girerek yağmalamaya başladı. ancak, belen boğazında meydana gelen çarpışmada ibrahim bey idaresindeki türkmen ordusu, memlûkları ağır bir yenilgiye uğrattı. bizzat kumandan temür bayın da esir edildiği muharebede, memlûklardan çok az kimse kurtuldu. bu durum üzerine, memlûkların halep valisi yılboğa, türkmenler üzerine yürüdü. misis kalesini ele geçirdi. ibrahim bey, sis’e çekilmek zorunda kaldı ise de, sis valisi kendisini yakalayıp memlûklara teslim etti. yılboğa, başta ibrahim bey olmak üzere, kardeşi kara mehmed’i, annesi ve diğer esirleri derhal öldürttü. emîrlerinin öldürülmesinden, büyük üzüntü duyan yüreğirliler, misis’e dönmekte olan yılboğa’ya, saruca-şam geçidinde büyük bir baskın düzenlediler. yılboğa’nın gözünden yaralanıp ortadan kaybolması ile paniğe kapılan memlûklar, kaçmaya başladı. bu durum türkmenlerin işini kolaylaştırdı ve elverişli bölgelerde memlûklara, üst üste baskın düzenlediler. memlûklar, halep’e ulaştıklarında, ancak birkaç yüz kişi kalmışlardı.
ibrahim beyin yerine, kardeşi ahmed bey geçti. ahmed bey, yerini sağlamlaştırıncaya kadar memlûklarla iyi geçinmeye gayret etti. daha sonra memlûklu sultanı berkuk’un ölümü ile bu ülkede ortaya çıkan karışıklıklar esnasında, durumunu kuvvetlendirdi. bu sırada halep’i kuşatan meşhur arap kumandanı nuayr’a karşı memlûkların yardımına koşan ahmed bey, sultan ferec’in iltifatına kavuştu. kızını da sultan ferec’le evlendirerek, memlûklarla akraba oldu. 1410 yılında, mısır’ı ziyaret etti. böylece, daha rahat hareket edebilme imkânına kavuşan ahmed bey, 1415 yılında, yedi ay süren bir kuşatma sonucunda, tarsus’u karamanoğullarından aldı. ahmed bey’in 1416 yılında ölmesi üzerine yerine oğlu ibrahim bey geçti.
ahmed bey kaynaklarda cesur, heybetli, dirayetli bir emir olarak vasıflandırılmaktadır. âlimlere hürmetli, fakirleri koruyan, iyiliksever bir beydi. onun ölümünden sonra, üçokların siyasî ehemmiyeti gittikçe azaldı.
ikinci ibrahim bey, karamanoğlu mehmed beyin damadı olmaktaydı. 1415-1417 yılları arasında tarsus ve adana havalisinde tam bir hâkimiyet tesis etmişse de, memlûklarla arasının açılması yüzünden, tarsus’u kardeşi hamza beye bırakmak zorunda kaldı. ancak hamza bey, memlûk kuvvetlerinin yardımıyla, adana’yı da ele geçirdi. ibrahim bey, 1427 yılında kahire’de öldürüldü. hamza beyin beyliğinin ne kadar sürdüğü ve nerede öldüğü bilinmemektedir. ancak, onun da kardeşinin ölümünden sonra, memlûklarca öldürtüldüğü tahmin olunmaktadır.
1427 yılında beyliğin başına mehmed bey getirildi. fakat bu tarihte, bölgede tam bir memlûk hâkimiyeti kurulmuş olup, sis, adana ve tarsus gibi önemli merkezler memlûk valilerince idare edilmeye başlandı. bu dönemde ramazanoğulları beylerinden sırasıyla eylûk bey, dündar bey ve ömer bey sembolik olarak beyliğin başında bulundu.
ömer beyden sonra beyliğin başına, 1480 senesinde halep’te öldürülen davud beyin oğlu gıyâseddin halil bey geçti ve otuz sene gibi uzun bir zaman hüküm sürdü. hattâ, osmanlıların çukurova bölgesinde hâkimiyetlerini kabul ettikten sonra, bu devletle iyi geçinmeyi, beyliğinin geleceği bakımından daha faydalı gördü. osmanlılarla olan bu dostluğu, ramazanoğulları beyliğinin, memlûk devletiyle bağlantılarını iyice zayıflattı. uzun süren saltanatı sırasında, bölgede barışın sağlanması için büyük dikkat sarfeden halil bey; âlimlere hürmet eden, cömert, fakir-fukarayı koruyup gözeten bir beydi. tebaası tarafından çok sevildiği için, hizmetleri sebebiyle kendisine, dine yardım eden manâsına gelen “gıyâseddîn” lakabı verildi. ramazanlı ülkesi en çok bu bey zamanında imar görmüş, camiler, medreseler, saraylar, hanlar ve çeşmelerle ülkenin dört bir yanı tezyin edilmişti. halil bey, mezar kitabesinden anlaşıldığına göre, 1511 senesinde vefat etmiştir.
halil beyin vefatından sonra, yerine kardeşi mahmud bey geçti. mahmud bey de, osmanlı devletine yaklaşmak ve memlûklarla olan yakınlığını azaltmak suretiyle, ağabeyi halil beyin siyasetini devam ettirdi. ancak memlûklar, mahmud beyi beylikten azlederek, yerine kardeşinin oğlu selim beyi tâyin ettiler. bu durum üzerine mahmud bey, istanbul’a gelerek yavuz sultan selim hana tâbiiyetini arz etti. mahmud beye büyük itibar gösteren osmanlı sultanı yavuz sultan selim han, iki yüz bin akçelik bir dirlik verdi. ayrıca, seferde kendisine refakat etmek imtiyazını da bahşetti. böylece mahmud bey, sultandan başka kimseye tâbi olmayacaktı.
1516 senesinde osmanlı ordusu, mısır seferine çıktığı zaman, mahmud bey de padişahın yanında bulunuyordu. ordu halep’e geldiği zaman, mahmud beye bağlı ramazanlı kuvvetleri, osmanlı sultânının ordusuna katıldılar. ridâniye savaşı sırasında, memlûk sultanı tomanbay ve üç yüz seçme silahşorun, padişahı öldürmek için otağ-ı hümâyûna baskında bulundukları sırada, sadrazam sinan paşanın yanı sıra, ramazanoğlu mahmud bey de öldürüldü. mahmud beyin nâşını halep’e gönderen yavuz sultan selim han, ramazanoğulları beyliğinin başına halil beyin oğlu kubad beyi tayin etti (1517).
ancak, bu tarihten itibaren ramazanoğulları beyleri, bir osmanlı sancakbeyi olarak hüküm sürdüler. bundan sonra hanedandan, mühim osmanlı devlet adamları yetişti.
ramazanoğulları beyliğinin teşkilâtı hakkında kesin delillere dayalı bir bilgi yoktur. ancak, dulkadırlılarda olduğu gibi oğuz geleneklerine, yani töre esasına dayanmış oldukları görülmektedir. kendilerine ait olarak para bastırmamışlardır. halil beyden önceki ramazan beylerine ait cami, medrese ve hamam gibi eserlere rastlanmamıştır. halil bey ve bilhassa osmanlı sancakbeyi olan, hattâ daha sonra paşalık rütbesine yükseltilerek halep ve şam beylerbeyliklerinde bulunan oğlu pîrî paşanın adana’da cami, medrese, han ve hamam olmak üzere birçok hayır eserleri mevcuttur. ramazanoğulları zamanında çukurova, hac yolunun geçtiği mühim bir bölge hâline gelmişti. osmanlı devletinin yükselişiyle birlikte bu yolun önemi daha da artmıştır. bu durumun, bölgenin iktisadî hayatına önemli ölçüde tesir ettiği anlaşılmaktadır.
14. asırdan 16. asrın ilk yarılarına kadar anadolu tarihinde mühim rol oynayan, oğuzların bozok koluna bağlı, bir türkmen hânedânı. anadolu’ya, hasan dulkadir adlı bir beyin idaresinde gelen ve dulkadirli beyliğinin çekirdeğini meydana getiren bu ilk grubun, maraş ve elbistan arasındaki yaylalık bölgeye yerleştikleri ve daha sonra geniş bir alana yayıldıkları anlaşılmaktadır.
beyliğin kurucusu zeyneddin karaca bey, eretna beyin elinden elbistan’ı aldıktan sonra memlûk sultanı melik nâsır muhammed’den naiplik menşurunu almaya muvaffak oldu. karaca bey, zaman zaman memlûk sultanlarına itaat etti ise de, bazen onlara cephe alarak halep şehrini tehdit etti. bu arada çukurova’daki sis ermenilerine, ağır darbeler indirdi. 1346’da gabon kalesini ele geçirdi. bu başarılarına güvenen karaca bey, melik üz-zâhir unvanıyla, 1348 yılında, hükümdarlığını ilan etti. ancak, memlûk devletine isyan eden halep valisi bayboğa’yı, sultan’a teslim etmemesi üzerine, yakalanarak, 1353’te kahire’de, 83 yaşlarındayken öldürüldü. orhan gâzi ile çağdaştır.
karaca bey’den sonra oğlu halil bey, memlûklar tarafından elbistan valiliğine tayin edildi. halil bey, derhal hudutlarını genişletmeye girişti ve maraş, malatya, harput ve amik taraflarını ele geçirdi. memlûk sultanı berkuk, devamlı üzerine akın yapan halil beyi ortadan kaldırabilmek için faaliyete geçti. nihayet, 1386 yılında halil bey, bir suikast sonucu öldürüldü. halil bey, fevkalâde cesur ve kahraman bir beydi. son derece cömert olması sebebiyle, halk tarafından çok sevilir ve sayılırdı. onun ölümü ile, yerine küçük kardeşi süli bey geçti.
süli bey, memlûklara karşı, başarılı akınlarda bulundu. sultan berkuk, onun emîrliğini tasdik etmek zorunda kaldı. fakat 1394’te, güney doğu anadolu’ya gelen timur hanı, suriye’nin fethine teşvik etti. bunun üzerine sultan berkuk, onu yok etmeye karar verdi. bu sebeple memlûk kuvvetleri, 1396 martında, süli’yi ağır bir bozguna uğrattılar. bununla da yetinmeyen berkuk, bir suikast ile onu da öldürttü. süli beyin ölümü ile, halil beyin oğlu nâsıreddin mehmed bey, beyliğin başına geçti.
mehmed bey, memlûk devletiyle dost geçindi. bu sırada timur han, elbistan ve malatya’yı almıştı. timur’a tâzimlerini arz eden mehmed bey, daha sonra osmanlı tahtına geçen sultan çelebi mehmed’le de dost geçindi. buna mukabil ramazanoğulları ile karamanoğullarına karşı devamlı savaştı. memlûklar, bu hizmetine karşılık, ona, kayseri şehrini bıraktılar. mehmed bey, 1443’te, 77 yaşında ölünceye kadar, 45 yıl saltanat sürdü.
mehmed beyden sonra başa geçen oğlu süleyman bey, osmanlılar ve memlûklara kız vermek suretiyle akrabalık kurdu ve bu devletlerle olan dostluğunu sürdürerek, beyliğinin varlığını korudu. 1454’te öldürüldü. daha sonra beyliğin başına geçen melik arslan, kendisine karşı olan kardeşi şah budak’ın gönderdiği bir fedâi tarafından öldürüldü. memlûk sultanı kayıtbay’ın, şah budak’ı dulkadirli beyi tayin etmesi, osmanlılarla aralarının bozulmasına sebeb oldu. çünkü fatih sultan mehmed han, süleyman beyin oğlu şahsuvar’ı bu mevkie getirmişti. şah budak, mısır’a kaçtı. osmanlıların himayesindeki şahsuvar bey ise, memlûklara ve ramazanoğullarına karşı birçok başarılar kazandı ise de, zamantı kalesindeyken, memlûk kuvvetleri tarafından esir alınarak kahire’ye götürüldü ve orada öldürüldü (1472).
memlûk sultanı, dulkadirli beyliğine yeniden şah budak’ı gönderdi. ancak, bu defa da osmanlıların desteğini sağlayan alâüddevle bozkurt bey tarafından, beylikten uzaklaştırıldı. şah budak, 1492 yılında öldü. alâüddevle, osmanlılarla dost geçindi. akkoyunluların elinden diyarbakır’ı aldı. şah ismail ile mücadeleye girişti ise de, 1507 yılında ağır bir yenilgiye uğradı. daha sonra, osmanlılara karşı da cephe aldı. dulkadirliler üzerine gönderilen hadım sinan paşa komutasındaki osmanlı ordusu, turna dağı savaşında onu yenerek ele geçirdi ve dört oğluyla beraber öldürüldü. alâüddevle’nin yerine şahsüvaroğlu ali bey tayin edildi. ali bey, yavuz sultan selim’in yanında mısır harbine katıldı ve gösterdiği üstün gayretler üzerine, padişah tarafından taltif edildi. kanunî döneminde, şam valisi canberdi gazâlî isyanında, osmanlılara önemli hizmetlerde bulundu. onun ölümü ile, dulkadirli toprakları tamamen osmanlı devletine katılarak bir beylerbeylik hâline getirildi.
dulkadiroğullarının siyasî durumları gözden geçirildiğinde, osmanlı ve memlûk devletleri arasında bir tampon devlet durumunda oldukları göze çarpar. bu itibarla kâh bu, kâh da öteki tarafa tâbi olmuşlardır. 1399 yılına kadar, 62 yıl memlûklara tâbi iken, bu tarihten itibaren osmanlılara tâbi olmuşlardır. arada bir mısır nüfuzuna geçmekle birlikte, osmanlı tâbiiyetinden çıkmamışlardır. hattâ osmanoğulları ile içli-dışlı akraba olmuşlar ve padişahların ana tarafından hanedanlarını teşkil etmişlerdir. son yedi yıl ise, osmanlı valisi durumunda geçmiştir. dulkadiroğullarının en geniş zamanlarında şimdiki maraş, kayseri, elazığ, antep, malatya ve adıyaman vilayetlerine yayıldıkları görülmektedir.
dulkadiroğullarından alâüddevle bozkurt bey, maraş’ta bektûtiye camii ve medresesiyle kadirli, bahçe, antakya, antep, bozok, andırın, kırşehir ve elbistan’da cami, medrese, imâret, türbe ve zâviye gibi eserler yaptırmıştır. bundan başka dulkadiroğullarından nâsıreddin mehmed beye ait kayseri’de hatuniye medresesi, şahsuvaroğlu ali beyin hacı bektaş nâhiyesinde balım sultan türbesi, ali beyin oğlu şahruh’un sivas-kayseri yolu üzerindeki türbesi bilinen eserlerdendir.
beyliğin kurucusu zeyneddin karaca bey, eretna beyin elinden elbistan’ı aldıktan sonra memlûk sultanı melik nâsır muhammed’den naiplik menşurunu almaya muvaffak oldu. karaca bey, zaman zaman memlûk sultanlarına itaat etti ise de, bazen onlara cephe alarak halep şehrini tehdit etti. bu arada çukurova’daki sis ermenilerine, ağır darbeler indirdi. 1346’da gabon kalesini ele geçirdi. bu başarılarına güvenen karaca bey, melik üz-zâhir unvanıyla, 1348 yılında, hükümdarlığını ilan etti. ancak, memlûk devletine isyan eden halep valisi bayboğa’yı, sultan’a teslim etmemesi üzerine, yakalanarak, 1353’te kahire’de, 83 yaşlarındayken öldürüldü. orhan gâzi ile çağdaştır.
karaca bey’den sonra oğlu halil bey, memlûklar tarafından elbistan valiliğine tayin edildi. halil bey, derhal hudutlarını genişletmeye girişti ve maraş, malatya, harput ve amik taraflarını ele geçirdi. memlûk sultanı berkuk, devamlı üzerine akın yapan halil beyi ortadan kaldırabilmek için faaliyete geçti. nihayet, 1386 yılında halil bey, bir suikast sonucu öldürüldü. halil bey, fevkalâde cesur ve kahraman bir beydi. son derece cömert olması sebebiyle, halk tarafından çok sevilir ve sayılırdı. onun ölümü ile, yerine küçük kardeşi süli bey geçti.
süli bey, memlûklara karşı, başarılı akınlarda bulundu. sultan berkuk, onun emîrliğini tasdik etmek zorunda kaldı. fakat 1394’te, güney doğu anadolu’ya gelen timur hanı, suriye’nin fethine teşvik etti. bunun üzerine sultan berkuk, onu yok etmeye karar verdi. bu sebeple memlûk kuvvetleri, 1396 martında, süli’yi ağır bir bozguna uğrattılar. bununla da yetinmeyen berkuk, bir suikast ile onu da öldürttü. süli beyin ölümü ile, halil beyin oğlu nâsıreddin mehmed bey, beyliğin başına geçti.
mehmed bey, memlûk devletiyle dost geçindi. bu sırada timur han, elbistan ve malatya’yı almıştı. timur’a tâzimlerini arz eden mehmed bey, daha sonra osmanlı tahtına geçen sultan çelebi mehmed’le de dost geçindi. buna mukabil ramazanoğulları ile karamanoğullarına karşı devamlı savaştı. memlûklar, bu hizmetine karşılık, ona, kayseri şehrini bıraktılar. mehmed bey, 1443’te, 77 yaşında ölünceye kadar, 45 yıl saltanat sürdü.
mehmed beyden sonra başa geçen oğlu süleyman bey, osmanlılar ve memlûklara kız vermek suretiyle akrabalık kurdu ve bu devletlerle olan dostluğunu sürdürerek, beyliğinin varlığını korudu. 1454’te öldürüldü. daha sonra beyliğin başına geçen melik arslan, kendisine karşı olan kardeşi şah budak’ın gönderdiği bir fedâi tarafından öldürüldü. memlûk sultanı kayıtbay’ın, şah budak’ı dulkadirli beyi tayin etmesi, osmanlılarla aralarının bozulmasına sebeb oldu. çünkü fatih sultan mehmed han, süleyman beyin oğlu şahsuvar’ı bu mevkie getirmişti. şah budak, mısır’a kaçtı. osmanlıların himayesindeki şahsuvar bey ise, memlûklara ve ramazanoğullarına karşı birçok başarılar kazandı ise de, zamantı kalesindeyken, memlûk kuvvetleri tarafından esir alınarak kahire’ye götürüldü ve orada öldürüldü (1472).
memlûk sultanı, dulkadirli beyliğine yeniden şah budak’ı gönderdi. ancak, bu defa da osmanlıların desteğini sağlayan alâüddevle bozkurt bey tarafından, beylikten uzaklaştırıldı. şah budak, 1492 yılında öldü. alâüddevle, osmanlılarla dost geçindi. akkoyunluların elinden diyarbakır’ı aldı. şah ismail ile mücadeleye girişti ise de, 1507 yılında ağır bir yenilgiye uğradı. daha sonra, osmanlılara karşı da cephe aldı. dulkadirliler üzerine gönderilen hadım sinan paşa komutasındaki osmanlı ordusu, turna dağı savaşında onu yenerek ele geçirdi ve dört oğluyla beraber öldürüldü. alâüddevle’nin yerine şahsüvaroğlu ali bey tayin edildi. ali bey, yavuz sultan selim’in yanında mısır harbine katıldı ve gösterdiği üstün gayretler üzerine, padişah tarafından taltif edildi. kanunî döneminde, şam valisi canberdi gazâlî isyanında, osmanlılara önemli hizmetlerde bulundu. onun ölümü ile, dulkadirli toprakları tamamen osmanlı devletine katılarak bir beylerbeylik hâline getirildi.
dulkadiroğullarının siyasî durumları gözden geçirildiğinde, osmanlı ve memlûk devletleri arasında bir tampon devlet durumunda oldukları göze çarpar. bu itibarla kâh bu, kâh da öteki tarafa tâbi olmuşlardır. 1399 yılına kadar, 62 yıl memlûklara tâbi iken, bu tarihten itibaren osmanlılara tâbi olmuşlardır. arada bir mısır nüfuzuna geçmekle birlikte, osmanlı tâbiiyetinden çıkmamışlardır. hattâ osmanoğulları ile içli-dışlı akraba olmuşlar ve padişahların ana tarafından hanedanlarını teşkil etmişlerdir. son yedi yıl ise, osmanlı valisi durumunda geçmiştir. dulkadiroğullarının en geniş zamanlarında şimdiki maraş, kayseri, elazığ, antep, malatya ve adıyaman vilayetlerine yayıldıkları görülmektedir.
dulkadiroğullarından alâüddevle bozkurt bey, maraş’ta bektûtiye camii ve medresesiyle kadirli, bahçe, antakya, antep, bozok, andırın, kırşehir ve elbistan’da cami, medrese, imâret, türbe ve zâviye gibi eserler yaptırmıştır. bundan başka dulkadiroğullarından nâsıreddin mehmed beye ait kayseri’de hatuniye medresesi, şahsuvaroğlu ali beyin hacı bektaş nâhiyesinde balım sultan türbesi, ali beyin oğlu şahruh’un sivas-kayseri yolu üzerindeki türbesi bilinen eserlerdendir.
(bkz: dulkadirogullari beyligi)
orta anadolu’da, 14. asırda kurulan bir türk beyliği.
anadolu selçuklu devleti yıkıldıktan sonra, onun idaresindeki yerler, ilhanlıların eline geçti ve anadolu’daki topraklar, ilhanlılar tarafından gönderilen genel valiler tarafından idare edilmeye başlandı. bu valilerin en kudretlisi ve sonuncusu, emir çoban’ın oğlu timurtaş idi.
timurtaş, vali olarak gönderildiği zaman, babasının nüfuzuna güvenerek, müstakil devlet olma sevdasına düştü. ancak, babası emir çoban, büyük bir kuvvetle üzerine gelince, bu sevdadan vazgeçti ve affedildi.
timurtaş, kardeşi dımışk hoca’nın katli ve babasının ebû sâid bahadır han ile arasının açılması yüzünden, anadolu’da fazla kalamayarak, 1328’de türk-memluk sultanı melik nâsır muhammed’e iltica etti. oraya giderken, kayınbiraderi eretna’yı vekil olarak bıraktı. eretna da ebû said’ e bağlılığını bildirip, timurtaş’ın yerine gönderilen büyük şeyh hasan’a itaat ederek mevkiini muhafaza etti.
ebû said bahadır han’ın 1335’te evlat bırakmadan ölmesi, bazı karışıklıklara yol açtı. bu durumda eretna, memlûk sultanına haber göndererek onun himayesine girdi. çobanîlerden küçük şeyh hasan’ın üzerine gelen ordusunu sivas, erzincan arasında 1343’te yenmesi, eretna’nın durumunu kuvvetlendirdi ve şöhretini arttırdı. eretna’nın hükmü altında; sivas, kayseri, niğde, tokat, amasya, erzincan, doğu karahisar, niksar, canik, develi, karahisar şehir ve kasabaları bulunuyordu. devletin merkezi, önceleri sivas, sonraları ise kayseri oldu.
eretna; âlim, hayırsever, ileri görüşlü, cesur bir zâttı. dînine bağlı olup, ilim adamlarını severdi. âlimleri meclisine alır, onların karşılıklı konuşmalarını dinler ve fikirlerinden faydalanırdı. eretna’nın 1352’de kayseri’de vefat etmesi, anadolu, irak ve suriye’de üzüntüyle karşılandı.
eretna’nın yerine, emirlerin kararıyla, küçük oğlu gıyasüddin mehmed bey, hükümdar oldu. ağabeyi câfer bey, isyan ettiyse de, yenilip mısır’a kaçtı. mehmed bey, çok genç olduğu için, devleti vezir ali şah idare ediyordu. bir müddet sonra vezir ali şah isyan etti ise de, memlûklardan yardım alan mehmed bey’e yenildi ve harpte öldü.
mehmed bey, 1365’te ölünce, yerine küçük yaştaki oğlu alâeddin ali bey geçti. bunu fırsat bilen karamanoğlu alâeddin, niğde ve aksaray’ı işgal etti. sonra kayseri’yi de alan karamanoğlu, ali beyi, sivas’a kaçırdı. orada bir müddet hapiste kalıp sonra kurtarılan ali bey, tekrar hükümdar oldu. on beş sene süren hükümdarlığı çok silik geçen ali bey, 1380 yılında tâundan (veba) öldü.
ali beyin ölümü üzerine, yedi yaşındaki oğlu, ikinci mehmed bey, hükümdar ilan edildi. şarkî karahisar beyi kılıç arslan, nâib oldu. amasya emîri hacı şâdgeldi paşa, idareyi ele geçirmek için, sivas üzerine yürüdü ise de, kılıç arslan’ın nâib olduğunu duyunca, amasya’ya çekildi. kılıç arslan’ın, kadı burhaneddin’i merkezden uzak tutmak için karahisar’a göndermek istemesi, aralarının açılmasına yol açtı. kadı burhaneddin, bir süre sonra, kılıç arslan’ı ve onun amcası keyhüsrev’i öldürdü ve ikinci mehmed’e nâib oldu. 1381 senesi ocak ayında, ikinci mehmed’i de bertaraf ederek, hükümdarlığını ilan etti. böylece, eretna beyliği sona erdi. yarım asra yakın hüküm süren eretna beyliğine ait, sivas, tokat, kayseri ve havalisinde bazı eserler vardır.
anadolu selçuklu devleti yıkıldıktan sonra, onun idaresindeki yerler, ilhanlıların eline geçti ve anadolu’daki topraklar, ilhanlılar tarafından gönderilen genel valiler tarafından idare edilmeye başlandı. bu valilerin en kudretlisi ve sonuncusu, emir çoban’ın oğlu timurtaş idi.
timurtaş, vali olarak gönderildiği zaman, babasının nüfuzuna güvenerek, müstakil devlet olma sevdasına düştü. ancak, babası emir çoban, büyük bir kuvvetle üzerine gelince, bu sevdadan vazgeçti ve affedildi.
timurtaş, kardeşi dımışk hoca’nın katli ve babasının ebû sâid bahadır han ile arasının açılması yüzünden, anadolu’da fazla kalamayarak, 1328’de türk-memluk sultanı melik nâsır muhammed’e iltica etti. oraya giderken, kayınbiraderi eretna’yı vekil olarak bıraktı. eretna da ebû said’ e bağlılığını bildirip, timurtaş’ın yerine gönderilen büyük şeyh hasan’a itaat ederek mevkiini muhafaza etti.
ebû said bahadır han’ın 1335’te evlat bırakmadan ölmesi, bazı karışıklıklara yol açtı. bu durumda eretna, memlûk sultanına haber göndererek onun himayesine girdi. çobanîlerden küçük şeyh hasan’ın üzerine gelen ordusunu sivas, erzincan arasında 1343’te yenmesi, eretna’nın durumunu kuvvetlendirdi ve şöhretini arttırdı. eretna’nın hükmü altında; sivas, kayseri, niğde, tokat, amasya, erzincan, doğu karahisar, niksar, canik, develi, karahisar şehir ve kasabaları bulunuyordu. devletin merkezi, önceleri sivas, sonraları ise kayseri oldu.
eretna; âlim, hayırsever, ileri görüşlü, cesur bir zâttı. dînine bağlı olup, ilim adamlarını severdi. âlimleri meclisine alır, onların karşılıklı konuşmalarını dinler ve fikirlerinden faydalanırdı. eretna’nın 1352’de kayseri’de vefat etmesi, anadolu, irak ve suriye’de üzüntüyle karşılandı.
eretna’nın yerine, emirlerin kararıyla, küçük oğlu gıyasüddin mehmed bey, hükümdar oldu. ağabeyi câfer bey, isyan ettiyse de, yenilip mısır’a kaçtı. mehmed bey, çok genç olduğu için, devleti vezir ali şah idare ediyordu. bir müddet sonra vezir ali şah isyan etti ise de, memlûklardan yardım alan mehmed bey’e yenildi ve harpte öldü.
mehmed bey, 1365’te ölünce, yerine küçük yaştaki oğlu alâeddin ali bey geçti. bunu fırsat bilen karamanoğlu alâeddin, niğde ve aksaray’ı işgal etti. sonra kayseri’yi de alan karamanoğlu, ali beyi, sivas’a kaçırdı. orada bir müddet hapiste kalıp sonra kurtarılan ali bey, tekrar hükümdar oldu. on beş sene süren hükümdarlığı çok silik geçen ali bey, 1380 yılında tâundan (veba) öldü.
ali beyin ölümü üzerine, yedi yaşındaki oğlu, ikinci mehmed bey, hükümdar ilan edildi. şarkî karahisar beyi kılıç arslan, nâib oldu. amasya emîri hacı şâdgeldi paşa, idareyi ele geçirmek için, sivas üzerine yürüdü ise de, kılıç arslan’ın nâib olduğunu duyunca, amasya’ya çekildi. kılıç arslan’ın, kadı burhaneddin’i merkezden uzak tutmak için karahisar’a göndermek istemesi, aralarının açılmasına yol açtı. kadı burhaneddin, bir süre sonra, kılıç arslan’ı ve onun amcası keyhüsrev’i öldürdü ve ikinci mehmed’e nâib oldu. 1381 senesi ocak ayında, ikinci mehmed’i de bertaraf ederek, hükümdarlığını ilan etti. böylece, eretna beyliği sona erdi. yarım asra yakın hüküm süren eretna beyliğine ait, sivas, tokat, kayseri ve havalisinde bazı eserler vardır.
on dördüncü asır başında aydın ve çevresinde kurulan türk beyliği.
germiyan ordusu subaşısı aydınoğlu mübarizüddin mehmed bey kurmuştur. germiyanoğlu birinci yakub bey tarafından, aydın ve çevresini fethetmekle görevlendirilen mehmed bey, öncelikle sasa beyin elindeki tire, ayasluğ (selçuk) ve birgi’yi ele geçirdi. bu çarpışmalar sırasında, sasa bey öldürüldü (1307). bundan sonra birgi’yi kendisine merkez seçerek beyliğini ilan eden mehmed bey, gaza harekatına devam etti. 1310’da müslüman izmir’i, 1328’de gâvur izmir’i ele geçirdi. mehmed bey, bundan sonra ortaçağ müslüman-türk geleneğine uyarak, ülkesinin idaresini, beş oğlu arasında pay etti. kendisi, hükümdar sıfatı ile birgi’de oturdu. ayasluğ’da kurduğu tersane ile güçlü bir donanma meydana getirdi. izmir valisi tayin ettiği oğlu umur bey, bu donanmayla sakız, ağrıboz, bozcaada, mora ve rumeli kıyılarına akınlar düzenledi.
aydınoğlu mehmed beyin 1334’te bir av sırasında attan düşerek hastalanması ve ölümü üzerine, yerine, kardeşlerinin de ittifakıyla gazi umur bey geçti. umur bey, 14 yıllık beyliğinde, devlet merkezi birgi’de ancak üç gün oturabilmiş, bütün saltanatı savaşlarla geçmiştir. umur beyin devri, aydınoğullarının en parlak devri olmuştur. saruhanoğlu süleyman beyle beraber giriştiği yunanistan ve mora seferlerinden, pek çok esir ve ganimetlerle döndü (1335).
bizans şehri olan alaşehir (philadelphia), yarım asra yakın zaman, türk taarruzlarına karşı koymuştu. zor durumda kaldıklarında, kaleyi kuşatanlara cizye ve haraç veriyorlardı. bu şehri almayı muhakkak arzu eden umur bey, 1335 yılında, yaralı olmasına rağmen şehri kuşattı ve kısa sürede fethetti. bizans imparatoru ile dostça geçinen umur bey, adalardaki isyanların bastırılmasında imparatora yardım etti. nitekim, 1336 yılında bizans imparatoru, umur beyle bir dostluk antlaşması yaparak, sakız adasını aydınoğullarına bıraktı. bizans’la olan anlaşmasına sadık kalan umur bey de, onlara, gerektiğinde yardımda bulundu.
gazi umur bey, 1338-1339 yıllarında, yanında kardeşi hızır bey de olduğu halde, adalar denizi ve yunanistan’a seferler düzenledi. daha sonra karadeniz’e geçerek, kili ve eflak seferlerini gerçekleştirdi (1340). umur bey, bu son sefere üç yüz gemi ile çıktı. güçlü bir donanmaya sahip olduğundan, girit ve kıbrıs üzerine olan akınlarını yoğunlaştırdı ve muvaffakiyetleri her tarafa yayıldı.
özellikle bu seferler sonunda, latinlerin yakın doğudaki çıkarları tamamen yok olduğundan, papa, aydınoğulları üzerine yeni bir haçlı seferi düzenlenmesini teşvik etti. bu defa 1344-45 yıllarında kıbrıs, cenova, venedik ve rodos gemilerinden teşekkül etmiş olan haçlı donanması, ansızın ve büyük bir baskınla sahil izmir’i aldı. ancak haçlılar, yukarı izmir’i elinde tutan umur beyin, şiddetli ve devamlı taarruzlarıyla karşılaştıklarından, kesin neticeye ulaşamadılar. sonunda antlaşma yapmağa karar verdiler. fakat, bazı müttefiklerin antlaşmaya yanaşmaması üzerine, papa, bu antlaşmayı onaylamadı. antlaşmayla bir sonuca varamayacağını bilen umur bey, sahil izmir’ini almak için bütün gücüyle silaha sarıldı ve burayı var kuvvetiyle kuşattı ve bu esnada ön saflarda kahramanca dövüşürken şehid düştü. manevi güçleri sarsılan aydınoğulları, izmir üzerine yapılan bu kurtarma teşebbüsünden sonuç alamadılar.
gazi umur beyin şehid düşmesinden sonra, yerine büyük kardeşi hızır bey geçti. hızır bey, umur beyin yerini dolduracak bir kimse olmadığından, haçlılara karşı mukavemet gösteremedi ve ağır şartlarla, bir antlaşma imzaladı (1348). bu antlaşma aydınoğullarının faaliyetlerini durdurmuş ve beyliğin çökmesine sebep olmuştur.
hızır bey, devlet merkezini selçuk’a nakletti ve kendisinden sonra başa geçen kardeşi isa bey de burada saltanat sürdü.
isa bey zamanında, osmanoğullarının anadolu birliğini kurma ve genişleme siyasetine, aydınoğulları karşı çıkmışlardır. bu sebeple, 1389’da, kosova savaşında birinci murad hanın şehid olmasından faydalanmak istemişlerdir. karamanlılar başta olmak üzere, diğer bazı beyliklerle ittifak yapmışlar, osmanlıların aleyhinde bulunmuşlardır. fakat, yeni padişah yıldırım bayezid, rumeli işini yoluna koyduktan sonra, ilk iş olarak anadolu yakasından tehlikeleri ortadan kaldırmaya çalışmıştır. bayezid, alaşehir’i almış, aydın taraflarına inmiş, mukavemet görmeksizin aydıneli’ni almış ve isa bey teslim olmuştur. yıldırım bayezid de isa beyin karşı koymadan ülkesini teslim etmesine mükafat olarak, kendisini izmir ve civarının müstakil emiri tanımış ve isa beyin kızı hafsa hatun ile evlenerek, aradaki bağı kuvvetlendirmiştir. yıldırım bayezid, bir müddet sonra isa beyi iznik’te ikamete mecbur etmiş, böylece aydınoğulları beyliğini kesin olarak osmanlılara bağlamıştır.
ankara savaşında (1402), yıldırım bayezid’in timur’a mağlup ve esir düşmesinden sonra aydınoğulları beyliği, tekrar canlandı. ancak, bu sırada isa bey ölmüştü. bu itibarla aydınoğullarının başına timur hanın emriyle, oğlu musa bey geçti. ertesi yıl musa beyin vefatı üzerine, yerine ikinci umur bey geçti (1403). fakat, aydınoğlu ibrahim bahadır beyin oğlu ve izmir valisi cüneyd bey, buna karşı çıkarak, saltanat iddiasında bulundu. ikinci umur beyin üzerine yürüyerek ayasluğ’u zabteden cüneyd bey, umur’un 1405’te ölümüyle de, aydınoğulları topraklarına tek başına, 1425’e kadar bazı fasılalarla hakim oldu. cüneyd bey, yerini sağlamlaştırmak için, osmanoğulları arasındaki taht kavgalarına karışıp, her defasında şehzadelerden birini tutarak, zaman zaman kendisine müttefik bulmak ve mevcut ittifaklara katılmak yolunu tuttu. birçok kereler başarısızlığa uğramasına rağmen, kendini bağışlatmayı bildi. her seferinde, yeni vazifeler almaya muvaffak oldu. ikinci murad han zamanında rahat durmayan cüneyd bey, sıkışınca sisam adası karşısındaki ipsili kalesine sığındı. ancak, karamanlılardan umduğu yardımı göremeyince, teslim oldu ve öldürüldü. böylece, aydınoğulları toprakları, tamamıyla osmanlıların hakimiyeti altına girdi (1425).
aydınoğulları, hakimiyetleri altında bulunan birgi, tire, aydın ve selçuk’u cami, medrese, han ve hamam gibi eserlerle süslemişlerdir. aydınoğulları mimarisinde, anadolu selçuklu sanatının etkisi görülmektedir. aydınoğulları beyliğinin en önemli eseri, selçuk’taki isa bey camiidir. mimar ali bin dımışki’nin inşa ettiği cami, şam’daki ümeyye camiinin temel özelliklerini taşıdığı gibi, yenilikler de bulunmaktadır. diğer önemli eserler, birgi’de aydınoğlu mehmed bey camii (ulu cami) ve türbesi, karahasan camii, sultanşah türbesidir.
aydınoğulları, kültür bakımından da büyük hizmetlerde bulunmuşlardır. tezkiretü’l-evliya, araisü’l-mecalis adlı peygamberler tarihi, süheyl ü nevbahar ile hüsrev ü şirin tercümesi gibi pek çok dil yadigârı, ilme değer veren aydınoğulları sayesinde yazılmış ve bunlardan bazıları günümüze kadar gelmiştir.
aydınoğulları, latinlerle yaptıkları ticaret dolayısıyla yabancı sikke kullandıkları gibi, islami sikkeleri de vardır. bundan başka, birinci umur beyin bakır sikkeleri ile isa ve oğlu musa beylerin ve cüneyd beyin gümüş sikkeleri bulunmaktadır. aydınoğulları beyliğinin devlet teşkilatı, diğer anadolu beyliklerine benzemektedir.
germiyan ordusu subaşısı aydınoğlu mübarizüddin mehmed bey kurmuştur. germiyanoğlu birinci yakub bey tarafından, aydın ve çevresini fethetmekle görevlendirilen mehmed bey, öncelikle sasa beyin elindeki tire, ayasluğ (selçuk) ve birgi’yi ele geçirdi. bu çarpışmalar sırasında, sasa bey öldürüldü (1307). bundan sonra birgi’yi kendisine merkez seçerek beyliğini ilan eden mehmed bey, gaza harekatına devam etti. 1310’da müslüman izmir’i, 1328’de gâvur izmir’i ele geçirdi. mehmed bey, bundan sonra ortaçağ müslüman-türk geleneğine uyarak, ülkesinin idaresini, beş oğlu arasında pay etti. kendisi, hükümdar sıfatı ile birgi’de oturdu. ayasluğ’da kurduğu tersane ile güçlü bir donanma meydana getirdi. izmir valisi tayin ettiği oğlu umur bey, bu donanmayla sakız, ağrıboz, bozcaada, mora ve rumeli kıyılarına akınlar düzenledi.
aydınoğlu mehmed beyin 1334’te bir av sırasında attan düşerek hastalanması ve ölümü üzerine, yerine, kardeşlerinin de ittifakıyla gazi umur bey geçti. umur bey, 14 yıllık beyliğinde, devlet merkezi birgi’de ancak üç gün oturabilmiş, bütün saltanatı savaşlarla geçmiştir. umur beyin devri, aydınoğullarının en parlak devri olmuştur. saruhanoğlu süleyman beyle beraber giriştiği yunanistan ve mora seferlerinden, pek çok esir ve ganimetlerle döndü (1335).
bizans şehri olan alaşehir (philadelphia), yarım asra yakın zaman, türk taarruzlarına karşı koymuştu. zor durumda kaldıklarında, kaleyi kuşatanlara cizye ve haraç veriyorlardı. bu şehri almayı muhakkak arzu eden umur bey, 1335 yılında, yaralı olmasına rağmen şehri kuşattı ve kısa sürede fethetti. bizans imparatoru ile dostça geçinen umur bey, adalardaki isyanların bastırılmasında imparatora yardım etti. nitekim, 1336 yılında bizans imparatoru, umur beyle bir dostluk antlaşması yaparak, sakız adasını aydınoğullarına bıraktı. bizans’la olan anlaşmasına sadık kalan umur bey de, onlara, gerektiğinde yardımda bulundu.
gazi umur bey, 1338-1339 yıllarında, yanında kardeşi hızır bey de olduğu halde, adalar denizi ve yunanistan’a seferler düzenledi. daha sonra karadeniz’e geçerek, kili ve eflak seferlerini gerçekleştirdi (1340). umur bey, bu son sefere üç yüz gemi ile çıktı. güçlü bir donanmaya sahip olduğundan, girit ve kıbrıs üzerine olan akınlarını yoğunlaştırdı ve muvaffakiyetleri her tarafa yayıldı.
özellikle bu seferler sonunda, latinlerin yakın doğudaki çıkarları tamamen yok olduğundan, papa, aydınoğulları üzerine yeni bir haçlı seferi düzenlenmesini teşvik etti. bu defa 1344-45 yıllarında kıbrıs, cenova, venedik ve rodos gemilerinden teşekkül etmiş olan haçlı donanması, ansızın ve büyük bir baskınla sahil izmir’i aldı. ancak haçlılar, yukarı izmir’i elinde tutan umur beyin, şiddetli ve devamlı taarruzlarıyla karşılaştıklarından, kesin neticeye ulaşamadılar. sonunda antlaşma yapmağa karar verdiler. fakat, bazı müttefiklerin antlaşmaya yanaşmaması üzerine, papa, bu antlaşmayı onaylamadı. antlaşmayla bir sonuca varamayacağını bilen umur bey, sahil izmir’ini almak için bütün gücüyle silaha sarıldı ve burayı var kuvvetiyle kuşattı ve bu esnada ön saflarda kahramanca dövüşürken şehid düştü. manevi güçleri sarsılan aydınoğulları, izmir üzerine yapılan bu kurtarma teşebbüsünden sonuç alamadılar.
gazi umur beyin şehid düşmesinden sonra, yerine büyük kardeşi hızır bey geçti. hızır bey, umur beyin yerini dolduracak bir kimse olmadığından, haçlılara karşı mukavemet gösteremedi ve ağır şartlarla, bir antlaşma imzaladı (1348). bu antlaşma aydınoğullarının faaliyetlerini durdurmuş ve beyliğin çökmesine sebep olmuştur.
hızır bey, devlet merkezini selçuk’a nakletti ve kendisinden sonra başa geçen kardeşi isa bey de burada saltanat sürdü.
isa bey zamanında, osmanoğullarının anadolu birliğini kurma ve genişleme siyasetine, aydınoğulları karşı çıkmışlardır. bu sebeple, 1389’da, kosova savaşında birinci murad hanın şehid olmasından faydalanmak istemişlerdir. karamanlılar başta olmak üzere, diğer bazı beyliklerle ittifak yapmışlar, osmanlıların aleyhinde bulunmuşlardır. fakat, yeni padişah yıldırım bayezid, rumeli işini yoluna koyduktan sonra, ilk iş olarak anadolu yakasından tehlikeleri ortadan kaldırmaya çalışmıştır. bayezid, alaşehir’i almış, aydın taraflarına inmiş, mukavemet görmeksizin aydıneli’ni almış ve isa bey teslim olmuştur. yıldırım bayezid de isa beyin karşı koymadan ülkesini teslim etmesine mükafat olarak, kendisini izmir ve civarının müstakil emiri tanımış ve isa beyin kızı hafsa hatun ile evlenerek, aradaki bağı kuvvetlendirmiştir. yıldırım bayezid, bir müddet sonra isa beyi iznik’te ikamete mecbur etmiş, böylece aydınoğulları beyliğini kesin olarak osmanlılara bağlamıştır.
ankara savaşında (1402), yıldırım bayezid’in timur’a mağlup ve esir düşmesinden sonra aydınoğulları beyliği, tekrar canlandı. ancak, bu sırada isa bey ölmüştü. bu itibarla aydınoğullarının başına timur hanın emriyle, oğlu musa bey geçti. ertesi yıl musa beyin vefatı üzerine, yerine ikinci umur bey geçti (1403). fakat, aydınoğlu ibrahim bahadır beyin oğlu ve izmir valisi cüneyd bey, buna karşı çıkarak, saltanat iddiasında bulundu. ikinci umur beyin üzerine yürüyerek ayasluğ’u zabteden cüneyd bey, umur’un 1405’te ölümüyle de, aydınoğulları topraklarına tek başına, 1425’e kadar bazı fasılalarla hakim oldu. cüneyd bey, yerini sağlamlaştırmak için, osmanoğulları arasındaki taht kavgalarına karışıp, her defasında şehzadelerden birini tutarak, zaman zaman kendisine müttefik bulmak ve mevcut ittifaklara katılmak yolunu tuttu. birçok kereler başarısızlığa uğramasına rağmen, kendini bağışlatmayı bildi. her seferinde, yeni vazifeler almaya muvaffak oldu. ikinci murad han zamanında rahat durmayan cüneyd bey, sıkışınca sisam adası karşısındaki ipsili kalesine sığındı. ancak, karamanlılardan umduğu yardımı göremeyince, teslim oldu ve öldürüldü. böylece, aydınoğulları toprakları, tamamıyla osmanlıların hakimiyeti altına girdi (1425).
aydınoğulları, hakimiyetleri altında bulunan birgi, tire, aydın ve selçuk’u cami, medrese, han ve hamam gibi eserlerle süslemişlerdir. aydınoğulları mimarisinde, anadolu selçuklu sanatının etkisi görülmektedir. aydınoğulları beyliğinin en önemli eseri, selçuk’taki isa bey camiidir. mimar ali bin dımışki’nin inşa ettiği cami, şam’daki ümeyye camiinin temel özelliklerini taşıdığı gibi, yenilikler de bulunmaktadır. diğer önemli eserler, birgi’de aydınoğlu mehmed bey camii (ulu cami) ve türbesi, karahasan camii, sultanşah türbesidir.
aydınoğulları, kültür bakımından da büyük hizmetlerde bulunmuşlardır. tezkiretü’l-evliya, araisü’l-mecalis adlı peygamberler tarihi, süheyl ü nevbahar ile hüsrev ü şirin tercümesi gibi pek çok dil yadigârı, ilme değer veren aydınoğulları sayesinde yazılmış ve bunlardan bazıları günümüze kadar gelmiştir.
aydınoğulları, latinlerle yaptıkları ticaret dolayısıyla yabancı sikke kullandıkları gibi, islami sikkeleri de vardır. bundan başka, birinci umur beyin bakır sikkeleri ile isa ve oğlu musa beylerin ve cüneyd beyin gümüş sikkeleri bulunmaktadır. aydınoğulları beyliğinin devlet teşkilatı, diğer anadolu beyliklerine benzemektedir.
(bkz: aydinogullari beyligi)
isparta ve eğridir havâlisinde kurulan türk beyliği.
türkiye selçuklu devleti, 13. asır sonlarında iyice zaafa uğrayıp, ilhanlıların nüfuzu altına girdikten sonra, batı hududundaki türk aşiretleri de kendi başlarının çaresine bakarak, toplanmaya ve bir idare kurmaya başlamışlardı.
aynı tarihlerde isparta, eğridir ve havâlisinde bulunan hamid aşireti de, başlarında bulunan ilyas bin hamid beyin oğlu feleküddin dündar beyin reisliği altında, merkezleri uluborlu ve sonra eski adı prostana olan eğridir olmak üzere hamidoğulları beyliğini kurdu. beyliğin kuruluşu, on üçüncü asrın son çeyreği içindedir. hamid bey ile oğlu ilyas bey, selçukluların uç beylerinden ve selçuk emirlerinden idiler. feleküddin dündar bey, kurduğu beyliğe büyük babası hamid beyin ismini verdi.
faal bir emir olan dündar bey, beyliğinin hududunu güneye doğru genişleterek gölhisar, korkuteli ve antalya’yı ele geçirdikten sonra, ülkesini germiyan ve denizli hudutlarına kadar büyüttü. eğridir’i pek çok eserlerle imar eden feleküddîn dündar bey, buraya kendi künyesine nispetle felekâbâd adını verdi. 1301 yılında antalya’yı fethettikten sonra, buranın idaresini kardeşi yûnus beye havale etti (bkz. tekeoğulları beyliği). 1314’te anadolu’ya gelen ilhanlı beylerbeyi emir çoban’a itaat edenler arasında, dündar bey de bulunuyordu. hattâ, dündar bey, ilhanlılara sadakatini göstermek üzere, aynı sene “sultan-ı âzam gıyâsüddünyâ ve’d-dîn hudâbende mehmed” klişeli, ilhan olcayto adına gümüş sikke kestirdi.
1316’da ilhan olcayto’nun vefatı ve küçük yaştaki oğlu ebû saîd’in cülûsundan sonra ortaya çıkan karışıklıklar esnasında, bu durumu fırsat bilen dündar bey, istiklâlini ilan ederek sultan unvanını aldı ve hudut komşuları beyler (aydın, saruhan, menteşe vs.) üzerinde hâkimiyet tesis etti. anadolu beyliklerinin, ilhanlıların merkezindeki zaaftan istifade ile bağlılıklarını çözmeye başlamaları üzerine, anadolu ilhanlı valisi timurtaş, konya’yı işgal etti. 1324 senesinde eşrefoğlu süleyman beyi öldürttü ve arkasından hamid iline yürüyerek antalya’ya kaçan dündar beyi de yakalayarak katlettirdi. ancak, çok geçmeden, ilhanlı hükümdarına isyan eden timurtaş’ın üzerine kuvvet gönderilmesi ve mısır’da yakalanarak katledilmesi neticesinde, dündar beyin üç oğlundan büyük oğlu hızır bey, hamideli idaresini eline aldı. hızır beyin ne kadar beylik yaptığı belli değildir. yaklaşık olarak 1330’da vefat etmiştir.
seyyah ibn-i battûta, 1333 yılında anadolu’yu gezerken, hamidoğulları beyliğine de uğramış, gölhisar’da dündar beyin oğlu mehmed ve eğridir’de diğer oğlu necmeddin ishak beyin hükümdar bulunduklarını bildirmiştir. ishak beyin hangi tarihte vefat ettiği belli değildir.
ishak beyden sonra kardeşi mehmed beyin oğlu muzafferüddin mustafa bey, onun ölümü ile de, oğlu hüsâmeddin ilyas bey, hamidoğulları beyliğinin başına geçti. hüsâmeddin ilyas bey, komşusu olan karamanoğlu alâeddîn bey ile yaptığı savaşı kaybederek germiyanoğlu süleyman şaha sığındı. ondan aldığı yardımlarla, kaybettiği yerlere yeniden sahip oldu. ilyas beyin de vefat tarihi belli değildir. ilyas beyden sonra yerine kemâleddin hüseyin bey geçti. bu zat da, karamanoğullarının tecavüzlerinden bıkarak, eşrefoğullarından almış oldukları beyşehri, seydişehri, akşehir, yalvaç ve şarkî karaağaç’ı, 1374’te, 80 bin altın mukabilinde osmanlı hükümdarı sultan birinci murad hana sattı. yine, kosova savaşına giden sultan murad’a, oğlu mustafa idaresinde, yardımcı kuvvet gönderdi. okçulardan müteşekkil bu kuvvet, muharebe esnasında osmanlı ordusunun ön safında bulunmuştur. kemâleddin hüseyin bey, 1391 yılında vefat etti. hamidoğullarının bu şubesinin toprakları, osmanlılar ile karamanoğulları tarafından paylaşıldı.
hamidoğullarında devlet işlerinin görüldüğü bir dîvân mevcuttu. bu dîvânın, türkiye selçuklularınınkine benzer şekilde olduğu anlaşılmaktadır. hamidoğullarında beylik, eski türk geleneğine uyularak evlatlar arasında pay edilmekteydi.
hamidoğullarından hüsâmeddin ilyas beyin, felekâbâd’da kesilmiş hüsâmî ibareli gümüş sikkesinden başka hiç birisinin sikkesi görülmemiştir.
hamidoğulları hükümdarları, bilhassa eğridir ve burdur’da pek çok imar faaliyetlerinde bulundular. bunlardan eğridir’de hızır bey camii, burdur’da mustafa bey medresesi ve şuhud kasabasında ibrahim bin hızır’a ait olan mescid en önemlileridir.
türkiye selçuklu devleti, 13. asır sonlarında iyice zaafa uğrayıp, ilhanlıların nüfuzu altına girdikten sonra, batı hududundaki türk aşiretleri de kendi başlarının çaresine bakarak, toplanmaya ve bir idare kurmaya başlamışlardı.
aynı tarihlerde isparta, eğridir ve havâlisinde bulunan hamid aşireti de, başlarında bulunan ilyas bin hamid beyin oğlu feleküddin dündar beyin reisliği altında, merkezleri uluborlu ve sonra eski adı prostana olan eğridir olmak üzere hamidoğulları beyliğini kurdu. beyliğin kuruluşu, on üçüncü asrın son çeyreği içindedir. hamid bey ile oğlu ilyas bey, selçukluların uç beylerinden ve selçuk emirlerinden idiler. feleküddin dündar bey, kurduğu beyliğe büyük babası hamid beyin ismini verdi.
faal bir emir olan dündar bey, beyliğinin hududunu güneye doğru genişleterek gölhisar, korkuteli ve antalya’yı ele geçirdikten sonra, ülkesini germiyan ve denizli hudutlarına kadar büyüttü. eğridir’i pek çok eserlerle imar eden feleküddîn dündar bey, buraya kendi künyesine nispetle felekâbâd adını verdi. 1301 yılında antalya’yı fethettikten sonra, buranın idaresini kardeşi yûnus beye havale etti (bkz. tekeoğulları beyliği). 1314’te anadolu’ya gelen ilhanlı beylerbeyi emir çoban’a itaat edenler arasında, dündar bey de bulunuyordu. hattâ, dündar bey, ilhanlılara sadakatini göstermek üzere, aynı sene “sultan-ı âzam gıyâsüddünyâ ve’d-dîn hudâbende mehmed” klişeli, ilhan olcayto adına gümüş sikke kestirdi.
1316’da ilhan olcayto’nun vefatı ve küçük yaştaki oğlu ebû saîd’in cülûsundan sonra ortaya çıkan karışıklıklar esnasında, bu durumu fırsat bilen dündar bey, istiklâlini ilan ederek sultan unvanını aldı ve hudut komşuları beyler (aydın, saruhan, menteşe vs.) üzerinde hâkimiyet tesis etti. anadolu beyliklerinin, ilhanlıların merkezindeki zaaftan istifade ile bağlılıklarını çözmeye başlamaları üzerine, anadolu ilhanlı valisi timurtaş, konya’yı işgal etti. 1324 senesinde eşrefoğlu süleyman beyi öldürttü ve arkasından hamid iline yürüyerek antalya’ya kaçan dündar beyi de yakalayarak katlettirdi. ancak, çok geçmeden, ilhanlı hükümdarına isyan eden timurtaş’ın üzerine kuvvet gönderilmesi ve mısır’da yakalanarak katledilmesi neticesinde, dündar beyin üç oğlundan büyük oğlu hızır bey, hamideli idaresini eline aldı. hızır beyin ne kadar beylik yaptığı belli değildir. yaklaşık olarak 1330’da vefat etmiştir.
seyyah ibn-i battûta, 1333 yılında anadolu’yu gezerken, hamidoğulları beyliğine de uğramış, gölhisar’da dündar beyin oğlu mehmed ve eğridir’de diğer oğlu necmeddin ishak beyin hükümdar bulunduklarını bildirmiştir. ishak beyin hangi tarihte vefat ettiği belli değildir.
ishak beyden sonra kardeşi mehmed beyin oğlu muzafferüddin mustafa bey, onun ölümü ile de, oğlu hüsâmeddin ilyas bey, hamidoğulları beyliğinin başına geçti. hüsâmeddin ilyas bey, komşusu olan karamanoğlu alâeddîn bey ile yaptığı savaşı kaybederek germiyanoğlu süleyman şaha sığındı. ondan aldığı yardımlarla, kaybettiği yerlere yeniden sahip oldu. ilyas beyin de vefat tarihi belli değildir. ilyas beyden sonra yerine kemâleddin hüseyin bey geçti. bu zat da, karamanoğullarının tecavüzlerinden bıkarak, eşrefoğullarından almış oldukları beyşehri, seydişehri, akşehir, yalvaç ve şarkî karaağaç’ı, 1374’te, 80 bin altın mukabilinde osmanlı hükümdarı sultan birinci murad hana sattı. yine, kosova savaşına giden sultan murad’a, oğlu mustafa idaresinde, yardımcı kuvvet gönderdi. okçulardan müteşekkil bu kuvvet, muharebe esnasında osmanlı ordusunun ön safında bulunmuştur. kemâleddin hüseyin bey, 1391 yılında vefat etti. hamidoğullarının bu şubesinin toprakları, osmanlılar ile karamanoğulları tarafından paylaşıldı.
hamidoğullarında devlet işlerinin görüldüğü bir dîvân mevcuttu. bu dîvânın, türkiye selçuklularınınkine benzer şekilde olduğu anlaşılmaktadır. hamidoğullarında beylik, eski türk geleneğine uyularak evlatlar arasında pay edilmekteydi.
hamidoğullarından hüsâmeddin ilyas beyin, felekâbâd’da kesilmiş hüsâmî ibareli gümüş sikkesinden başka hiç birisinin sikkesi görülmemiştir.
hamidoğulları hükümdarları, bilhassa eğridir ve burdur’da pek çok imar faaliyetlerinde bulundular. bunlardan eğridir’de hızır bey camii, burdur’da mustafa bey medresesi ve şuhud kasabasında ibrahim bin hızır’a ait olan mescid en önemlileridir.
(bkz: hamitogullari beyligi)
kütahya ve çevresinde hüküm sürmüş bir türk beyliği. toprakları, doğuda afyonkarahisar ve denizli, batıda gediz ve menderes vâdilerine kadar uzanırdı.
germiyan, önceleri türk aşiretlerinden birinin adıyken, anadolu selçuklu devletinin (1077-1307) son zamanlarında, 1300 yılında kurulan germiyanoğulları beyliğine de ad oldu. germiyan aşiretinin anadolu’ya ne zaman geldiği belli değildir. on üçüncü yüzyılda malatya taraflarında, anadolu selçuklu devletinin hizmetinde bulunuyorlardı. malatya’da otururlarken, germiyan aşiretinin başındaki alişiroğlu muzafferüddin, selçuklu hükümdarı ikinci gıyâseddîn keyhüsrev (1236-1246) zamanında, baba ishak tarafından çıkarılan sapık babaîler isyanını bastırmakla vazifelendirildi ise de, muvaffak olamadı. yine bu aileden ve selçuklu beylerinden kerimüddin alişir, selçuklu şehzadeleri arasındaki taht mücadelesine karıştığı için, moğollar tarafından öldürüldü. germiyanlılar, daha sonra moğolların baskısı yüzünden, kütahya tarafına göç ettiler. buradayken bağımsızlıkları için, anadolu selçuklu sultanı ikinci gıyâseddin mesud (1282-1305) ile moğollara karşı mücadele verdiler.
germiyanoğulları beyliğini kuran kerîmüddin alişir’in oğlu birinci yâkub bey, anadolu selçuklu devleti beylerinden iken, 14. yüzyılın başından itibaren selçuklulardan ayrılıp, moğollarla mücadele edemeyeceğinden, onların hâkimiyetine girdi. yâkub beyin idaresindeki germiyanoğulları beyliği, o zaman anadolu’da kurulan beyliklerin en kuvvetlilerinden olup, bizanslılardan her yıl belli bir vergi ve hediyeler alıyorlardı. yâkub beyin, aydınoğlu mehmed bey kumandasında ege sahillerine gönderdiği germiyanlı ordusu, bizanslılardan ayasluğ (selçuk) ve birgi’yi aldı ve bu yörede aydınoğulları beyliğini kurdu. yâkub bey, 1305’te menderes irmağı kenarındaki tripolis (buldan kasabası doğusunda, yenice yakınında) şehrini alıp, 12.000 piyade ve 8000 süvari ile 1306’da alaşehir’i kuşattı. bizanslılar, ispanya’dan getirtmiş oldukları, katalan birliklerini alaşehir’deki türk kuvvetleri üzerine gönderince, germiyanlılar kuşatmayı kaldırdılar. fakat şehir, 1314 yılında, yâkub bey tarafından alınıp, haraca bağlandı. rumlardan alınan cizye, kütahya’da yaptırılan vâcidiye medresesinin ihtiyacına karşılık tutuldu. yâkub beyin 1340’ta vefatı üzerine, yerine oğlu mehmed bey geçti. bunun ilk zamanlarında bizanslılar, katalanlar vasıtasıyla, kula ve simav’ı germiyanlılardan aldılarsa da, mehmed bey buraları yeniden topraklarına katmaya muvaffak oldu.
mehmed beyin vefat tarihi kesin belli olmayıp 1361 olarak tahmin olunmaktadır. ölümünden sonra yerine süleyman şah geçti. süleyman şahın hükümdarlığının ilk yılları durgun geçti. karamanlılar ile hamidoğulları arasındaki mücadelede; hamidoğullarından (1301-1423) ilyas beyin tarafını tutması, karamanlılar ile arasının açılmasına sebep oldu. süleyman şah, karamanlıların baskısı karşısında, hıristiyanlarla mücadelede büyük başarı sağlayan ve sınırlarını genişletmekte olan osmanlılar ile anlaşmak istedi. germiyanlı islâm âlimi ishak fakih ve beraberindeki heyet, yüksek hediyeler ile osmanlı hükümdarı murâd hüdâvendigâr gâzinin (1360-1389) huzuruna gönderilip; süleyman şah, kızını osmanlı şehzadesi bayezid’e vermeyi ve çehiz olarak da, kütahya ile beraber simav, eğriboz (emet) ve tavşanlı’yı osmanlılara teklif etti. germiyanlıların teklifi kabul edilip, düğün yapıldı. süleyman şah, kula kasabasına çekildi. sultan murad hüdâvendigâr’ın oğlu şehzade bayezid de osmanlı sancağı hâline getirilen kütahya şehrine geldi.
süleyman şahın 1387’de vefatıyla, oğullarından yâkub, germiyanlı hükümdarı oldu. ikinci yâkub bey, osmanlıların haçlılarla yaptığı, 1389 birinci kosova savaşı sonrasında, sultan murad gâzi şehid edilince, fırsattan istifade edip osmanlılara bırakılan toprakları geri almak istedi. rumeli’deki durumu düzelttikten sonra anadolu’ya geçen, yeni hükümdar yıldırım bayezid han (1389-1402), kütahya taraflarına geldi. kendisine karşı çıkan ikinci yâkub bey ve subaşı hisar beyi yakalatıp, rumeli’deki ipsala kalesine hapsettirdi. germiyanoğulları topraklarını da osmanlı ülkesine kattı (1390). ikinci yâkub bey, ipsala kalesinde dokuz yıl hapis kaldıktan sonra, 1399 yılında bir fırsatını bulup kaçtı. kıyafet değiştirerek, deniz yoluyla suriye’ye, oradan da, timurlular devletinin (1370-1506) sultanı timur hanın (1370-1405) yanına ulaştı. ankara savaşında (1402), osmanlılara karşı timur hanın safında savaştı. savaş sonunda timur, eski germiyanlı ülkesini ikinci yâkub beye verdi.
ikinci yâkub bey, osmanlı şehzadeleri arasındaki taht mücadelelerinde, yeğeni çelebi mehmed tarafını tuttu. bu yakınlığı benimsemeyen karamanoğlu mehmed bey, iki yıl üst üste düzenlediği seferler ile kütahya’yı zaptedip, germiyan ülkesine sahip oldu (1411). karamanoğullarının, germiyan ülkesine hâkimiyetleri iki buçuk yıl kadar sürdü. osmanlı sultanı çelebi mehmed, rumeli’de kardeşi musa’yı bertaraf ettikten sonra, karamanoğulları üzerine yürüyerek, onları konya’ya kadar sürdü. çelebi mehmed, böylece hâkim olduğu germiyan topraklarını yine, dostu ve müttefiki olan ikinci yâkub beye devretti (1414).
osmanlı sultanı çelebi mehmed’in vefatıyla yerine geçen ikinci murad hana (1421-1451) karşı, karamanlılarla beraber yâkub bey de şehzade mustafa bey tarafını tuttu. mustafa çelebi’nin, ikinci murad hana yenilip, iznik’te öldürülmesinden (1423) sonra, yâkub bey, osmanlılarla dost geçinmeyi tercih etti. 1428’de osmanlıların payitahtı edirne’ye bizzat giderek, ikinci murad han ile görüştü. osmanlılardan çok hürmet görüp, oğlu olmadığı için, ölümünden sonra ülkesini sultan’a bıraktığını vasiyet edip, kütahya’ya döndü. 1429’da vefatıyla, germiyanoğulları beyliği sona erip, toprakları, osmanlılara kaldı. kütahya ve afyonkarahisar sancak hâline getirildi. kütahya önce şehzadeler, sonra da anadolu beylerbeyliğinin merkezi olarak osmanlılarca teşkilâtlandırıldı.
kültür ve medeniyet
germiyanoğullarının teşkilatı, hemen hemen bütünüyle büyük selçuklular ve anadolu selçukluları teşkilâtının devamı hâlindeydi. germiyan topluluğunun başında alişir ailesi hakimiyet kurmuştu ve beylik merkezden idare edilmekteydi. hükümdarın sarayı, yalnız sultanın ikametine ait bir kuruluş olarak değil, aynı zamanda devletin idare edildiği yer olarak kullanılmaktaydı. germiyanoğullarının bir dîvânı vardı ve bu dîvânda emirler, vezirler, kadılar ve nişancı bulunmaktaydı.
germiyanoğullarında toprak sistemi, daha sonra osmanlılarda gelişmiş şekliyle görüleceği gibi timar, vakıf ve mülk olarak tatbik edilmekteydi.
germiyan beyliğinin kurucusu birinci yâkub bey devri (1300-1340), beyliğin en kuvvetli olduğu bir zamandı. bu devirde iktisat ve içtimaî hayat da buna paralel olarak, ileriydi. yâkub beyin hazineleri, konaklarının mevcudiyeti, sosyal ve ekonomik hayatı gösteren önemli örneklerdendir. bu devirde germiyanlıların mükemmel bir ordusu olup, askerleri tam teçhizatlıydı. germiyan beyliğine, bizanstan her yıl 100.000 dinar ve kıymetli eşyalar hediye olarak gelmekteydi.
germiyanoğulları zamanında, edebî ve ilmî faâliyet çok canlı bir durumdaydı. şeyhoğlu mustafa, şeyhî sinan, ahmedî ve ahmed-i dâî gibi müellifler dil ve fikir sâhasında pek çok eser vermişlerdir (bkz. türk edebiyatı). bunların yanısıra molla abdülvâcid ve ishak fakih gibi ilim adamları da yetişmiştir. germiyanoğulları zamanında, kütahya’da ilmî tedrisât yapan vâcidiye medresesi, ikinci yâkub bey medresesi ve ishak fakih medresesi vardı. vâcidiye medresesinde dînî ilimlerin yanında fen ve astronomi gibi ilimlerin de okutulduğu anlaşılmaktadır. germiyan beyliğinde hizmet gören ilim ve fikir adamları, germiyan ilinin osmanlılara geçmesi üzerine, osmanlılar tarafından da himaye edilmişlerdir. bunların ilmî ve edebî sahada pek çok eserler vücuda getirmeleri temin edilmiştir. germiyan beyleri, ilim ve fikir adamlarını korumuşlar, onlara yüksek değer vererek ilmin ve fikrin gelişmesine hizmet etmişlerdir.
germiyan ülkesinde, kültür ve sosyal hayatla beraber, ekonomi de yüksek bir seviyedeydi. “germiyan kumaşları” adıyla meşhur dokumalar, bütün anadolu’da tanınırdı. denizli’nin “ak alemli” kumaşından da hil’at ve üst elbisesi yapılırdı. germiyanlı sarıklık bezleri meşhur olup, osmanlı sultanlarının başına sardığı kavuklarda bile kullanılırdı. çok dayanıklı atlar yetiştirirlerdi. menderes irmağı vasıtasıyla, ege denizi limanlarına ticaret malları ve kütahya şap madeni naklederlerdi.
germiyan, önceleri türk aşiretlerinden birinin adıyken, anadolu selçuklu devletinin (1077-1307) son zamanlarında, 1300 yılında kurulan germiyanoğulları beyliğine de ad oldu. germiyan aşiretinin anadolu’ya ne zaman geldiği belli değildir. on üçüncü yüzyılda malatya taraflarında, anadolu selçuklu devletinin hizmetinde bulunuyorlardı. malatya’da otururlarken, germiyan aşiretinin başındaki alişiroğlu muzafferüddin, selçuklu hükümdarı ikinci gıyâseddîn keyhüsrev (1236-1246) zamanında, baba ishak tarafından çıkarılan sapık babaîler isyanını bastırmakla vazifelendirildi ise de, muvaffak olamadı. yine bu aileden ve selçuklu beylerinden kerimüddin alişir, selçuklu şehzadeleri arasındaki taht mücadelesine karıştığı için, moğollar tarafından öldürüldü. germiyanlılar, daha sonra moğolların baskısı yüzünden, kütahya tarafına göç ettiler. buradayken bağımsızlıkları için, anadolu selçuklu sultanı ikinci gıyâseddin mesud (1282-1305) ile moğollara karşı mücadele verdiler.
germiyanoğulları beyliğini kuran kerîmüddin alişir’in oğlu birinci yâkub bey, anadolu selçuklu devleti beylerinden iken, 14. yüzyılın başından itibaren selçuklulardan ayrılıp, moğollarla mücadele edemeyeceğinden, onların hâkimiyetine girdi. yâkub beyin idaresindeki germiyanoğulları beyliği, o zaman anadolu’da kurulan beyliklerin en kuvvetlilerinden olup, bizanslılardan her yıl belli bir vergi ve hediyeler alıyorlardı. yâkub beyin, aydınoğlu mehmed bey kumandasında ege sahillerine gönderdiği germiyanlı ordusu, bizanslılardan ayasluğ (selçuk) ve birgi’yi aldı ve bu yörede aydınoğulları beyliğini kurdu. yâkub bey, 1305’te menderes irmağı kenarındaki tripolis (buldan kasabası doğusunda, yenice yakınında) şehrini alıp, 12.000 piyade ve 8000 süvari ile 1306’da alaşehir’i kuşattı. bizanslılar, ispanya’dan getirtmiş oldukları, katalan birliklerini alaşehir’deki türk kuvvetleri üzerine gönderince, germiyanlılar kuşatmayı kaldırdılar. fakat şehir, 1314 yılında, yâkub bey tarafından alınıp, haraca bağlandı. rumlardan alınan cizye, kütahya’da yaptırılan vâcidiye medresesinin ihtiyacına karşılık tutuldu. yâkub beyin 1340’ta vefatı üzerine, yerine oğlu mehmed bey geçti. bunun ilk zamanlarında bizanslılar, katalanlar vasıtasıyla, kula ve simav’ı germiyanlılardan aldılarsa da, mehmed bey buraları yeniden topraklarına katmaya muvaffak oldu.
mehmed beyin vefat tarihi kesin belli olmayıp 1361 olarak tahmin olunmaktadır. ölümünden sonra yerine süleyman şah geçti. süleyman şahın hükümdarlığının ilk yılları durgun geçti. karamanlılar ile hamidoğulları arasındaki mücadelede; hamidoğullarından (1301-1423) ilyas beyin tarafını tutması, karamanlılar ile arasının açılmasına sebep oldu. süleyman şah, karamanlıların baskısı karşısında, hıristiyanlarla mücadelede büyük başarı sağlayan ve sınırlarını genişletmekte olan osmanlılar ile anlaşmak istedi. germiyanlı islâm âlimi ishak fakih ve beraberindeki heyet, yüksek hediyeler ile osmanlı hükümdarı murâd hüdâvendigâr gâzinin (1360-1389) huzuruna gönderilip; süleyman şah, kızını osmanlı şehzadesi bayezid’e vermeyi ve çehiz olarak da, kütahya ile beraber simav, eğriboz (emet) ve tavşanlı’yı osmanlılara teklif etti. germiyanlıların teklifi kabul edilip, düğün yapıldı. süleyman şah, kula kasabasına çekildi. sultan murad hüdâvendigâr’ın oğlu şehzade bayezid de osmanlı sancağı hâline getirilen kütahya şehrine geldi.
süleyman şahın 1387’de vefatıyla, oğullarından yâkub, germiyanlı hükümdarı oldu. ikinci yâkub bey, osmanlıların haçlılarla yaptığı, 1389 birinci kosova savaşı sonrasında, sultan murad gâzi şehid edilince, fırsattan istifade edip osmanlılara bırakılan toprakları geri almak istedi. rumeli’deki durumu düzelttikten sonra anadolu’ya geçen, yeni hükümdar yıldırım bayezid han (1389-1402), kütahya taraflarına geldi. kendisine karşı çıkan ikinci yâkub bey ve subaşı hisar beyi yakalatıp, rumeli’deki ipsala kalesine hapsettirdi. germiyanoğulları topraklarını da osmanlı ülkesine kattı (1390). ikinci yâkub bey, ipsala kalesinde dokuz yıl hapis kaldıktan sonra, 1399 yılında bir fırsatını bulup kaçtı. kıyafet değiştirerek, deniz yoluyla suriye’ye, oradan da, timurlular devletinin (1370-1506) sultanı timur hanın (1370-1405) yanına ulaştı. ankara savaşında (1402), osmanlılara karşı timur hanın safında savaştı. savaş sonunda timur, eski germiyanlı ülkesini ikinci yâkub beye verdi.
ikinci yâkub bey, osmanlı şehzadeleri arasındaki taht mücadelelerinde, yeğeni çelebi mehmed tarafını tuttu. bu yakınlığı benimsemeyen karamanoğlu mehmed bey, iki yıl üst üste düzenlediği seferler ile kütahya’yı zaptedip, germiyan ülkesine sahip oldu (1411). karamanoğullarının, germiyan ülkesine hâkimiyetleri iki buçuk yıl kadar sürdü. osmanlı sultanı çelebi mehmed, rumeli’de kardeşi musa’yı bertaraf ettikten sonra, karamanoğulları üzerine yürüyerek, onları konya’ya kadar sürdü. çelebi mehmed, böylece hâkim olduğu germiyan topraklarını yine, dostu ve müttefiki olan ikinci yâkub beye devretti (1414).
osmanlı sultanı çelebi mehmed’in vefatıyla yerine geçen ikinci murad hana (1421-1451) karşı, karamanlılarla beraber yâkub bey de şehzade mustafa bey tarafını tuttu. mustafa çelebi’nin, ikinci murad hana yenilip, iznik’te öldürülmesinden (1423) sonra, yâkub bey, osmanlılarla dost geçinmeyi tercih etti. 1428’de osmanlıların payitahtı edirne’ye bizzat giderek, ikinci murad han ile görüştü. osmanlılardan çok hürmet görüp, oğlu olmadığı için, ölümünden sonra ülkesini sultan’a bıraktığını vasiyet edip, kütahya’ya döndü. 1429’da vefatıyla, germiyanoğulları beyliği sona erip, toprakları, osmanlılara kaldı. kütahya ve afyonkarahisar sancak hâline getirildi. kütahya önce şehzadeler, sonra da anadolu beylerbeyliğinin merkezi olarak osmanlılarca teşkilâtlandırıldı.
kültür ve medeniyet
germiyanoğullarının teşkilatı, hemen hemen bütünüyle büyük selçuklular ve anadolu selçukluları teşkilâtının devamı hâlindeydi. germiyan topluluğunun başında alişir ailesi hakimiyet kurmuştu ve beylik merkezden idare edilmekteydi. hükümdarın sarayı, yalnız sultanın ikametine ait bir kuruluş olarak değil, aynı zamanda devletin idare edildiği yer olarak kullanılmaktaydı. germiyanoğullarının bir dîvânı vardı ve bu dîvânda emirler, vezirler, kadılar ve nişancı bulunmaktaydı.
germiyanoğullarında toprak sistemi, daha sonra osmanlılarda gelişmiş şekliyle görüleceği gibi timar, vakıf ve mülk olarak tatbik edilmekteydi.
germiyan beyliğinin kurucusu birinci yâkub bey devri (1300-1340), beyliğin en kuvvetli olduğu bir zamandı. bu devirde iktisat ve içtimaî hayat da buna paralel olarak, ileriydi. yâkub beyin hazineleri, konaklarının mevcudiyeti, sosyal ve ekonomik hayatı gösteren önemli örneklerdendir. bu devirde germiyanlıların mükemmel bir ordusu olup, askerleri tam teçhizatlıydı. germiyan beyliğine, bizanstan her yıl 100.000 dinar ve kıymetli eşyalar hediye olarak gelmekteydi.
germiyanoğulları zamanında, edebî ve ilmî faâliyet çok canlı bir durumdaydı. şeyhoğlu mustafa, şeyhî sinan, ahmedî ve ahmed-i dâî gibi müellifler dil ve fikir sâhasında pek çok eser vermişlerdir (bkz. türk edebiyatı). bunların yanısıra molla abdülvâcid ve ishak fakih gibi ilim adamları da yetişmiştir. germiyanoğulları zamanında, kütahya’da ilmî tedrisât yapan vâcidiye medresesi, ikinci yâkub bey medresesi ve ishak fakih medresesi vardı. vâcidiye medresesinde dînî ilimlerin yanında fen ve astronomi gibi ilimlerin de okutulduğu anlaşılmaktadır. germiyan beyliğinde hizmet gören ilim ve fikir adamları, germiyan ilinin osmanlılara geçmesi üzerine, osmanlılar tarafından da himaye edilmişlerdir. bunların ilmî ve edebî sahada pek çok eserler vücuda getirmeleri temin edilmiştir. germiyan beyleri, ilim ve fikir adamlarını korumuşlar, onlara yüksek değer vererek ilmin ve fikrin gelişmesine hizmet etmişlerdir.
germiyan ülkesinde, kültür ve sosyal hayatla beraber, ekonomi de yüksek bir seviyedeydi. “germiyan kumaşları” adıyla meşhur dokumalar, bütün anadolu’da tanınırdı. denizli’nin “ak alemli” kumaşından da hil’at ve üst elbisesi yapılırdı. germiyanlı sarıklık bezleri meşhur olup, osmanlı sultanlarının başına sardığı kavuklarda bile kullanılırdı. çok dayanıklı atlar yetiştirirlerdi. menderes irmağı vasıtasıyla, ege denizi limanlarına ticaret malları ve kütahya şap madeni naklederlerdi.
(bkz: germiyanogullari beyligi)
on üçüncü asırda kastamonu, sinop ve çevresinde kurulan bir beylik. aslen türkmen bir ailedendirler. beyliğin kurucusu ise şemseddin yaman candar’dır.
on üçüncü asrın sonlarında, selçuklu hükümdarı ikinci izzeddîn keykavus’un oğlu ikinci gıyâseddîn mesud’un birinci hükümdarlığı zamanında (1293-1298), bunun kardeşlerinden olup memleket dışında bulunmakta olan rükneddin kılıç arslan, bir gemi ile kırım’dan gelerek sinop’a çıkmış ve oradan da kastamonu’ya gelmiş ve vali tarafından hüsnü kabul görmüştü (1291). bu tarihlerde kastamonu valiliğinde, emir çoban’ın oğlu muzafferüddin yavlak arslan bulunuyordu. kılıç arslan, yavlak arslan’ı kendisine atabeg yaparak hümükdarlığını ilan etti ve moğollarla birlikte üzerine gelmekte olan kardeşi mesud’un kuvvetlerini dağıttı ise de, mesud’a yardıma gelmekte olan şemseddin yaman candar karşısında bozguna uğradılar. yavlak arslan, öldürüldü. bu durum üzerine, yavlak arslan’ın ıktaı (karşılığında asker beslemek şartıyla istifadesine verilen toprak) kastamonu ve havalisi, ilhan geyhatu tarafından şemseddin yaman candar’a verildi.
şemseddin yaman’ın hangi tarihte vefat ettiği ve nereye defnedildiği belli değildir. en yakın ihtimal, vefatının 14. yüzyıl başlarında olmasıdır.
şemseddin yaman candar’ın ölümü üzerine, kastamonu’nun eski sahibi yavlak arslan’ın oğlu hüsameddin mahmud bey, derhal harekete geçerek, kastamonu’yu işgal ettiğinden, şemseddin yaman candar’ın oğlu süleyman paşa, eflâni tarafına çekilerek orada oturmaya mecbur olmuştu. süleyman paşa, 1309’da eflâni’den kalkarak âniden kastamonu üzerine baskın yapmış, mahmud beyi sarayında muhasara ederek, yakalayıp öldürdükten sonra, burasını beyliğine merkez yapmıştır.
süleyman paşa, 1335 yılına kadar, ilhanlıların hâkimiyetini tanıdı. ilhanlı hükümdarı ebû saîd bahadır hanın ölümünden sonraki beş yılda ise, müstakil olarak hükümet sürdü. anadolu’da ilhanîlerin nüfuzu sarsılmaya başladığı sırada, süleyman paşa, tedbirli hareket ederek, ilhanîlerin vezîri emir çoban anadolu’ya geldiği zaman, onu karşılamış ve sadakatini arz eylemiş, bu halden istifade ile de hududunu genişletmeye muvaffak olmuştu.
süleyman paşa, pervaneoğullarından gâzi çelebi zamânında, sinop’u kendi hâkimiyeti altına aldı ve gâzi çelebi’nin 1322’de vefatından sonra, burasını doğrudan doğruya ilhak ederek, idaresini büyük oğlu giyâsüddîn ibrahim beye verdi. bu arada taraklı ve safranbolu’yu da beyliğine katan süleyman paşa, kendi adına para da bastırdı.
süleyman paşanın, 1339’da küçük oğlunu kendine veliaht yapmasını bahane eden büyük oğlu ibrahim, babasına isyan ederek kastamonu’yu zapt ile hükümdar oldu. süleyman paşanın nasıl vefat ettiği ve veliaht çoban’ın âkıbeti belli değildir. ibn-i battûta, süleyman paşanın 70 yaşında olduğunu beyan ettiğine göre, ölümünde 80 yaşında olması muhtemeldir. ibn-i battûta, süleyman paşayı uzun sakallı, güler yüzlü, vakûr ve heybetli olarak tavsif etmektedir. ibrahim beyin hükümeti, uzun sürmedi ve 1345’te vefat etti. yerine amcası emir yâkub’un oğlu âdil bey geçti. zamanı hakkında fazla malumat bulunmayan âdil bey, 1361 yılında ölünce, yerine osmanlı tarihlerinde kötürüm bayezid diye anılan oğlu celâleddîn bayezid, hükümdar oldu.
bayezid bey, sert, haşin ve acımasız bir zât idi. o, kendisinden sonra oğlu iskender’i hükümdar yapmak istiyordu. diğer oğlu süleyman paşa, bundan dolayı kardeşi iskender’i öldürüp, osmanlı hükümdarı murad hüdâvendigâr’ın yanına kaçarak, onu babası aleyhine tahrik etti. ikinci süleyman paşa, osmanlı kuvvetleri ile kastamonu’ya gelerek babasını sinop’a kaçırmış ve bu suretle beylik ikiye bölünüp, süleyman paşa, kastamonu beyi olmuştur. daha sonra bayezid bey, oğlunun, osmanlılarla arasının açılmasından istifade ederek, kastamonu’ya hücum ile süleyman’ı kaçırdı ise de, süleyman paşa, osmanlıların yardımı ile burasını yeniden ele geçirdi (1384). bu son seferinde hastalanan celâleddîn bayezid bey, 1385’te vefat ederek, sinop’taki türbesine defnedildi. yerine, sinop şubesi hükümdarı olarak, oğullarından isfendiyar bey geçti. bunun hükümdarlığı uzun sürdüğü için, candar beyleri, osmanlı tarihlerinde, isfendiyaroğulları diye zikredilmiştir.
osmanlıların himayesinde kastamonu beyi olan süleyman paşa, birinci kosova savaşında, yardımcı asker yolladığı gibi, yıldırım bayezid’in batı anadolu beyleri üzerine yaptığı seferde de kuvvet vermişti. ancak, beyliklerin ortadan kalkmasının sırası kendisine geleceğini hisseden süleyman paşa, osmanlılardan yüz çevirerek sivas hükümdarı kadı burhaneddin ile ittifak etmiş ve bu suretle, iki defa yıldırım bayezid’in elinden kurtulmaya muvaffak olmuştur. nihayet 1392 yılında süratle kastamonu’ya gelen yıldırım bayezid, kadı burhaneddin ile birleşmelerine meydan vermeden, candaroğulları kuvvetlerini bozguna uğrattı. süleyman paşa öldürüldü. böylece, candar beyliğinin kastamonu şubesi, osmanlıların eline geçti. sinop tarafına taarruz etmeyen bayezid, isfendiyar bey ile anlaşarak, kıvrım yolunu hudut kesti.
ankara savaşından sonra, menteşeoğlu mehmed beyle beraber timur han’a saygılarını arz eden izzeddin isfendiyâr beye, kastamonu da dahil olmak üzere, bütün candar beyliği devredildi. isfendiyar bey, fetret devrinde isa ve musa çelebilere, mümkün olduğu kadar yardımda bulundu. 1413 yılında ise, osmanlı tahtında hâkimiyeti ele geçiren çelebi mehmed’in eflak üzerine yaptığı seferlerde, kendisinden yardım isteğine karşılık oğlu kasım bey kumandasında asker göndermekle mukâbelede bulundu.
isfendiyar bey, emri altındaki bölgelerden, çankırı, kalecik ve tosya’yı en çok sevdiği oğlu hızır beye vermek istedi. babasının bu icraatına gücenen büyük oğlu kasım bey, eflak seferinden dönüşte kastamonu’ya gelmedi ve bu yerlerin osmanlı himâyesinde bulunmak şartıyla, kendisine terk edilmesini istedi. çelebi mehmed, kasım beyin bu arzusunu muvafık bularak harekete geçti. ancak, isfendiyar beyin red cevabı karşısında, kastamonu üzerine yürüyen çelebi mehmed, onu sinop’a çekilmeye mecbur etti. nihayet kastamonu ve küre, candaroğullarında kalmak şartıyla, diğer bölgeler osmanlılara terk edildi. onlar da bu bölgeleri, kendileri adına kasım beye verdiler.
iki beylik arasında uzun bir süre devam eden iyi ilişkiler, çelebi mehmed’in ölümü ve osmanlı devletindeki iç karışıklıktan istifade etmek isteyen isfendiyar beyin, oğlu kasım beye taarruzu ile bozuldu. kasım beyin elinden eski bölgelerini alan isfendiyar bey, daha sonra osmanlılara ait safranbolu’yu muhasara ettiyse de, muharebede mağlûp olarak yaralı halde sinop’a kaçtı. osmanlı kuvvetleri, bakır madeni ile meşhur küre’yi zaptettiler. bu durum üzerine isfendiyar bey, torununu (ibrahim beyin kızını) ikinci murad’a vermek ve bakır küresi hasılatının bir kısmını osmanlılara terk ve lüzumu hâlinde asker göndermek, bir de kasım beyin yerlerini iade etmek suretiyle sulh teklif ederek, bu şartlarla anlaşma imzalandı (1424).
isfendiyar bey, yaşı yetmişi geçmiş olduğu halde, 1440 yılında vefat etti ve sinop’daki türbesine defnedildi. yerine oğlu taceddin ibrahim bey geçti ise de, üç buçuk yıl kadar bir saltanat sürdü. 1443 mayısı sonunda öldü.
ibrahim beyin yerine büyük oğlu kemaleddin ismail bey geçti. ismail beye, kardeşi kızıl ahmed bey muhalefet ederek, osmanlıların yanına gitti. osmanlılar, ahmed beyin teşvikiyle mahmud paşa komutasında, kastamonu üzerine asker sevk ettiler. ismail bey, sinop’a kaçarak müdafaa hareketine girişti. müdafaadan bir netice elde edemeyeceğini anlayınca da, hayatına ve çocuklarına dokunulmayacağına dair teminat alarak kaleyi teslim eyledi (1461).
fatih sultan mehmed, sinop önünde orduya iltihak ederek, ismail beyle görüştü ve ona akran muamelesi yaptı. otağının kapısında karşıladı. ismail bey el öpmek istediyse de, fatih sultan mehmed, kardeşim hitabıyla boynuna sarılarak öptü.
osmanlı padişahı, ismail beye başlangıçta inegöl, yenişehir ve yarhisar taraflarını ve oğlu hasan beye de bolu sancağını vermişti. fakat ismail bey, kendisine rumeli’de bir yer verilmesini rica edince, filibe’ye nakledildi. hükümdarlığında olduğu gibi, filibe’de de hayırlı vakıflar yaptı. 1479 tarihinde, orada vefat etti. ismail beyin yerine hükümdar olan kızıl ahmed beyin saltanatı ise, iki üç ay sürmüş ve beylik tamamıyla osmanlıların eline geçmiştir.
candaroğulları, birinci süleyman paşadan beyliğin son bulmasına kadar, yaklaşık yüz altmış sene devam eden saltanatları zamanında, ilmî ve sosyal müesseselerle memleketlerini imar etmişlerdir. ayrıca ilim ve sanat adamlarını himaye ile kendi adlarına ithaf edilen pek çok türkçe eser yazdırmışlar, bu suretle türkçenin ilim dili olmasına her bakımdan özen göstermişlerdir.
candaroğullarından celâleddin bayezid beyin, araç kasabasında bir câmi, ismail beyin kastamonu, sinop ve beyliğin diğer merkezlerinde cami, mescid, han, hamam, çeşme gibi eserleri vardır. isfendiyar bey zamanında kastamonu, anadolu’daki ilim merkezlerinden biri olmuştur. daha sonra burada sancakbeyliği etmiş olan osmanlı şehzadeleri de, candaroğulları zamanındaki ilim ve edebiyat cereyanlarını devam ettirmişlerdir.
ilim ve fazîlet sahiplerini himaye eden, destekleyen ve daima onlarla beraber olan candaroğulları hükümdarları adına yazılmış eserler arasında en önemlileri şunlardır: süleyman paşa adına, tasavvuftan farsça intihâb-ı süleymâniye ismiyle allâme şîrâzî’nin bir eseri; celâleddîn bayezid adına, ebû mihnef’ten tercüme edilen üç bin beyitli maktel-i hüseyin mesnevîsi; isfendiyar bey adına göz hastalıklarına dair sinoplu hekim mü’min bin mukbil tarafından telif edilen kitâb-ı miftâh-ün-nûr ve hazâin-üs-surûr; hızır bey adına tercüme edilen mîrâcnâme, kasım bey adına yazılan ömer bin ahmed’in kaleme aldığı on beş bâb üzerine kırâat-ı seb’aya dâir olan risâle-i münciye isimli türkçe tecvid kitabı.
candaroğulları beyliği, iktisadî durum itibariyle iyi bir mevkide bulunuyordu. on üç, on dört ve kısmen on beşinci asırlarda pek ehemmiyetli olan sinop ticaret limanı, bu beyliğin elinde bulunuyordu. sinop vasıtasıyla, anadolu emtiasını ve kendi mallarını ihraç ettikleri gibi, cenevizlilerin getirdikleri malları da içeri alıyorlardı. bir ara samsun’u da elde eden candaroğulları, burada bir kalesi olan cenevizlilerle, ticarî muamelede bulundular. kastamonu’nun en mühim ihraç eşyası, bakır ile demirdi. bilhassa birincisi, pek önemli ve makbuldü. bu ihracat dolayısıyla, beylik, külliyetli gelir temin etmekteydi. cenevizlilerle alış verişlerinde, candaroğullarının çift balık resimli bakır sikkeleri görülmüştür. candaroğulları beyliği zamanında, kastamonu atları meşhur ve arap atları gibi şeceresi olup yüksek fiyatla satılırdı. ayrıca, dışarıya doğan ve şahin gibi av kuşları ihraç edilirdi.
candaroğulları beyliğinin, sinop limanında tersanesi ve donanması olduğu malum ise de, bu donanmanın miktarına ve faaliyetine dair fazla bilgi yoktur. pervaneoğullarından gâzi çelebiden sonra, candaroğullarına geçen sinop’ta, donanma faaliyetleri görüldü. nitekim candaroğulları beyliği donanmasının, 1361’de kefe’yi cenevizliler’den almalarına ramak kalmıştı. osmanlılar zamanında da, candaroğullarından kalan sinop tersanesinde kadırgalar yapılmıştır.
on üçüncü asrın sonlarında, selçuklu hükümdarı ikinci izzeddîn keykavus’un oğlu ikinci gıyâseddîn mesud’un birinci hükümdarlığı zamanında (1293-1298), bunun kardeşlerinden olup memleket dışında bulunmakta olan rükneddin kılıç arslan, bir gemi ile kırım’dan gelerek sinop’a çıkmış ve oradan da kastamonu’ya gelmiş ve vali tarafından hüsnü kabul görmüştü (1291). bu tarihlerde kastamonu valiliğinde, emir çoban’ın oğlu muzafferüddin yavlak arslan bulunuyordu. kılıç arslan, yavlak arslan’ı kendisine atabeg yaparak hümükdarlığını ilan etti ve moğollarla birlikte üzerine gelmekte olan kardeşi mesud’un kuvvetlerini dağıttı ise de, mesud’a yardıma gelmekte olan şemseddin yaman candar karşısında bozguna uğradılar. yavlak arslan, öldürüldü. bu durum üzerine, yavlak arslan’ın ıktaı (karşılığında asker beslemek şartıyla istifadesine verilen toprak) kastamonu ve havalisi, ilhan geyhatu tarafından şemseddin yaman candar’a verildi.
şemseddin yaman’ın hangi tarihte vefat ettiği ve nereye defnedildiği belli değildir. en yakın ihtimal, vefatının 14. yüzyıl başlarında olmasıdır.
şemseddin yaman candar’ın ölümü üzerine, kastamonu’nun eski sahibi yavlak arslan’ın oğlu hüsameddin mahmud bey, derhal harekete geçerek, kastamonu’yu işgal ettiğinden, şemseddin yaman candar’ın oğlu süleyman paşa, eflâni tarafına çekilerek orada oturmaya mecbur olmuştu. süleyman paşa, 1309’da eflâni’den kalkarak âniden kastamonu üzerine baskın yapmış, mahmud beyi sarayında muhasara ederek, yakalayıp öldürdükten sonra, burasını beyliğine merkez yapmıştır.
süleyman paşa, 1335 yılına kadar, ilhanlıların hâkimiyetini tanıdı. ilhanlı hükümdarı ebû saîd bahadır hanın ölümünden sonraki beş yılda ise, müstakil olarak hükümet sürdü. anadolu’da ilhanîlerin nüfuzu sarsılmaya başladığı sırada, süleyman paşa, tedbirli hareket ederek, ilhanîlerin vezîri emir çoban anadolu’ya geldiği zaman, onu karşılamış ve sadakatini arz eylemiş, bu halden istifade ile de hududunu genişletmeye muvaffak olmuştu.
süleyman paşa, pervaneoğullarından gâzi çelebi zamânında, sinop’u kendi hâkimiyeti altına aldı ve gâzi çelebi’nin 1322’de vefatından sonra, burasını doğrudan doğruya ilhak ederek, idaresini büyük oğlu giyâsüddîn ibrahim beye verdi. bu arada taraklı ve safranbolu’yu da beyliğine katan süleyman paşa, kendi adına para da bastırdı.
süleyman paşanın, 1339’da küçük oğlunu kendine veliaht yapmasını bahane eden büyük oğlu ibrahim, babasına isyan ederek kastamonu’yu zapt ile hükümdar oldu. süleyman paşanın nasıl vefat ettiği ve veliaht çoban’ın âkıbeti belli değildir. ibn-i battûta, süleyman paşanın 70 yaşında olduğunu beyan ettiğine göre, ölümünde 80 yaşında olması muhtemeldir. ibn-i battûta, süleyman paşayı uzun sakallı, güler yüzlü, vakûr ve heybetli olarak tavsif etmektedir. ibrahim beyin hükümeti, uzun sürmedi ve 1345’te vefat etti. yerine amcası emir yâkub’un oğlu âdil bey geçti. zamanı hakkında fazla malumat bulunmayan âdil bey, 1361 yılında ölünce, yerine osmanlı tarihlerinde kötürüm bayezid diye anılan oğlu celâleddîn bayezid, hükümdar oldu.
bayezid bey, sert, haşin ve acımasız bir zât idi. o, kendisinden sonra oğlu iskender’i hükümdar yapmak istiyordu. diğer oğlu süleyman paşa, bundan dolayı kardeşi iskender’i öldürüp, osmanlı hükümdarı murad hüdâvendigâr’ın yanına kaçarak, onu babası aleyhine tahrik etti. ikinci süleyman paşa, osmanlı kuvvetleri ile kastamonu’ya gelerek babasını sinop’a kaçırmış ve bu suretle beylik ikiye bölünüp, süleyman paşa, kastamonu beyi olmuştur. daha sonra bayezid bey, oğlunun, osmanlılarla arasının açılmasından istifade ederek, kastamonu’ya hücum ile süleyman’ı kaçırdı ise de, süleyman paşa, osmanlıların yardımı ile burasını yeniden ele geçirdi (1384). bu son seferinde hastalanan celâleddîn bayezid bey, 1385’te vefat ederek, sinop’taki türbesine defnedildi. yerine, sinop şubesi hükümdarı olarak, oğullarından isfendiyar bey geçti. bunun hükümdarlığı uzun sürdüğü için, candar beyleri, osmanlı tarihlerinde, isfendiyaroğulları diye zikredilmiştir.
osmanlıların himayesinde kastamonu beyi olan süleyman paşa, birinci kosova savaşında, yardımcı asker yolladığı gibi, yıldırım bayezid’in batı anadolu beyleri üzerine yaptığı seferde de kuvvet vermişti. ancak, beyliklerin ortadan kalkmasının sırası kendisine geleceğini hisseden süleyman paşa, osmanlılardan yüz çevirerek sivas hükümdarı kadı burhaneddin ile ittifak etmiş ve bu suretle, iki defa yıldırım bayezid’in elinden kurtulmaya muvaffak olmuştur. nihayet 1392 yılında süratle kastamonu’ya gelen yıldırım bayezid, kadı burhaneddin ile birleşmelerine meydan vermeden, candaroğulları kuvvetlerini bozguna uğrattı. süleyman paşa öldürüldü. böylece, candar beyliğinin kastamonu şubesi, osmanlıların eline geçti. sinop tarafına taarruz etmeyen bayezid, isfendiyar bey ile anlaşarak, kıvrım yolunu hudut kesti.
ankara savaşından sonra, menteşeoğlu mehmed beyle beraber timur han’a saygılarını arz eden izzeddin isfendiyâr beye, kastamonu da dahil olmak üzere, bütün candar beyliği devredildi. isfendiyar bey, fetret devrinde isa ve musa çelebilere, mümkün olduğu kadar yardımda bulundu. 1413 yılında ise, osmanlı tahtında hâkimiyeti ele geçiren çelebi mehmed’in eflak üzerine yaptığı seferlerde, kendisinden yardım isteğine karşılık oğlu kasım bey kumandasında asker göndermekle mukâbelede bulundu.
isfendiyar bey, emri altındaki bölgelerden, çankırı, kalecik ve tosya’yı en çok sevdiği oğlu hızır beye vermek istedi. babasının bu icraatına gücenen büyük oğlu kasım bey, eflak seferinden dönüşte kastamonu’ya gelmedi ve bu yerlerin osmanlı himâyesinde bulunmak şartıyla, kendisine terk edilmesini istedi. çelebi mehmed, kasım beyin bu arzusunu muvafık bularak harekete geçti. ancak, isfendiyar beyin red cevabı karşısında, kastamonu üzerine yürüyen çelebi mehmed, onu sinop’a çekilmeye mecbur etti. nihayet kastamonu ve küre, candaroğullarında kalmak şartıyla, diğer bölgeler osmanlılara terk edildi. onlar da bu bölgeleri, kendileri adına kasım beye verdiler.
iki beylik arasında uzun bir süre devam eden iyi ilişkiler, çelebi mehmed’in ölümü ve osmanlı devletindeki iç karışıklıktan istifade etmek isteyen isfendiyar beyin, oğlu kasım beye taarruzu ile bozuldu. kasım beyin elinden eski bölgelerini alan isfendiyar bey, daha sonra osmanlılara ait safranbolu’yu muhasara ettiyse de, muharebede mağlûp olarak yaralı halde sinop’a kaçtı. osmanlı kuvvetleri, bakır madeni ile meşhur küre’yi zaptettiler. bu durum üzerine isfendiyar bey, torununu (ibrahim beyin kızını) ikinci murad’a vermek ve bakır küresi hasılatının bir kısmını osmanlılara terk ve lüzumu hâlinde asker göndermek, bir de kasım beyin yerlerini iade etmek suretiyle sulh teklif ederek, bu şartlarla anlaşma imzalandı (1424).
isfendiyar bey, yaşı yetmişi geçmiş olduğu halde, 1440 yılında vefat etti ve sinop’daki türbesine defnedildi. yerine oğlu taceddin ibrahim bey geçti ise de, üç buçuk yıl kadar bir saltanat sürdü. 1443 mayısı sonunda öldü.
ibrahim beyin yerine büyük oğlu kemaleddin ismail bey geçti. ismail beye, kardeşi kızıl ahmed bey muhalefet ederek, osmanlıların yanına gitti. osmanlılar, ahmed beyin teşvikiyle mahmud paşa komutasında, kastamonu üzerine asker sevk ettiler. ismail bey, sinop’a kaçarak müdafaa hareketine girişti. müdafaadan bir netice elde edemeyeceğini anlayınca da, hayatına ve çocuklarına dokunulmayacağına dair teminat alarak kaleyi teslim eyledi (1461).
fatih sultan mehmed, sinop önünde orduya iltihak ederek, ismail beyle görüştü ve ona akran muamelesi yaptı. otağının kapısında karşıladı. ismail bey el öpmek istediyse de, fatih sultan mehmed, kardeşim hitabıyla boynuna sarılarak öptü.
osmanlı padişahı, ismail beye başlangıçta inegöl, yenişehir ve yarhisar taraflarını ve oğlu hasan beye de bolu sancağını vermişti. fakat ismail bey, kendisine rumeli’de bir yer verilmesini rica edince, filibe’ye nakledildi. hükümdarlığında olduğu gibi, filibe’de de hayırlı vakıflar yaptı. 1479 tarihinde, orada vefat etti. ismail beyin yerine hükümdar olan kızıl ahmed beyin saltanatı ise, iki üç ay sürmüş ve beylik tamamıyla osmanlıların eline geçmiştir.
candaroğulları, birinci süleyman paşadan beyliğin son bulmasına kadar, yaklaşık yüz altmış sene devam eden saltanatları zamanında, ilmî ve sosyal müesseselerle memleketlerini imar etmişlerdir. ayrıca ilim ve sanat adamlarını himaye ile kendi adlarına ithaf edilen pek çok türkçe eser yazdırmışlar, bu suretle türkçenin ilim dili olmasına her bakımdan özen göstermişlerdir.
candaroğullarından celâleddin bayezid beyin, araç kasabasında bir câmi, ismail beyin kastamonu, sinop ve beyliğin diğer merkezlerinde cami, mescid, han, hamam, çeşme gibi eserleri vardır. isfendiyar bey zamanında kastamonu, anadolu’daki ilim merkezlerinden biri olmuştur. daha sonra burada sancakbeyliği etmiş olan osmanlı şehzadeleri de, candaroğulları zamanındaki ilim ve edebiyat cereyanlarını devam ettirmişlerdir.
ilim ve fazîlet sahiplerini himaye eden, destekleyen ve daima onlarla beraber olan candaroğulları hükümdarları adına yazılmış eserler arasında en önemlileri şunlardır: süleyman paşa adına, tasavvuftan farsça intihâb-ı süleymâniye ismiyle allâme şîrâzî’nin bir eseri; celâleddîn bayezid adına, ebû mihnef’ten tercüme edilen üç bin beyitli maktel-i hüseyin mesnevîsi; isfendiyar bey adına göz hastalıklarına dair sinoplu hekim mü’min bin mukbil tarafından telif edilen kitâb-ı miftâh-ün-nûr ve hazâin-üs-surûr; hızır bey adına tercüme edilen mîrâcnâme, kasım bey adına yazılan ömer bin ahmed’in kaleme aldığı on beş bâb üzerine kırâat-ı seb’aya dâir olan risâle-i münciye isimli türkçe tecvid kitabı.
candaroğulları beyliği, iktisadî durum itibariyle iyi bir mevkide bulunuyordu. on üç, on dört ve kısmen on beşinci asırlarda pek ehemmiyetli olan sinop ticaret limanı, bu beyliğin elinde bulunuyordu. sinop vasıtasıyla, anadolu emtiasını ve kendi mallarını ihraç ettikleri gibi, cenevizlilerin getirdikleri malları da içeri alıyorlardı. bir ara samsun’u da elde eden candaroğulları, burada bir kalesi olan cenevizlilerle, ticarî muamelede bulundular. kastamonu’nun en mühim ihraç eşyası, bakır ile demirdi. bilhassa birincisi, pek önemli ve makbuldü. bu ihracat dolayısıyla, beylik, külliyetli gelir temin etmekteydi. cenevizlilerle alış verişlerinde, candaroğullarının çift balık resimli bakır sikkeleri görülmüştür. candaroğulları beyliği zamanında, kastamonu atları meşhur ve arap atları gibi şeceresi olup yüksek fiyatla satılırdı. ayrıca, dışarıya doğan ve şahin gibi av kuşları ihraç edilirdi.
candaroğulları beyliğinin, sinop limanında tersanesi ve donanması olduğu malum ise de, bu donanmanın miktarına ve faaliyetine dair fazla bilgi yoktur. pervaneoğullarından gâzi çelebiden sonra, candaroğullarına geçen sinop’ta, donanma faaliyetleri görüldü. nitekim candaroğulları beyliği donanmasının, 1361’de kefe’yi cenevizliler’den almalarına ramak kalmıştı. osmanlılar zamanında da, candaroğullarından kalan sinop tersanesinde kadırgalar yapılmıştır.
(bkz: candarogullari beyligi)
güneybatı anadolu’da kurulan bir türk beyliği. merkezi, bugünkü muğla vilâyeti olan bu beyliğin hâkimiyeti, on üçüncü yüzyılın ortalarından on beşinci yüzyılın başlarına kadar devam etti.
anadolu’ya bütünüyle sahip olup, askerî ve siyasî hâkimiyetlerini iskân siyasetiyle de pekiştirmek isteyen selçuklular; gazâ akınları için, moğol zulmünden kaçan türk boylarını batıya yerleştiriyorlardı. menteşe beyin kumandasındaki türkler de, bizanslıların karya, osmanlıların menteşe eli dedikleri, bugün muğla denilen bölgeye yerleştirildi. bu arada moğol tesiriyle selçuklu devleti nüfuzunun günden güne azalması, uçlardaki türk unsurlara, geniş bir hareket serbestisi vermekteydi. nitekim, menteşe bey idaresindeki türkmenler de, 1261’den sonra muğla çevresinde fetihlere girişerek, bölgeye daha sağlam bir şekilde yerleşmeye başladılar. 1278 yılında, bizans imparatoru mihail-viii’in oğlu andronikos, muğla’yı büyük bir ordu ile kuşattı ise de alamadı. aydın ve güzelhisar kalelerini tahkim edip geri döndü. onun dönüşü ile harekete geçen menteşe bey, kısa sürede aydın ile güzelhisar’ı zaptetti (1282). böylece türkler, menderes havzasına tamamen hâkim oldular.
on üçüncü yüzyılın ikinci yarısından sonra başlayan hâkimiyetleri, antalya’nın alakır çayı batısından itibaren; fenike, kaş, bütün muğla, çameli, acıpayam, tavas, bozdoğan ve çine’ye kadar yayıldı. donanmaya sahip olan beylik, akdeniz ve ege denizinde faaliyetlerde bulundu.
1282 yılından sonra vuku bulan olaylarda, menteşe beyin adına rastlanmamaktadır. bu durumda onun, 1282 yılı sonunda veya 1283’te vefat ettiği sanılmaktadır. meğri yakınlarında bulunan türbesinde medfundur. menteşe beyden sonra, yerine oğlu mesud bey geçti. saltanat değişikliğinden faydalanmak isteyen bizanslılar, tekrar karya üzerine sefere kalkıştılarsa da muvaffak olamadılar. bizanslıları bozguna uğratan mesud bey, güçlü donanmasıyla rodos adasına çıkartma yaptı. 1300’de yapılan çıkartma ile rodos adasının türkler tarafından fethi, papalığı harekete geçirdi. papa beşinci kleman ile fransa kralı güzel filip’in teşvik ve yardımları üzerine, hıristiyanlığın korsan, tarikat mensubu sen jan şövalyeleri, rodos’a hücum ettiler. 1310 yılında başlayan sen jan şövalyelerinin hücumu, 1314 yılında rodos’un işgaline kadar devam etti. mesud bey, 1320’den önce vefat edince, yerine oğlu şücâüddin orhan bey geçti.
şücâüddin bey de, 1320’de rodos adasına sefer tertip edip, adayı işgalden kurtarmak istedi, fakat muvaffak olamadı. 1340’larda vefat ettiği tahmin edilen şücâüddin orhan bey’in yerine oğlu ibrahim bey geçti.
ibrahim bey, latin haçlılarının işgaline uğrayan izmir’i kurtarmak için, 1344’te aydınoğlu umur beye yardım etti. menteşe donanması, latinleri devamlı taciz etti. menteşe ve venedik donanmasının mücadelesi, 1355 antlaşmasına kadar sürdü. ibrahim beyin 1360’larda vefatıyla menteşeoğulları beyliği, mûsâ, mehmed ve ahmed adlarındaki üç oğlu arasında taksim olunarak idare edildi.
osmanlı devletinin anadolu ve rumeli’nde genişleyip büyümesiyle, menteşeoğulları beyliği toprakları da, yıldırım bayezid hanın, 1390 anadolu seferi sonunda osmanlı hâkimiyetine geçti ve 1402 ankara savaşına kadar osmanlı hâkimiyetinde kaldı.
timur han, anadolu beylerine eski yerlerini iade ettiğinde, ibrahim beyin oğlu ilyas beye de menteşe’yi verip, emir tayin etti. 1402-1413 yılları arasındaki fetret devrinden sonra, menteşeoğulları ailesi, 1414 yılında osmanlı sultanı çelebi mehmed hanın yüksek hâkimiyetini tanıdı. menteşe toprakları, 1424 yılında, bütünüyle osmanlı devletine katıldı.
anadolu’nun güneybatısında iki yüz yıla yakın hakim olan menteşeoğullarına ait kültür ve sanat eserleri, hâlâ mevcuttur. bölgede cami, medrese, türbe ve diğer sosyal müesseseler inşa eden menteşe beyliğinin milas, muğla, beçin ve balat şehirlerinde, zamanına göre fakülte derecesinde, yüksek vasıflı medreseleri vardı. ilyas beyin, 1404 yılında balat’ta yaptırdığı cami, türk sanat eserlerinin nadide numunelerindendir. ilyas bey adına ilyâsiye fi’t-tıb adında bir tıp kitabı, mehmed bey oğlu mahmud çelebi adına da bâznâme adında avcılığa dâir bir kitap, farsça’dan tercüme edildi.
menteşe beyleri, ilme, âlimlere çok değer verip, himaye ederlerdi. mevlânâ celâleddîn-i rûmî’nin torunlarından ulu ârif beye hürmet gösterip; mevlevîliğin, bölgelerinde yayılmasına müsaade ettiler.
menteşeoğullarının, devrin diğer anadolu beyliklerinden ayrı, güçlü bir donanması vardı. mısır’daki memlûklar, frenklere karşı anadolu’dan yardım isteyince, menteşeoğulları, iki yüz kadırga gönderme vaadinde bulundular. bu durum, menteşeoğullarının, denizlerdeki güç ve seviyelerini göstermesi bakımından önemlidir. menteşeoğulları, akdeniz ve ege’de, korsanlara karşı devamlı mücadele etmişlerdir.
anadolu’ya bütünüyle sahip olup, askerî ve siyasî hâkimiyetlerini iskân siyasetiyle de pekiştirmek isteyen selçuklular; gazâ akınları için, moğol zulmünden kaçan türk boylarını batıya yerleştiriyorlardı. menteşe beyin kumandasındaki türkler de, bizanslıların karya, osmanlıların menteşe eli dedikleri, bugün muğla denilen bölgeye yerleştirildi. bu arada moğol tesiriyle selçuklu devleti nüfuzunun günden güne azalması, uçlardaki türk unsurlara, geniş bir hareket serbestisi vermekteydi. nitekim, menteşe bey idaresindeki türkmenler de, 1261’den sonra muğla çevresinde fetihlere girişerek, bölgeye daha sağlam bir şekilde yerleşmeye başladılar. 1278 yılında, bizans imparatoru mihail-viii’in oğlu andronikos, muğla’yı büyük bir ordu ile kuşattı ise de alamadı. aydın ve güzelhisar kalelerini tahkim edip geri döndü. onun dönüşü ile harekete geçen menteşe bey, kısa sürede aydın ile güzelhisar’ı zaptetti (1282). böylece türkler, menderes havzasına tamamen hâkim oldular.
on üçüncü yüzyılın ikinci yarısından sonra başlayan hâkimiyetleri, antalya’nın alakır çayı batısından itibaren; fenike, kaş, bütün muğla, çameli, acıpayam, tavas, bozdoğan ve çine’ye kadar yayıldı. donanmaya sahip olan beylik, akdeniz ve ege denizinde faaliyetlerde bulundu.
1282 yılından sonra vuku bulan olaylarda, menteşe beyin adına rastlanmamaktadır. bu durumda onun, 1282 yılı sonunda veya 1283’te vefat ettiği sanılmaktadır. meğri yakınlarında bulunan türbesinde medfundur. menteşe beyden sonra, yerine oğlu mesud bey geçti. saltanat değişikliğinden faydalanmak isteyen bizanslılar, tekrar karya üzerine sefere kalkıştılarsa da muvaffak olamadılar. bizanslıları bozguna uğratan mesud bey, güçlü donanmasıyla rodos adasına çıkartma yaptı. 1300’de yapılan çıkartma ile rodos adasının türkler tarafından fethi, papalığı harekete geçirdi. papa beşinci kleman ile fransa kralı güzel filip’in teşvik ve yardımları üzerine, hıristiyanlığın korsan, tarikat mensubu sen jan şövalyeleri, rodos’a hücum ettiler. 1310 yılında başlayan sen jan şövalyelerinin hücumu, 1314 yılında rodos’un işgaline kadar devam etti. mesud bey, 1320’den önce vefat edince, yerine oğlu şücâüddin orhan bey geçti.
şücâüddin bey de, 1320’de rodos adasına sefer tertip edip, adayı işgalden kurtarmak istedi, fakat muvaffak olamadı. 1340’larda vefat ettiği tahmin edilen şücâüddin orhan bey’in yerine oğlu ibrahim bey geçti.
ibrahim bey, latin haçlılarının işgaline uğrayan izmir’i kurtarmak için, 1344’te aydınoğlu umur beye yardım etti. menteşe donanması, latinleri devamlı taciz etti. menteşe ve venedik donanmasının mücadelesi, 1355 antlaşmasına kadar sürdü. ibrahim beyin 1360’larda vefatıyla menteşeoğulları beyliği, mûsâ, mehmed ve ahmed adlarındaki üç oğlu arasında taksim olunarak idare edildi.
osmanlı devletinin anadolu ve rumeli’nde genişleyip büyümesiyle, menteşeoğulları beyliği toprakları da, yıldırım bayezid hanın, 1390 anadolu seferi sonunda osmanlı hâkimiyetine geçti ve 1402 ankara savaşına kadar osmanlı hâkimiyetinde kaldı.
timur han, anadolu beylerine eski yerlerini iade ettiğinde, ibrahim beyin oğlu ilyas beye de menteşe’yi verip, emir tayin etti. 1402-1413 yılları arasındaki fetret devrinden sonra, menteşeoğulları ailesi, 1414 yılında osmanlı sultanı çelebi mehmed hanın yüksek hâkimiyetini tanıdı. menteşe toprakları, 1424 yılında, bütünüyle osmanlı devletine katıldı.
anadolu’nun güneybatısında iki yüz yıla yakın hakim olan menteşeoğullarına ait kültür ve sanat eserleri, hâlâ mevcuttur. bölgede cami, medrese, türbe ve diğer sosyal müesseseler inşa eden menteşe beyliğinin milas, muğla, beçin ve balat şehirlerinde, zamanına göre fakülte derecesinde, yüksek vasıflı medreseleri vardı. ilyas beyin, 1404 yılında balat’ta yaptırdığı cami, türk sanat eserlerinin nadide numunelerindendir. ilyas bey adına ilyâsiye fi’t-tıb adında bir tıp kitabı, mehmed bey oğlu mahmud çelebi adına da bâznâme adında avcılığa dâir bir kitap, farsça’dan tercüme edildi.
menteşe beyleri, ilme, âlimlere çok değer verip, himaye ederlerdi. mevlânâ celâleddîn-i rûmî’nin torunlarından ulu ârif beye hürmet gösterip; mevlevîliğin, bölgelerinde yayılmasına müsaade ettiler.
menteşeoğullarının, devrin diğer anadolu beyliklerinden ayrı, güçlü bir donanması vardı. mısır’daki memlûklar, frenklere karşı anadolu’dan yardım isteyince, menteşeoğulları, iki yüz kadırga gönderme vaadinde bulundular. bu durum, menteşeoğullarının, denizlerdeki güç ve seviyelerini göstermesi bakımından önemlidir. menteşeoğulları, akdeniz ve ege’de, korsanlara karşı devamlı mücadele etmişlerdir.
sinop ve havâlisinde kurulan beylik.
beyliğin kurucusu olan muînüddin süleyman pervâne’nin babası mühezzibeddin ali kâşî, sultan ikinci keyhüsrevin (1238-1246) veziriydi. moğollar, anadolu’ya girip kösedağ savaşını kazandıkları sırada, moğolların kumandanı baycu’ya rica ederek, selçuklu sülâlesinin yerlerinde bırakılmasını temin etmişti. muînüddin süleyman ise, anadolu’nun moğollar yüzünden parçalandığı ve karışıklıklar içerisine düştüğü bir zamanda büyümüş, ilmî, idarî ve politik yönden mükemmel bir şekilde yetiştirilmişti. aynı zamanda kıvrak bir zekâya da sahip olan muînüddin, kısa zamanda mühim mevkiler elde etti. önce tokat, sonra tokat ve erzincan muhafızı oldu. 1256’da ise, baycu’nun da tavsiyesiyle, pervâne rütbesi verilerek selçuklu saray nâzırlığına getirildi.
sultan ikinci keyhüsrev’in kızı gürcü hatunla evli olan muînüddin pervâne, devlet işleriyle bizzat kendisi ilgileniyordu. keyhüsrev’in ölümünden sonra, üç oğlu arasında çıkan taht kavgaları esnasında, muînüddin, dördüncü sultan kılıç arslan’ın tarafını tuttu ve onu sultan ilan ettirmeyi başardı. aynı zamanda moğol gücüne de dayanmakta olan muînüddin, selçuklu devletinin en nüfuzlu kişilerinden biri hâline geldi. trabzon rum imparatorluğundan sinop’u fethetmeye muvaffak oldu. böylece sinop kendisine ikta olarak verildi ve selçuklulara tâbi olarak burada beylik sürmeye başladı. hattâ 1261-1277 tarihleri arasını tarihçiler, muînüddin pervâne devri olarak tanıtmaktadırlar.
muînüddin süleyman pervâne’nin, sinop’u ve peşinden çevrede bulunan on iki kaleyi fethederek, beyliğinin sınırını genişletmesi, onun sultanla arasının açılmasına yol açtı. sultanın kendisini ortadan kaldırabileceği vehmine kapılan muînüddin, onu ele geçirip aksaray’da boğdurdu. yerine, rükneddin’in iki buçuk yaşında bulunan oğlu gıyâseddîn keyhüsrev, sultan ilan edildi.
pervâne’nin bilhassa moğollarla sıkı bir işbirliği hâlinde olması, anadolu’da pek çok itibarlı ve hattâ moğol düşmanı şahısların, mısır’a göçmelerine sebep oldu. bunlar, orada sultan baybars’ı moğollar üzerine cihâda teşvik ettiler. 1277 yılında anadolu’ya gelen sultan baybars, moğollara karşı ezici bir zafer kazandı ve kayseri’ye kadar girdi. ancak pervâne’nin kendisine katılmaması ve genç sultanla beraber tokat’a gitmesi üzerine, suriye’ye geri döndü.
pervâne, moğollara karşı kesin bir zafer kazanılacağına inanmıyordu. ancak, baybars’ın, moğol ordusunu bozguna uğratması, ilhan abaka’yı harekete geçirdi. anadolu’ya giren moğol hükümdarı; elbistan, sivas ve kayseri’de savunmasız müslüman ahaliyi ezme yoluna girerek, rivayete göre 200.000 kişiyi katlettirdi. ayrıca anadolu’dan ayrılırken, pervâne muînüddin süleyman’ı da yanında götürdü ve daha sonra, sultan baybars’ın anadolu’ya gelmesinden onu sorumlu tutarak öldürttü (2 ağustos 1277).
pervâne beyin öldürülmesinden sonra, oğlu mehmed bey, sinop beyi oldu. mehmed bey, babasının moğollar tarafından öldürülmüş olması münasebetiyle, onlardan çekinmiş ve tam bir bağlılık içerisinde saltanatını devam ettirmiştir.
mehmed bey, 1296’da ölünce, yerine oğlu mesud bey geçti. o da ilhanlı devletine tâbiiyetini arz ederek ülkesini korumayı başardı. ancak, 1298 yılında sinop’a bir baskın yapan ceneviz korsanları, mesud beyi esir aldılar. ağır bir fidye ödemek suretiyle kurtulabilen mesud bey, 1300 yılında vefât etti. yerine oğlu gâzi çelebi geçti.
denizcilikte maharetiyle tanınan ve hattâ ilk türk denizcileri arasında sayılan gâzi çelebi, karadeniz’de trabzon rum imparatorluğu ile cenevizlilere karşı başarılı akınlarda bulundu. son zamanlarında candaroğulları beyliğine tâbi bir duruma düşen gâzi çelebi’nin hiç oğlu olmadı. yalnızca bir kızı olduğu için, candaroğulları, gâzi çelebi’nin ölümünden sonra sinop’u beyliklerine ilhak ettiler. böylece, 1322 yılında, pervâneoğulları beyliği, fiilen sona erdi.
pervâneoğulları beyliği, başlangıçta selçuklulara, daha sonra ilhanlı devletine ve son zamanlarında da candaroğulları beyliğine tâbi olarak hüküm sürmüştür. yaklaşık altmış yıl devam etmesi, pervâneoğullarının köklü bir kültür ve medeniyet kuramadıklarını göstermektedir. pervâne beyin, sinop’ta bir medresesi bulunmaktadır. tokat’ta 1800 yılına kadar faaliyette bulunan iki katlı dârüşşifâsı ve merzifon’da bir camisi vardır. pervâne muînüddin süleyman’ın öldürülmesinden sonra, anadolu’daki selçuklu devletinin nüfuzu sona ermiştir.
beyliğin kurucusu olan muînüddin süleyman pervâne’nin babası mühezzibeddin ali kâşî, sultan ikinci keyhüsrevin (1238-1246) veziriydi. moğollar, anadolu’ya girip kösedağ savaşını kazandıkları sırada, moğolların kumandanı baycu’ya rica ederek, selçuklu sülâlesinin yerlerinde bırakılmasını temin etmişti. muînüddin süleyman ise, anadolu’nun moğollar yüzünden parçalandığı ve karışıklıklar içerisine düştüğü bir zamanda büyümüş, ilmî, idarî ve politik yönden mükemmel bir şekilde yetiştirilmişti. aynı zamanda kıvrak bir zekâya da sahip olan muînüddin, kısa zamanda mühim mevkiler elde etti. önce tokat, sonra tokat ve erzincan muhafızı oldu. 1256’da ise, baycu’nun da tavsiyesiyle, pervâne rütbesi verilerek selçuklu saray nâzırlığına getirildi.
sultan ikinci keyhüsrev’in kızı gürcü hatunla evli olan muînüddin pervâne, devlet işleriyle bizzat kendisi ilgileniyordu. keyhüsrev’in ölümünden sonra, üç oğlu arasında çıkan taht kavgaları esnasında, muînüddin, dördüncü sultan kılıç arslan’ın tarafını tuttu ve onu sultan ilan ettirmeyi başardı. aynı zamanda moğol gücüne de dayanmakta olan muînüddin, selçuklu devletinin en nüfuzlu kişilerinden biri hâline geldi. trabzon rum imparatorluğundan sinop’u fethetmeye muvaffak oldu. böylece sinop kendisine ikta olarak verildi ve selçuklulara tâbi olarak burada beylik sürmeye başladı. hattâ 1261-1277 tarihleri arasını tarihçiler, muînüddin pervâne devri olarak tanıtmaktadırlar.
muînüddin süleyman pervâne’nin, sinop’u ve peşinden çevrede bulunan on iki kaleyi fethederek, beyliğinin sınırını genişletmesi, onun sultanla arasının açılmasına yol açtı. sultanın kendisini ortadan kaldırabileceği vehmine kapılan muînüddin, onu ele geçirip aksaray’da boğdurdu. yerine, rükneddin’in iki buçuk yaşında bulunan oğlu gıyâseddîn keyhüsrev, sultan ilan edildi.
pervâne’nin bilhassa moğollarla sıkı bir işbirliği hâlinde olması, anadolu’da pek çok itibarlı ve hattâ moğol düşmanı şahısların, mısır’a göçmelerine sebep oldu. bunlar, orada sultan baybars’ı moğollar üzerine cihâda teşvik ettiler. 1277 yılında anadolu’ya gelen sultan baybars, moğollara karşı ezici bir zafer kazandı ve kayseri’ye kadar girdi. ancak pervâne’nin kendisine katılmaması ve genç sultanla beraber tokat’a gitmesi üzerine, suriye’ye geri döndü.
pervâne, moğollara karşı kesin bir zafer kazanılacağına inanmıyordu. ancak, baybars’ın, moğol ordusunu bozguna uğratması, ilhan abaka’yı harekete geçirdi. anadolu’ya giren moğol hükümdarı; elbistan, sivas ve kayseri’de savunmasız müslüman ahaliyi ezme yoluna girerek, rivayete göre 200.000 kişiyi katlettirdi. ayrıca anadolu’dan ayrılırken, pervâne muînüddin süleyman’ı da yanında götürdü ve daha sonra, sultan baybars’ın anadolu’ya gelmesinden onu sorumlu tutarak öldürttü (2 ağustos 1277).
pervâne beyin öldürülmesinden sonra, oğlu mehmed bey, sinop beyi oldu. mehmed bey, babasının moğollar tarafından öldürülmüş olması münasebetiyle, onlardan çekinmiş ve tam bir bağlılık içerisinde saltanatını devam ettirmiştir.
mehmed bey, 1296’da ölünce, yerine oğlu mesud bey geçti. o da ilhanlı devletine tâbiiyetini arz ederek ülkesini korumayı başardı. ancak, 1298 yılında sinop’a bir baskın yapan ceneviz korsanları, mesud beyi esir aldılar. ağır bir fidye ödemek suretiyle kurtulabilen mesud bey, 1300 yılında vefât etti. yerine oğlu gâzi çelebi geçti.
denizcilikte maharetiyle tanınan ve hattâ ilk türk denizcileri arasında sayılan gâzi çelebi, karadeniz’de trabzon rum imparatorluğu ile cenevizlilere karşı başarılı akınlarda bulundu. son zamanlarında candaroğulları beyliğine tâbi bir duruma düşen gâzi çelebi’nin hiç oğlu olmadı. yalnızca bir kızı olduğu için, candaroğulları, gâzi çelebi’nin ölümünden sonra sinop’u beyliklerine ilhak ettiler. böylece, 1322 yılında, pervâneoğulları beyliği, fiilen sona erdi.
pervâneoğulları beyliği, başlangıçta selçuklulara, daha sonra ilhanlı devletine ve son zamanlarında da candaroğulları beyliğine tâbi olarak hüküm sürmüştür. yaklaşık altmış yıl devam etmesi, pervâneoğullarının köklü bir kültür ve medeniyet kuramadıklarını göstermektedir. pervâne beyin, sinop’ta bir medresesi bulunmaktadır. tokat’ta 1800 yılına kadar faaliyette bulunan iki katlı dârüşşifâsı ve merzifon’da bir camisi vardır. pervâne muînüddin süleyman’ın öldürülmesinden sonra, anadolu’daki selçuklu devletinin nüfuzu sona ermiştir.
neden bekliyorsun?
bu sözlük, duygu ve düşüncelerini özgürce paylaştığın bir platform, hislerini tercüme eden özgür bilgi kaynağıdır.
katkıda bulunmak istemez misin?