(bkz: harzemsahlar)
hazarlar, idil kıyıları ve kırım yarımadası arasında imparatorluk kuran bir türk boyudur (468-965).
önceleri, hazarların kaynakları ve hangi soydan geldikleri, kesin olarak bilinmiyordu. bu konuda, değişik görüşler ileri sürülüyordu. daha sonra incelenen musevî, bizans ve arap kaynaklarına göre, hazar ülkesinde yaşayan halkın büyük çoğunluğunun uygur, hazar, bulgar, sabir ve peçenek gibi türk boyları olduğu açıklandı.
hazarların, batı hun devletinin yıkıntıları üzerinde devlet kurdukları (468), göktürk imparatorluğunun batı kolu olarak gelişme gösterdikleri, göktürkler ile eş kaynaktan geldikleri anlaşıldı. türk adını almaları da bu yüzdendir.
hazarlar, sasanîlerle sık sık savaşırlardı. bizansla aralarında daha çok barışa dayanan bağlantılar vardı. 627 yılında yapılan bizans-iran savaşında hazarlar, sasanîlere karşı bizansı tuttular. vii. yüzyıl sonlarına doğru, arran hıristiyanlarının hazarlar üzerindeki dinî baskıları arttı. yavaş yavaş eski dinleri olan şamanlığı bıraktılar. islâmın doğuşundan sonra hızla gelişen arap saldırıları, kısa bir süre içinde âzerbaycana yayıldı. istanbulu kuşatan emevî ordularına karşı bizans; hazar ve bulgar türklerinden yardım istedi (718). bizansın yardımına koşan hazarlar, arapların tepkisini üzerlerine çektiler. bu yüzden, bu bölgeyi ele geçiren araplar, 721-723 yıllarında hazar topraklarına saldırdılar, başkent belenceri aldılar. bunun üzerine hazar hanı, idil ırmağı kıyısındaki akkale ilini başkent edindi. daha sonra mervan bin muhammed, bir ordu ile belencere kadar geldi, şehri yaktı. derbende arap birlikleri yerleşti. araplar, bu saldırıların bir süre ardını bırakmadı. 737 yılında, gene mervan bin muhammed, yüz elli bin kişilik büyük bir ordu ile etil şehri üzerine yürüdü. oldukça korkulu yollardan, derin vadilerden geçen mervan, bu ordu ile kür nehri kıyısındaki kasak şehrinden hazarların, dağıstandaki büyük ili olan semender üzerine yürüdü. orduyu, biri derbend, biri de daryal geçidi olmak üzere iki ayrı yoldan geçirerek birdenbire hazarlara saldırdı. hazarlar, bu beklenmedik saldırı karşısında pek tutunamadılar. mervan bin muhammed, ordusunu kolayca etile gönderdi, şehri kuşattı. hazar hakanı, idil nehrinin öteki kıyısına geçerek, tarhanlardan kurulu 40 000 kişilik bir ordu ile, arapların nehri aşmalarını önlemek istedi. mervan, bu çarpışma sonunda, 20 000 aileyi esir alarak derbend taraflarına sürdü. anberi adlı kumandanın yönetimi altına verdiği 40 000 kişilik seçme arap ordusunu da tulumlara bindirerek nehrin doğu yakasına geçirdikten sonra, hazar tarhanının ordusunu dağıttı, tarhanı öldürttü. bunun üzerine hazar hakanı, barış istemek ve antlaşma imzalamak zorunda kaldı. mervan bin muhammed, hazar hakanına, etile dönme izni verdi. ayrıca, islâm dinini hazarlar arasında yaymak amacıyla sabit el-esadî ve abdurrahman hulânû adlı iki arap hukukçusunu, hazar hakanının yanında bıraktı. araplar karşısında başarısızlığa uğrayan hazarlar, vii. ve viii. yüzyıllarda avrupa ve bizans ülkelerinde durumlarını korudular. kırım ve azak ülkelerinde daha da güçlendiler. kırım gotları, bu yüzyıllarda hazarlara bağlıydılar. başlarında hazar hakanı tarafından tayin edilen bir vali bulunurdu. bu genel valilere, göktürk ve hazar devletlerinin öteki bölgelerinde olduğu gibi, kırımda da tuyun adı veriliyordu. gotlar, kendi içlerinde bağımsızdı. daha sonraki yıllarda hazarlar, yavaş yavaş gotların bağımsızlıklarına son verdiler (787). bu arada hazarlar, don ırmağı üzerinde, bozkır kavimlerinin saldırılarını önlemek amacıyla, sarhil adını verdikleri bir kale yaptılar. ukraynanın başkenti olan kievde, hazar hakanına bağlı üç kardeş tarafından yaptırılmıştı.
bu ağır yenilgiden sonra, hazarlarla araplar arasındaki gerginlik arttı. ast tarkan kumandasındaki 100 000 kişilik bir hazar ordusu, kafkas dağlarından hızla güneye indi. daha önce arapların saldırısına uğrayan ermeniye ve âzerbaycana girdi (765). bütün şehirleri yağma etti. 100 000 müslümanı esir alarak götürdü. bununla, hazar kumandanı, otuz yıl önceki ağır yenilginin öcünü aldı. güneyde araplara yenilen hazarlar, batıda, özellikle avrupa devletleri karşısında önemli bir varlık olarak kaldılar. 787 yılında gotların kırımdaki kalelerini alarak, oradaki hakimiyetlerine son verdiler. araplar gibi, bizanslılar da hazarlarla birtakım akrabalıklar kurma yoluna gittiler. imparator ii. justinianus, hazar hakanının kızkardeşiyle; imparator v. konstantinos, bir hazar prensesiyle evlendi. halife harun reşid zamanında, hazar hakanı ve yakınları musevî dinine girdiler.
hazar imparatorluğu, bir yandan norman-rus, bir yandan selçuklu ve kıpçak saldırıları sonucu sarsıldı. gittikçe kuvvetlenen ruslar, kievi hazarların elinden aldılar (866). bu olaydan sonra rusların, hazar topraklarına yaptıkları akınlar sıklaştı. 965 yılında svyatoslav kumandasındaki bir rus ordusu, bütün hazar şehirlerini yakıp yıktı. dağılan hazar halkı, bazı adalara sığınmak zorunda kaldı. hazarlar, bir süre sonra azak ve kırımda küçük prenslikler kurarak yaşamaya başladılar. bizansın yardımıyla ruslar, buraları da kendi topraklarına kattılar (1016). aynı yıllarda, aşağı idil ve terekteki hazar devletleri de oğuz (selçuklular) ve kıpçakların saldırıları sonunda ortadan kalktı. geniş bir alana yayılan hazarlar; kıpçaklar, peçenekler, oğuzlar gibi yeni türk boylarına karıştılar. altınordu hakanı sürbidey noyan, etil şehrinde bağımsız yaşayan hazarların hakimiyetine son verdi (1299), şehrin yakınlarında, altınordu devletininin başkenti olan sarayı kurdu. hazar kağanları, sırasıyla şunlardır: bulan (620-?); ubaca; hızkiya; menaşe i; hanuka; ishak; sabulon; menaşe ii; nisi; harun i; menahem; benyamin; harun ii (?-931); yusuf (931-965).
medeniyet
bazı kaynaklara göre göktürk, bazı kaynaklara göre rus veya ibranî yazısı kullandıkları söylenen hazarlardan günümüze kadar, ancak iki adet yazılı belge kaldı. bunlardan birisi, hazar hakanı yusuf bin harun tarafından, endülüslü musevî devlet ve bilim adamı hasday bin ishak bin şaprûta gönderilen mektuptur (960). öteki ise bilinmeyen hazarlı bir musevî tarafından, hakan yusuf zamanında (931-965) yazılan bir mektubun, mısırda keniset-el-şâmide bulunan parçalarıdır. birinci mektupta, hakan yusuf, şeceresini saymakta, musevî dinine girmekle ilgili bilgiler vermektedir. mektupta ayrıca, hazar ülkesinde yaşayan boyları, bunların yaşayış tarzını anlatan cümleler vardır. mektuptan anlaşıldığına göre hazarlar, yarı göçebe, yarı şehir hayatı yaşarlardı. nitekim, bu bilgileri bazı arap kaynakları da doğrular. genellikle yazın çadırlarda, kışın şehirlerde oturuyorlardı. en ünlü şehirleri, etil, saksın, belencer, sarkil ve semenderdi. başkent etilin, idil ırmağı kıyısında kurulduğu sanılır. şehrin batı kesimine etil (sarığşın da denir), doğu kısmına hazarân (hanbalığ da denir) deniliyordu. irmağın ortasında, şehrin iki yakasına dubalı köprülerle bağlı bir ada vardı. şehrin batı bölümü, doğu bölümüne göre daha genişti. burada hakanın tuğladan yapılmış sarayı vardı. şehrin uzunluğu 25 km idi ve dört kapılı bir surla çevrilmişti. şehir, dağınıktı. evler, türklerin derme evleri (hargâh, büyük çadır da denir) denen, ağaçtan yapılmış ve üstleri keçe ile örtülü türdendi. onlar, bu evlere odâde adını veriyorlardı. pek azı kerpiçten yapılırdı. hakandan başka hiç kimse tuğla ev yapamazdı. şehirde ayrıca çarşı ve hamamlar vardı. sarkil şehrinde yapılan son kazılardan, şehrin dikdörtgen biçimli; ev yapımında kullanılan tuğlaların, asya kaynaklı olduğu anlaşıldı.
hazar hakanları, savaşlarda, odâde denilen, çadırlı bir arabaya binerlerdi. arabanın her tarafı halılarla döşenir, üzerinde sırmalarla örtülü bir kubbe yükselirdi. kubbenin üstünde, altından yapılmış bir armut bulunurdu. gelinlerin çeyiz arabaları da, hakanın savaş arabasını andırırdı. bu arabaların on tanesinin kapıları altın ve gümüş levhalarla kaplı olurdu. arkadan gelen 20 araba ile her türlü çeyiz eşyası, altın ve gümüş kaplar taşınırdı. hazarlar, ölülerini suya atarlardı. bazı söylentilere göre sonraları, ölüleri yakmağa başladılar. bir hakan öldüğünde her birinde birer kabir bulunan 20 odalı bir ev yapılırdı. kabirler, ufalanmış taş tozu ile döşenir, içine kireç veya mine konulurdu. gömme işi bittikten sonra, hakanı gömenler de öldürülerek, öteki odalara gömülürlerdi. bu iş, hakanın hangi odaya gömüldüğünün bilinmemesi için yapılırdı. bu geleneğin, hunlarda da sürdürüldüğünü gösteren belgeler vardır. hakanın kabir odası, baştan başa, altınla işlenmiş kumaşla örtülür; bütün işler bittikten sonra suyun altında kalacak şekilde, nehrin suyu kabir eve boşaltılır ve yapı iyice su altında kalır; böylelikle artık, hakanın cesedine insan, şeytan, kurt ve böceklerin zarar veremeyeceğine inanılırdı. hazar hakanlarından hiçbirinin mezarının bulunamayışı, kendilerinin bu gömme geleneği yüzündendir.
ekonomi
etil şehri, güneydoğu avrupa ile asya arasındaki bir alışveriş merkeziydi. bu şehirde, çeşitli dinlere bağlı yerli halktan başka, ticaret için gelmiş yabancılar da otururlardı. şehir pazarlarında, çeşitli ülkelerden, çeşitli yerlerden gelen mallar değiş-tokuş edilir, satılırdı. saksın şehrinde alışveriş, kurşun paralarla yapılırdı. ayrıca, ekin denilen kumaş paralar (kâğıt para benzeri) da kullanılırdı. hazarların başlıca ihraç malı, bir çeşit tutkaldı, öteki ticaret mallarının çoğu, rus ve bulgar ülkelerinden gelen maddelerdi. büyük şehirlerin çevrelerinde geniş bahçe ve bağlar vardı. yerli halk, yazın çadırlarda şehir dışına çıkar, tarımla uğraşırdı. hazarların, milletlerarası ihraç malları arasında, hazar süngüleri, hazar eğerleri, hazar zırhları önemli yer tutardı. hazar kılıçları, ruslar arasında da biliniyordu. hakanlar, bulgar ilteberliğinden her evden, her yıl bir samur vergisi alırlardı. ayrıca, ticaret kervanları ve gemileri, onda bir oranında vergi öderlerdi. hazar denizinden gelen gemilerden de gümrük vergisi alınırdı.
din
hazarlar, uzun zaman, şaman dinine bağlı olarak yaşadılar. ancak, bizans ve araplarla olan sıkı ilişkiler, hakanlarla soylu ailelerin musevîliği benimsemeleri, her üç dinin de ülkede yayılmasına yol açtı. müslümanlığı da (732-800), musevîliği de (800-965) resmî din olarak benimsemişlerdir. hıristiyanlık, resmî din olmadı, ancak, arran metropoliti israilin çalışmaları (677-703) sonucu, bu din de ülkede geniş ölçüde yayıldı. halk, daha çok müslüman ve hıristiyan; hanlar, tarhanlar ve onlara yakın çevreler musevî idi. hazarda yedi başkadı vardı. bunlardan ikisi müslümanların, ikisi hıristiyanların, ikisi musevî hazarların, biri de öteki dinlere bağlı olanların işlerini görüyorlardı. başkent etilde (x. yüzyıl), 10 cami vardı. müslüman halkın sayısı 10 000 kadardı. genellikle bizans sınırındaki ve kırımdaki hazarlar hıristiyan, dağıstan ve aşağı idilde oturanlar müslüman idi. hıristiyanlar (viii. yüzyıl), teşkilât olarak yedi piskoposluğa ayrılmışlardı.
yönetim şekli
hazarların devlet teşkilâtında, çifte krallık düzeni uygulanıyordu. devlet başkanı olan hakan, doğrudan doğruya devlet işlerine karışmıyor, devleti sembolik olarak temsil ediyordu. idare, onun nâibi olan hakanbehin elinde bulunuyordu. ancak, hakanbehi değiştirmek, görevinden almak, her zaman, asıl hakanın yetkileri arasındaydı. buna karşılık, orduları, ülkeyi yöneten, savaş açabilen, hakanbeh idi. vilayetlerle ilgili işler, memleketin adalet ve iç işleri de onların elindeydi. büyük hakan da denilen asıl hakanın saltanat süresi, kırk yılı aşamazdı. bu süre içinde hakan, kendiliğinden ölmezse, maiyeti "bunadı", "aklı azaldı" gerekçesiyle onu kendi elleriyle öldürürlerdi. hakan, düşmana karşı giden ordudan kaçıp dönenleri cezalandırır, ordu savaşta yenilirse, hakanbehin gözleri önünde, onun kadın ve çocuklarıyla mallarını başkalarına dağıtırdı. hakanbehlere, tarkan, yabgu da denilirdi.
önceleri, hazarların kaynakları ve hangi soydan geldikleri, kesin olarak bilinmiyordu. bu konuda, değişik görüşler ileri sürülüyordu. daha sonra incelenen musevî, bizans ve arap kaynaklarına göre, hazar ülkesinde yaşayan halkın büyük çoğunluğunun uygur, hazar, bulgar, sabir ve peçenek gibi türk boyları olduğu açıklandı.
hazarların, batı hun devletinin yıkıntıları üzerinde devlet kurdukları (468), göktürk imparatorluğunun batı kolu olarak gelişme gösterdikleri, göktürkler ile eş kaynaktan geldikleri anlaşıldı. türk adını almaları da bu yüzdendir.
hazarlar, sasanîlerle sık sık savaşırlardı. bizansla aralarında daha çok barışa dayanan bağlantılar vardı. 627 yılında yapılan bizans-iran savaşında hazarlar, sasanîlere karşı bizansı tuttular. vii. yüzyıl sonlarına doğru, arran hıristiyanlarının hazarlar üzerindeki dinî baskıları arttı. yavaş yavaş eski dinleri olan şamanlığı bıraktılar. islâmın doğuşundan sonra hızla gelişen arap saldırıları, kısa bir süre içinde âzerbaycana yayıldı. istanbulu kuşatan emevî ordularına karşı bizans; hazar ve bulgar türklerinden yardım istedi (718). bizansın yardımına koşan hazarlar, arapların tepkisini üzerlerine çektiler. bu yüzden, bu bölgeyi ele geçiren araplar, 721-723 yıllarında hazar topraklarına saldırdılar, başkent belenceri aldılar. bunun üzerine hazar hanı, idil ırmağı kıyısındaki akkale ilini başkent edindi. daha sonra mervan bin muhammed, bir ordu ile belencere kadar geldi, şehri yaktı. derbende arap birlikleri yerleşti. araplar, bu saldırıların bir süre ardını bırakmadı. 737 yılında, gene mervan bin muhammed, yüz elli bin kişilik büyük bir ordu ile etil şehri üzerine yürüdü. oldukça korkulu yollardan, derin vadilerden geçen mervan, bu ordu ile kür nehri kıyısındaki kasak şehrinden hazarların, dağıstandaki büyük ili olan semender üzerine yürüdü. orduyu, biri derbend, biri de daryal geçidi olmak üzere iki ayrı yoldan geçirerek birdenbire hazarlara saldırdı. hazarlar, bu beklenmedik saldırı karşısında pek tutunamadılar. mervan bin muhammed, ordusunu kolayca etile gönderdi, şehri kuşattı. hazar hakanı, idil nehrinin öteki kıyısına geçerek, tarhanlardan kurulu 40 000 kişilik bir ordu ile, arapların nehri aşmalarını önlemek istedi. mervan, bu çarpışma sonunda, 20 000 aileyi esir alarak derbend taraflarına sürdü. anberi adlı kumandanın yönetimi altına verdiği 40 000 kişilik seçme arap ordusunu da tulumlara bindirerek nehrin doğu yakasına geçirdikten sonra, hazar tarhanının ordusunu dağıttı, tarhanı öldürttü. bunun üzerine hazar hakanı, barış istemek ve antlaşma imzalamak zorunda kaldı. mervan bin muhammed, hazar hakanına, etile dönme izni verdi. ayrıca, islâm dinini hazarlar arasında yaymak amacıyla sabit el-esadî ve abdurrahman hulânû adlı iki arap hukukçusunu, hazar hakanının yanında bıraktı. araplar karşısında başarısızlığa uğrayan hazarlar, vii. ve viii. yüzyıllarda avrupa ve bizans ülkelerinde durumlarını korudular. kırım ve azak ülkelerinde daha da güçlendiler. kırım gotları, bu yüzyıllarda hazarlara bağlıydılar. başlarında hazar hakanı tarafından tayin edilen bir vali bulunurdu. bu genel valilere, göktürk ve hazar devletlerinin öteki bölgelerinde olduğu gibi, kırımda da tuyun adı veriliyordu. gotlar, kendi içlerinde bağımsızdı. daha sonraki yıllarda hazarlar, yavaş yavaş gotların bağımsızlıklarına son verdiler (787). bu arada hazarlar, don ırmağı üzerinde, bozkır kavimlerinin saldırılarını önlemek amacıyla, sarhil adını verdikleri bir kale yaptılar. ukraynanın başkenti olan kievde, hazar hakanına bağlı üç kardeş tarafından yaptırılmıştı.
bu ağır yenilgiden sonra, hazarlarla araplar arasındaki gerginlik arttı. ast tarkan kumandasındaki 100 000 kişilik bir hazar ordusu, kafkas dağlarından hızla güneye indi. daha önce arapların saldırısına uğrayan ermeniye ve âzerbaycana girdi (765). bütün şehirleri yağma etti. 100 000 müslümanı esir alarak götürdü. bununla, hazar kumandanı, otuz yıl önceki ağır yenilginin öcünü aldı. güneyde araplara yenilen hazarlar, batıda, özellikle avrupa devletleri karşısında önemli bir varlık olarak kaldılar. 787 yılında gotların kırımdaki kalelerini alarak, oradaki hakimiyetlerine son verdiler. araplar gibi, bizanslılar da hazarlarla birtakım akrabalıklar kurma yoluna gittiler. imparator ii. justinianus, hazar hakanının kızkardeşiyle; imparator v. konstantinos, bir hazar prensesiyle evlendi. halife harun reşid zamanında, hazar hakanı ve yakınları musevî dinine girdiler.
hazar imparatorluğu, bir yandan norman-rus, bir yandan selçuklu ve kıpçak saldırıları sonucu sarsıldı. gittikçe kuvvetlenen ruslar, kievi hazarların elinden aldılar (866). bu olaydan sonra rusların, hazar topraklarına yaptıkları akınlar sıklaştı. 965 yılında svyatoslav kumandasındaki bir rus ordusu, bütün hazar şehirlerini yakıp yıktı. dağılan hazar halkı, bazı adalara sığınmak zorunda kaldı. hazarlar, bir süre sonra azak ve kırımda küçük prenslikler kurarak yaşamaya başladılar. bizansın yardımıyla ruslar, buraları da kendi topraklarına kattılar (1016). aynı yıllarda, aşağı idil ve terekteki hazar devletleri de oğuz (selçuklular) ve kıpçakların saldırıları sonunda ortadan kalktı. geniş bir alana yayılan hazarlar; kıpçaklar, peçenekler, oğuzlar gibi yeni türk boylarına karıştılar. altınordu hakanı sürbidey noyan, etil şehrinde bağımsız yaşayan hazarların hakimiyetine son verdi (1299), şehrin yakınlarında, altınordu devletininin başkenti olan sarayı kurdu. hazar kağanları, sırasıyla şunlardır: bulan (620-?); ubaca; hızkiya; menaşe i; hanuka; ishak; sabulon; menaşe ii; nisi; harun i; menahem; benyamin; harun ii (?-931); yusuf (931-965).
medeniyet
bazı kaynaklara göre göktürk, bazı kaynaklara göre rus veya ibranî yazısı kullandıkları söylenen hazarlardan günümüze kadar, ancak iki adet yazılı belge kaldı. bunlardan birisi, hazar hakanı yusuf bin harun tarafından, endülüslü musevî devlet ve bilim adamı hasday bin ishak bin şaprûta gönderilen mektuptur (960). öteki ise bilinmeyen hazarlı bir musevî tarafından, hakan yusuf zamanında (931-965) yazılan bir mektubun, mısırda keniset-el-şâmide bulunan parçalarıdır. birinci mektupta, hakan yusuf, şeceresini saymakta, musevî dinine girmekle ilgili bilgiler vermektedir. mektupta ayrıca, hazar ülkesinde yaşayan boyları, bunların yaşayış tarzını anlatan cümleler vardır. mektuptan anlaşıldığına göre hazarlar, yarı göçebe, yarı şehir hayatı yaşarlardı. nitekim, bu bilgileri bazı arap kaynakları da doğrular. genellikle yazın çadırlarda, kışın şehirlerde oturuyorlardı. en ünlü şehirleri, etil, saksın, belencer, sarkil ve semenderdi. başkent etilin, idil ırmağı kıyısında kurulduğu sanılır. şehrin batı kesimine etil (sarığşın da denir), doğu kısmına hazarân (hanbalığ da denir) deniliyordu. irmağın ortasında, şehrin iki yakasına dubalı köprülerle bağlı bir ada vardı. şehrin batı bölümü, doğu bölümüne göre daha genişti. burada hakanın tuğladan yapılmış sarayı vardı. şehrin uzunluğu 25 km idi ve dört kapılı bir surla çevrilmişti. şehir, dağınıktı. evler, türklerin derme evleri (hargâh, büyük çadır da denir) denen, ağaçtan yapılmış ve üstleri keçe ile örtülü türdendi. onlar, bu evlere odâde adını veriyorlardı. pek azı kerpiçten yapılırdı. hakandan başka hiç kimse tuğla ev yapamazdı. şehirde ayrıca çarşı ve hamamlar vardı. sarkil şehrinde yapılan son kazılardan, şehrin dikdörtgen biçimli; ev yapımında kullanılan tuğlaların, asya kaynaklı olduğu anlaşıldı.
hazar hakanları, savaşlarda, odâde denilen, çadırlı bir arabaya binerlerdi. arabanın her tarafı halılarla döşenir, üzerinde sırmalarla örtülü bir kubbe yükselirdi. kubbenin üstünde, altından yapılmış bir armut bulunurdu. gelinlerin çeyiz arabaları da, hakanın savaş arabasını andırırdı. bu arabaların on tanesinin kapıları altın ve gümüş levhalarla kaplı olurdu. arkadan gelen 20 araba ile her türlü çeyiz eşyası, altın ve gümüş kaplar taşınırdı. hazarlar, ölülerini suya atarlardı. bazı söylentilere göre sonraları, ölüleri yakmağa başladılar. bir hakan öldüğünde her birinde birer kabir bulunan 20 odalı bir ev yapılırdı. kabirler, ufalanmış taş tozu ile döşenir, içine kireç veya mine konulurdu. gömme işi bittikten sonra, hakanı gömenler de öldürülerek, öteki odalara gömülürlerdi. bu iş, hakanın hangi odaya gömüldüğünün bilinmemesi için yapılırdı. bu geleneğin, hunlarda da sürdürüldüğünü gösteren belgeler vardır. hakanın kabir odası, baştan başa, altınla işlenmiş kumaşla örtülür; bütün işler bittikten sonra suyun altında kalacak şekilde, nehrin suyu kabir eve boşaltılır ve yapı iyice su altında kalır; böylelikle artık, hakanın cesedine insan, şeytan, kurt ve böceklerin zarar veremeyeceğine inanılırdı. hazar hakanlarından hiçbirinin mezarının bulunamayışı, kendilerinin bu gömme geleneği yüzündendir.
ekonomi
etil şehri, güneydoğu avrupa ile asya arasındaki bir alışveriş merkeziydi. bu şehirde, çeşitli dinlere bağlı yerli halktan başka, ticaret için gelmiş yabancılar da otururlardı. şehir pazarlarında, çeşitli ülkelerden, çeşitli yerlerden gelen mallar değiş-tokuş edilir, satılırdı. saksın şehrinde alışveriş, kurşun paralarla yapılırdı. ayrıca, ekin denilen kumaş paralar (kâğıt para benzeri) da kullanılırdı. hazarların başlıca ihraç malı, bir çeşit tutkaldı, öteki ticaret mallarının çoğu, rus ve bulgar ülkelerinden gelen maddelerdi. büyük şehirlerin çevrelerinde geniş bahçe ve bağlar vardı. yerli halk, yazın çadırlarda şehir dışına çıkar, tarımla uğraşırdı. hazarların, milletlerarası ihraç malları arasında, hazar süngüleri, hazar eğerleri, hazar zırhları önemli yer tutardı. hazar kılıçları, ruslar arasında da biliniyordu. hakanlar, bulgar ilteberliğinden her evden, her yıl bir samur vergisi alırlardı. ayrıca, ticaret kervanları ve gemileri, onda bir oranında vergi öderlerdi. hazar denizinden gelen gemilerden de gümrük vergisi alınırdı.
din
hazarlar, uzun zaman, şaman dinine bağlı olarak yaşadılar. ancak, bizans ve araplarla olan sıkı ilişkiler, hakanlarla soylu ailelerin musevîliği benimsemeleri, her üç dinin de ülkede yayılmasına yol açtı. müslümanlığı da (732-800), musevîliği de (800-965) resmî din olarak benimsemişlerdir. hıristiyanlık, resmî din olmadı, ancak, arran metropoliti israilin çalışmaları (677-703) sonucu, bu din de ülkede geniş ölçüde yayıldı. halk, daha çok müslüman ve hıristiyan; hanlar, tarhanlar ve onlara yakın çevreler musevî idi. hazarda yedi başkadı vardı. bunlardan ikisi müslümanların, ikisi hıristiyanların, ikisi musevî hazarların, biri de öteki dinlere bağlı olanların işlerini görüyorlardı. başkent etilde (x. yüzyıl), 10 cami vardı. müslüman halkın sayısı 10 000 kadardı. genellikle bizans sınırındaki ve kırımdaki hazarlar hıristiyan, dağıstan ve aşağı idilde oturanlar müslüman idi. hıristiyanlar (viii. yüzyıl), teşkilât olarak yedi piskoposluğa ayrılmışlardı.
yönetim şekli
hazarların devlet teşkilâtında, çifte krallık düzeni uygulanıyordu. devlet başkanı olan hakan, doğrudan doğruya devlet işlerine karışmıyor, devleti sembolik olarak temsil ediyordu. idare, onun nâibi olan hakanbehin elinde bulunuyordu. ancak, hakanbehi değiştirmek, görevinden almak, her zaman, asıl hakanın yetkileri arasındaydı. buna karşılık, orduları, ülkeyi yöneten, savaş açabilen, hakanbeh idi. vilayetlerle ilgili işler, memleketin adalet ve iç işleri de onların elindeydi. büyük hakan da denilen asıl hakanın saltanat süresi, kırk yılı aşamazdı. bu süre içinde hakan, kendiliğinden ölmezse, maiyeti "bunadı", "aklı azaldı" gerekçesiyle onu kendi elleriyle öldürürlerdi. hakan, düşmana karşı giden ordudan kaçıp dönenleri cezalandırır, ordu savaşta yenilirse, hakanbehin gözleri önünde, onun kadın ve çocuklarıyla mallarını başkalarına dağıtırdı. hakanbehlere, tarkan, yabgu da denilirdi.
(bkz: hazarlar)
azerbaycan’ın gence yöresinde hüküm sürmüş olan hanlık.
iran hükümdarı nâdir şah, 1735’te, gence’yi ele geçirdi. nâdir şâhın öldürülmesinden sonra, gence de, diğer âzerbaycan hanlıkları gibi iran toprağı olmaktan çıkarak, 1747’de bağımsızlığını ilan etti.
ziyâdoğulları hanedânını kuran kalaç türklerinden şahverdi han, gence’nin ilk hanı oldu. şia’nın câferî koluna mensup olan ziyâdoğulları hanedânı, türkçe konuşuyordu. 1781-83 yılları arasında gence, karabağ hanlarının eline geçtiyse de geri alındı.
on dokuzuncu yüzyılın başlarında gürcistan’ı işgal eden rusya, gence ile birlikte bütün bağımsız âzerbaycan hanlıkları için tehdit unsuru oldu. bu hanlıklar, büyük tehlikeye karşı aralarında birleşmeyi başaramadılar. rusya, bu sırada dağıstan ve kuzey kafkasya’da bulunan hanlıklarla savaş hâlindeydi. âzerbaycan’daki coğrâfî durum, rusya’nın, dağıstan’ı ve kuzey kafkasya’daki hanlıkları ele geçirmesini güçleştiriyordu. kafkasya’daki rus orduları kumandanı general sisyanov, 1803’te, tiflis’ten hareket ederek gence’yi kuşattı. gence hanı cevad han, ruslarla yaptığı, yenildiği ve devletini kaybettiği muharebede öldürüldü. oğlu ve veliahdı hüseyin han da, babası ile aynı günde ruslar’ın top ateşi ile öldürüldü. cevad hanın ve hüseyin hanın öldürülmesi üzerine, iki koldan şehre giren ruslar, yağma yaparak, halkı öldürdüler. gence hanlığını ortadan kaldırdılar. buranın adını da çariçelerinin onuruna elizabethpol olarak değiştirdiler (1804). hüseyin hanın kardeşi uğurlu han, bu tarihten 22 yıl sonra, gence’yi ruslardan geri alıp, 2 yıl gence hanlığı yaptı. fakat ruslar, ülkeyi tekrar istilâ ederek gence hanlığını tamamen ortadan kaldırdılar. gence de, türkmençay antlaşmasıyla rusya’ya ilhak edildi. komünist idâre, gence’ye, kirovabad adını verdi.
iran hükümdarı nâdir şah, 1735’te, gence’yi ele geçirdi. nâdir şâhın öldürülmesinden sonra, gence de, diğer âzerbaycan hanlıkları gibi iran toprağı olmaktan çıkarak, 1747’de bağımsızlığını ilan etti.
ziyâdoğulları hanedânını kuran kalaç türklerinden şahverdi han, gence’nin ilk hanı oldu. şia’nın câferî koluna mensup olan ziyâdoğulları hanedânı, türkçe konuşuyordu. 1781-83 yılları arasında gence, karabağ hanlarının eline geçtiyse de geri alındı.
on dokuzuncu yüzyılın başlarında gürcistan’ı işgal eden rusya, gence ile birlikte bütün bağımsız âzerbaycan hanlıkları için tehdit unsuru oldu. bu hanlıklar, büyük tehlikeye karşı aralarında birleşmeyi başaramadılar. rusya, bu sırada dağıstan ve kuzey kafkasya’da bulunan hanlıklarla savaş hâlindeydi. âzerbaycan’daki coğrâfî durum, rusya’nın, dağıstan’ı ve kuzey kafkasya’daki hanlıkları ele geçirmesini güçleştiriyordu. kafkasya’daki rus orduları kumandanı general sisyanov, 1803’te, tiflis’ten hareket ederek gence’yi kuşattı. gence hanı cevad han, ruslarla yaptığı, yenildiği ve devletini kaybettiği muharebede öldürüldü. oğlu ve veliahdı hüseyin han da, babası ile aynı günde ruslar’ın top ateşi ile öldürüldü. cevad hanın ve hüseyin hanın öldürülmesi üzerine, iki koldan şehre giren ruslar, yağma yaparak, halkı öldürdüler. gence hanlığını ortadan kaldırdılar. buranın adını da çariçelerinin onuruna elizabethpol olarak değiştirdiler (1804). hüseyin hanın kardeşi uğurlu han, bu tarihten 22 yıl sonra, gence’yi ruslardan geri alıp, 2 yıl gence hanlığı yaptı. fakat ruslar, ülkeyi tekrar istilâ ederek gence hanlığını tamamen ortadan kaldırdılar. gence de, türkmençay antlaşmasıyla rusya’ya ilhak edildi. komünist idâre, gence’ye, kirovabad adını verdi.
(bkz: gence hanligi)
şibanoğullarından olan şahruh, 1710 yılında, ferganada bir hanlık kurdu. bu hanlığın merkezi hokand idi. fergana, özbekler zamanında maveraünnehire bağlı kalmıştı. daha sonra peygamber soyundan geldiklerini iddia eden ve hoca denen seyyidler tarafından idare edilmişti.
şibanoğullarından şahruhun kurduğu hanlık, 1758de kısa bir süre çin hâkimiyetini tanımak zorunda kaldı. 19. yüzyılın ilk yarısında âlim muhammed ve mehmed ali hanlar zamanında hanlığın sınırları, taşkent ve yesi şehirlerini içine alıyor ve balkaş gölüne kadar uzanıyordu.
hokand hanlığı, tıpkı buhara hanlığı gibi, 1868de rus himayesini kabul etmek zorunda bırakıldı. 1876dan itibaren de, tamamen rus hakimiyetine alınarak ortadan kaldırıldı.
şibanoğullarından şahruhun kurduğu hanlık, 1758de kısa bir süre çin hâkimiyetini tanımak zorunda kaldı. 19. yüzyılın ilk yarısında âlim muhammed ve mehmed ali hanlar zamanında hanlığın sınırları, taşkent ve yesi şehirlerini içine alıyor ve balkaş gölüne kadar uzanıyordu.
hokand hanlığı, tıpkı buhara hanlığı gibi, 1868de rus himayesini kabul etmek zorunda bırakıldı. 1876dan itibaren de, tamamen rus hakimiyetine alınarak ortadan kaldırıldı.
(bkz: hokand hanligi)
ruslar, 1554de astrahan hanlığını topraklarına kattıkları zaman, hanedan mensubu yar muhammed han, kaçıp buharaya gelmişti. yar muhammedin oğlu can, buhara hâkimi olan şîbanoğullarından iskenderin kızı ile evlendi. bu evlilikten doğan bakî muhammed, özbek hanlığı, safevîlere yenilip ortadan kalkınca, 1599da, kendini buhara hanı ilan etti. böylece kurulan buhara hanlığı, 185 yıl kadar, bağımsız bir devlet olarak varlığını korudu.
büyük merkezlerden fergana, 1700e; belh ise 1740a kadar, buhara hanlığına bağlı kaldılar.bu sırada iran tahtına, oğuzların avşar boyundan olan nadir şah geçmişti. bu şah, 1740ta maveraünnehire girdi. o dönemde buhara hanı olan ebül faiz, iranın hâkimiyetini tanımak zorunda kaldı ve belhten çekildi. buhara hanlığı, fetihler peşinde koşan bir politika takip etmedi. sadece varlığını korumaya çalıştı.
buhara hanlığının son hükümdarı ebül gazi zamanında, 1758-1785 yılları arasında, ülke, moğol asıllı ama türkleşmiş mangıtlara geçti. maveraünnehir, türkmenistan, horasanın bir kısmı ve güney türkistana hâkim olan mangıtların başbuğu miranşah murad, buhara hanlık tahtını işgal etti. böylece buhara hanlığında hanedan değişmiş oluyordu.
mangıtlar zamanında devletin sınırları daralmaya başladı ve giderek buhara-semerkand bölgesinden ibaret kaldı. 19. yüzyıl sonlarına doğru, türkistan içlerine gittikçe yayılan ruslar, mangıtlara ait toprakları da işgal ettiler. komünist ihtilâlinden sonra, buhara da öteki türk illeri gibi rus topraklarına katıldı. buhara ve semerkand, özbekistan cumhuriyeti sınırları içine alındı.
buhara, islâm hâkimiyetinin ilk çağlarında dünyanın sayılı büyük şehirlerinden ve kültür merkezlerinden biri idi. burada pek çok bilim adamı ve edib yetişmiştir. bilim adamlarının en büyüğü ve en meşhuru hâdis âlimi ebû-abdullah muhammed buharîdir.
büyük merkezlerden fergana, 1700e; belh ise 1740a kadar, buhara hanlığına bağlı kaldılar.bu sırada iran tahtına, oğuzların avşar boyundan olan nadir şah geçmişti. bu şah, 1740ta maveraünnehire girdi. o dönemde buhara hanı olan ebül faiz, iranın hâkimiyetini tanımak zorunda kaldı ve belhten çekildi. buhara hanlığı, fetihler peşinde koşan bir politika takip etmedi. sadece varlığını korumaya çalıştı.
buhara hanlığının son hükümdarı ebül gazi zamanında, 1758-1785 yılları arasında, ülke, moğol asıllı ama türkleşmiş mangıtlara geçti. maveraünnehir, türkmenistan, horasanın bir kısmı ve güney türkistana hâkim olan mangıtların başbuğu miranşah murad, buhara hanlık tahtını işgal etti. böylece buhara hanlığında hanedan değişmiş oluyordu.
mangıtlar zamanında devletin sınırları daralmaya başladı ve giderek buhara-semerkand bölgesinden ibaret kaldı. 19. yüzyıl sonlarına doğru, türkistan içlerine gittikçe yayılan ruslar, mangıtlara ait toprakları da işgal ettiler. komünist ihtilâlinden sonra, buhara da öteki türk illeri gibi rus topraklarına katıldı. buhara ve semerkand, özbekistan cumhuriyeti sınırları içine alındı.
buhara, islâm hâkimiyetinin ilk çağlarında dünyanın sayılı büyük şehirlerinden ve kültür merkezlerinden biri idi. burada pek çok bilim adamı ve edib yetişmiştir. bilim adamlarının en büyüğü ve en meşhuru hâdis âlimi ebû-abdullah muhammed buharîdir.
(bkz: buhara hanligi)
(bkz: cagatay hanligi)
onbeşinci yüzyılın başlarında, doğu türkistan ve eski uygur bölgesinde, çağatay hanedanı hüküm sürüyordu. bunlar, müslümanlığı benimsemiş ve müslüman olmayan oyrat ve kalmuklarla savaşmakta, cihad etmekteydiler.
çağatayların hükümdarı veyis han, 1418-1428 yılları arasında bir yandan iktidarı sürdürüyor, bir yandan da sulama kanalları açarak tarımı geliştirmeye çalışıyordu. kaşgar, yarkent ve hotan çevresine tamamen hâkimdi.
veyis han, 1429da öldü ve oğulları esen buğa ile yunus beğ arasında taht kavgası başladı. emir doğlat seyyid ali, esen buğayı destekledi ve esen buğa, tahta çıktı. bilgin ve edib olan kardeşi yunus beğ ise, timuroğullarından uluğ beye sığındı.
yunus beğ, tahttan vazgeçmemişti ve ele geçirmek için fırsat kolluyordu. esen buğa, 1462de ölünce, aradığı fırsatı buldu ve timurlu ebu said hanın desteği ile, bütün batı çağatay bölgesini ele geçirdi. ama kaşgar, yarkent ve hotan civarı, şeklen çağatay hanına bağlı olan türk doğlat ailesinin elinde kaldı.
timurlu ebu said ölünce, oğulları birbirine düştüler. bu kavgalara yunus han da karıştı. 1484de taşkenti timurlulardan alarak, başkentini tufandan buraya nakletti. 1486da ölen yunus hanın yerine, oğlu ahmed han geçti. oyratlara ve kalmuklara karşı başarılı seferler yapan ahmed han, kaşgar ve yenihisarı ülkesine kattı. kendisi aksu ve turfanda, yani eski uygur bölgesinde hüküm sürüyor, kardeşi mahmud han ise taşkentte oturuyor, ülkenin batı bölgesini idare ediyordu.
bu sırada, mahmud hana bağlı ve onun hizmetinde bulunan muhammed şibanî (şeybanî), türkistanda hanlığını ilân etti ve semerkanda girdi. bunun üzerine ahmed han ve mahmud han kardeşler, kuvvetlerini birleştirerek şibanînin üzerine yürüdüler. fakat, önceki bölümde de gördüğümüz gibi, bu savaşta şibanî galip geldi, ahmed ve mahmud han kardeşleri esir aldı. şibanî, taşkent ve sayramı ülkesine kattıktan sonra, esir kardeşleri serbest bıraktı. ahmed han, 1503te öldü ve yerine, oğlu mansur geçti. mansur, uygur hanı olarak tanınıyor, kaşgar, yarkent ve hokandı, kardeşi said han idare ediyordu. iki kardeş, islâmiyeti yaymak için çaba harcadılar.
uygur (turfan) hanı mansur, 1543te öldükten sonra taht kavgalara başladı ve çin de bu kargaşalığı körükledi. fakat, zayıflayarak da olsa, turfan hanlığı veya sultanlığı uzun zaman devam etti.
hanlığın kaşgar koluna hükmeden said handan sonra, yerine oğlu abdürreşit geçti (1565). fakat, doğlatların, kırgız-kazakların saldırılarına uğrayan hanlık gittikçe küçülüyordu ve 16. yüzyılın sonunda kaşgardan ibaret kalmıştı. bu bölge de, mançu sülalesi zamanında (1644-1911) çine bağlandı. fakat, ayaklanmalar devam etti.
1866da yakub beyin başlattığı isyan, türkistana bağımsızlık kazandırmak amacına yönelikti. yakub bey, "atalık gazi" unvanı ile anılır. çine bağımlılığı reddederek kendini kaşgar hanı ilan etmişti. doğudan çinliler, kuzeyden ruslar, güneyden ingilizler doğu türkistanı tehdit ediyordu.
yakub han, bu devletler kendisine her türlü vaadde bulunur, bir yandan da ülkesini işgal etmek için fırsat kollarlarken, asıl bağlanacağı devletin osmanlı imparatorluğu olacağını biliyordu ve 1870te elçiler göndererek, sultan abdülazize bağlılığını bildirdi. osmanlılar, kaşgara askerî öğretmenler ve bir miktar silâh göndermekten başka bir yardım yapamadılar. çünkü, kendi durumları da iyi değildi.
yakub han, 1877de öldü ve direniş kırıldı. çinliler, bu tarihte kaşgar-turfan (çağatay) hanlığını topraklarına kattılar ve bu bölgeye "yeni fethedilmiş ülke" anlamına gelen sinkiang (sincan) adını verdiler.
çağatayların hükümdarı veyis han, 1418-1428 yılları arasında bir yandan iktidarı sürdürüyor, bir yandan da sulama kanalları açarak tarımı geliştirmeye çalışıyordu. kaşgar, yarkent ve hotan çevresine tamamen hâkimdi.
veyis han, 1429da öldü ve oğulları esen buğa ile yunus beğ arasında taht kavgası başladı. emir doğlat seyyid ali, esen buğayı destekledi ve esen buğa, tahta çıktı. bilgin ve edib olan kardeşi yunus beğ ise, timuroğullarından uluğ beye sığındı.
yunus beğ, tahttan vazgeçmemişti ve ele geçirmek için fırsat kolluyordu. esen buğa, 1462de ölünce, aradığı fırsatı buldu ve timurlu ebu said hanın desteği ile, bütün batı çağatay bölgesini ele geçirdi. ama kaşgar, yarkent ve hotan civarı, şeklen çağatay hanına bağlı olan türk doğlat ailesinin elinde kaldı.
timurlu ebu said ölünce, oğulları birbirine düştüler. bu kavgalara yunus han da karıştı. 1484de taşkenti timurlulardan alarak, başkentini tufandan buraya nakletti. 1486da ölen yunus hanın yerine, oğlu ahmed han geçti. oyratlara ve kalmuklara karşı başarılı seferler yapan ahmed han, kaşgar ve yenihisarı ülkesine kattı. kendisi aksu ve turfanda, yani eski uygur bölgesinde hüküm sürüyor, kardeşi mahmud han ise taşkentte oturuyor, ülkenin batı bölgesini idare ediyordu.
bu sırada, mahmud hana bağlı ve onun hizmetinde bulunan muhammed şibanî (şeybanî), türkistanda hanlığını ilân etti ve semerkanda girdi. bunun üzerine ahmed han ve mahmud han kardeşler, kuvvetlerini birleştirerek şibanînin üzerine yürüdüler. fakat, önceki bölümde de gördüğümüz gibi, bu savaşta şibanî galip geldi, ahmed ve mahmud han kardeşleri esir aldı. şibanî, taşkent ve sayramı ülkesine kattıktan sonra, esir kardeşleri serbest bıraktı. ahmed han, 1503te öldü ve yerine, oğlu mansur geçti. mansur, uygur hanı olarak tanınıyor, kaşgar, yarkent ve hokandı, kardeşi said han idare ediyordu. iki kardeş, islâmiyeti yaymak için çaba harcadılar.
uygur (turfan) hanı mansur, 1543te öldükten sonra taht kavgalara başladı ve çin de bu kargaşalığı körükledi. fakat, zayıflayarak da olsa, turfan hanlığı veya sultanlığı uzun zaman devam etti.
hanlığın kaşgar koluna hükmeden said handan sonra, yerine oğlu abdürreşit geçti (1565). fakat, doğlatların, kırgız-kazakların saldırılarına uğrayan hanlık gittikçe küçülüyordu ve 16. yüzyılın sonunda kaşgardan ibaret kalmıştı. bu bölge de, mançu sülalesi zamanında (1644-1911) çine bağlandı. fakat, ayaklanmalar devam etti.
1866da yakub beyin başlattığı isyan, türkistana bağımsızlık kazandırmak amacına yönelikti. yakub bey, "atalık gazi" unvanı ile anılır. çine bağımlılığı reddederek kendini kaşgar hanı ilan etmişti. doğudan çinliler, kuzeyden ruslar, güneyden ingilizler doğu türkistanı tehdit ediyordu.
yakub han, bu devletler kendisine her türlü vaadde bulunur, bir yandan da ülkesini işgal etmek için fırsat kollarlarken, asıl bağlanacağı devletin osmanlı imparatorluğu olacağını biliyordu ve 1870te elçiler göndererek, sultan abdülazize bağlılığını bildirdi. osmanlılar, kaşgara askerî öğretmenler ve bir miktar silâh göndermekten başka bir yardım yapamadılar. çünkü, kendi durumları da iyi değildi.
yakub han, 1877de öldü ve direniş kırıldı. çinliler, bu tarihte kaşgar-turfan (çağatay) hanlığını topraklarına kattılar ve bu bölgeye "yeni fethedilmiş ülke" anlamına gelen sinkiang (sincan) adını verdiler.
irtiş boyu, i. yüzyıldan beri çeşitli türk-kıpçak boylarının yaşadıkları bir saha idi. sibirin doğu kısmında hâkimiyet süren inal adlı bir kırgız hanı, çingize (cengiz) tabi olduktan sonra, burası moğol imparatorluğunun bir parçası haline geldi, sonraları ise coçi (cuci) ulusuna ve dolayısıyla altın-orduya bağlandı.
altın-ordunun parçalanmasından sonra kurulan (batı) sibir (sibirya) hanlığının bilinen ilk hükümdarı, mamık oğlu taybugadır. çingiz ona, irtiş, tobul, işim ve tura ırmakları boyunu verdi; bu hanlığın merkezi, bugünkü tümen şehri (veya ona yakın bir yer) olsa gerektir; o zamanki adı "çinki-tura" (veya çimki) idi. sonraları buraya sadece "tura" denmiştir.
taybugadan sonra, oğlu hoca han, sonra da onun oğlu mar han, tahta çıkmıştır. kazan hanlığına bağlı küçük bir beyliğin başında bulunan opakın kız kardeşi ile evlenen mar han, aralarında çıkan mücadelede ölünce, marın oğulları opakın sarayına alınmış ve sibirya hanlığı, bunun idaresine geçmiştir. mar hanın torunları muhammed ile angış, kaçarak dedelerinin memleketini ellerine geçirmişlerdir. muhammed han, eski merkezi bırakarak, daha emin bir yer olan, irtiş nehri üzerindeki (bugünkü tobolskinin 17 km. yukarısında) "isker" (iskir veya kışlak) şehrini başkent yapmıştır. bu ailelerin sonuncusu olan yadigârın saltanatı, kazan hanlığının ruslar tarafından istilâsı zamanına rastlar.
batıdaki en kuvvetli kale olan kazanın düşmesinin (1552), sibiryaya büyük tesiri olmuştur. bu durum karşısında yadigâr han, bir taraftan, yaklaşan rus tehlikesini hafifletmek, diğer taraftan, güneydeki türk kazak-kırgız bozkırlarından gelen hücumlara karşı koyabilmek maksadıyla, 1555te, moskovaya elçiler göndererek rus çarı ivanı başarısından dolayı tebrik etmiş ve kendisinin de onun tabiiyetine girmek istediğini bildirmiştir. bunun üzerine moskova elçisi iskere gelmiş ve 1556da moskovaya dönüşünde, yadigârın bir elçisi ona refakat etmiş ve 1557de karşılıklı elçiler gidip gelmiştir. bu sıralarda yadigar, sibirde hakimiyet sürebilmek için, bazı bozkır hanlarıyla mücadeleye tutuşmuştu. yadigârın en büyük rakibi, çingiz sülâlesinden şiban neslinden olduğu rivayet edilen küçüm han idi.
1556dan az sonra, küçüm ile yadigâr arasında mücadele başladı ve 1563te, irtiş nehri üzerindeki "isker" şehri ve batı sibir hanlığının idaresi, küçümün eline geçti.
küçüm han, irtiş boyundaki türk (tatar) kavimleri, şaman dininde olup eski âdetlerine bağlı idiler. küçüm han, buhara hanı abdullah hana müracaat ederek, isker şehrine, islâmiyeti öğretecek hocalar gönderilmesini rica etti; bunun üzerine buhara tarafından bazı din âlimleri ve şeyhler geldi ve islâmiyetin yayılmasına yardım ettiler.
türk uruglarının bir kısmı, hele irtiş ve obi nehirleri ile altay dağlarına yakın sahadakiler, yine de şamanlıkta kalmışlardır. küçüm hanın gayreti sayesinde isker şehri ve civarı ahalisi, oldukça yüksek bir medeniyet seviyesine çıkabildiler. fakat, hanın bu hayırlı faaliyeti, rus hücumu ile sekteye uğradı ve han, medeniyeti yaymak yerine, memleketini ruslara kaptırmamak için savaşmak zorunda kaldı.
novgoroddan gelen rusların kıymetli kürkler arayarak, 1032de urallara kadar vardıkları, fakat "yugralar"ın hücumuna maruz kalarak çekildikleri biliniyor. bundan sonra uzun zaman novgorodluların "yugra"ya karşı hareketlerinden bahsedilmiyor.
fakat tabii, bu yıllar içinde ruslar, bu bölgedeki hedeflerinden tamamen vazgeçmiş değillerdi. nitekim, toktamış hanın 1391de betkuk adlı bir tatar başbuğunu gönderip vyatka şehrindeki ruslara hücum ettirmesi, toktamış hanın, kama boyunu rus tehlikesinden korumak istediğini göstermektedir. fakat, altın-ordunun yıkılması üzerine, rusların urallara doğru yayılmalarını durduracak bir kuvvet kalmadı; kazan hanlığı ise bunu yapacak durumda değildi. novgorodluları ural bölgesine çeken unsur, kıymetli kürklerdi.
novgorodun nüfuzu azalınca, onun "kolonileri" de moskovanın eline geçti. bundan sonra moskova hükümeti, yuğra arazisine asker göndermeğe başladı. 1465de moskova kuvvetleri, yuğraya sevk edildiler. nitekim ruslar, 1483de uralları aşarak vogul arazisine girdiler. knez kurbskiynin kumandasında yapılan bu hareket, rusların, uralların ötesine yaptıkları ilk büyük seferdi.
ruslar, vogulları, pilim ırmağı civarında yenerek, oradan tavda ırmağı boyunca irtişe indiler ve obi nehrine vardılar. 1499da, yeniden bir sefer açıldı, fakat mesafenin uzaklığı ve sahanın ormanlık ve soğuk olması yüzünden, burada daimî bir rus hâkimiyeti kurulamadı. yuğrada ve sibirde rus hâkimiyetinin yerleşmesinde, stroganovlar adlı bir tüccar-kolonizatör ailenin faaliyeti, çok mühim rol oynamıştır.
stroganovlar ailesinin kökeni, katiyetle tespit edilemiyorsa da, atalarından birinin altın-ordu mirzalarından rus hizmetine giren ve ortodoksluğa geçen bir tatar olması, kuvvetle muhtemeldir. bu kişinin çocuğu ve torunları, novgorod şehrinde yerleşmişlerdir. az sonra, bu aile, büyük bir servet sahibi olmuş, novgorodun kuzey rusyadaki kolonilerinde büyük bir ticaret faaliyeti göstermeğe başlamıştır.
1445de moskova knezi vasiliy vasilyeviç, kazan hanı uluğ muhammed tarafından esir edildiğinde, hana ödenecek kurtuluş parasının, stroganovlar tarafından verilmiş olması, stroganovların bu sıralarda çok zengin olduklarını gösterdiği gibi, bu ailenin moskova knez ailesi ile sıkı münasebetini açığa vurmaktadır. zaman içinde bu ailenin nüfuzu giderek artmış ve sonuçta stroganovlar ailesinden iki birader, kama nehrinin baş kısmı ve çusovaya nehri boyunu, ural dağlarına kadar elde etmiştir; inşa ettirdikleri müstahkem noktalar, rus hâkimiyeti için birer dayanak yeri oldu.
1573te sibir hanı küçümün biraderi muhammed kulun, kama boyuna kadar bir akın yapması üzerine, stroganovlar daha esaslı müdafaa tertibatı almaya başladılar. moskovaya yaptıkları müracaat neticesinde, çar onlara, tahçı ve tagıl ırmakları boyunda, müstahkem şehirler inşâ etmelerini ve yerli vogul, ostyk, samoyed ve yugralardan başka ücretli hizmette kullandığı kazaklardan kıtalar kurarak, sibir hanlığına karşı harbe başlamalarını bildirdi. sibirin rus hâkimiyetine girmesinde, işte bu aile ön ayak olmuş, sibire karşı, büyük ölçüde ilk seferi bunlar tertip etmişlerdir.
xv. yüzyıldan itibaren, rusyanın güneyinde "kazak" adiyle bir zümre türemişti. bunlar, rus boylarının ve knezlerinin zulmünden kaçan aşağı tabaka, bilhassa soylu zümrelerinden teşekkül etmekte idi. bilhassa don nehri ve özü ırmağı boylarındaki muhtelif semtleri yurt edinen bu kaçaklar, "kanun ve hâkimiyet tanımayan" kimseler manasına gelen ve aslen türkçe bir söz olan "kazak" adını almışlardı. rus kazaklarından önce, güney rusyada "kazak" adiyle türk zümrelerinin bulunduğu anlaşılıyor; rus "kazakları", işte bu türk "kazak"larının yaşayış tarzlarını ve teşkilâtlarını taklit etmişler, ona bazı rus hususiyetlerini katmışlardı.
geçim vasıtaları, don ve dnyeper boyunca yaptıkları balıkçılık, mahdut miktarda ziraat olmakla beraber, en mühim faaliyetleri, çapulculuktu. lehistan-litvanya arazisinden başka, don ve dnyeper boyunca inerek karadenize kadar çıktıkları ve hattâ anadolu sahillerinde çapulculuk yaptıkları olurdu.
moskovadan azak ve kefe şehirlerine gidip gelen rus tüccarları da, bu kazakların hücumuna maruz kalırdı. kazaklar, kendi aralarından seçtikleri başbuğlarının (atamanlarının) idaresinde, birkaç bin kişilik kitle halinde harekete geçerler, komşu yerleşik memleketlerde soygunculuk ederlerdi. don boyundaki kazakların birçoğu yakalandı ve öldürüldü; bir kısmı da idil yakınına kaçtılar ve buradan yukarıya çıkarak kama boyuna geldiler. bu zümrenin şefi, sonraları "sibir fatihi" adını alacak, yermak timofeyeviç idi. hakikî adının ne olduğu tespit edilemiyor, ancak türkçe bir kökten geldiği tahmin edilen "yermak" adının sonradan uydurulduğu anlaşılıyor.
işte bu kazak "atamanı", 1577 yılının sonbaharında, maiyetindeki birkaç bin kişiyle, stroganovların hâkim oldukları sahaya geldi. stroganovların, çar ivandan aldıkları berata göre "hırsız ve kaçak olan kimseleri" kabul etmeleri yasak olduğu halde, yermakı yanlarında alıkoydular. yermak ve arkadaşlarının esas gayeleri, yağma ve soygunculuk yapmaktı; kazaklar, uralların arkasında kolayca yağma yapmak imkânını öğrenince, sibir arazisine gitmeğe hazırlandılar. stroganovlar tarafından inşâ edilen müstahkem mevkilerden hareketle, 1578, 1579 ve 1580 yıllarında uralları aşarak, sibire ulaşan nehirleri takiben batı sibir sahasına çıktılar ve buraları yağma etmeğe başladılar.
kazakların, önce 5.000 kişilik bir kitle teşkil ettikleri anlaşılıyor; bunlardan mühim bir kısmı ateşli silâh, yani tüfekle donatılmışlardı. fakat yıl geçtikçe, yermakın yanındaki kazakların adedi azaldı.
yermak, 1580 yılının ağustosunda tura ırmağı üzerindeki çimki (veya tümen) şehrini zaptetti. yermak, bu defa kışı geçirmek için ural sahasına dönmedi, tura boyunda kaldı. bu saha, küçüm hana tâbi idi. küçüm han, yermaka karşı savaşmağa karar verdi ve kuvvetlerini toplamağa başladı.
yermak ve kazakları, küçüm hanın arazisini ele geçirmek maksadıyla, 1581 yılının yazında katî harekete geçtiler. küçüm han, tavda ırmağı civarındaki "baba hasar" adlı bir köy yakınında kazakları durdurmak için, büyük bir kuvvet gönderdi. çarpışmalar beş gün sürdü. kazakların adedi 2.000 kişi bile olmadığı halde, ateşli silâhları sayesinde üstün geldiler. 21-26 temmuz günlerinde cereyan eden bu "baba hasan" muharebeleri, sibirin mukadderatını tayin etmiştir. yermak, eylül ortalarında seferine devamla, tobul nehrinden irtiş ırmağına geçmeye muvaffak oldu. bu sırada kazakların, ancak 545 neferi kalmıştı. küçüm han, irtişin doğu tarafında, tobulun mansabından 2-3 km. mesafedeki "çuvaş" adlı küçük bir şehri yermaka kaptırmamak için, mühimce bir kuvvet ile hücuma geçti ise de, muvaffak olamadı. küçüm hanın, hattâ iki topu bile vardı; fakat topçuları bunları kullanmasını bilmediklerinden, bunlardan fayda temin edilemedi.
sibir hanının yenilmesi üzerine, hana tabi olan ve birlikte kazaklara karşı savaşan ostyaklar ve vogullar, küçüm handan ayrıldılar. kendi yurtlarına gittiler. bu durum neticesinde, küçüm hanın kuvveti büsbütün azaldı ve maneviyatı kırılmağa başladı. vaziyetin çok hassas bir safhaya girdiğini gören küçüm, 1581 yılının 25/26 ekim gecesi, payitahtı olan isker şehrinden gizlice kaçtı. ertesi gün burası, kazaklar tarafından işgal edildi. isker veya kışlak şehri, irtiş nehrinin yüksek bir yamacı üstünde yapılmış, müdafaası gayet kolay bir mevki idi; fakat, küçüm hanın askerleri, kazakların tüfekleri karşısında korkuya kapıldıklarından, payitahtı müdafaa edemediler. yermakın isker şehrini ele geçirmesi ve burada yerleşmesi üzerine, etraftaki ostyak ve tatar ahali, kendisine vergi ödemeği kabul ettiler. serseri kazak güruhunun atamanı, bu suretle, adeta bir hükümdar derecesine yükselmiş bulunuyordu.
1581 yılındaki hareketler ve savaşlar sonunda, yermakın yanında gayet az asker kalmıştı. bu kadarcık adamla, tüfeklere rağmen, rusyadan çok uzak bir yerde, arkadan yardımın gelmesi için yolları çok uzun ve çetin olan bir memlekette, uzun zaman tutunamayacağını biliyordu.
bundan ötürü, moskova çarına elçi gönderip, ele geçirdiği bu geniş ülkenin idaresini, rus çarına vermek teklifinde bulundu ve bunun mukabilinde evvelce işlediği suçlarının affını diledi. bu maksatla, kazak başbuğlarından kotsoyu, yanına 50 kişi katarak, 1581 sonunda moskovaya gitmek üzere yola çıkardı. yermak, sibir ülkesinin idaresi için valinin tayinini ve askerî yardım gönderilmesini de rica edecekti.
moskovada, yermakın sibirdeki muvaffakiyetlerinden kimsenin haberi yoktu. ivan, yermakın ubudiyet-nâmesini alıp, kazakların sibirdeki muvaffakiyetlerini öğrenince ve gönderdiği birçok kıymetli hediyeyi görünce, suçlarının affedildiğini bildirdi. sibirin zaptı münasebetiyle, moskova kiliselerinin bütün çanları çalındı, rusyaya "yeni bir padişahlığın" katılmış olduğu ilân edilerek, büyük şenlikler yapıldı. yermaka ve kazaklarına kıymetli hediyeler götürmek üzere, koltso, sibire gönderildi.
yermak, isker şehri ve çevresini eline geçirmekle beraber, etraftaki bir çok tatar uruğu, fırsat düştükçe kazaklarla çarpışmaktan geri kalmıyordu. bilhassa, küçüm hanın biraderi muhammed kul, kazaklara karşı çetin mücadeleye girişmişti.
kahramanlığı ile tanınan muhammed kul, yermak için büyük bir tehlike teşkil ediyor, kazakların, iskerdeki hâkimiyetlerini gün geçtikçe şüpheli bir duruma sokuyordu. sibirde tutunabilmek için, her şeyden önce bu tatar başbuğunu ortadan kaldırmak şarttı.
muhammed kul, maiyetindeki kuvvetleriyle âni baskınlar yapıyor ve çabucak çekilip gidiyordu; bu yüzden yakalanması müşküldü. kazaklar, sibire gelmelerinden önce de tatar beyleri arasında birlik olmadığı biliniyordu. kazakların galebesi üzerine küçüm hanın ve taraftarlarının düşmanları büsbütün arttı; ihanetler baş gösterdi. mirzalardan sinbahtı adlı bir hain, yermaka bir adam göndererek, muhammed kulun nerede bulunduğunu bildirdi. kazak atamanı oraya hemen askerlerini gönderdi, ve âni bir baskınla muhammed kulu yakalattı.
muhammed kulun esir edilişi, küçüm han için ağır bir darbe oldu. bu vakadan sonra birçok tatar büyüğü, hanı terk ettiler. sibir yurdunda durum büsbütün karıştı. o sırada sibirin eski hanı yadigârın biraderi bekbulat oğlu seyyid ak, hanlık iddiası ile ortaya çıktı. küçüm hanın bir "karaca"sı (en büyük mirzalarından biri) tura ırmağı boyuna göç etti ve handan ayrıldı.
bu suretle, sibir tatarları, tarihlerinin en müşkül anında, müşterek düşmana karşı el birliğiyle savaşacakları yerde, ancak kendi şahsî menfaatleri peşinde koşuyorlar, buna ulaşmak için ihanetten, entrikalardan ve kardeş harbinden geri durmuyorlardı. onlar, bu hareketleriyle, sibire gelen bir avuç rus kazağının işini, büsbütün kolaylaştırıyorlardı.
yermakın elçileri, moskovaya gidip geldikleri sırada (1581 aralık-1582 mart), yermak, kendisi irtiş ve obi nehirleri boyunda bazı seferler yaptı. ostyaklar ve vogullar, itaat altına alındı.
nihayet 1552 martında, koltso ve arkadaşları, moskovadan döndüler. çarın cevabı, yermakın durumunu tamamıyla kuvvetlendirdi. moskova hükümeti tarafından tayin edilen umumî vali (namestnik) bolhovskiy ve muavini gluhov ile birlikte, 1583 yılı kasım ayında, 500 kadar rus askeri, isker şehrine geldiler. bununla, sibirde rus hâkimiyeti kurulmuş oldu. mamafih, mücadele bitmiş değildi; iskere yakın yerlerde bile rus nüfuzu teessüs etmemişti. yukarda adı geçen "karaca" mirza, iskere bile hücumlarda bulunuyordu. 1584 martında vuku bulan böyle bir hücum, kazaklar tarafından püskürtüldü.
isker şehrindeki kazakları ve rus askerlerini beslemek için yiyecek kalmadığından ve bunları etraftaki ahaliden almak da mümkün olmadığından, ruslar arasında müthiş bir kıtlık ve hastalık baş gösterdi; hattâ, ölenlerin lâşeleri (leşleri) yendiği bilinmektedir. bu yüzden, isker şehrindeki rus ve kazaklardan birçoğu ve ilk rus valisi bolhovskiy de hastalanarak öldü. idare işleri, bu yüzden, yardımcısı gluhovun eline geçti.
yermak, hem iaşe durumunu düzeltmek, hem de henüz itaat altına alınmayan bazı tatar uruglarına boyun eğdirmek maksadı ile, irtiş nehrinin yukarısına doğru bir sefer açtı. tatarlar, irtiş ırmağı mansabında şiddetli bir mukavemette bulundularsa da, kazaklar önünde kaçmak zorunda kaldılar. buralardaki uruglar, küçüm hana tabi idiler.
yermak, irtiş nehrinin batı tarafındaki "kullar" adındaki bir kaleyi almak teşebbüsünde bulundu ise de, muvaffak olamadı ve irtiş nehrini takiben yukarı çıkmağa başladı. bir müddet sonra, fikrini değiştirdi ve geri dönmek kararını verdi. kazak kayıkları, irtiş boyunca aşağıya inmekte iken, "buharadan bir tüccar kervanının gelmekte olduğu" haberi alındı.
yermak, bu kervanı yağmaya karar verdi; bu maksatla, irtişe akan vagay nehri boyunca hızla ilerlemeğe başladı; fakat kervana bir türlü tesadüf edilmedi. kazaklar, çok yorgun olduklarından "atbaş" adlı bir yere gelince, geceyi burada geçirmeğe karar verdiler ve oradaki küçük adaya çıktılar.
yermak ve kazakları, oralara yakın bir yerde bulunan küçüm han tarafından dikkatle takip ediliyorlardı; gece olup, kazaklar derin bir uykuya dalınca, küçüm hanın askerleri kazaklar üzerine anî bir baskın yaptılar ve bir kazak müstesna, hepsini kılıçtan geçirdiler. yermak da öldürülenler arasında idi. bu olay 5/6 ağustos 1584 tarihinde cereyan etti. yermakın küçüm han tarafından öldürüldüğüne bir türlü inanmak istemeyen rus tarihçileri, onun "kayığa binmek için irtiş nehrine atladığını, fakat çar tarafından hediye edilen kürkü giymiş olduğundan, baskın esnasında tatarlar tarafından öldürüldüğü, daha ciddî tetkiklere göre, muhakkak sayılmaktadır.
yermakın öldürülmesi, iskerdeki kazakların ve rusların durumunu tamamıyla fenalaştırdı. bu sıralarda, zaten, iskerdeki rus valisi gluhovun yanında ancak 150 asker kalmıştı. bu kadarcık bir kuvvetle sibirde tutunmak imkânsızdı. bu vaziyet karşısında ruslar, sibirden kaçmağa mecburdular.
nitekim, gluhov kazakları ve rus askerlerini alarak, 15 ağustos 1584 tarihinde, iskerden çıktı ve rusyaya dönmek üzere hareket etti. isker şehri ise az sonra bekbulat oğlu seyyid ak tarafından işgal edildi.
tam bu sıralarda, moskovadan sibire gitmek için, vaktiyle hıristiyanlığa geçmiş olan tatar mirzalarından mansurov adlı birinin kumandasında, 100 rus askeri ve birkaç top yola çıkarılmıştı. mansurov, obi nehrine ulaşınca, ostyaklarca tapılan ve büyük bir mukaddesattan sayılan "putları" top ateşine tuttu ve yıktı. bunun üzerine ostyaklar büsbütün korkuya kapıldılar ve rus hâkimiyetini tanıdılar. bu defa sibir ülkesi, kuzey tarafından rusların eline geçmeye başladı.
gluhov, moskovaya dönüp sibirdeki durum hakkında izahat verince, mansurovun 100 kişilik bir kuvvetle fazla bir şey yapamayacağı anlaşılmıştı. bu defa sibire 300 kişilik bir kuvvet ve toplar gönderilmesi kararlaştırıldı. bunlar 1586 kış başında yola çıkarıldılar.
sibirin kati olarak ele geçirilmesi ve rus hâkimiyetinin teessüsü için, yeni bir plân tatbik edilecekti. evvelâ mühim istinat noktaları, tahkimli mevkiler yapılacaktı. rus kıtaları, mukavemet görmeden, tura nehrine kadar geldiler.
ilk iş olarak, eski tatar başkenti olan çingidin şehrine yakın bir yerde, tura nehri kıyısında "tümen" adıyla bir şehir ve bir kale kuruldu. burası, rusların sibirde yaptıkları ilk şehirdir.
ertesi sene, buraya, moskovadan 500 kişilik bir kuvvet geldi. 1587de, irtiş nehrinin sağ kıyısında, sibir hanlığı başkentinden 16-18 km. mesafede, irtiş ile tobul ırmaklarının birleştiği bir yerde, tobolsk şehri kuruldu. burada iki kilise ve kışlalar inşâ edildi.
küçüm han, bütün muvaffakiyetsizliklere bakmaksızın, ruslara karşı savaşa devam etti. onun, bir aralık (1590da) hattâ tobolsk şehrine kadar ilerlediği biliniyor. moskovadan sibire, sürekli yeni kıtalar gönderildiğinden, ruslar gün geçtikçe kuvvetleniyorlardı; yeni şehirler ve kaleler inşa ediyorlardı. moskoflu rus askerlerinden başka tobolsk şehrine, esir alınan polonyalı ve litvanyalıların ve dinyeper boyundan kazakların da getirildiği biliniyor. bu faaliyete uygun olarak, irtiş nehrinin batı kıyısında, tura nehrine yakın ve "tara" adını taşıyan üçüncü bir şehir daha kuruldu. tara şehrinin kumandanına, küçüm hana karşı harekete geçmesi emri verildi.
küçüm hana tabi tatar urugları, 1584-1595 yıllarında birkaç defa rusların baskınına uğradılar; fakat küçüm han ele geçirilemedi. nihayet 1598 yılının ağustosunda, küçüm han, obi nehrine yakın "urmin" mevkiinde rusların hücumuna uğradı. çarpışma esnasında küçüm hanın yakınları, rusların eline düştü; küçüm hanın kendisi ise, yine kurtuldu. ruslar, küçüm hanın esir edilen aile efradını, moskovaya gönderdiler. 1598 ağustosundan sonra, bu kahraman türk hanı hakkında, kaynaklarda malûmat verilmiyor.
zaten bu müthiş darbe ile, küçüm hanın siyasî ve askerî faaliyeti sona erdirilmişti. küçüm han, aile efradını, hanlığını ve varını-yoğunu ruslara kaptırmıştı. bundan sonra, onun, sibirin güney sahasına çekildiği anlaşılıyor. fakat, ruslara karşı mücadele edecek kuvveti kalmamıştı. onun, çar feodor ivanoviç ile münasebete giriştiği biliniyor. irtiş boyundaki bir mıntıkanın, kendisine bırakılmasını rica etmişti. moskova hükümeti ise, küçüm hanın moskovaya gelerek çarın hizmetine girip, "rahat etmesini" teklif ediyordu. fakat ihtiyar han, böyle bir zillete katlanmak istemedi, moskovada "rahat etmektense", kendi ilinde kalmayı tercih etti.
ebülgazi bahadır hanın verdiği malûmata göre; küçüm han, buharaya gitmiş, mangıtlar arasında kalmış, gözleri kör olmuş ve 1003 hicrî tarihinde (1595 ?) ölmüştür; fakat bu tarihin yanlış olduğu tahmin ediliyor. çünkü 1598de, küçüm hanın ruslarla savaştığı, rus kaynaklarınca tespit edilmiştir. bundan sonra ruslar, baykal gölüne kadar ilerlediler; baykal gölünü de aşarak amur nehri vasıtasıyla, japon denizine kadar varmak imkânını elde ettiler. ancak çin hududuna ulaştıktan sonra, toplarla donanmış çinlileri gördüler ve durakladılar. kuvvetin ancak kuvvetle durdurulabileceği hakikatini, bu münasebetle bir daha görmüş oluyoruz.
bu suretle, kazan hanlığının çöküşünden otuz yıl bile geçmeden, rusyanın doğu sınırları, bir hamlede 1.000 kmden fazla genişledi ve birkaç milyon kilometre kare arazi, moskova hâkimiyeti altına alındı; dünyanın en zengin ülkelerinden biri olan sibir ülkesi, rus hâkimiyetine geçmiş oldu.
altın-ordunun parçalanmasından sonra kurulan (batı) sibir (sibirya) hanlığının bilinen ilk hükümdarı, mamık oğlu taybugadır. çingiz ona, irtiş, tobul, işim ve tura ırmakları boyunu verdi; bu hanlığın merkezi, bugünkü tümen şehri (veya ona yakın bir yer) olsa gerektir; o zamanki adı "çinki-tura" (veya çimki) idi. sonraları buraya sadece "tura" denmiştir.
taybugadan sonra, oğlu hoca han, sonra da onun oğlu mar han, tahta çıkmıştır. kazan hanlığına bağlı küçük bir beyliğin başında bulunan opakın kız kardeşi ile evlenen mar han, aralarında çıkan mücadelede ölünce, marın oğulları opakın sarayına alınmış ve sibirya hanlığı, bunun idaresine geçmiştir. mar hanın torunları muhammed ile angış, kaçarak dedelerinin memleketini ellerine geçirmişlerdir. muhammed han, eski merkezi bırakarak, daha emin bir yer olan, irtiş nehri üzerindeki (bugünkü tobolskinin 17 km. yukarısında) "isker" (iskir veya kışlak) şehrini başkent yapmıştır. bu ailelerin sonuncusu olan yadigârın saltanatı, kazan hanlığının ruslar tarafından istilâsı zamanına rastlar.
batıdaki en kuvvetli kale olan kazanın düşmesinin (1552), sibiryaya büyük tesiri olmuştur. bu durum karşısında yadigâr han, bir taraftan, yaklaşan rus tehlikesini hafifletmek, diğer taraftan, güneydeki türk kazak-kırgız bozkırlarından gelen hücumlara karşı koyabilmek maksadıyla, 1555te, moskovaya elçiler göndererek rus çarı ivanı başarısından dolayı tebrik etmiş ve kendisinin de onun tabiiyetine girmek istediğini bildirmiştir. bunun üzerine moskova elçisi iskere gelmiş ve 1556da moskovaya dönüşünde, yadigârın bir elçisi ona refakat etmiş ve 1557de karşılıklı elçiler gidip gelmiştir. bu sıralarda yadigar, sibirde hakimiyet sürebilmek için, bazı bozkır hanlarıyla mücadeleye tutuşmuştu. yadigârın en büyük rakibi, çingiz sülâlesinden şiban neslinden olduğu rivayet edilen küçüm han idi.
1556dan az sonra, küçüm ile yadigâr arasında mücadele başladı ve 1563te, irtiş nehri üzerindeki "isker" şehri ve batı sibir hanlığının idaresi, küçümün eline geçti.
küçüm han, irtiş boyundaki türk (tatar) kavimleri, şaman dininde olup eski âdetlerine bağlı idiler. küçüm han, buhara hanı abdullah hana müracaat ederek, isker şehrine, islâmiyeti öğretecek hocalar gönderilmesini rica etti; bunun üzerine buhara tarafından bazı din âlimleri ve şeyhler geldi ve islâmiyetin yayılmasına yardım ettiler.
türk uruglarının bir kısmı, hele irtiş ve obi nehirleri ile altay dağlarına yakın sahadakiler, yine de şamanlıkta kalmışlardır. küçüm hanın gayreti sayesinde isker şehri ve civarı ahalisi, oldukça yüksek bir medeniyet seviyesine çıkabildiler. fakat, hanın bu hayırlı faaliyeti, rus hücumu ile sekteye uğradı ve han, medeniyeti yaymak yerine, memleketini ruslara kaptırmamak için savaşmak zorunda kaldı.
novgoroddan gelen rusların kıymetli kürkler arayarak, 1032de urallara kadar vardıkları, fakat "yugralar"ın hücumuna maruz kalarak çekildikleri biliniyor. bundan sonra uzun zaman novgorodluların "yugra"ya karşı hareketlerinden bahsedilmiyor.
fakat tabii, bu yıllar içinde ruslar, bu bölgedeki hedeflerinden tamamen vazgeçmiş değillerdi. nitekim, toktamış hanın 1391de betkuk adlı bir tatar başbuğunu gönderip vyatka şehrindeki ruslara hücum ettirmesi, toktamış hanın, kama boyunu rus tehlikesinden korumak istediğini göstermektedir. fakat, altın-ordunun yıkılması üzerine, rusların urallara doğru yayılmalarını durduracak bir kuvvet kalmadı; kazan hanlığı ise bunu yapacak durumda değildi. novgorodluları ural bölgesine çeken unsur, kıymetli kürklerdi.
novgorodun nüfuzu azalınca, onun "kolonileri" de moskovanın eline geçti. bundan sonra moskova hükümeti, yuğra arazisine asker göndermeğe başladı. 1465de moskova kuvvetleri, yuğraya sevk edildiler. nitekim ruslar, 1483de uralları aşarak vogul arazisine girdiler. knez kurbskiynin kumandasında yapılan bu hareket, rusların, uralların ötesine yaptıkları ilk büyük seferdi.
ruslar, vogulları, pilim ırmağı civarında yenerek, oradan tavda ırmağı boyunca irtişe indiler ve obi nehrine vardılar. 1499da, yeniden bir sefer açıldı, fakat mesafenin uzaklığı ve sahanın ormanlık ve soğuk olması yüzünden, burada daimî bir rus hâkimiyeti kurulamadı. yuğrada ve sibirde rus hâkimiyetinin yerleşmesinde, stroganovlar adlı bir tüccar-kolonizatör ailenin faaliyeti, çok mühim rol oynamıştır.
stroganovlar ailesinin kökeni, katiyetle tespit edilemiyorsa da, atalarından birinin altın-ordu mirzalarından rus hizmetine giren ve ortodoksluğa geçen bir tatar olması, kuvvetle muhtemeldir. bu kişinin çocuğu ve torunları, novgorod şehrinde yerleşmişlerdir. az sonra, bu aile, büyük bir servet sahibi olmuş, novgorodun kuzey rusyadaki kolonilerinde büyük bir ticaret faaliyeti göstermeğe başlamıştır.
1445de moskova knezi vasiliy vasilyeviç, kazan hanı uluğ muhammed tarafından esir edildiğinde, hana ödenecek kurtuluş parasının, stroganovlar tarafından verilmiş olması, stroganovların bu sıralarda çok zengin olduklarını gösterdiği gibi, bu ailenin moskova knez ailesi ile sıkı münasebetini açığa vurmaktadır. zaman içinde bu ailenin nüfuzu giderek artmış ve sonuçta stroganovlar ailesinden iki birader, kama nehrinin baş kısmı ve çusovaya nehri boyunu, ural dağlarına kadar elde etmiştir; inşa ettirdikleri müstahkem noktalar, rus hâkimiyeti için birer dayanak yeri oldu.
1573te sibir hanı küçümün biraderi muhammed kulun, kama boyuna kadar bir akın yapması üzerine, stroganovlar daha esaslı müdafaa tertibatı almaya başladılar. moskovaya yaptıkları müracaat neticesinde, çar onlara, tahçı ve tagıl ırmakları boyunda, müstahkem şehirler inşâ etmelerini ve yerli vogul, ostyk, samoyed ve yugralardan başka ücretli hizmette kullandığı kazaklardan kıtalar kurarak, sibir hanlığına karşı harbe başlamalarını bildirdi. sibirin rus hâkimiyetine girmesinde, işte bu aile ön ayak olmuş, sibire karşı, büyük ölçüde ilk seferi bunlar tertip etmişlerdir.
xv. yüzyıldan itibaren, rusyanın güneyinde "kazak" adiyle bir zümre türemişti. bunlar, rus boylarının ve knezlerinin zulmünden kaçan aşağı tabaka, bilhassa soylu zümrelerinden teşekkül etmekte idi. bilhassa don nehri ve özü ırmağı boylarındaki muhtelif semtleri yurt edinen bu kaçaklar, "kanun ve hâkimiyet tanımayan" kimseler manasına gelen ve aslen türkçe bir söz olan "kazak" adını almışlardı. rus kazaklarından önce, güney rusyada "kazak" adiyle türk zümrelerinin bulunduğu anlaşılıyor; rus "kazakları", işte bu türk "kazak"larının yaşayış tarzlarını ve teşkilâtlarını taklit etmişler, ona bazı rus hususiyetlerini katmışlardı.
geçim vasıtaları, don ve dnyeper boyunca yaptıkları balıkçılık, mahdut miktarda ziraat olmakla beraber, en mühim faaliyetleri, çapulculuktu. lehistan-litvanya arazisinden başka, don ve dnyeper boyunca inerek karadenize kadar çıktıkları ve hattâ anadolu sahillerinde çapulculuk yaptıkları olurdu.
moskovadan azak ve kefe şehirlerine gidip gelen rus tüccarları da, bu kazakların hücumuna maruz kalırdı. kazaklar, kendi aralarından seçtikleri başbuğlarının (atamanlarının) idaresinde, birkaç bin kişilik kitle halinde harekete geçerler, komşu yerleşik memleketlerde soygunculuk ederlerdi. don boyundaki kazakların birçoğu yakalandı ve öldürüldü; bir kısmı da idil yakınına kaçtılar ve buradan yukarıya çıkarak kama boyuna geldiler. bu zümrenin şefi, sonraları "sibir fatihi" adını alacak, yermak timofeyeviç idi. hakikî adının ne olduğu tespit edilemiyor, ancak türkçe bir kökten geldiği tahmin edilen "yermak" adının sonradan uydurulduğu anlaşılıyor.
işte bu kazak "atamanı", 1577 yılının sonbaharında, maiyetindeki birkaç bin kişiyle, stroganovların hâkim oldukları sahaya geldi. stroganovların, çar ivandan aldıkları berata göre "hırsız ve kaçak olan kimseleri" kabul etmeleri yasak olduğu halde, yermakı yanlarında alıkoydular. yermak ve arkadaşlarının esas gayeleri, yağma ve soygunculuk yapmaktı; kazaklar, uralların arkasında kolayca yağma yapmak imkânını öğrenince, sibir arazisine gitmeğe hazırlandılar. stroganovlar tarafından inşâ edilen müstahkem mevkilerden hareketle, 1578, 1579 ve 1580 yıllarında uralları aşarak, sibire ulaşan nehirleri takiben batı sibir sahasına çıktılar ve buraları yağma etmeğe başladılar.
kazakların, önce 5.000 kişilik bir kitle teşkil ettikleri anlaşılıyor; bunlardan mühim bir kısmı ateşli silâh, yani tüfekle donatılmışlardı. fakat yıl geçtikçe, yermakın yanındaki kazakların adedi azaldı.
yermak, 1580 yılının ağustosunda tura ırmağı üzerindeki çimki (veya tümen) şehrini zaptetti. yermak, bu defa kışı geçirmek için ural sahasına dönmedi, tura boyunda kaldı. bu saha, küçüm hana tâbi idi. küçüm han, yermaka karşı savaşmağa karar verdi ve kuvvetlerini toplamağa başladı.
yermak ve kazakları, küçüm hanın arazisini ele geçirmek maksadıyla, 1581 yılının yazında katî harekete geçtiler. küçüm han, tavda ırmağı civarındaki "baba hasar" adlı bir köy yakınında kazakları durdurmak için, büyük bir kuvvet gönderdi. çarpışmalar beş gün sürdü. kazakların adedi 2.000 kişi bile olmadığı halde, ateşli silâhları sayesinde üstün geldiler. 21-26 temmuz günlerinde cereyan eden bu "baba hasan" muharebeleri, sibirin mukadderatını tayin etmiştir. yermak, eylül ortalarında seferine devamla, tobul nehrinden irtiş ırmağına geçmeye muvaffak oldu. bu sırada kazakların, ancak 545 neferi kalmıştı. küçüm han, irtişin doğu tarafında, tobulun mansabından 2-3 km. mesafedeki "çuvaş" adlı küçük bir şehri yermaka kaptırmamak için, mühimce bir kuvvet ile hücuma geçti ise de, muvaffak olamadı. küçüm hanın, hattâ iki topu bile vardı; fakat topçuları bunları kullanmasını bilmediklerinden, bunlardan fayda temin edilemedi.
sibir hanının yenilmesi üzerine, hana tabi olan ve birlikte kazaklara karşı savaşan ostyaklar ve vogullar, küçüm handan ayrıldılar. kendi yurtlarına gittiler. bu durum neticesinde, küçüm hanın kuvveti büsbütün azaldı ve maneviyatı kırılmağa başladı. vaziyetin çok hassas bir safhaya girdiğini gören küçüm, 1581 yılının 25/26 ekim gecesi, payitahtı olan isker şehrinden gizlice kaçtı. ertesi gün burası, kazaklar tarafından işgal edildi. isker veya kışlak şehri, irtiş nehrinin yüksek bir yamacı üstünde yapılmış, müdafaası gayet kolay bir mevki idi; fakat, küçüm hanın askerleri, kazakların tüfekleri karşısında korkuya kapıldıklarından, payitahtı müdafaa edemediler. yermakın isker şehrini ele geçirmesi ve burada yerleşmesi üzerine, etraftaki ostyak ve tatar ahali, kendisine vergi ödemeği kabul ettiler. serseri kazak güruhunun atamanı, bu suretle, adeta bir hükümdar derecesine yükselmiş bulunuyordu.
1581 yılındaki hareketler ve savaşlar sonunda, yermakın yanında gayet az asker kalmıştı. bu kadarcık adamla, tüfeklere rağmen, rusyadan çok uzak bir yerde, arkadan yardımın gelmesi için yolları çok uzun ve çetin olan bir memlekette, uzun zaman tutunamayacağını biliyordu.
bundan ötürü, moskova çarına elçi gönderip, ele geçirdiği bu geniş ülkenin idaresini, rus çarına vermek teklifinde bulundu ve bunun mukabilinde evvelce işlediği suçlarının affını diledi. bu maksatla, kazak başbuğlarından kotsoyu, yanına 50 kişi katarak, 1581 sonunda moskovaya gitmek üzere yola çıkardı. yermak, sibir ülkesinin idaresi için valinin tayinini ve askerî yardım gönderilmesini de rica edecekti.
moskovada, yermakın sibirdeki muvaffakiyetlerinden kimsenin haberi yoktu. ivan, yermakın ubudiyet-nâmesini alıp, kazakların sibirdeki muvaffakiyetlerini öğrenince ve gönderdiği birçok kıymetli hediyeyi görünce, suçlarının affedildiğini bildirdi. sibirin zaptı münasebetiyle, moskova kiliselerinin bütün çanları çalındı, rusyaya "yeni bir padişahlığın" katılmış olduğu ilân edilerek, büyük şenlikler yapıldı. yermaka ve kazaklarına kıymetli hediyeler götürmek üzere, koltso, sibire gönderildi.
yermak, isker şehri ve çevresini eline geçirmekle beraber, etraftaki bir çok tatar uruğu, fırsat düştükçe kazaklarla çarpışmaktan geri kalmıyordu. bilhassa, küçüm hanın biraderi muhammed kul, kazaklara karşı çetin mücadeleye girişmişti.
kahramanlığı ile tanınan muhammed kul, yermak için büyük bir tehlike teşkil ediyor, kazakların, iskerdeki hâkimiyetlerini gün geçtikçe şüpheli bir duruma sokuyordu. sibirde tutunabilmek için, her şeyden önce bu tatar başbuğunu ortadan kaldırmak şarttı.
muhammed kul, maiyetindeki kuvvetleriyle âni baskınlar yapıyor ve çabucak çekilip gidiyordu; bu yüzden yakalanması müşküldü. kazaklar, sibire gelmelerinden önce de tatar beyleri arasında birlik olmadığı biliniyordu. kazakların galebesi üzerine küçüm hanın ve taraftarlarının düşmanları büsbütün arttı; ihanetler baş gösterdi. mirzalardan sinbahtı adlı bir hain, yermaka bir adam göndererek, muhammed kulun nerede bulunduğunu bildirdi. kazak atamanı oraya hemen askerlerini gönderdi, ve âni bir baskınla muhammed kulu yakalattı.
muhammed kulun esir edilişi, küçüm han için ağır bir darbe oldu. bu vakadan sonra birçok tatar büyüğü, hanı terk ettiler. sibir yurdunda durum büsbütün karıştı. o sırada sibirin eski hanı yadigârın biraderi bekbulat oğlu seyyid ak, hanlık iddiası ile ortaya çıktı. küçüm hanın bir "karaca"sı (en büyük mirzalarından biri) tura ırmağı boyuna göç etti ve handan ayrıldı.
bu suretle, sibir tatarları, tarihlerinin en müşkül anında, müşterek düşmana karşı el birliğiyle savaşacakları yerde, ancak kendi şahsî menfaatleri peşinde koşuyorlar, buna ulaşmak için ihanetten, entrikalardan ve kardeş harbinden geri durmuyorlardı. onlar, bu hareketleriyle, sibire gelen bir avuç rus kazağının işini, büsbütün kolaylaştırıyorlardı.
yermakın elçileri, moskovaya gidip geldikleri sırada (1581 aralık-1582 mart), yermak, kendisi irtiş ve obi nehirleri boyunda bazı seferler yaptı. ostyaklar ve vogullar, itaat altına alındı.
nihayet 1552 martında, koltso ve arkadaşları, moskovadan döndüler. çarın cevabı, yermakın durumunu tamamıyla kuvvetlendirdi. moskova hükümeti tarafından tayin edilen umumî vali (namestnik) bolhovskiy ve muavini gluhov ile birlikte, 1583 yılı kasım ayında, 500 kadar rus askeri, isker şehrine geldiler. bununla, sibirde rus hâkimiyeti kurulmuş oldu. mamafih, mücadele bitmiş değildi; iskere yakın yerlerde bile rus nüfuzu teessüs etmemişti. yukarda adı geçen "karaca" mirza, iskere bile hücumlarda bulunuyordu. 1584 martında vuku bulan böyle bir hücum, kazaklar tarafından püskürtüldü.
isker şehrindeki kazakları ve rus askerlerini beslemek için yiyecek kalmadığından ve bunları etraftaki ahaliden almak da mümkün olmadığından, ruslar arasında müthiş bir kıtlık ve hastalık baş gösterdi; hattâ, ölenlerin lâşeleri (leşleri) yendiği bilinmektedir. bu yüzden, isker şehrindeki rus ve kazaklardan birçoğu ve ilk rus valisi bolhovskiy de hastalanarak öldü. idare işleri, bu yüzden, yardımcısı gluhovun eline geçti.
yermak, hem iaşe durumunu düzeltmek, hem de henüz itaat altına alınmayan bazı tatar uruglarına boyun eğdirmek maksadı ile, irtiş nehrinin yukarısına doğru bir sefer açtı. tatarlar, irtiş ırmağı mansabında şiddetli bir mukavemette bulundularsa da, kazaklar önünde kaçmak zorunda kaldılar. buralardaki uruglar, küçüm hana tabi idiler.
yermak, irtiş nehrinin batı tarafındaki "kullar" adındaki bir kaleyi almak teşebbüsünde bulundu ise de, muvaffak olamadı ve irtiş nehrini takiben yukarı çıkmağa başladı. bir müddet sonra, fikrini değiştirdi ve geri dönmek kararını verdi. kazak kayıkları, irtiş boyunca aşağıya inmekte iken, "buharadan bir tüccar kervanının gelmekte olduğu" haberi alındı.
yermak, bu kervanı yağmaya karar verdi; bu maksatla, irtişe akan vagay nehri boyunca hızla ilerlemeğe başladı; fakat kervana bir türlü tesadüf edilmedi. kazaklar, çok yorgun olduklarından "atbaş" adlı bir yere gelince, geceyi burada geçirmeğe karar verdiler ve oradaki küçük adaya çıktılar.
yermak ve kazakları, oralara yakın bir yerde bulunan küçüm han tarafından dikkatle takip ediliyorlardı; gece olup, kazaklar derin bir uykuya dalınca, küçüm hanın askerleri kazaklar üzerine anî bir baskın yaptılar ve bir kazak müstesna, hepsini kılıçtan geçirdiler. yermak da öldürülenler arasında idi. bu olay 5/6 ağustos 1584 tarihinde cereyan etti. yermakın küçüm han tarafından öldürüldüğüne bir türlü inanmak istemeyen rus tarihçileri, onun "kayığa binmek için irtiş nehrine atladığını, fakat çar tarafından hediye edilen kürkü giymiş olduğundan, baskın esnasında tatarlar tarafından öldürüldüğü, daha ciddî tetkiklere göre, muhakkak sayılmaktadır.
yermakın öldürülmesi, iskerdeki kazakların ve rusların durumunu tamamıyla fenalaştırdı. bu sıralarda, zaten, iskerdeki rus valisi gluhovun yanında ancak 150 asker kalmıştı. bu kadarcık bir kuvvetle sibirde tutunmak imkânsızdı. bu vaziyet karşısında ruslar, sibirden kaçmağa mecburdular.
nitekim, gluhov kazakları ve rus askerlerini alarak, 15 ağustos 1584 tarihinde, iskerden çıktı ve rusyaya dönmek üzere hareket etti. isker şehri ise az sonra bekbulat oğlu seyyid ak tarafından işgal edildi.
tam bu sıralarda, moskovadan sibire gitmek için, vaktiyle hıristiyanlığa geçmiş olan tatar mirzalarından mansurov adlı birinin kumandasında, 100 rus askeri ve birkaç top yola çıkarılmıştı. mansurov, obi nehrine ulaşınca, ostyaklarca tapılan ve büyük bir mukaddesattan sayılan "putları" top ateşine tuttu ve yıktı. bunun üzerine ostyaklar büsbütün korkuya kapıldılar ve rus hâkimiyetini tanıdılar. bu defa sibir ülkesi, kuzey tarafından rusların eline geçmeye başladı.
gluhov, moskovaya dönüp sibirdeki durum hakkında izahat verince, mansurovun 100 kişilik bir kuvvetle fazla bir şey yapamayacağı anlaşılmıştı. bu defa sibire 300 kişilik bir kuvvet ve toplar gönderilmesi kararlaştırıldı. bunlar 1586 kış başında yola çıkarıldılar.
sibirin kati olarak ele geçirilmesi ve rus hâkimiyetinin teessüsü için, yeni bir plân tatbik edilecekti. evvelâ mühim istinat noktaları, tahkimli mevkiler yapılacaktı. rus kıtaları, mukavemet görmeden, tura nehrine kadar geldiler.
ilk iş olarak, eski tatar başkenti olan çingidin şehrine yakın bir yerde, tura nehri kıyısında "tümen" adıyla bir şehir ve bir kale kuruldu. burası, rusların sibirde yaptıkları ilk şehirdir.
ertesi sene, buraya, moskovadan 500 kişilik bir kuvvet geldi. 1587de, irtiş nehrinin sağ kıyısında, sibir hanlığı başkentinden 16-18 km. mesafede, irtiş ile tobul ırmaklarının birleştiği bir yerde, tobolsk şehri kuruldu. burada iki kilise ve kışlalar inşâ edildi.
küçüm han, bütün muvaffakiyetsizliklere bakmaksızın, ruslara karşı savaşa devam etti. onun, bir aralık (1590da) hattâ tobolsk şehrine kadar ilerlediği biliniyor. moskovadan sibire, sürekli yeni kıtalar gönderildiğinden, ruslar gün geçtikçe kuvvetleniyorlardı; yeni şehirler ve kaleler inşa ediyorlardı. moskoflu rus askerlerinden başka tobolsk şehrine, esir alınan polonyalı ve litvanyalıların ve dinyeper boyundan kazakların da getirildiği biliniyor. bu faaliyete uygun olarak, irtiş nehrinin batı kıyısında, tura nehrine yakın ve "tara" adını taşıyan üçüncü bir şehir daha kuruldu. tara şehrinin kumandanına, küçüm hana karşı harekete geçmesi emri verildi.
küçüm hana tabi tatar urugları, 1584-1595 yıllarında birkaç defa rusların baskınına uğradılar; fakat küçüm han ele geçirilemedi. nihayet 1598 yılının ağustosunda, küçüm han, obi nehrine yakın "urmin" mevkiinde rusların hücumuna uğradı. çarpışma esnasında küçüm hanın yakınları, rusların eline düştü; küçüm hanın kendisi ise, yine kurtuldu. ruslar, küçüm hanın esir edilen aile efradını, moskovaya gönderdiler. 1598 ağustosundan sonra, bu kahraman türk hanı hakkında, kaynaklarda malûmat verilmiyor.
zaten bu müthiş darbe ile, küçüm hanın siyasî ve askerî faaliyeti sona erdirilmişti. küçüm han, aile efradını, hanlığını ve varını-yoğunu ruslara kaptırmıştı. bundan sonra, onun, sibirin güney sahasına çekildiği anlaşılıyor. fakat, ruslara karşı mücadele edecek kuvveti kalmamıştı. onun, çar feodor ivanoviç ile münasebete giriştiği biliniyor. irtiş boyundaki bir mıntıkanın, kendisine bırakılmasını rica etmişti. moskova hükümeti ise, küçüm hanın moskovaya gelerek çarın hizmetine girip, "rahat etmesini" teklif ediyordu. fakat ihtiyar han, böyle bir zillete katlanmak istemedi, moskovada "rahat etmektense", kendi ilinde kalmayı tercih etti.
ebülgazi bahadır hanın verdiği malûmata göre; küçüm han, buharaya gitmiş, mangıtlar arasında kalmış, gözleri kör olmuş ve 1003 hicrî tarihinde (1595 ?) ölmüştür; fakat bu tarihin yanlış olduğu tahmin ediliyor. çünkü 1598de, küçüm hanın ruslarla savaştığı, rus kaynaklarınca tespit edilmiştir. bundan sonra ruslar, baykal gölüne kadar ilerlediler; baykal gölünü de aşarak amur nehri vasıtasıyla, japon denizine kadar varmak imkânını elde ettiler. ancak çin hududuna ulaştıktan sonra, toplarla donanmış çinlileri gördüler ve durakladılar. kuvvetin ancak kuvvetle durdurulabileceği hakikatini, bu münasebetle bir daha görmüş oluyoruz.
bu suretle, kazan hanlığının çöküşünden otuz yıl bile geçmeden, rusyanın doğu sınırları, bir hamlede 1.000 kmden fazla genişledi ve birkaç milyon kilometre kare arazi, moskova hâkimiyeti altına alındı; dünyanın en zengin ülkelerinden biri olan sibir ülkesi, rus hâkimiyetine geçmiş oldu.
azerbaycanda bugünkü bakünün doğusunda kurulmuş olan türk hanlığı.
iran hükümdarı nadir şahın öldürülmesi üzerine, 1747 yılında mirza muhammed tarafından kuruldu. mirza muhammed, 1768 yılında ölünceye kadar devletin bağımsızlığını korudu. ölümünde yerine küçük yaştaki oğlu mehmed geçti. bu yüzden hanlık, mirza muhammedin hemşiresi ve kuban hanı feth alinin hanımı tuti bike tarafından idare edildi. feth ali hanın ölümünden bir müddet sonra bakü, ruslar tarafından işgal edildi (1796). mehmedin oğlu hüseyin kulu han, tam yirmi iki yıl (1806-1828) ruslarla mücadele etti ise de, baküyü almaya muvaffak olamadı. neticede hanlık tamamıyla rus hakimiyeti altına girmiş oldu.
iran hükümdarı nadir şahın öldürülmesi üzerine, 1747 yılında mirza muhammed tarafından kuruldu. mirza muhammed, 1768 yılında ölünceye kadar devletin bağımsızlığını korudu. ölümünde yerine küçük yaştaki oğlu mehmed geçti. bu yüzden hanlık, mirza muhammedin hemşiresi ve kuban hanı feth alinin hanımı tuti bike tarafından idare edildi. feth ali hanın ölümünden bir müddet sonra bakü, ruslar tarafından işgal edildi (1796). mehmedin oğlu hüseyin kulu han, tam yirmi iki yıl (1806-1828) ruslarla mücadele etti ise de, baküyü almaya muvaffak olamadı. neticede hanlık tamamıyla rus hakimiyeti altına girmiş oldu.
şeybânî (özbek) hâkimiyeti sonrasında safevî işgâline uğrayan harezm bölgesi halkı, yadigâr han soyundan ilbars’ın liderliğinde birleşip, 1511 yılında, gürgenç merkez olmak üzere, hive hanlığını kurdular.
yadigâr han soyundan gelen hive hanları, bir asırdan fazla başta kaldılar. osmanlılarla anlaşıp, zaman zaman iran topraklarına akınlar yaptılar. 1576’da amuderya (ceyhun) nehrinin yatak değiştirip, aral gölüne akması neticesi ortaya çıkan kuraklık ve kalmuk istilâsı, devletin iktisadî durumunu alt-üst etti. hakimiyet, özbek kabile reislerine geçti. arab mehmed han (1603-1623), kuraklığa uğrayan gürgenç’i terk edip, hive’yi başkent yaptı (1603). bunun oğlu ebülgâzi bahadır han (1643-1665) ve torunu enuşe han (1663-1687), ilme düşkün kimselerdi. 1717’de rus çarı petro’nun ordusu, hive ordusunu mağlûp etti. iranlı nâdir şah tarafından işgal edilen hanlık, onun ölümüne (1747) kadar iran’a bağlı kaldı. kongratlardan mehmed emin inak (1770-1791), yadigâroğullarının hanlığına son verip kendi hanedânını kurdu.
mehmed rahim han (1806-1825) zamânında ruslarla dostça ilişkiler kuruldu. buna rağmen, osmanlıların, ingilizler ve diğer devletlerle savaşmasından istifade eden ruslar, her fırsatta hive hanlığı topraklarına saldırdılar. 1873’te yapılan savaş sonunda hanlığın toprakları rus işgaline uğradı. yapılan antlaşmayla rus himayesi kabul edildi. rus himayesini kabul eden ikinci mehmed rahim handan (1864-1910) sonra, oğlu isfendiyar töre (1910-1918) ve sonra da onun oğlu abdullah (1918-1920), han oldu. ruslar, 1920 şubatında abdullah hanı moskova’ya götürüp, günlerce aç bırakarak öldürdüler. yerli komünistler, rus desteğinde harezm halk cumhuriyetini kurdular. 1924 yılında, harezm toprakları; türkmenistan, özbekistan ve kazakistan cumhuriyetleri arasında taksim edilip, her yönüyle rus sömürgesi hâline getirildi.
kuruluşundan işgaline kadar 27 hanın başa geçtiği hive hanlığı, devlet idaresinde çifte hükümdarlık, dört bey ve dört vezir (mihter, kuş beyi, mahrem ve dîvân beyi) usulü hakimdi. hive hanlığını meydana getiren kabilelerin başında beyler vardı. arazi sulama işlerine bakanlara mirab, askerî işlere bakanlara daruga, iç işlere bakanlara ise ağa denirdi. bozkırdan gelip yerleşen özbekler, yerli halkı kültür bakımından etkilemişlerdi.
hive hanları, zamanlarının büyük kısmını iç isyanlar ve düşmanlarla uğraşarak geçirmelerine rağmen, hakim oldukları topraklarda birçok cami, medrese ve kütüphane inşa ettiler. kültürü yaygınlaştırmak için matbaa kurdular. toprakları sulayıp, ziraatı arttırmak için kanallar açtırdılar. hive hanlarının yaptırdıkları mimarî eserlerin bir kısmı, rus istilâsından kurtularak günümüze kadar ulaşmıştır. rus istilâsından bir süre önce, mûnis mihrab ile muhammed rıza algehî tarafından yazılan ülke tarihine dair eserin bir nüshası, ikinci mehmed rahim han tarafından istanbul’a gönderilerek, osmanlı padişahına hediye edilmiştir.
yadigâr han soyundan gelen hive hanları, bir asırdan fazla başta kaldılar. osmanlılarla anlaşıp, zaman zaman iran topraklarına akınlar yaptılar. 1576’da amuderya (ceyhun) nehrinin yatak değiştirip, aral gölüne akması neticesi ortaya çıkan kuraklık ve kalmuk istilâsı, devletin iktisadî durumunu alt-üst etti. hakimiyet, özbek kabile reislerine geçti. arab mehmed han (1603-1623), kuraklığa uğrayan gürgenç’i terk edip, hive’yi başkent yaptı (1603). bunun oğlu ebülgâzi bahadır han (1643-1665) ve torunu enuşe han (1663-1687), ilme düşkün kimselerdi. 1717’de rus çarı petro’nun ordusu, hive ordusunu mağlûp etti. iranlı nâdir şah tarafından işgal edilen hanlık, onun ölümüne (1747) kadar iran’a bağlı kaldı. kongratlardan mehmed emin inak (1770-1791), yadigâroğullarının hanlığına son verip kendi hanedânını kurdu.
mehmed rahim han (1806-1825) zamânında ruslarla dostça ilişkiler kuruldu. buna rağmen, osmanlıların, ingilizler ve diğer devletlerle savaşmasından istifade eden ruslar, her fırsatta hive hanlığı topraklarına saldırdılar. 1873’te yapılan savaş sonunda hanlığın toprakları rus işgaline uğradı. yapılan antlaşmayla rus himayesi kabul edildi. rus himayesini kabul eden ikinci mehmed rahim handan (1864-1910) sonra, oğlu isfendiyar töre (1910-1918) ve sonra da onun oğlu abdullah (1918-1920), han oldu. ruslar, 1920 şubatında abdullah hanı moskova’ya götürüp, günlerce aç bırakarak öldürdüler. yerli komünistler, rus desteğinde harezm halk cumhuriyetini kurdular. 1924 yılında, harezm toprakları; türkmenistan, özbekistan ve kazakistan cumhuriyetleri arasında taksim edilip, her yönüyle rus sömürgesi hâline getirildi.
kuruluşundan işgaline kadar 27 hanın başa geçtiği hive hanlığı, devlet idaresinde çifte hükümdarlık, dört bey ve dört vezir (mihter, kuş beyi, mahrem ve dîvân beyi) usulü hakimdi. hive hanlığını meydana getiren kabilelerin başında beyler vardı. arazi sulama işlerine bakanlara mirab, askerî işlere bakanlara daruga, iç işlere bakanlara ise ağa denirdi. bozkırdan gelip yerleşen özbekler, yerli halkı kültür bakımından etkilemişlerdi.
hive hanları, zamanlarının büyük kısmını iç isyanlar ve düşmanlarla uğraşarak geçirmelerine rağmen, hakim oldukları topraklarda birçok cami, medrese ve kütüphane inşa ettiler. kültürü yaygınlaştırmak için matbaa kurdular. toprakları sulayıp, ziraatı arttırmak için kanallar açtırdılar. hive hanlarının yaptırdıkları mimarî eserlerin bir kısmı, rus istilâsından kurtularak günümüze kadar ulaşmıştır. rus istilâsından bir süre önce, mûnis mihrab ile muhammed rıza algehî tarafından yazılan ülke tarihine dair eserin bir nüshası, ikinci mehmed rahim han tarafından istanbul’a gönderilerek, osmanlı padişahına hediye edilmiştir.
(bkz: hive hanligi)
altın-ordu kumandanlarından nogay (veya nohay), 1259dan 1299a kadar, yaklaşık 40 yıl, bu devletin mukadderatına hakim olmuş, ancak, cengiz sülâle geleneğine saygısı yüzünden tahta geçmediği halde, komşu yabancı devletlerin birçoklarında o, altın-ordu hükümdarı gibi kabul edilmiş, elçiler ve hediyeler kabul etmiştir. elçileri de hükümdar elçisi gibi karşılanmıştır. aslında o, resmen don ile dinyeper arasındaki bölgeleri idare eden bir tümen beyinden başka bir şey değilken, 1259 ve 1296da galiçyada, 1261/63de kafkasya seferlerinde kazandığı üstün zaferlerle sivrilmiş ve karadenizin doğu ve kuzeyinde yaşayan boyları altın-ordu merkezinden ayıracak şekilde kendi hakimiyeti altında birleştirmiştir.
nogay, balkanlarda bulgar ve bizans işlerine karışmış ve savaşlarda yenmiş olduğu bizans imparatoru mihail paleologosun kızı ile evlenerek, arkasını emniyet altına aldıktan sonra, rus knezleri üzerinde de hakim bir duruma gelmiştir. rus yıllıklarında, ilk olarak 1276da bahsi geçmiştir. 1288de rus knezleri, nogayın lehistana karşı seferine iştirak etmişlerdir.
nogayın şahsî başarıları büyük olmakla beraber, altın-ordu tahtına oturmayıp, devlet içinde devlet gibi hareket etmesi, altın-ordunun iç savaşlarla sarsılarak zayıf düşmesine sebep olmuştur. diğer hükümdarlar gibi, 1291de yine nogayın himayesinde altın-ordu tahtına geçen tohtu, sonra ona karşı cephe almış, bu duruma son vermek maksadıyla, uzun süren bir mücadeleye girişmiş ve neticede nogay yenilerek öldürülmüştür (1299).
nogay idaresinde toplanan boylar, onun ölümünden sonra bu ad ile tanınmışlar ve altın-ordunun parçalanması üzerine "nogay hanlığı" ismi altında, ayrı bir devlet meydana gelmiştir.
adını, altın-ordu devletinin (1223-1502) büyük kumandanlarından nogaydan (ölm. 1299) alan ve bu devletin çöküşünden sonra kurulan nogay hanlığı, volgadan irtişe ve hazar denizinden aral gölüne kadar uzanan sahaları içine alıyordu. merkezi, yayık nehrinin mansabındaki saraycık şehri idi.
ahalisinin esas unsurunu kazan, kırım, astrahan ve sibir hanlıklarında olduğu gibi, kıpçak zümresine ait türk boyları teşkil etmekte olup, bunların içinde türkleşmiş bir moğol kabilesi olduğu tahmin edilen mangıtlar, sivrilmiş durumda idi.
kazan ve astrahan hanlıklarının rusyaya tabi olmasından sonra (1552-1557), nogay hanlığı birkaç zümreye ayrılmış, kafkasyanın kuzeyindekiler "küçük orda", emba gölü civarında bulunanlarına "altıkul ordası" denmiş, ismail hanın idaresinde kalanlar ise "büyük nogay ordası" adı altında birleşmiş ve iv. ivanın hakimiyetini tanımışlardır (1555-1557).
küçük orda nogayları üzerinde rus nüfuzu, ancak 18. yüzyılın ikinci yarısından sonra başlamış, bunlar kazaklar tarafından batıya göçmeye zorlanarak "bucak ordası", "yedisan ordası", "canıbuyluk ordası", "yedikul", "azak", "kuban" gibi bölümlere ayrılmış ve kırım hanlığına tabi olmuşlardır. sonraları mühim bir kısmı, türkiyeye göç ederek anadoluda iskân edilmişlerdir.
rusyada kalanlar, bugün kuzey kafkasyanın çeşitli bölgelerinde yaşamaktadırlar.
nogay, balkanlarda bulgar ve bizans işlerine karışmış ve savaşlarda yenmiş olduğu bizans imparatoru mihail paleologosun kızı ile evlenerek, arkasını emniyet altına aldıktan sonra, rus knezleri üzerinde de hakim bir duruma gelmiştir. rus yıllıklarında, ilk olarak 1276da bahsi geçmiştir. 1288de rus knezleri, nogayın lehistana karşı seferine iştirak etmişlerdir.
nogayın şahsî başarıları büyük olmakla beraber, altın-ordu tahtına oturmayıp, devlet içinde devlet gibi hareket etmesi, altın-ordunun iç savaşlarla sarsılarak zayıf düşmesine sebep olmuştur. diğer hükümdarlar gibi, 1291de yine nogayın himayesinde altın-ordu tahtına geçen tohtu, sonra ona karşı cephe almış, bu duruma son vermek maksadıyla, uzun süren bir mücadeleye girişmiş ve neticede nogay yenilerek öldürülmüştür (1299).
nogay idaresinde toplanan boylar, onun ölümünden sonra bu ad ile tanınmışlar ve altın-ordunun parçalanması üzerine "nogay hanlığı" ismi altında, ayrı bir devlet meydana gelmiştir.
adını, altın-ordu devletinin (1223-1502) büyük kumandanlarından nogaydan (ölm. 1299) alan ve bu devletin çöküşünden sonra kurulan nogay hanlığı, volgadan irtişe ve hazar denizinden aral gölüne kadar uzanan sahaları içine alıyordu. merkezi, yayık nehrinin mansabındaki saraycık şehri idi.
ahalisinin esas unsurunu kazan, kırım, astrahan ve sibir hanlıklarında olduğu gibi, kıpçak zümresine ait türk boyları teşkil etmekte olup, bunların içinde türkleşmiş bir moğol kabilesi olduğu tahmin edilen mangıtlar, sivrilmiş durumda idi.
kazan ve astrahan hanlıklarının rusyaya tabi olmasından sonra (1552-1557), nogay hanlığı birkaç zümreye ayrılmış, kafkasyanın kuzeyindekiler "küçük orda", emba gölü civarında bulunanlarına "altıkul ordası" denmiş, ismail hanın idaresinde kalanlar ise "büyük nogay ordası" adı altında birleşmiş ve iv. ivanın hakimiyetini tanımışlardır (1555-1557).
küçük orda nogayları üzerinde rus nüfuzu, ancak 18. yüzyılın ikinci yarısından sonra başlamış, bunlar kazaklar tarafından batıya göçmeye zorlanarak "bucak ordası", "yedisan ordası", "canıbuyluk ordası", "yedikul", "azak", "kuban" gibi bölümlere ayrılmış ve kırım hanlığına tabi olmuşlardır. sonraları mühim bir kısmı, türkiyeye göç ederek anadoluda iskân edilmişlerdir.
rusyada kalanlar, bugün kuzey kafkasyanın çeşitli bölgelerinde yaşamaktadırlar.
astrahan hanlığı, itil (volga) nehrinin hazar denizine döküldüğü yerde, astrahan şehrinde kurulmuştur (1466). astrahan şehrinin asıl adı hacı tarhan idi. altın ordu hanlarından küçük muhammedin torunu kasım han tarafından kurulan bu hanlık, ancak 91 yıl bağımsız kalabildi.
astrahan mıntıkası, orta asya ile güneydoğu avrupa bozkırları arasında tabiî bir geçit teşkil ettiği için, asırlarca türk kavimlerinin doğudan batıya doğru giden akınlarına ve bunlar tarafından kurulan birçok devlet teşkilâtlarına sahne olmuştur. biz burada, 5. asırda bulgarları, 7-10. asırda hazarları, 10. asırda peçenekleri, 11. asırda kumanları buluyor ve nihayet 13. asırdan itibaren, moğolların rehberliği altında harekete geçen, yeni ve kuvvetli bir dalganın gelmesiyle, altın ordu adı altında büyük bir devletin kurulduğunu görüyoruz.
15. asrın sonlarına doğru, merkezî kuvvetin zayıflaması ile, dağılmak mecburiyetinde kalan altın ordu devleti sahasında, kazan, kırım hanlıkları ile nogay ordası yanında, payitahtı astrahan olmak üzere, küçük muhammedin torunu, mahmud oğlu kasım han tarafından bir de astrahan hanlığı tesis edilmiştir (1466). en mühim ticaret yolu üzerinde bulunduğu ve zenginliği yüzünden komşu devletler ile göçebe kabileleri celbederek, bunların daimî hücumlarına maruz kaldığı için, iç istikrarını bulamayan bu türk hanlığı, güçlü ve devamlı bir varlık gösterememiştir. ahalinin büyük bir kısmının göçebe olup, merkezî hükümetten ziyade, kendi beylerine bağlı kalmaları da, hanlığın zayıflamasına sebep olmuştur.
astrahan hanlığı, kasım han (1466-1490) ile kardeşi abdülkerim han (1499-1504) devirlerinde, merkezi saray olmak üzere, eski altın ordunun bir kısmında hüküm süren amcaları ile işbirliği temini sayesinde, nispeten sakin bir hayat yaşamışsa da, devletin son devirleri, bilhassa kırım hanı mengli girayın, sarayı tahribinden sonra (1502), komşu kırım hanlığı ile nogay ordasının, bu mıntıkayı kendi nüfuzları altında bulundurmak için yaptıkları mücadeleler içinde geçmiştir. bu mücadelelerin, iç vaziyeti ne kadar sarsmış olduğunu, hanların sık sık değişmeleri de açıkça göstermektedir.
rus çarı iv. ivan, kazan hanlığı kuvvetlerini mağlûp edip, kazanı zaptettikten sonra (1552), astrahan üzerine asker sevk ederek kendi tabii sıfatıyla şeyh haydar oğlu derviş hanı tahta geçirmiş (1554), fakat derviş hanın, ruslar aleyhine kırımlılarla münasebete girişmesi üzerine, tekrar asker sevk edip, astrahan hanlığını, çarlığa ilhak etmiştir (1557). derviş han, kaçarak, azak kalesine sığınmıştır.
gerek yerli türk kuvvetleri ve gerek kırım ve türkiye, rusların buralara kadar uzanarak, türklerin arkasına düşmelerinin iyi bir netice vermeyeceğini anlamışlar ve mühim mıntıkanın türkler elinde kalması için çalışmışlardır. fakat kuvvetlerin birlikte hareket etmelerinin temin edilememesi, bu yoldaki teşebbüsleri neticesiz bırakmıştır. bu yüzden kanunî sultan süleymanın 1563te yapmak istediği sefer, malta seferi de araya girdiği için, yapılamamıştır.
ii. selim han devrinde, sokullu mehmed paşa, gerek iran seferi için nakliyatı ve gerek türkiye ile türkistan arasında ulaşımı temin etmek için, don ile idil (volga) nehirleri arasında bir kanal açarak, karadeniz ile hazar denizini birleştirmek istemişti. bu maksatla astrahan seferine karar verilmiş ve 1567de seferin maddî ve manevî bakımdan zarurî olduğu izah edilerek, kırım hanına yazı gönderilmişti.
nihayet 1569 senesinin ilkbaharında, kefe beyi kasım bey kumandasında, 3000 yeniçeri ile 20.000 sipahi gönderilmiş, silistre, niğbolu, köstendil, amasya, canik ve çorum alay beyleri ve 30.000 asker ile devlet giray da onlara katılmışlardı. bu kuvvetler himayesinde, kanalın kazılması, ancak başlanmakla kalmıştır. karadan hareket eden kuvvetler, eylülde astrahan yakınlarına gelince, kışlamak üzere bir istihkâm da yapılmağa başlanmıştı. fakat asker arasında yayılan haberlerden kuşkulanan kasım bey, devlet girayın da teşviki ile, ağaçtan yapılmış olan istihkâmları yakarak, 20 eylülde kırıma geri çekilmek mecburiyetinde kalmıştır.
iii. murad han zamanında, astrahan meselesi tekrar gündeme gelmiş, rus çarı nezdinde teşebbüsler yapılmış ve nihayet bir sefere karar verilmişse de, bunun da arkası gelmemiştir. böylece, düşmanın kuvvetinden ziyade türk zimamdarlarının kendi aralarında anlaşamaması yüzünden, bu türk ülkesinin mukadderatı, uzun bir zaman için tayin edilmiş oldu.
astrahan şehri, altın ordu devletinin başlangıçlarında, eski hazar devletinin merkezi olan itil şehri civarında, şehrin sağ sahilinde kurulmuş ve ticaret limanı olarak ehemmiyetini bugüne kadar muhafaza etmiştir.
ibn battutanın "büyük çarşıları havi, pek güzel bir şehir" diye tarif ettiği bu şehrin, o zamanlarda hanların yazlık ikametgâhları olduğu anlaşılıyor. a. kontarini, şehrin, hanın üç yeğenine ait olduğunu ve bunların da burada yalnız kışın birkaç ay kaldıklarını, alçak duvar ile çevrilmiş olan bu büyük şehrin, evlerinin pek iyi olmadığını ve yakında tahrip edilmiş olmaları icab eden büyük binaların harabeleri bulunduğunu zikrettikten sonra, şehrin evvelce mühim ticaret merkezi olup, bizanstan don yolu ile her nevi malın geldiği söylendiğini kaydediyor.
şehir 1395/1396da timur han tarafından tahrip edilmişse de, 15. asırda, bilhassa altın ordunun payitahtı olan sarayın inhitatından sonra, tekrar, ticaret merkezi olarak eski ehemmiyetini kazanmıştır.
astrahan mıntıkası, orta asya ile güneydoğu avrupa bozkırları arasında tabiî bir geçit teşkil ettiği için, asırlarca türk kavimlerinin doğudan batıya doğru giden akınlarına ve bunlar tarafından kurulan birçok devlet teşkilâtlarına sahne olmuştur. biz burada, 5. asırda bulgarları, 7-10. asırda hazarları, 10. asırda peçenekleri, 11. asırda kumanları buluyor ve nihayet 13. asırdan itibaren, moğolların rehberliği altında harekete geçen, yeni ve kuvvetli bir dalganın gelmesiyle, altın ordu adı altında büyük bir devletin kurulduğunu görüyoruz.
15. asrın sonlarına doğru, merkezî kuvvetin zayıflaması ile, dağılmak mecburiyetinde kalan altın ordu devleti sahasında, kazan, kırım hanlıkları ile nogay ordası yanında, payitahtı astrahan olmak üzere, küçük muhammedin torunu, mahmud oğlu kasım han tarafından bir de astrahan hanlığı tesis edilmiştir (1466). en mühim ticaret yolu üzerinde bulunduğu ve zenginliği yüzünden komşu devletler ile göçebe kabileleri celbederek, bunların daimî hücumlarına maruz kaldığı için, iç istikrarını bulamayan bu türk hanlığı, güçlü ve devamlı bir varlık gösterememiştir. ahalinin büyük bir kısmının göçebe olup, merkezî hükümetten ziyade, kendi beylerine bağlı kalmaları da, hanlığın zayıflamasına sebep olmuştur.
astrahan hanlığı, kasım han (1466-1490) ile kardeşi abdülkerim han (1499-1504) devirlerinde, merkezi saray olmak üzere, eski altın ordunun bir kısmında hüküm süren amcaları ile işbirliği temini sayesinde, nispeten sakin bir hayat yaşamışsa da, devletin son devirleri, bilhassa kırım hanı mengli girayın, sarayı tahribinden sonra (1502), komşu kırım hanlığı ile nogay ordasının, bu mıntıkayı kendi nüfuzları altında bulundurmak için yaptıkları mücadeleler içinde geçmiştir. bu mücadelelerin, iç vaziyeti ne kadar sarsmış olduğunu, hanların sık sık değişmeleri de açıkça göstermektedir.
rus çarı iv. ivan, kazan hanlığı kuvvetlerini mağlûp edip, kazanı zaptettikten sonra (1552), astrahan üzerine asker sevk ederek kendi tabii sıfatıyla şeyh haydar oğlu derviş hanı tahta geçirmiş (1554), fakat derviş hanın, ruslar aleyhine kırımlılarla münasebete girişmesi üzerine, tekrar asker sevk edip, astrahan hanlığını, çarlığa ilhak etmiştir (1557). derviş han, kaçarak, azak kalesine sığınmıştır.
gerek yerli türk kuvvetleri ve gerek kırım ve türkiye, rusların buralara kadar uzanarak, türklerin arkasına düşmelerinin iyi bir netice vermeyeceğini anlamışlar ve mühim mıntıkanın türkler elinde kalması için çalışmışlardır. fakat kuvvetlerin birlikte hareket etmelerinin temin edilememesi, bu yoldaki teşebbüsleri neticesiz bırakmıştır. bu yüzden kanunî sultan süleymanın 1563te yapmak istediği sefer, malta seferi de araya girdiği için, yapılamamıştır.
ii. selim han devrinde, sokullu mehmed paşa, gerek iran seferi için nakliyatı ve gerek türkiye ile türkistan arasında ulaşımı temin etmek için, don ile idil (volga) nehirleri arasında bir kanal açarak, karadeniz ile hazar denizini birleştirmek istemişti. bu maksatla astrahan seferine karar verilmiş ve 1567de seferin maddî ve manevî bakımdan zarurî olduğu izah edilerek, kırım hanına yazı gönderilmişti.
nihayet 1569 senesinin ilkbaharında, kefe beyi kasım bey kumandasında, 3000 yeniçeri ile 20.000 sipahi gönderilmiş, silistre, niğbolu, köstendil, amasya, canik ve çorum alay beyleri ve 30.000 asker ile devlet giray da onlara katılmışlardı. bu kuvvetler himayesinde, kanalın kazılması, ancak başlanmakla kalmıştır. karadan hareket eden kuvvetler, eylülde astrahan yakınlarına gelince, kışlamak üzere bir istihkâm da yapılmağa başlanmıştı. fakat asker arasında yayılan haberlerden kuşkulanan kasım bey, devlet girayın da teşviki ile, ağaçtan yapılmış olan istihkâmları yakarak, 20 eylülde kırıma geri çekilmek mecburiyetinde kalmıştır.
iii. murad han zamanında, astrahan meselesi tekrar gündeme gelmiş, rus çarı nezdinde teşebbüsler yapılmış ve nihayet bir sefere karar verilmişse de, bunun da arkası gelmemiştir. böylece, düşmanın kuvvetinden ziyade türk zimamdarlarının kendi aralarında anlaşamaması yüzünden, bu türk ülkesinin mukadderatı, uzun bir zaman için tayin edilmiş oldu.
astrahan şehri, altın ordu devletinin başlangıçlarında, eski hazar devletinin merkezi olan itil şehri civarında, şehrin sağ sahilinde kurulmuş ve ticaret limanı olarak ehemmiyetini bugüne kadar muhafaza etmiştir.
ibn battutanın "büyük çarşıları havi, pek güzel bir şehir" diye tarif ettiği bu şehrin, o zamanlarda hanların yazlık ikametgâhları olduğu anlaşılıyor. a. kontarini, şehrin, hanın üç yeğenine ait olduğunu ve bunların da burada yalnız kışın birkaç ay kaldıklarını, alçak duvar ile çevrilmiş olan bu büyük şehrin, evlerinin pek iyi olmadığını ve yakında tahrip edilmiş olmaları icab eden büyük binaların harabeleri bulunduğunu zikrettikten sonra, şehrin evvelce mühim ticaret merkezi olup, bizanstan don yolu ile her nevi malın geldiği söylendiğini kaydediyor.
şehir 1395/1396da timur han tarafından tahrip edilmişse de, 15. asırda, bilhassa altın ordunun payitahtı olan sarayın inhitatından sonra, tekrar, ticaret merkezi olarak eski ehemmiyetini kazanmıştır.
(bkz: astrahan hanligi)
moskova yakınındaki oka irmağının kuzey kıyısında hüküm süren bir türk hanlığı. hanlığın ismi burasının ilk hakimi kasım bin uluğ muhammed’e izâfeten verilmiştir.
altınordu eski hükümdarı uluğ muhammed, 1436’da tahtından indirildikten sonra 1437’de kazan hanlığını kurdu. 1445’te, moskova prensi vasily ile yaptığı savaşı kazanarak, onu esir aldı. yapılan antlaşma ile kasım, yılatom, şatsk ve temnik kazalarını içine alan bölgenin, oğlu kasım’a verilmesi sonucunda, prensi serbest bıraktı. böylece kurulan hanlığın başına uluğ muhammed’in oğlu kasım han getirildi.
kasım’ın, rus topraklarının ortasında kurduğu devletin masrafları, moskova hazinesinden ve diğer rus şehirlerinin gelirlerinden sağlanıyor, kazan hanlığı adına moskova kontrol altında tutuluyordu. fakat enerjik hükümdar uluğ muhammed hanın, kısa bir müddet sonra vefatı, oğulları arasında taht kavgalarına yol açtı. fırsatı değerlendiren moskova büyük knezi, kasım hanı destekledi. rus yardımcı kuvvetleriyle desteklenen kasım han, kardeşi ibrahim’e karşı harekete geçti ise de, başarı kazanamayarak geri döndü. bu hâdiseden sonra, zaten rus topraklarının ortasında kalan kasım hanlığı, rus knezlerinin, kazan hanlığını karıştırmak için kullandığı bir âlet durumuna düştü. devlet, kuruluş gayesinden tamamen uzaklaştı. kırım hanları ve astırhanlar sülalesinden hükümdarlar başa geçti. ancak, hiçbiri, rusların kontrolünden çıkamadı. rusların çeşitli bölgelere düzenledikleri seferlere, kasım hanları da iştirak ettiler. gittikçe zayıflayıp benliğini kaybeden kasım hanlığı, 1681 yılında tamamen ortadan kaldırıldı.
kasım halkı arasında kalan müslümanlar, daha sonra islâm memleketlerine göçtüler. bir kısmı ise günümüze kadar orada kaldılar.
devletin merkezi olan kasım şehri, oka nehrinin sol sahili yamacında oka’ya dökülen iki küçük derenin arasında kurulmuştu. kasım han, burada bir taş cami inşa ettirdi. tahrip edilen bu caminin yerine, 1768 senesinde iki katlı başka bir cami yapıldı. eski minaresi ise ayakta kalmıştır. şehirde, hanlık döneminde yapılmış bir çok eser, ruslar tarafından yakılıp yıkıldı.
altınordu eski hükümdarı uluğ muhammed, 1436’da tahtından indirildikten sonra 1437’de kazan hanlığını kurdu. 1445’te, moskova prensi vasily ile yaptığı savaşı kazanarak, onu esir aldı. yapılan antlaşma ile kasım, yılatom, şatsk ve temnik kazalarını içine alan bölgenin, oğlu kasım’a verilmesi sonucunda, prensi serbest bıraktı. böylece kurulan hanlığın başına uluğ muhammed’in oğlu kasım han getirildi.
kasım’ın, rus topraklarının ortasında kurduğu devletin masrafları, moskova hazinesinden ve diğer rus şehirlerinin gelirlerinden sağlanıyor, kazan hanlığı adına moskova kontrol altında tutuluyordu. fakat enerjik hükümdar uluğ muhammed hanın, kısa bir müddet sonra vefatı, oğulları arasında taht kavgalarına yol açtı. fırsatı değerlendiren moskova büyük knezi, kasım hanı destekledi. rus yardımcı kuvvetleriyle desteklenen kasım han, kardeşi ibrahim’e karşı harekete geçti ise de, başarı kazanamayarak geri döndü. bu hâdiseden sonra, zaten rus topraklarının ortasında kalan kasım hanlığı, rus knezlerinin, kazan hanlığını karıştırmak için kullandığı bir âlet durumuna düştü. devlet, kuruluş gayesinden tamamen uzaklaştı. kırım hanları ve astırhanlar sülalesinden hükümdarlar başa geçti. ancak, hiçbiri, rusların kontrolünden çıkamadı. rusların çeşitli bölgelere düzenledikleri seferlere, kasım hanları da iştirak ettiler. gittikçe zayıflayıp benliğini kaybeden kasım hanlığı, 1681 yılında tamamen ortadan kaldırıldı.
kasım halkı arasında kalan müslümanlar, daha sonra islâm memleketlerine göçtüler. bir kısmı ise günümüze kadar orada kaldılar.
devletin merkezi olan kasım şehri, oka nehrinin sol sahili yamacında oka’ya dökülen iki küçük derenin arasında kurulmuştu. kasım han, burada bir taş cami inşa ettirdi. tahrip edilen bu caminin yerine, 1768 senesinde iki katlı başka bir cami yapıldı. eski minaresi ise ayakta kalmıştır. şehirde, hanlık döneminde yapılmış bir çok eser, ruslar tarafından yakılıp yıkıldı.
(bkz: kirim hanlari)
neden bekliyorsun?
bu sözlük, duygu ve düşüncelerini özgürce paylaştığın bir platform, hislerini tercüme eden özgür bilgi kaynağıdır.
katkıda bulunmak istemez misin?