osmanlı devletine hizmet vermiş, cesâretiyle tanınmış sadrâzamlardan. heybetli görünüşünden dolayı önceleri kendisine “palabıyık” lakâbı verilmişse de, sonraları; “cezâyirli” ve “gâzî” ünvanları ile anılıp meşhûr olmuştur.
1720’de gelibolu’da doğduğu rivâyet edilmektedir. diğer bir rivâyete göre ise, küçük yaşta iran sınırında esir düşmüş daha sonra da tekirdağlı bir tüccâr tarafından köle olarak satın alınıp büyütülmüştür. sonradan efendisi tarfından âzâd edilen hasan paşa, onun verdiği bir miktar sermâyeyle, yiğitlerinin şöhretini duyduğu cezâyir’e gitmek için yola çıkmış; ancak yolda gemileri yabancı bir gemiye rampa edince, hasan paşa, çok genç olmasını rağmen düşman gemisine sıçrayıp büyük bir gayretle cenge katılmıştı. rüzgârın yön değiştirmesiyle gemiler birbirinden ayrılınca, hasan paşa düşman gemisinde kalmış, geminin mürettebâtından on beş kadarını yalnız başına öldürdükten sonra, diğerlerini geminin ambar ve kamarasına kapatmak sûretiyle gemiyi ele geçirmişti. lâkin, deniz ortasında yatağanıyla yapayalnız kaldığından, cezâyirliler tarafından kurtarılarak cezâyir’e götürülmüştür. hasan paşanın bu cesâreti o zamanki cezâyir dayısı tarafından pek takdir edildiğinden, gemi kendisine bırakıldığı gibi, bir de kahvehâne verilerek dayılar arasına katılmıştır. kısa zamanda şöhrete ulaşarak tlemsen beyi olan hasan paşa, cezâyir’deki dayıların hasetliğine mâruz kalıp, hayâtı tehlikeye düştüğünden ispanya’ya geçmiştir. oradan napoli’ye, oradan da istanbul’a gelmiştir.
kendisi denizciliğiyle meşhur olduğundan, kaptanlar sınıfına alınarak, bir de gemi verilmiştir. 1770’te mîr-i mîrânlık pâyesiyle kaptan olmuş ve limni adasını hıristiyanlardan alıp “gâzî” ünvânını kazanmıştır. aynı sene içinde vezir olan hasan paşa, kapdân-ı deryâlığa getirilmiştir. daha sonra boğaz muhâfızı, ardından da anadolu eyâleti ile rusçuk seraskeri oldu. aynı sene ikinci defâ kaptân-ı deryâ nasbolundu. 1780’de mora vilâyeti de ilâve olarak idâresine verildi. 1786’da sadâret kaymakamı olan hasan paşa, iki sene sonra kaptân-ı deryâlıktan azledilerek kendisine özi kalesi seraskerliği (başkomutanlık) vazîfesi verildi.
hasan paşa, kaptân-ı deryâ olduğu ilk senelerde 1768 türk-rus harbi başgöstermişti. rusların akdeniz’e gönderdikleri baltık donanması ingiliz donanması ile takviye görerek önce osmanlı donaması ile çarpışmış, fakat bu çarpışmada kesin bir netîce alınamamıştı. ege kıyılarına yakın koyun adaları civârında yapılan ikinci bir savaşta asıl muhârebe hasan paşanın kalyonu ile rus amirali spiridov’un gemisi arasında olmuştur. rus gemisinin kendi kalyonuna yanaştığı bir sırada hasan paşa birkaç çarmıh halatını kestirdi. her ipe birkaç türk cengâveri yapışıp, hasan paşa ile birlikte otuz kadar yiğit rus gemisine atladı. düşman gemisinde yapılan kahramanca çarpışma esnâsında hasan paşa bir kurşun yarası aldıysa da, bunu belli etmeden bir müddet daha cenk ettikten sonra, leventleriyle berâber kendi gemisine geçmeye muvaffak oldu. bu beklenmeyen baskın ile şaşkına döner ruslar telâşa kapılarak kendi cephâneliklerini ateşlemişler, ateş türk gemisine de sıçrayınca, her iki gemi de yanmaya başlamıştı. gemide kalmanın imkânsız hâle gelmesi üzerine hasan paşa yatağanını ağzına alarak berâberindekilerle denize atladı. bir tahta parçasına tutunarak kıyıya doğru giderlerken kıyıdan gönderilen bir kayıkla kurtarıldılar. hasan paşaya, gösterdiği bu kahramanlık sebebiyle kaptanlık ve beylerbeyliği verildi.
hasan paşanın ikinci kaptân-ı deryâlığı 15 yıl sürdü. bu süre içinde pek büyük hizmetlerde bulunan hasan paşa, sûriye ve irak’ta başgösteren tâhir ömer isyânını bastırmış; mora yarımadasındaki isyankâr arnavutları yenerek fitne ateşini söndürüp, huzur ve sükûnu yeniden temin etmiştir. daha sonra 1787 rus-avusturya harbinde yılan adası savaşına katılıp, rus donanmasını mağlub etmiştir. ertesi yıl kasım ayında ismâil kalesi önünde de rusları hezîmete uğratmış, bu başarısı üzerine 1789 senesinde kendisine vezîr-i âzamlık (sadrâzamlık) pâyesi verilmişti. hasan paşanın sadrâzamlığı üç buçuk ay sürdü. 1790 senesi mart ayında hakk’ın rahmetine kavuştu. şumnu’da yaptırmış olduğu zâviyeye defnolundu.
hasan paşa, yürüttüğü devlet hizmetleri yanında, birçok hayır eserleri de bırakmıştır. istanbul tersânesinde kalyoncular için bir kışla inşâ ettiren hasan paşa, middili’ye dört saat mesâfedeki bir yerden şehre su getirterek çeşmeler yaptırdı. bakla’da yine çeşme, vize’de câmi ve hamam ve üç çeşme, midilli adası ortasında paşa köşkü ve büyük mermer havuz ile limni, sakız, istanköy adalarında çeşmeler yaptırmıştır. şecâat ve kahramanlığı had safhadaydı. îmânı sağlam, idâreciliği fevkalâdeydi. kendisine alıştırdığı bir aslanı dâimâ yanında gezdirirdi.
sevgili, sevilen, ba$ can anlamindaki erkek ismi.
osmanlı devletinin yüz yedinci şeyhülislâmıdır. ismi, mehmed cemâleddîn’dir. babası, tedkikât-ı şer’iyye meclisi reisi kazasker hâlid efendi, dedesi ise kazasker yûsuf efendidir. annesi, abdülmecid han devri kazaskerlerinden hacı mehmed sa’îd efendinin kızıdır. 1848 (h.1264) senesinde istanbul’da doğdu. 1919 (h. 1335) senesinde mısır’ın iskenderiye şehri civarındaki remle kasabasında vefât etti. istanbul’da defnedildi.
ilk öğrenimini mahalle mektebinde gören cemâleddîn efendi, babasından ve zamanının büyük âlimlerinden ilim tahsil etti. medrese tahsilini tamamlayıp on yedi yaşındayken rüûs-ı hümâyûn defterine kaydolunarak kendisine maaş bağlandı. zekâ ve dirâyeti sâyesinde ilerleyerek 1866 senesinde ibtida-yı hâriç pâyesiyle müderris oldu. 1871’de hareket-i hâriç pâyesi alıp şeyhülislâmlık mektupçu muâvinliği; 1872’de ibtidâ-yı dâhil pâyesiyle, anadolu kazaskerliği mektupçuluğuna getirildi. daha sonra adliye nezâreti cezâ mahkemesi muharrerât şûbe muâvinliği ve müdürlüğüne yükseldi. ilmiye rütbesinde ilerleyip 1877’de süleymaniye müderrisliği pâyesine ulaştı. 1884’te istanbul kâdısı; daha sonra anadolu kazaskeri ve 1890’da rumeli kazaskeri oldu. 1891 senesinde rumeli kazaskeri pâyesiyle meşîhât mektupçuluğunda bulunduğu sırada üstün zekâ ve dirâyeti, aynı zamanda devrin bütün ahvâline (hallerine) vâkıf olması sebebiyle, 43 yaşındayken şeyhülislâmlık makamına yükseldi. aralıklı olarak on sekiz seneye yakın bu vazifede kaldı. dört defa şeyhülislâmlık makamına getirildi. birinci ve ikinci şeyhülislâmlığı 17 yıl 5 ay 10 gün; üçüncü ve dördüncü şeyhülislâmlığı 6 ay 3 gün sürmüştür. birinci ve ikinci şeyhülislâmlığı sultan ikinci abdülhamid hanın, üçüncü ve dördüncü şeyhülislâmlığı ise sultan reşâd’ın saltanatı yıllarına rastlamaktadır. cemâleddîn efendi osmanlı târihinde ebüssuud efendi, molla fahreddîn-i acemî ve zenbilli ali efendiden sonra şeyhülislâmlıkta en çok kalan kimselerdendir.
cemâleddîn efendi uzun müddet şeyhülislâmlık vazifesinde bulunmaktan başka devrinde yaşanan birçok önemli hadiselere şâhid olmuştur. bunlardan birisi, sultan ikinci abdülhamid hana karşı 21 temmuz 1905 cumâ günü tertiplenen yıldız suikastıdır.
sultan ikinci abdülhamid han, her hafta cumâ selâmlığına şeyhülislâm cemâleddin efendi ve serasker rızâ paşa ile birlikte çıkardı. 21 temmuz 1905 cumâ günü ermeniler yıldız câmii önüne bir saatli bomba yerleştirerek sultan ikinci abdülhamîd hana karşı suikast tertiplediler. her şey saniyesi saniyesine hesaplanmıştı. ancak abdülhamid han hünkâr mahfelinde şeyhülislâm cemâleddîn efendi ile birkaç cümle konuştu. bu gecikme sırasında yerleştirilen bomba patladı. böylece sultan ikinci abdülhamid han, allahü teâlânın yardımıyla, suikastten kurtuldu. cemâleddîn efendi de bir fâcianın önlenmesine sebep olduğu için padişahın ihsan ve iltifatını kazandı.
cemâleddîn efendinin şeyhülislâmlığı sırasında 23 ocak 1913 târihinde vukû bulan ikinci mühim hâdise, ittihatçıların meşhûr bâbıâlî baskınıdır. ittihatçılar o sırada şeyhülislâm olan cemâleddîn efendiyi istanbul’dan mısır’a sürmüşlerdir. cemâleddîn efendi mısır’da bulunduğu sırada, mısır halkı ona çok hürmet gösterdi. cemâleddîn efendi mısır’da kaldığı altı yıl içinde hâtırât-ı siyâsiyye adındaki eserini yazdı.
1919 senesinde 72 yaşında bulunduğu sırada mısır’ın iskenderiye şehri civarındaki remle kasabasında vefât etti. iskenderiye’deki cenâze namazına 35.000’den fazla müslüman katıldı. istanbul’a getirilen nâşı fâtih otlukçu yokuşundaki âile kabristanlığına defnedildi. sonraları otlukçu yokuşunun tâdilatı sebebiyle mezarı edirnekapı şehitliğine nakledildi.
ilk öğrenimini mahalle mektebinde gören cemâleddîn efendi, babasından ve zamanının büyük âlimlerinden ilim tahsil etti. medrese tahsilini tamamlayıp on yedi yaşındayken rüûs-ı hümâyûn defterine kaydolunarak kendisine maaş bağlandı. zekâ ve dirâyeti sâyesinde ilerleyerek 1866 senesinde ibtida-yı hâriç pâyesiyle müderris oldu. 1871’de hareket-i hâriç pâyesi alıp şeyhülislâmlık mektupçu muâvinliği; 1872’de ibtidâ-yı dâhil pâyesiyle, anadolu kazaskerliği mektupçuluğuna getirildi. daha sonra adliye nezâreti cezâ mahkemesi muharrerât şûbe muâvinliği ve müdürlüğüne yükseldi. ilmiye rütbesinde ilerleyip 1877’de süleymaniye müderrisliği pâyesine ulaştı. 1884’te istanbul kâdısı; daha sonra anadolu kazaskeri ve 1890’da rumeli kazaskeri oldu. 1891 senesinde rumeli kazaskeri pâyesiyle meşîhât mektupçuluğunda bulunduğu sırada üstün zekâ ve dirâyeti, aynı zamanda devrin bütün ahvâline (hallerine) vâkıf olması sebebiyle, 43 yaşındayken şeyhülislâmlık makamına yükseldi. aralıklı olarak on sekiz seneye yakın bu vazifede kaldı. dört defa şeyhülislâmlık makamına getirildi. birinci ve ikinci şeyhülislâmlığı 17 yıl 5 ay 10 gün; üçüncü ve dördüncü şeyhülislâmlığı 6 ay 3 gün sürmüştür. birinci ve ikinci şeyhülislâmlığı sultan ikinci abdülhamid hanın, üçüncü ve dördüncü şeyhülislâmlığı ise sultan reşâd’ın saltanatı yıllarına rastlamaktadır. cemâleddîn efendi osmanlı târihinde ebüssuud efendi, molla fahreddîn-i acemî ve zenbilli ali efendiden sonra şeyhülislâmlıkta en çok kalan kimselerdendir.
cemâleddîn efendi uzun müddet şeyhülislâmlık vazifesinde bulunmaktan başka devrinde yaşanan birçok önemli hadiselere şâhid olmuştur. bunlardan birisi, sultan ikinci abdülhamid hana karşı 21 temmuz 1905 cumâ günü tertiplenen yıldız suikastıdır.
sultan ikinci abdülhamid han, her hafta cumâ selâmlığına şeyhülislâm cemâleddin efendi ve serasker rızâ paşa ile birlikte çıkardı. 21 temmuz 1905 cumâ günü ermeniler yıldız câmii önüne bir saatli bomba yerleştirerek sultan ikinci abdülhamîd hana karşı suikast tertiplediler. her şey saniyesi saniyesine hesaplanmıştı. ancak abdülhamid han hünkâr mahfelinde şeyhülislâm cemâleddîn efendi ile birkaç cümle konuştu. bu gecikme sırasında yerleştirilen bomba patladı. böylece sultan ikinci abdülhamid han, allahü teâlânın yardımıyla, suikastten kurtuldu. cemâleddîn efendi de bir fâcianın önlenmesine sebep olduğu için padişahın ihsan ve iltifatını kazandı.
cemâleddîn efendinin şeyhülislâmlığı sırasında 23 ocak 1913 târihinde vukû bulan ikinci mühim hâdise, ittihatçıların meşhûr bâbıâlî baskınıdır. ittihatçılar o sırada şeyhülislâm olan cemâleddîn efendiyi istanbul’dan mısır’a sürmüşlerdir. cemâleddîn efendi mısır’da bulunduğu sırada, mısır halkı ona çok hürmet gösterdi. cemâleddîn efendi mısır’da kaldığı altı yıl içinde hâtırât-ı siyâsiyye adındaki eserini yazdı.
1919 senesinde 72 yaşında bulunduğu sırada mısır’ın iskenderiye şehri civarındaki remle kasabasında vefât etti. iskenderiye’deki cenâze namazına 35.000’den fazla müslüman katıldı. istanbul’a getirilen nâşı fâtih otlukçu yokuşundaki âile kabristanlığına defnedildi. sonraları otlukçu yokuşunun tâdilatı sebebiyle mezarı edirnekapı şehitliğine nakledildi.
kanûnî sultan süleyman han devrinin önde gelen âlim ve devlet adamlarından. tosyalı kâdı celâl’in oğlu olup, çoğu defâ yalnız koca nişancı nâmı ile anılırdı. tosya’da doğan mustafa çelebi, ilk tahsilini burada yaptıktan sonra istanbul’a giderek öğrenimini tamamladı.
genç yaşında devlet hizmetine girdi. pîrî paşaya intisâb ederek 1516’da dîvân kâtibi oldu. islâm yazılarından “dîvânî” yazıda başarılı olduğundan mesleğini çabuk ilerletti. yavuz sultan selim hanın iltifâtına kavuştu. pîrî paşadan sonra ibrâhim paşanın da takdirini kazandı.mısır’a gittiği sırada mustafa çelebi’yi de sır kâtibi olarak berâberinde götürdü.mısır’da bulundukları sırada âsâyiş, huzûr ve düzenin temini için yeni kânunlar hazırlanmasında sadrâzam ibrâhim paşanın yanında fevkalâde liyâkat gösterdi. mustafa çelebi’nin resmî yazı ve raporları hazırlamadaki üstün kâbiliyeti henüz bilinmemekle berâber, çoğu defâ bâzı mühim nâme-i hümâyûnlar (pâdişâh mektupları) ve fermânlar ile berâtlar ona yazdırılıyordu.
mustafa çelebi, 1534 irakeyn seferinde, nişancı seydi beyin vefâtı üzerine nişancılık makâmına getirildi. 1534’ten 1557’ye kadar aralıksız bu makamda devlete hizmet etti. birçok kânun ve nizamların hazırlanmasını sağladı. ayrıca dış ülkelerle olan siyâsî münâsebetlerde fevkalâde mahâret sâhibi olduğunu gösterdi. dîvân-ı hümâyûnda, yâni osmanlı devleti bakanlar meclisinde, kânunlarla ilgili hususlarda devamlı fikri alınırdı. sonraki devirlerde derlenen bu kânun ve nizâmlar celâlzâde kânunları adıyla osmanlı târihinin altın sayfalarına geçti. nişancılıktan ayrılan mustafa çelebi’ye kânûnî sultan süleymân han tarafından emeklilik maaşı bağlandı. bununla berâber, devlet hizmetlerinden büsbütün el çekmiş değildi. 1567 târihinde tekrar nişancılığa tâyin olundu. daha önce zigetvar seferine katılan mustafa çelebi ölümüne kadar bu vazîfede kaldı. aynı yıl içinde vefât ederek istanbul’da eyüp sultanda bulunan nişancılar câmii yanında defnedildi.
nişancı olup da emekliye ayrıldığı ilk dönemde burada güzel bir ev yaptırmıştı. ayrıca bir hamam ve dâhil olduğu halvetî tarîkatı için de bir tekke yaptırdı. emekliye ayrıldığı dönemde evinin bir ilim ve irfân yuvası olduğu, ilim ve edebiyât âşıklarını himâye ettiği rivâyet edilmektedir.
mustafa çelebi, güzel yazı yazmakta ve resmî yazıları kaleme almakta pek mahâret sâhibiydi. aynı zamanda takdir edilen bir şâirdi. pâdişâha sunduğu kasîdeler pek beğenilir, kendisine ikrâm ve iltifât olunurdu. cömert ve şefkatli olan mustafa çelebi, devlet hizmetlerinden başka yalnız şiir ve inşâ ile meşgul olmakla kalmamış, birçok telif ve tercüme eser bırakarak ilme ve fenne de hizmet etmiştir. eserlerinin başında kânûnî sultan süleymân devrini gâyet güzel bir üslûpla anlatan tabakâtü’l-memâlik fî derecâti’l-mesâlik adlı eseri gelmektedir. târihçi peçevî bu esere “manzum ve mensur şehnâme” adını vererek kıymetini ifâde etmeye çalışmıştır. ilk nişancılığı zamânında horasanlı mu’inü’l-miskin’in peygamberler târihi ile ilgili me’aricü’n-nübüvve adlı eserini türkçeye tercüme etti. (bu eser, sonradan 17. asır âlimlerinden altıparmak mehmed efendi tarafından da tercüme edilerek basıldı. altıparmak târihi adıyla günümüzde yeniden bastırılmıştır.)
mustafa çelebi, emekliye ayrıldığı sırada oturmakta olduğu eyyûb sultandaki evinde mevâhibü’l-hallâk fî merâtibi’l-ahlâk adlı pek kıymetli bir eser hazırladı. bu eser, islâm ahlâkını anlatmaktadır. daha sonra enîsü’s-selâtîn ve celîsü’l-havâkîn adı verilen bu eser, 54 bölümden meydana gelmektedir. merhumun ayrıca, yavuz sultan selim’i, din ve devlete olan hizmetlerini anlatan selimnâme adlı bir eseri ile nişânî mahlaslı bir dîvân’ı vardır. bunlardan başka birkaç tercüme eseri daha mevcuttur.
genç yaşında devlet hizmetine girdi. pîrî paşaya intisâb ederek 1516’da dîvân kâtibi oldu. islâm yazılarından “dîvânî” yazıda başarılı olduğundan mesleğini çabuk ilerletti. yavuz sultan selim hanın iltifâtına kavuştu. pîrî paşadan sonra ibrâhim paşanın da takdirini kazandı.mısır’a gittiği sırada mustafa çelebi’yi de sır kâtibi olarak berâberinde götürdü.mısır’da bulundukları sırada âsâyiş, huzûr ve düzenin temini için yeni kânunlar hazırlanmasında sadrâzam ibrâhim paşanın yanında fevkalâde liyâkat gösterdi. mustafa çelebi’nin resmî yazı ve raporları hazırlamadaki üstün kâbiliyeti henüz bilinmemekle berâber, çoğu defâ bâzı mühim nâme-i hümâyûnlar (pâdişâh mektupları) ve fermânlar ile berâtlar ona yazdırılıyordu.
mustafa çelebi, 1534 irakeyn seferinde, nişancı seydi beyin vefâtı üzerine nişancılık makâmına getirildi. 1534’ten 1557’ye kadar aralıksız bu makamda devlete hizmet etti. birçok kânun ve nizamların hazırlanmasını sağladı. ayrıca dış ülkelerle olan siyâsî münâsebetlerde fevkalâde mahâret sâhibi olduğunu gösterdi. dîvân-ı hümâyûnda, yâni osmanlı devleti bakanlar meclisinde, kânunlarla ilgili hususlarda devamlı fikri alınırdı. sonraki devirlerde derlenen bu kânun ve nizâmlar celâlzâde kânunları adıyla osmanlı târihinin altın sayfalarına geçti. nişancılıktan ayrılan mustafa çelebi’ye kânûnî sultan süleymân han tarafından emeklilik maaşı bağlandı. bununla berâber, devlet hizmetlerinden büsbütün el çekmiş değildi. 1567 târihinde tekrar nişancılığa tâyin olundu. daha önce zigetvar seferine katılan mustafa çelebi ölümüne kadar bu vazîfede kaldı. aynı yıl içinde vefât ederek istanbul’da eyüp sultanda bulunan nişancılar câmii yanında defnedildi.
nişancı olup da emekliye ayrıldığı ilk dönemde burada güzel bir ev yaptırmıştı. ayrıca bir hamam ve dâhil olduğu halvetî tarîkatı için de bir tekke yaptırdı. emekliye ayrıldığı dönemde evinin bir ilim ve irfân yuvası olduğu, ilim ve edebiyât âşıklarını himâye ettiği rivâyet edilmektedir.
mustafa çelebi, güzel yazı yazmakta ve resmî yazıları kaleme almakta pek mahâret sâhibiydi. aynı zamanda takdir edilen bir şâirdi. pâdişâha sunduğu kasîdeler pek beğenilir, kendisine ikrâm ve iltifât olunurdu. cömert ve şefkatli olan mustafa çelebi, devlet hizmetlerinden başka yalnız şiir ve inşâ ile meşgul olmakla kalmamış, birçok telif ve tercüme eser bırakarak ilme ve fenne de hizmet etmiştir. eserlerinin başında kânûnî sultan süleymân devrini gâyet güzel bir üslûpla anlatan tabakâtü’l-memâlik fî derecâti’l-mesâlik adlı eseri gelmektedir. târihçi peçevî bu esere “manzum ve mensur şehnâme” adını vererek kıymetini ifâde etmeye çalışmıştır. ilk nişancılığı zamânında horasanlı mu’inü’l-miskin’in peygamberler târihi ile ilgili me’aricü’n-nübüvve adlı eserini türkçeye tercüme etti. (bu eser, sonradan 17. asır âlimlerinden altıparmak mehmed efendi tarafından da tercüme edilerek basıldı. altıparmak târihi adıyla günümüzde yeniden bastırılmıştır.)
mustafa çelebi, emekliye ayrıldığı sırada oturmakta olduğu eyyûb sultandaki evinde mevâhibü’l-hallâk fî merâtibi’l-ahlâk adlı pek kıymetli bir eser hazırladı. bu eser, islâm ahlâkını anlatmaktadır. daha sonra enîsü’s-selâtîn ve celîsü’l-havâkîn adı verilen bu eser, 54 bölümden meydana gelmektedir. merhumun ayrıca, yavuz sultan selim’i, din ve devlete olan hizmetlerini anlatan selimnâme adlı bir eseri ile nişânî mahlaslı bir dîvân’ı vardır. bunlardan başka birkaç tercüme eseri daha mevcuttur.
osmanlıların son devirlerinde yetişmiş araştırmacı - yazar ve siyaset adamı. sultan abdülmecid han devri ordu mensuplarından üsküdarlı seyyid muhammed tâhir paşanın torunudur. babası rifat beydir. 22 kasım 1861 târihinde bursa’nın yerkapı mahallesinde doğdu. ilk tahsilini evlerinin yanındaki kârgir mektepte yaptıktan sonra mülkiye rüştiyesine girdi. rüştiyede talebeyken haraççıoğlu medresesi hocalarından niğdeli hoca ali efendiden dînî ve arabî dersler okudu. babası rifat bey 1877-78 osmanlı-rus harbinde şehid oldu. bu sırada mülkiye orta mektebini birincilikle bitiren mehmed tâhir, askerî liseye kaydoldu. askerî liseyi başarıyla bitirdikten sonra mekteb-i harbiyeye (kara harb okulu) girdi. harbiye’de okurken tasavvufa karşı ilgi duyup halvetî-rufâî tarîkatı şeyhlerinden kemâleddîn efendiye bağlandı. 1881 senesinde harbiyeyi bitirdikten sonra teğmen rütbesiyle manastır askerî rüştiyesi coğrafya ve hendese (geometri) öğretmenliğine tâyin edildi. 1884’te üstteğmen, 1888’de yüzbaşılığa yükseldi. 1895 senesinde üsküp askerî rüştiyesi coğrafya öğretmenliğine naklolundu. 1896 senesinde kolağası rütbesine terfi ettirilerek manastır askerî rüştiyesi müdürlüğüne getirildi. 1902 senesinde selânik askerî rüştiyesi müdürlüğüne nakledildi. 1903’te binbaşılık rütbesine yükseldi.
selânik’te bulunduğu sırada, sultan ikinci abdülhamid hanı tahttan indirmek ve dış düşmanlarla birlikte hareket ederek osmanlı devletini yıkmak için çalışan ittihat ve terakki cemiyetine girdi. rumeli’deki subayların arasında gelişen genç osmanlılar hareketine katıldı. vatan ve hürriyet cemiyetine de üye oldu. asıl vazifesi dışındaki siyâsî hareketlere katıldığı için selânik askerî rüştiyesi müdürlüğünden alındı. bir müddet sonra kendisini sevenlerin himâye ve arabuluculuğuyla manisa alaşehir alayı birinci tabur kumandanlığına naklolundu. buradan da izmir fırka divan-ı harp âzâlığına tâyin edildi ve tedkik memurluğu vazifesi yaptı. kaymakam (yarbay)rütbesindeyken ordudan emekli oldu.
ikinci meşrutiyetin îlânından önce ittihatçıların hareketlerine faal bir şekilde katılan mehmed tâhir bey, meşrûtiyetin îlân edilmesinden sonra bursa mebusu (millet vekili) seçilerek mebusan meclisine girdi. ancak yaptığı bir devre milletvekilliği sırasında, sultan ikinci abdülhamîd hana karşı cephe alanların aldatılmış veya devlet düşmanı olduklarını görerek siyâsî hayattan çekildi. türkçülük fikrini harâretle savunan kimseler arasında yer aldı. türk derneği, türk yurdu, sırât-ı müstakîm (sonradan sebîlür-reşâd), islâm mecmuası gibi dergi ve gazetelerde yazı yazdı. türk derneğinin asil üyesi, târih-i osmânî encümeninin de yardımcı üyesi olarak vazife yaptı. umûmiyetle kitabiyat ve hal tercümeleriyle alâkalı makâleler ve eserler yazdı. askerî ve siyâsî kişiliğinden ziyâde bu sahada yazdığı eserleriyle dikkati çeken mehmed tâhir bey, 28 ekim 1924’te istanbul’da vefât etti. üsküdar’da aziz mahmud hüdâî efendi câmii yanındaki kabristana defnedildi.
eserleri:
bursalı mehmed tâhir beyin basılmış ve basılmamış birçok eseri, bibliyoğrafya ve biyoğrafi sahasında önemli kaynaklardır.
selânik’te bulunduğu sırada, sultan ikinci abdülhamid hanı tahttan indirmek ve dış düşmanlarla birlikte hareket ederek osmanlı devletini yıkmak için çalışan ittihat ve terakki cemiyetine girdi. rumeli’deki subayların arasında gelişen genç osmanlılar hareketine katıldı. vatan ve hürriyet cemiyetine de üye oldu. asıl vazifesi dışındaki siyâsî hareketlere katıldığı için selânik askerî rüştiyesi müdürlüğünden alındı. bir müddet sonra kendisini sevenlerin himâye ve arabuluculuğuyla manisa alaşehir alayı birinci tabur kumandanlığına naklolundu. buradan da izmir fırka divan-ı harp âzâlığına tâyin edildi ve tedkik memurluğu vazifesi yaptı. kaymakam (yarbay)rütbesindeyken ordudan emekli oldu.
ikinci meşrutiyetin îlânından önce ittihatçıların hareketlerine faal bir şekilde katılan mehmed tâhir bey, meşrûtiyetin îlân edilmesinden sonra bursa mebusu (millet vekili) seçilerek mebusan meclisine girdi. ancak yaptığı bir devre milletvekilliği sırasında, sultan ikinci abdülhamîd hana karşı cephe alanların aldatılmış veya devlet düşmanı olduklarını görerek siyâsî hayattan çekildi. türkçülük fikrini harâretle savunan kimseler arasında yer aldı. türk derneği, türk yurdu, sırât-ı müstakîm (sonradan sebîlür-reşâd), islâm mecmuası gibi dergi ve gazetelerde yazı yazdı. türk derneğinin asil üyesi, târih-i osmânî encümeninin de yardımcı üyesi olarak vazife yaptı. umûmiyetle kitabiyat ve hal tercümeleriyle alâkalı makâleler ve eserler yazdı. askerî ve siyâsî kişiliğinden ziyâde bu sahada yazdığı eserleriyle dikkati çeken mehmed tâhir bey, 28 ekim 1924’te istanbul’da vefât etti. üsküdar’da aziz mahmud hüdâî efendi câmii yanındaki kabristana defnedildi.
eserleri:
bursalı mehmed tâhir beyin basılmış ve basılmamış birçok eseri, bibliyoğrafya ve biyoğrafi sahasında önemli kaynaklardır.
adı bilinen ilk türk yazar, tarihçi ve büyük devlet adamı. milattan sonra 8. asırda göktürkler devrinde yaşamış ilteriş (kutluk) kağan, kapagan kağan, bögü han ile bilge kağana baş vezirlik yapmış, bazı savaşlarda başkomutan olarak vazife görmüştür.
kendi adına dikilen abideye yazdırdıklarından anlaşıldığına göre; çin’de doğmuş, çin esaretinden ilteriş (kutluk ) kağanla birlikte kurtularak türklerin çin esaretinden kurtuluş savaşını idare etmiş, gençlik yıllarında ataklık ve cesaretiyle, yaşlılığında da tecrübe ve bilgisi ile devletine hizmet vermiştir. damadı bilge kağanın türk milletini yerleştirmek ve budist tapınakları açmak gibi fikirlerini reddetmiştir. bu sebeple milleti her an at sırtında harbe hazır tutmuş ve türklüğün islamiyete girmesine zemin hazırlamıştır. politikayı iyi bilen, halk ruhunu derinlemesine kavramış olan bu meşhur göktürk vezirinin kendi adına m.s. 720-725 yıllarında dikilen kitabesi, moğolistan’ın bayın çoktu mevkiindedir.
sade ve sanatsız bir dille yazılan bu kitabede; çin esaretinin çilesinden, çinlilerin hile ve zulümlerinden bahsedilerek halka öğütler verilir. bazı bölümlerde de kendi hayatından bahisler vardır.
bilge tonyukuk kitabesinden:
“tanrı yarlıgadığı için türk milleti içinde silahlı düşmanı gezdirmedim. damgalı atı koşturmadım. ilteriş kağan çalışmasaydı ona uyarak ben kendim çalışmasaydım, il de millet de yok olacaktı. çalıştığı, çalıştığım için il, il oldu. millet de millet oldu. kendim artık kocadım... şimdi türk bilge kağan, türk müstakil milletini, oğuz milletini iyi idare ederek tahtında oturuyor."
kendi adına dikilen abideye yazdırdıklarından anlaşıldığına göre; çin’de doğmuş, çin esaretinden ilteriş (kutluk ) kağanla birlikte kurtularak türklerin çin esaretinden kurtuluş savaşını idare etmiş, gençlik yıllarında ataklık ve cesaretiyle, yaşlılığında da tecrübe ve bilgisi ile devletine hizmet vermiştir. damadı bilge kağanın türk milletini yerleştirmek ve budist tapınakları açmak gibi fikirlerini reddetmiştir. bu sebeple milleti her an at sırtında harbe hazır tutmuş ve türklüğün islamiyete girmesine zemin hazırlamıştır. politikayı iyi bilen, halk ruhunu derinlemesine kavramış olan bu meşhur göktürk vezirinin kendi adına m.s. 720-725 yıllarında dikilen kitabesi, moğolistan’ın bayın çoktu mevkiindedir.
sade ve sanatsız bir dille yazılan bu kitabede; çin esaretinin çilesinden, çinlilerin hile ve zulümlerinden bahsedilerek halka öğütler verilir. bazı bölümlerde de kendi hayatından bahisler vardır.
bilge tonyukuk kitabesinden:
“tanrı yarlıgadığı için türk milleti içinde silahlı düşmanı gezdirmedim. damgalı atı koşturmadım. ilteriş kağan çalışmasaydı ona uyarak ben kendim çalışmasaydım, il de millet de yok olacaktı. çalıştığı, çalıştığım için il, il oldu. millet de millet oldu. kendim artık kocadım... şimdi türk bilge kağan, türk müstakil milletini, oğuz milletini iyi idare ederek tahtında oturuyor."
yavuz sultan selim devri beylerbeylerinden. enderunda yetişti. çeşitli saray hizmetlerinde yetiştikten sonra baş mirahur oldu. yavuz sultan selim, çaldıran seferine giderken bıyıklı mehmed paşayı bayburt’u almakla görevlendirdi. bayburt zaptedildikten sonra erzincan beylerbeyliğine bağlandı. 1515’te kemah’ı kuşattı. yavuz sultan selim’in de kuvvetleriyle gelerek muhasaraya iştiraki üzerine kale kumandanı şehri padişaha teslim etti. bundan sonra yavuz onu safevi devletinin batı hududunda elinde tuttuğu kalelerin en mühimi olan diyarbekir üzerine serdar tayin etti. büyük alim idris-i bitlisi ile birlikte hareket eden bıyıklı mehmed paşa, şehri sulhen zaptetti. bu arada şehrin kurtarılması için gelen karahan kumandasındaki safevi kuvvetlerini mardin civarında koçhisar mevkiinde bozguna uğrattı. böylece mardin, ergani, çermik ve birecik de osmanlı hakimiyeti içerisine girdi. bıyıklı mehmed paşa, teşkil olunan diyarbekir eyaletine ilk beylerbeyi tayin olundu. diyarbekir halkının “fatih paşa” sanını verdikleri bıyıklı mehmed paşa 1524’te vefat etti.
osmanlılar devri darüssaade ağalarından. 1652 (h.1062) senesinde doğdu. 1746 (h.1159) senesinde istanbul’da vefat etti.
sarayda yapraksız ali ağanın yanında yetişen beşir ağa, 1707 senesinde saray hazinedarı oldu. sultan üçüncü ahmed’in şehzadeliği sırasında onun musahibi oldu. sonraları darüssaade ağası süleyman ağa ile beraber 1713’te kıbrıs’ta mecburi ikamete tabi tutularak gönderildi. kıbrıs’tan mısır’a, oradan da hicaz’a gönderilerek şeyhülharemeynlik vazifesi verildi. bu vazifesi sırasında mekke-i mükerremede bulunan evliyanın büyüklerinden olan ahmed-i yekdest hazretlerine talebe oldu. onun sohbetlerinde bulunup feyz aldı ve tasavvufta yüksek derecelere kavuştu. 1717 senesinde istanbul’a çağrılarak darüssaade ağalığına tayin edildi. bundan sonra sultan üçüncü ahmed hanın padişahlığının son ve sultan birinci mahmud hanın padişahlığının ilk devirlerinde olmak üzere vefatına kadar otuz sene darüssaade ağalığı yaptı. bu vazifesi sırasında çok hizmet eden beşir ağa, babıali civarında, cami, medrese, tekke, çeşme ve kütüphane inşa ettirdi. fatih, beşiktaş, kocamustafapaşa, fındıklı, üsküdar ve sarıyer’de çeşmeler, medine-i münevverede pek çok hayrat yaptırdı. babıali yakınında yaptırdığı cami yanındaki kütüphanede 1368, eyyub’deki kütüphanede 219 cilt kitap vardır. bu kitaplar bugün ayrılan bir bölümde muhafaza edilmektedir.
beşir ağanın ilk matbaanın kuruluşunda mühim rolü olmuştur. ibrahim müteferrika istanbulda ilk matbaayı açtığı gibi, ilk kağıt fabrikasının da yalova’da açılmasına gayret etti. bu fabrika için en uygun yer beşir ağanın çiftliği idi. çiftliğini bu iş için seve seve vakfeden beşir ağa, fabrikanın kurulmasından çok kısa bir zaman sonra 1746 senesinde istanbul’da vefat etti. eyüp sultan türbesine defnedildi.
osmanlı tarihinde darüssaade ağası olan iki beşir ağa daha vardır. bunlardan birisine küçük beşir ağa denilmiştir. diğeri sultan üçüncü mustafa han zamanında darüssaade ağası olan beşir ağadır.
sarayda yapraksız ali ağanın yanında yetişen beşir ağa, 1707 senesinde saray hazinedarı oldu. sultan üçüncü ahmed’in şehzadeliği sırasında onun musahibi oldu. sonraları darüssaade ağası süleyman ağa ile beraber 1713’te kıbrıs’ta mecburi ikamete tabi tutularak gönderildi. kıbrıs’tan mısır’a, oradan da hicaz’a gönderilerek şeyhülharemeynlik vazifesi verildi. bu vazifesi sırasında mekke-i mükerremede bulunan evliyanın büyüklerinden olan ahmed-i yekdest hazretlerine talebe oldu. onun sohbetlerinde bulunup feyz aldı ve tasavvufta yüksek derecelere kavuştu. 1717 senesinde istanbul’a çağrılarak darüssaade ağalığına tayin edildi. bundan sonra sultan üçüncü ahmed hanın padişahlığının son ve sultan birinci mahmud hanın padişahlığının ilk devirlerinde olmak üzere vefatına kadar otuz sene darüssaade ağalığı yaptı. bu vazifesi sırasında çok hizmet eden beşir ağa, babıali civarında, cami, medrese, tekke, çeşme ve kütüphane inşa ettirdi. fatih, beşiktaş, kocamustafapaşa, fındıklı, üsküdar ve sarıyer’de çeşmeler, medine-i münevverede pek çok hayrat yaptırdı. babıali yakınında yaptırdığı cami yanındaki kütüphanede 1368, eyyub’deki kütüphanede 219 cilt kitap vardır. bu kitaplar bugün ayrılan bir bölümde muhafaza edilmektedir.
beşir ağanın ilk matbaanın kuruluşunda mühim rolü olmuştur. ibrahim müteferrika istanbulda ilk matbaayı açtığı gibi, ilk kağıt fabrikasının da yalova’da açılmasına gayret etti. bu fabrika için en uygun yer beşir ağanın çiftliği idi. çiftliğini bu iş için seve seve vakfeden beşir ağa, fabrikanın kurulmasından çok kısa bir zaman sonra 1746 senesinde istanbul’da vefat etti. eyüp sultan türbesine defnedildi.
osmanlı tarihinde darüssaade ağası olan iki beşir ağa daha vardır. bunlardan birisine küçük beşir ağa denilmiştir. diğeri sultan üçüncü mustafa han zamanında darüssaade ağası olan beşir ağadır.
kaptan-ı derya, sultan ikinci mustafa’nın damadı, vezir.
1670 yılında alanya’da doğdu. sarayda yetişerek darphane eminliğine kadar yükseldi. bu vazifedeyken vezir rütbesi ile cidde ve peşinden de mısır valiliğine tayin edildi. çeşitli yerlerde valilik yaptıktan sonra, kıbrıs muhassıllığında ve eğriboz muhafızlığında bulundu. birinci defa olarak 1732 senesinde kaptan-ı derya oldu. on bir ay kadar bu vazifede bulunduktan sonra nişancılık verildi. sultan ikinci mustafa’nın kızı safiye sultanla evlendi (1740). 1750 senesinde ikinci defa kaptan-ı derya oldu. üç sene sonra bu vazifeden alınıp cidde valiliğine tayin edildi ise de ihtiyarlığını ileri sürerek istanbul’da kaldı. gelibolu ve alanya’ya sürgüne gönderildi (1752).
ömrünün son yıllarını istanbul’da safiye sultanın sarayında geçirdi. çeşitli yerlerde cami, medrese, çeşme gibi hayır eserleri inşa ettirdi. doksan yaşındayken vefat etti (1759). istanbul’da defnedildi.
1670 yılında alanya’da doğdu. sarayda yetişerek darphane eminliğine kadar yükseldi. bu vazifedeyken vezir rütbesi ile cidde ve peşinden de mısır valiliğine tayin edildi. çeşitli yerlerde valilik yaptıktan sonra, kıbrıs muhassıllığında ve eğriboz muhafızlığında bulundu. birinci defa olarak 1732 senesinde kaptan-ı derya oldu. on bir ay kadar bu vazifede bulunduktan sonra nişancılık verildi. sultan ikinci mustafa’nın kızı safiye sultanla evlendi (1740). 1750 senesinde ikinci defa kaptan-ı derya oldu. üç sene sonra bu vazifeden alınıp cidde valiliğine tayin edildi ise de ihtiyarlığını ileri sürerek istanbul’da kaldı. gelibolu ve alanya’ya sürgüne gönderildi (1752).
ömrünün son yıllarını istanbul’da safiye sultanın sarayında geçirdi. çeşitli yerlerde cami, medrese, çeşme gibi hayır eserleri inşa ettirdi. doksan yaşındayken vefat etti (1759). istanbul’da defnedildi.
(bkz: bayrampasa)
osmanlı veziriazamlarından. istanbul’da doğmuştur. doğum tarihi kesin olarak bilinmemektedir. gençliğinde yeniçeri ocağına girip sırasıyla ocak ağası, kul kethüdası ve 1623’de yeniçeri ağası oldu. 1625 yılında vezirlik rütbesiyle mısır valisi olan bayram paşa, istanbul’da kubbe veziri bulunduğu sırada tabanı yassı mehmet paşanın azli üzerine vezir-i azam tayin edildi (şubat 1636).
dördüncü murad bağdat seferine çıkışında bayram paşayı da yanına aldı. ancak ordu urfa’ya yakın celab mevkiine geldiğinde bayram paşa vefat etti (eylül 1638). cenazesi istanbul’a nakledilip cerrahpaşa’daki türbesine defnedildi.
dördüncü murad, bayram paşayı takdir ettiği için vefatını duyunca çadırına gelip ağlamıştır. paşa’nın çadırında her konakta padişaha takdim edilecek hediyeleri havi sandıklar bulunmuştu. sultan murad bu sandıktaki zırhtan gömlek, miğfer, samur takımıyla esvapları görünce derin bir teessür içinde; “çok yazık ki, böyle kadirşinas bir vezirden ayrıldım. böyle bir vezir az bulunur.” diyerek ruhuna dualar etmiştir.
bayram paşanın sadareti bir buçuk sene kadardır. tedbirli ve iyi idareli, uzağı gören bir devlet adamıydı. istanbul’da türbesine bitişik bir tekkesiyle, sebil mektebi ve medresesi ve kayseri’de mevlevihanesi ve amasya’da bazı hayır eserleri vardır.
dördüncü murad bağdat seferine çıkışında bayram paşayı da yanına aldı. ancak ordu urfa’ya yakın celab mevkiine geldiğinde bayram paşa vefat etti (eylül 1638). cenazesi istanbul’a nakledilip cerrahpaşa’daki türbesine defnedildi.
dördüncü murad, bayram paşayı takdir ettiği için vefatını duyunca çadırına gelip ağlamıştır. paşa’nın çadırında her konakta padişaha takdim edilecek hediyeleri havi sandıklar bulunmuştu. sultan murad bu sandıktaki zırhtan gömlek, miğfer, samur takımıyla esvapları görünce derin bir teessür içinde; “çok yazık ki, böyle kadirşinas bir vezirden ayrıldım. böyle bir vezir az bulunur.” diyerek ruhuna dualar etmiştir.
bayram paşanın sadareti bir buçuk sene kadardır. tedbirli ve iyi idareli, uzağı gören bir devlet adamıydı. istanbul’da türbesine bitişik bir tekkesiyle, sebil mektebi ve medresesi ve kayseri’de mevlevihanesi ve amasya’da bazı hayır eserleri vardır.
osmanlı devletinin son devirlerinde yetişen asker, araştırmacı ve biyografi yazarı. baban ailesinden baban mehmed emir efendinin oğludur. 1839da bağdatta doğdu. 1920de istanbulda vefat etti.
ilk tahsilini memleketinde yaptı. iraktayken askeri mektepte okudu. çeşitli askeri birliklerde görev yaptı. jandarma dairesi ikinci şubesi müdürüyken 1875te istanbula yerleşti. 1908den itibaren mirliva rütbesi ile jandarma dairesi müdürlüğüne tayin edildi. bu arada ilmi araştırmalarla meşgul olup, uzun bir çalışma neticesinde katib çelebinin keşf-üz-zünun adlı eserine iki ciltlik bir zeyl (ek) yazdı. 1920 (h. 1339)de istanbulda vefat etti.
ününü, yazmış olduğu eserden almış olan bağdatlı ismail paşanın ilk eseri; izah-ül-meknun fi zeyl-i ala keşf-üz-zünundur. iki cilt halinde yazdığı bu zeylde 19.000 kadar kitabı tanıtmaktadır.
hediyyet-ül-arifin ve esma-ül-müellifin ve asar-ül-musannifin adıyla yazdığı ikinci eseri de iki cilt olup, arapçadır. alfabetik olarak tertib edilmiş olan bu eserde, bir müelliften (yazardan) bahsedilirken sırayla müellifin adı, babasının adı, nisbeti yani şöhreti, lakabı, memleketi, mezhebi, vefat tarihi, türk olup olmadığı ve eserleri yazılmıştır.
ilk tahsilini memleketinde yaptı. iraktayken askeri mektepte okudu. çeşitli askeri birliklerde görev yaptı. jandarma dairesi ikinci şubesi müdürüyken 1875te istanbula yerleşti. 1908den itibaren mirliva rütbesi ile jandarma dairesi müdürlüğüne tayin edildi. bu arada ilmi araştırmalarla meşgul olup, uzun bir çalışma neticesinde katib çelebinin keşf-üz-zünun adlı eserine iki ciltlik bir zeyl (ek) yazdı. 1920 (h. 1339)de istanbulda vefat etti.
ününü, yazmış olduğu eserden almış olan bağdatlı ismail paşanın ilk eseri; izah-ül-meknun fi zeyl-i ala keşf-üz-zünundur. iki cilt halinde yazdığı bu zeylde 19.000 kadar kitabı tanıtmaktadır.
hediyyet-ül-arifin ve esma-ül-müellifin ve asar-ül-musannifin adıyla yazdığı ikinci eseri de iki cilt olup, arapçadır. alfabetik olarak tertib edilmiş olan bu eserde, bir müelliften (yazardan) bahsedilirken sırayla müellifin adı, babasının adı, nisbeti yani şöhreti, lakabı, memleketi, mezhebi, vefat tarihi, türk olup olmadığı ve eserleri yazılmıştır.
osman gazinin kardeşi gündüz alp’in oğlu. doğum yeri ve tarihi bilinmemektedir. bir çok savaşlarda bulunarak büyük kahramanlıklar gösterdi. 27 temmuz 1302’de osman beyin üstün bizans kuvvetlerine karşı giriştiği koyunhisar muharebesine katıldı. bu savaşta büyük yararlıklar gösteren aydoğdu bey şehid düştü. osman gazi, yetişmesi ile bizzat ilgilendiği bu gözüpek yeğeninin ölümüne son derece üzüldü. kabri bursa-yenişehir arasında koyunhisar’a giden yol üzerindedir. hastalanan atların, kabrinin etrafında gezdirilince şifa buldukları söylenmektedir.
on altıncı yüzyıl türk denizcilerinden. aslen karamanlı olup kemal reisin yetiştirmelerindendir. osmanlı donanmasında gemi kaptanlığı vazifesindeyken sultan ikinci bayezid’in emriyle memlüklü sultanlığı hizmetine girdi. ustası kemal reisin vefatı (1511) üzerine kuzey-batı afrika’ya geçerek oruç reisin gazalarına iştirak etti. cezayir’in fethine katıldı. oruç reisin şehadetinden sonra barbaros hayreddin paşanın maiyetinden ayrılmadı. barbaros, on beş gemilik bir filoyu aydın reisin emrine verip ispanyol zulmü altında inleyen müslümanları kurtarmaya gönderdi. ispanyollar tarafından “şeytan döven” adı verilen aydın reis, endülüs’e giderken rastladığı beş ispanyol gemisini ele geçirdi. güney ispanya kıyılarına vardı. oliva limanında müslümanları gemilere bindirip yola çıktı. balear takım adalarından formenterada muhacirleri karaya çıkarıp kendisini takip eden ispanyol donanması komutanı portundo’nun filosuna hücum etti. yedi ispanyol gemisini ele geçirdi. ispanyol komutan ve kaptanları çarpışmada öldü. ispanyol amiral bayrağını da ele geçiren aydın reis, muhacirleri alarak cezayir’e döndü. barbaros tarafından cezayir donanması kaptanlığı ile taltif edildi. on parçalık bir filoyla barbaros’un mektubunu ve hediyeleri takdim etmek üzere istanbul’a gönderildi. arkadaşları ile birlikte kanuni sultan süleyman hanın huzuruna kabul edilip iltifatlarına mazhar oldu.
daha sonra barbaros’un kaptan-ı deryalık vazifesiyle istanbul’a gitmesi üzerine aydın reis seferler tertip edip ispanyol zulmünden müslümanları kurtarmaya devam etti. 1534 yılında barbaros hayreddin paşa ile birlikte tunus seferine iştirak etti. 1535 yılında beledül-unnab’da (bone) vefat etti.
daha sonra barbaros’un kaptan-ı deryalık vazifesiyle istanbul’a gitmesi üzerine aydın reis seferler tertip edip ispanyol zulmünden müslümanları kurtarmaya devam etti. 1534 yılında barbaros hayreddin paşa ile birlikte tunus seferine iştirak etti. 1535 yılında beledül-unnab’da (bone) vefat etti.
osmanlı devlet adamlarından ve şairlerinden. sadrazam topal osman paşazade ratib ahmed paşanın oğludur. doğum tarihi ve yeri bilinmemektedir. sarayda tahsil görüp yetişti. devrine göre tahsilini tamamladıktan sonra kapıcıbaşı olarak memuriyete atıldı.1757 senesinde beylerbeyi rütbesiyle köstendil mutasarrıflığına tayin edildi.1763 senesinde hotin muhafızı oldu. daha sonra orduda çalışmaya başladı. 1768’de vezirlikle selanik valisi oldu. bir sene sonra da halep valiliğine tayin edildi ve bir sene kadar görev yaptıktan sonra vidin valiliğine getirildi. 1771’de belgrat, 1775’te inebahtı, 1776’da konya, 1778’de ikinci defa halep’te valilik yaptı. ikinci defa halep valisiyken aynı zamanda bender muhafızlığı görevini de üstlendi. 1780 senesinde rumeli valisi oldu ve aynı sene belgrat’tayken vefat etti.
asaf mehmed paşa iyi bir idareciydi. şiirle meşguliyeti az olmakla birlikte, şairane ve hakimane şiirleri vardır. asafi mahlasıyla şiirler yazan asaf paşanın şiirleri o devrin bazı mecmualarında yayınlanmıştır.
asaf mehmed paşa iyi bir idareciydi. şiirle meşguliyeti az olmakla birlikte, şairane ve hakimane şiirleri vardır. asafi mahlasıyla şiirler yazan asaf paşanın şiirleri o devrin bazı mecmualarında yayınlanmıştır.
jön türklerden. türk siyasetinde masonluğun önde gelen simalarındandır. babası izmir gümrük memuru reşid efendidir. şura-yı devlet tanzimat dairesi yardımcılarından iken, ikinci abdülhamid hanı tahttan indirip yerine beşinci murad’ı geçirmek için çalışan skalyeri aziz bey komitesine girdi. komitenin gizli çalışmalarına katıldı. ali suavi’nin çırağan vakasından sonra bu gizli derneğin de meydana çıkması üzerine avrupa’ya kaçtı. napoli ve cenevre’de istikbal adlı gazeteyi çıkardı (1879-1881). islamiyet ve hanedan düşmanı çevreler tarafından büyük ilgi gördü ve desteklendi. bir müddet eski mısır hidivi ismail paşanın sekreterliğini yaptı. 1895’te istikbal’i londra’da çıkarmaya başladı. aynı zamanda osmanlı idaresine karşı hayal adında bir de mizah dergisi çıkardı. 1896’da paris’te sefalet içerisinde öldü. pere lachaise mezarlığına gömüldü.
osmanlı devletinin son zamanlarında yetişen yazar ve ihtilalci. 1839 senesinde istanbul’un cerrahpaşa semtinde doğdu. babası çankırı’nın çay köyünden olup, istanbul’da yerleşmiş kağıt mühreciliği (parlatmacılığı) yapan hüseyin ağadır. davutpaşa iskele rüşdiyesinde bir kaç sene okuyan suavi, medrese tahsili görmemiş olup, cami dersleriyle kalmıştı. bu sebeple daha sonraları cami vaizliği yaptığı dönemlerde halkın diliyle ve çok kere de mantıkiyle konuşurdu. suavi, sami paşanın maarif nazırlığı sırasında girdiği imtihanda başarı göstererek, bursa rüşdiyesine muallim-i evvel tayin edildi. ancak ahlaki düşüklüğü dolayısıyla hakkında yapılan şikayetler artınca, bir sene sonra bursa’dan ayrılmak mecburiyetinde kaldı. bir müddet rüşdiyede baş muallimlik vazifesinde bulundu. bu sırada hacca giden ali suavi, dönüşte sami paşanın himayesiyle filibe rüşdiyesine hoca olarak tayin edildi. daha sonra sofya’da ticaret mahkemesi reisliği, filibe’de tahrirat müdürlüğü yaptı.
1867 senesinde istanbul’a dönen suavi, bir taraftan şehzade camiinde vaazlar veriyor, diğer taraftan filip efendinin muhbir adlı gazetesinde yazarlık yapıyordu. bir süre sonra devlet aleyhinde şiirler yazmaya başladı. bu durum, gazetenin kapatılmasına ve ali suavi’nin kastamonu’da ikamete mecbur edilmesine yol açtı. kastamonu’dayken mustafa fazıl paşanın daveti üzerine kaçıp paris’e gitti. paris’te mustafa fazıl paşa ve arkadaşlarıyla yapılan toplantıdan sonra, burada alınan karar üzerine muhbir gazetesini çıkarmak için londra’ya gitti. gazetenin daha ilk nüshalarından itibaren kararlaştırılmış hedeflerin dışına çıktığı görüldü. bu yüzden yeni osmanlılar ve diğer erkan ile arası bozuldu. namık kemal ve ziya beyin desteklerini çekmeleri üzerine gazete kapanmak zorunda kaldı.
londra’da bir ingiliz kızı ile evlenen ali suavi, sultan abdülaziz’in tahttan indirilmesinden sonra istanbul’a geri döndü. sultan ikinci abdülhamid hanın mabeyn feriki olan ingiliz said paşanın yardımı ile galatasaray sultanisine müdür tayin edildi. kötü idaresi ile mektebi karıştırması, perişan tavırları ve türk halkının örf ve adetlerine uymayan davranışları yüzünden kısa zaman sonra bu görevden azl edildi. bu olaydan sonra abdülhamid hana ve idaresine düşman kesilen ali suavi, sultan’ı tahttan indirmeye ve yerine beşinci murad’ı padişah yapmaya karar verdi. bu konuda ingilizlerin de desteğini sağladı. bunun için gizli olarak çalışmaya başladı. etrafına topladığı beş yüz kadar göçmen ile 20 mayıs’ta beşinci murad’ın bulunduğu çırağan sarayı’nı basarak, beşinci murad’ı dışarı çıkardı. bu sırada yetişen beşiktaş muhafızı hasan paşanın vurduğu bir sopa darbesiyle ali suavi, olay yerinde öldü (1878). yıldız sarayı civarında bir yere gömüldü. bugün yeri kaybolmuştur. ingiliz olan karısı mary, olay gecesi yalıda bulunan belgeleri yaktıktan sonra derhal kendisini bekleyen gemi ile londra’ya kaçtı (bkz. çırağan vak’ası).
ali suavi daima ön safta bulunmak isteyen, övülmeyi seven, yalan söylemekten çekinmeyen ve dostluğuna güvenilmeyen bir kişiliğe sahipti. onun bu şahsiyetini iyi değerlendiren ingilizler, kendisini istedikleri biçimde yetiştirmişler ve kullanmışlardır. nitekim o, rejim meselesinde ingiliz parlamentarizmine benzeyen bir meşrutiyet arzusunu daimi olarak dile getiriyordu.
diğer taraftan klasik medrese tahsili bile görmeyen suavi, belli çevrelerce muhaddis ve hatta müctehid gibi gösterilmeye çalışılmıştır. suavi, dinde reform yapmak gerektiğini, hutbenin her milletin kendi dilinde okunmasını ısrarla savunmuştur. suavi’nin bu fikirleri daha sonra cemaleddin efgani adlı yine bir ingiliz ajanı tarafından geliştirilecektir.
namık kemal’in abdülhak hâmid’e gönderdiği bir mektubunda, ali suavi hakkında söylediği şu sözler bir hayli düşündürücüdür: “ali suavi hiç de senin tahminin gibi bir adam değildi. bir çehre nümayişine aldanmışsın. onunla iki sene arkadaşlık ettim. o öyle bir adamdı ki, garazkâr ve dünyada misli görülmedik bir şarlatandı. ben her şeye öyle kolay inanmadığım halde, bana kendini yedi-sekiz dil biliyormuş gibi gösterdi. o kadar cahil, cehaletiyle beraber o kadar mağrurdu. türkçe üç satır bir şey yazsa, aleme maskara olurdu.”
1867 senesinde istanbul’a dönen suavi, bir taraftan şehzade camiinde vaazlar veriyor, diğer taraftan filip efendinin muhbir adlı gazetesinde yazarlık yapıyordu. bir süre sonra devlet aleyhinde şiirler yazmaya başladı. bu durum, gazetenin kapatılmasına ve ali suavi’nin kastamonu’da ikamete mecbur edilmesine yol açtı. kastamonu’dayken mustafa fazıl paşanın daveti üzerine kaçıp paris’e gitti. paris’te mustafa fazıl paşa ve arkadaşlarıyla yapılan toplantıdan sonra, burada alınan karar üzerine muhbir gazetesini çıkarmak için londra’ya gitti. gazetenin daha ilk nüshalarından itibaren kararlaştırılmış hedeflerin dışına çıktığı görüldü. bu yüzden yeni osmanlılar ve diğer erkan ile arası bozuldu. namık kemal ve ziya beyin desteklerini çekmeleri üzerine gazete kapanmak zorunda kaldı.
londra’da bir ingiliz kızı ile evlenen ali suavi, sultan abdülaziz’in tahttan indirilmesinden sonra istanbul’a geri döndü. sultan ikinci abdülhamid hanın mabeyn feriki olan ingiliz said paşanın yardımı ile galatasaray sultanisine müdür tayin edildi. kötü idaresi ile mektebi karıştırması, perişan tavırları ve türk halkının örf ve adetlerine uymayan davranışları yüzünden kısa zaman sonra bu görevden azl edildi. bu olaydan sonra abdülhamid hana ve idaresine düşman kesilen ali suavi, sultan’ı tahttan indirmeye ve yerine beşinci murad’ı padişah yapmaya karar verdi. bu konuda ingilizlerin de desteğini sağladı. bunun için gizli olarak çalışmaya başladı. etrafına topladığı beş yüz kadar göçmen ile 20 mayıs’ta beşinci murad’ın bulunduğu çırağan sarayı’nı basarak, beşinci murad’ı dışarı çıkardı. bu sırada yetişen beşiktaş muhafızı hasan paşanın vurduğu bir sopa darbesiyle ali suavi, olay yerinde öldü (1878). yıldız sarayı civarında bir yere gömüldü. bugün yeri kaybolmuştur. ingiliz olan karısı mary, olay gecesi yalıda bulunan belgeleri yaktıktan sonra derhal kendisini bekleyen gemi ile londra’ya kaçtı (bkz. çırağan vak’ası).
ali suavi daima ön safta bulunmak isteyen, övülmeyi seven, yalan söylemekten çekinmeyen ve dostluğuna güvenilmeyen bir kişiliğe sahipti. onun bu şahsiyetini iyi değerlendiren ingilizler, kendisini istedikleri biçimde yetiştirmişler ve kullanmışlardır. nitekim o, rejim meselesinde ingiliz parlamentarizmine benzeyen bir meşrutiyet arzusunu daimi olarak dile getiriyordu.
diğer taraftan klasik medrese tahsili bile görmeyen suavi, belli çevrelerce muhaddis ve hatta müctehid gibi gösterilmeye çalışılmıştır. suavi, dinde reform yapmak gerektiğini, hutbenin her milletin kendi dilinde okunmasını ısrarla savunmuştur. suavi’nin bu fikirleri daha sonra cemaleddin efgani adlı yine bir ingiliz ajanı tarafından geliştirilecektir.
namık kemal’in abdülhak hâmid’e gönderdiği bir mektubunda, ali suavi hakkında söylediği şu sözler bir hayli düşündürücüdür: “ali suavi hiç de senin tahminin gibi bir adam değildi. bir çehre nümayişine aldanmışsın. onunla iki sene arkadaşlık ettim. o öyle bir adamdı ki, garazkâr ve dünyada misli görülmedik bir şarlatandı. ben her şeye öyle kolay inanmadığım halde, bana kendini yedi-sekiz dil biliyormuş gibi gösterdi. o kadar cahil, cehaletiyle beraber o kadar mağrurdu. türkçe üç satır bir şey yazsa, aleme maskara olurdu.”
osmanlı devletinin son devirlerinde yetişen devlet adamı ve yazarlarından. 1870 martında erzincan’da doğdu. babası süvari kumandanı üzeyir paşadır. tahsiline erzincan’da başlayan ali seydî, askeri rüşdiyeyi ve mülkiye idadisini bitirdi. tahsili sırasında şiirler yazdığından okulun önde gelen şairleri arasında yer alıyordu. mülkiyenin yüksek kısmından 1891’de mezun oldu. aynı sene şura-yı devlet kaleminde memur olarak vazifeye başladı. bir yandan da numune-i terakki mektebi ve idadilerde hendese, hesap, tarih, kitabet ve imla hocalığı yaptı. bir süre sonra hazine-i hassa nezareti tahrirat kalemi mümeyyizliğine tayin edildi. daha sonra arazi-i seniyye başkatipliği üyesi olarak bağdat’a gönderildi (1896). bu vazifede iken bağdat’ın çeşitli okullarında vazife yaptı. aşiretler arasında bazı ihtilafları halletmekle görevlendirildi. bu vazifeyi başarı ile yapınca 1900 martında istanbul’a döndü.
ali seydî bey, vazifelerinde gösterdiği başarılardan dolayı sırasıyla hazine-i hassa tahrirat kalemi mümeyyizi (1901), baş mümeyyiz (1904), baş müfettiş (1907) oldu. bu vazifelerdeyken çeşitli rütbe ve nişanlarla mükafatlandırıldı. sultan ikinci abdülhamid hanın tahttan indirilmesinden sonra hazine-i hassanın maliye nezaretine bağlanmasıyla, bir süre açıkta kaldı. bir süre sonra hizmeti göz önünde tutularak dahiliye nezareti müfettişliğine tayin edildi (1909). aynı sene sultan reşad’ın emri ile kurulan tarih-i osmani encümenine daimi üye seçildi. 1913-1919 seneleri arasında sırasıyla adana vali vekilliği, dahiliye nezareti teftiş heyeti umum müdür vekilliği, bolu ve çatalca mutasarrıflığı ve elazığ valiliğinde görev aldı. daha sonra mekteb-i mülkiyede öğretmenlikte bulundu. trabzon mebusu olarak meclise girdi ise de aynı senenin ekim ayında vefat etti.
ali seydî bey, eserleri ile türk eğitim ve fikir hayatına önemli hizmetlerde bulunmuştur. ona göre ilerlemek için halkın kültür seviyesini yükseltmek ve batının ilim ve fen alanındaki buluşlarını öğrenmek lazımdır. bu yüzden ders kitabı mahiyetinde irili ufaklı birçok kitap yazmıştır. alfabe değişikliğine karşı çıkarak, bunun getireceği zararları anlatan küçük bir risale de yazmıştır.
ali seydî bey, vazifelerinde gösterdiği başarılardan dolayı sırasıyla hazine-i hassa tahrirat kalemi mümeyyizi (1901), baş mümeyyiz (1904), baş müfettiş (1907) oldu. bu vazifelerdeyken çeşitli rütbe ve nişanlarla mükafatlandırıldı. sultan ikinci abdülhamid hanın tahttan indirilmesinden sonra hazine-i hassanın maliye nezaretine bağlanmasıyla, bir süre açıkta kaldı. bir süre sonra hizmeti göz önünde tutularak dahiliye nezareti müfettişliğine tayin edildi (1909). aynı sene sultan reşad’ın emri ile kurulan tarih-i osmani encümenine daimi üye seçildi. 1913-1919 seneleri arasında sırasıyla adana vali vekilliği, dahiliye nezareti teftiş heyeti umum müdür vekilliği, bolu ve çatalca mutasarrıflığı ve elazığ valiliğinde görev aldı. daha sonra mekteb-i mülkiyede öğretmenlikte bulundu. trabzon mebusu olarak meclise girdi ise de aynı senenin ekim ayında vefat etti.
ali seydî bey, eserleri ile türk eğitim ve fikir hayatına önemli hizmetlerde bulunmuştur. ona göre ilerlemek için halkın kültür seviyesini yükseltmek ve batının ilim ve fen alanındaki buluşlarını öğrenmek lazımdır. bu yüzden ders kitabı mahiyetinde irili ufaklı birçok kitap yazmıştır. alfabe değişikliğine karşı çıkarak, bunun getireceği zararları anlatan küçük bir risale de yazmıştır.
osmanlı sadrazamlarından. 1860’ta istanbul’da doğdu. babası nizamiyeden emekli jandarma binbaşısı tahir beydir. 1885’te kurmay yüzbaşı olarak harp akademisini bitirdi. askerlik bilgi ve becerisini artırmak üzere hükümetçe almanya’ya gönderildi (1887). üç yıl orada kaldıktan sonra binbaşı rütbesiyle yurda döndü. erkan-ı harbiye mektebinde harp tarihi okuttu. 1895’te miralay olan ali rıza paşa, harran’da çıkan isyanı bastırmakla görevlendirildi. 1897’de bir süre manastır vali ve komutanlığı görevinde bulunduktan sonra yemen ayaklanmasını bastırmaya memur edildi (1905). bu görevi sırasında müşirliğe yükseldi. ikinci meşrutiyetin ilanından sonra (1908) ayan meclisi üyeliğine getirildi. meşrutiyet kabinelerinde iki defa harbiye nazırlığı yaptı. balkan harbine (1912) batı ordusu komutanı olarak katıldı. mondros mütarekesinden sonra kurulan tevfik paşa kabinesinde (11 kasım 1918) bahriye nazırı olarak vazife yaptı.
sivas kongresinden sonra milli mücadele taraftarlarının baskını sonucu ferid paşa hükümetinin düşmesi ile ali rıza paşa sadrazamlığa getirildi (2 ekim 1919). son osmanlı meclis-i mebusanının istanbul’da toplanmasını sağladı. ancak istanbul’daki merkezi hükümetin anadolu’daki kuvay-i milliye hareketi ile birleşmesini istemeyen işgal kuvvetlerinin zoru ile 3 mart 1920’de istifa etti.
ali rıza paşa 21 ekim 1920’de kurulan dördüncü tevfik paşa kabinesinde nafia ve dahiliye nazırlıklarında bulundu. tbmm’nin saltanatı kaldırması (1 kasım 1922) üzerine son osmanlı hükumeti olan tevfik paşa kabinesinin diğer üyeleriyle birlikte o da istifa etti (3 kasım 1922).
ali rıza paşa 31 ekim 1932’de vefat etti. içerenköy mezarlığına defnedildi. devletin güç zamanlarında önemli vazifeleri başarıyla yerine getiren ali rıza paşayı vahideddin han çok takdir ederdi.
sivas kongresinden sonra milli mücadele taraftarlarının baskını sonucu ferid paşa hükümetinin düşmesi ile ali rıza paşa sadrazamlığa getirildi (2 ekim 1919). son osmanlı meclis-i mebusanının istanbul’da toplanmasını sağladı. ancak istanbul’daki merkezi hükümetin anadolu’daki kuvay-i milliye hareketi ile birleşmesini istemeyen işgal kuvvetlerinin zoru ile 3 mart 1920’de istifa etti.
ali rıza paşa 21 ekim 1920’de kurulan dördüncü tevfik paşa kabinesinde nafia ve dahiliye nazırlıklarında bulundu. tbmm’nin saltanatı kaldırması (1 kasım 1922) üzerine son osmanlı hükumeti olan tevfik paşa kabinesinin diğer üyeleriyle birlikte o da istifa etti (3 kasım 1922).
ali rıza paşa 31 ekim 1932’de vefat etti. içerenköy mezarlığına defnedildi. devletin güç zamanlarında önemli vazifeleri başarıyla yerine getiren ali rıza paşayı vahideddin han çok takdir ederdi.
son devir osmanlı hukuk alimi ve devlet adamı. gürcüzade mehmed emin efendinin oğludur. 1853 senesinde batum’da doğdu. 1935 senesinde istanbul’da vefat etti.
ilk tahsilini doğum yeri olan batum’da gördükten sonra istanbul’a geldi. hünkar imamı hafız reşid efendiden okudu. medreset-ül-kudatı (hukuk fakültesini) birincilikle bitirdi. yirmi yedi yaşında burdur kadılığına tayin edildi. daha sonra uşak ve denizli kadılıkları yaptı. 1883’te istinaf mahkemesi azalığına, sonra mekteb-i hukuk-i mecelle ve usul-i muhakemat-ı hukukiyyenin ameliyat-ı tatbikiyyesi dersini okuttu. istanbul-bidayet mahkemesi ikinci hukuk dairesi başkanlığına tayin edildi. zamanla bidayet mahkemesi birinci reisliğine terfi ettirildi. ehliyetinden dolayı 1898 tarihinde istinaf mahkemesi hukuk kısmı reisi, 1900’de temyiz mahkemesi azası, 1907’de temyiz-i hukuk dairesi reisi oldu. 1911 tarihinde padişahın emri ile uzun müddet yaptığı ilmi çalışmalarının karşılığı olarak birinci rütbeden maarif nişanı aldı. 1914 tarihinde fetvahane-i ali eminliğinde bulundu. gayretli çalışmaları neticesinde padişahın emri ile haiz olduğu osmanlı nişanı üçüncü rütbeden birinci rütbeye yükseltildi. kazaskerlik payesi ile ömrünün sonuna kadar adliye nazırlığında bulundu. soyadı kanunundan sonra arsebuk soyadını aldı. 1837’de doğup 1903’te vefat eden büyük ve bu evliliklerinden dört erkek, üç kız çocuğu olmuştur. oğullarının ikisi kendisi gibi hukuk mesleğini seçmişlerdir.
eserleri:
ali haydar efendinin en meşhur eseri, dört büyük cilt halinde birkaç kere basılmış ve arapçaya da çevrilmiş olan dürer-ül-hükkam fi şerh-i mecellet-ül-ahkam adlı mecelle şerhidir. erazi kanunu şerhi ve evkafta muvadaa, risale-i mefkud ve intikal kanunu şerhi gibi eserleri de vardır.
ilk tahsilini doğum yeri olan batum’da gördükten sonra istanbul’a geldi. hünkar imamı hafız reşid efendiden okudu. medreset-ül-kudatı (hukuk fakültesini) birincilikle bitirdi. yirmi yedi yaşında burdur kadılığına tayin edildi. daha sonra uşak ve denizli kadılıkları yaptı. 1883’te istinaf mahkemesi azalığına, sonra mekteb-i hukuk-i mecelle ve usul-i muhakemat-ı hukukiyyenin ameliyat-ı tatbikiyyesi dersini okuttu. istanbul-bidayet mahkemesi ikinci hukuk dairesi başkanlığına tayin edildi. zamanla bidayet mahkemesi birinci reisliğine terfi ettirildi. ehliyetinden dolayı 1898 tarihinde istinaf mahkemesi hukuk kısmı reisi, 1900’de temyiz mahkemesi azası, 1907’de temyiz-i hukuk dairesi reisi oldu. 1911 tarihinde padişahın emri ile uzun müddet yaptığı ilmi çalışmalarının karşılığı olarak birinci rütbeden maarif nişanı aldı. 1914 tarihinde fetvahane-i ali eminliğinde bulundu. gayretli çalışmaları neticesinde padişahın emri ile haiz olduğu osmanlı nişanı üçüncü rütbeden birinci rütbeye yükseltildi. kazaskerlik payesi ile ömrünün sonuna kadar adliye nazırlığında bulundu. soyadı kanunundan sonra arsebuk soyadını aldı. 1837’de doğup 1903’te vefat eden büyük ve bu evliliklerinden dört erkek, üç kız çocuğu olmuştur. oğullarının ikisi kendisi gibi hukuk mesleğini seçmişlerdir.
eserleri:
ali haydar efendinin en meşhur eseri, dört büyük cilt halinde birkaç kere basılmış ve arapçaya da çevrilmiş olan dürer-ül-hükkam fi şerh-i mecellet-ül-ahkam adlı mecelle şerhidir. erazi kanunu şerhi ve evkafta muvadaa, risale-i mefkud ve intikal kanunu şerhi gibi eserleri de vardır.
neden bekliyorsun?
bu sözlük, duygu ve düşüncelerini özgürce paylaştığın bir platform, hislerini tercüme eden özgür bilgi kaynağıdır.
katkıda bulunmak istemez misin?