confessions

mitili

- Yazar -

  1. toplam entry 12923
  2. takipçi 2
  3. puan 307397

ali fuat turkgeldi

mitili
tanzimat devri siyaset adamlarından ve tarihçi. 1867’de istanbul’da doğdu ve 1935’te yine burada vefat etti.

tanzimat devri dahiliye müsteşarlarından celal beyin torunu ve tercüme odası mühimme müdürü cemal beyin oğludur. soğukçeşme askeri rüşdiyesi ile lisan mektebini bitirdi. 1895’te ise hukuk mektebinden mezun oldu. hindli hoca iskender efendiden farisi ve farisi edebiyatını öğrendi. 1881’de mülazemetle dahiliye mektubi kalemine girdi. bu resmi vazifesi yanında tahsiline de devam etti. pekçok komisyonlarda çalıştıktan sonra, çalıştığı kaleme müdür; 1901 senesinde dahiliye mektupçusu oldu. 1903 senesinden itibaren dahiliye müsteşarlığına vekalet etti. meşrutiyetin ilanında bu iki vazifeyi yapmaktaydı. 1908 senesinde sadaret mektupçusu, 1909’da dahiliye müsteşarı oldu. bu vazifedeyken gazi ahmed muhtar paşa kabinesi, sonra hüseyin hilmi paşanın meclis-i vükela’da teklifi ve sultan reşad’a tavsiyesiyle 1912’de mabeyn baş kitabetine tayin edilmiştir. sultan reşad’ın vefatına kadar ve vahdeddin hanın tahta geçmesinden sonra da bu vazifede kaldı. sonra da damad ferid paşanın ikinci sadaretinde kuvay-ı milliyeyi asi ilan eden hatt-ı hümayuna itirazı üzerine sadrazamla araları tamamen açılarak şura-yı devlet, maliye ve nafia dairesi riyasetine nakil suretiyle 1920’de saraydan çıkarıldı. tevfik paşanın son defa sadarete gelmesini müteakib aynı sene içinde sadaret müsteşarlığına tayin olunarak istanbul hükumetinin ilgasına kadar bu vazifede kaldı.

ali fuad’ın tarihle ilgili bazı eserleri vardır. bunlar; rical-i mühimme-i siyasiye, ma’ruf simalar, mesail-i mühimme-i siyasiyye, evdar-ı islahat, tarihi fırkalar, afaki fırkalar ve görüp işittiklerim isimli hatıratıdır.

ali fuat cebesoy

mitili
türk asker ve siyaset adamı. 1882’de istanbul’da doğdu. ferik ismail fazıl paşanın oğlu, 93 harbi komutanlarından müşir mehmed ali paşanın torunudur. 1902’de harp okulunu, 1905’te harp akademisini bitirdi. 1907’de kolağası (önyüzbaşı) oldu. rumeli’de, meşrutiyeti yeniden kurmak için ordu içinde yapılan gizli çalışmalara katıldı. 1909-1911 yılları arasında roma’da askeri ateşe olarak bulundu. balkan savaşları sırasında yanya savunmasında gösterdiği üstün gayret sonucu kaymakamlığa (yarbay) yükseltildi. birinci dünya savaşında önce miralay (1915), sina cephesinde ingilizlerin tellü’ş-şeria saldırısına karşı gösterdiği başarılı savunmayla da mirliva (tuğgeneral) oldu. kafkas ve filistin cephelerinde savaştı.

birinci dünya savaşının mağlubiyet ile neticelenmesi ve vatanın düşman işgaline uğramasından sonra anadolu’nun kurtuluş hareketine katıldı. anadolu’da ilerleyen yunan kuvvetleri karşısında ilk çete birliklerini kurdurarak savunma cephelerinin ortaya çıkmasında büyük rol oynadı. sivas kongresi sonunda (9 eylül 1919) batı anadolu umum kuva-i milliye komutanlığına getirildi. tbmm açılınca (23 nisan 1920) ankara’dan milletvekili seçildi. 24-25 haziran 1920’de teşkil olunan batı cephesinin ilk komutanlığına getirildi. ancak yunanlılara karşı başlattığı bir taarruzun başarısızlıkla neticelenmesi üzerine bu görevden alınarak moskova büyükelçiliğine getirildi. 16 mart 1921’de tbmm hükumeti adına moskova antlaşmasını imzaladı. ankara’ya döndükten sonra (2 haziran 1922) tbmm ikinci başkanı seçildi. 1923’te ikinci defa ankara milletvekili olarak meclise girdi. 23 ekim 1923’te meclisten izinli sayılarak, konya’da 2. ordu müfettişliğine tayin oldu.

cumhuriyetin ilanı ile asker milletvekillerinden siyasi ve askeri görevlerinden birini seçmeleri istendiği zaman ali fuad cebesoy, 30 ekim 1924’te 2. ordu müfettişliğinden ayrılarak meclise döndü. 17 kasım 1924’te kazım karabekir paşa, refet bele, adnan adıvar ve rauf orbay beylerle birlikte cumhuriyet döneminin ilk muhalefet partisi olan terakkiperver cumhuriyet fırkasını kurdu. 3 haziran 1925’te partinin kapatılmasından sonra bir süre siyasetten uzak kaldı. 15 haziran 1926’da kemal atatürk’e karşı girişilen izmir suikastıyla ilişkili olduğu iddiasıyla tutuklandı. istiklal mahkemesinde görülen muhakemesi sonucu beraat etti.

1933’te konya’dan milletvekili seçilerek yeniden meclise girdi. 1950 yılına kadar konya ve eskişehir milletvekilliği ile bu arada bayındırlık (1939-1943) ve ulaştırma (1943-1946) bakanlıkları görevlerinde bulundu. 1950 seçimlerinde demokrat parti listesinden bağımsız aday oldu. önce eskişehir, sonra da demokrat parti istanbul milletvekili seçildi (1950-1960). 27 mayıs ihtilalinden sonra siyasi hayattan çekildi. 10 ocak 1968’de istanbul’da vefat etti

ali ekrem bolayır

mitili
osmanlı devletinin son zamanlarında yetişen devlet adamı ve şair. istanbul’da 1867 senesinde doğdu. babası namık kemal’dir. dört yaşında iken hobyar mahalle mektebine başladı. ilk tahsilini tamamladıktan sonra bir sene kadar fatih askeri rüşdiyesine devam etti. özel derslerle idadi tahsilini tamamlayan ali ekrem, babası rodos mutasarrıfıyken arapça, farsça ve fransızca öğrendi. oğlunu asker yapmak isteyen namık kemal, bir dilekçe ile sultan ikinci abdülhamid hana müracaat etti ise de, dedesi buna mani olarak padişahtan şura-yı devlete veya hariciye nezaretine tayinini rica etti. sultan bu iki teklifi kale almayıp, ali ekrem’i mabeyn’e aldı.

ali ekrem, mabeyndeki görevine başladığında 20 yaşındaydı. on sekiz sene bu vazifede çalıştı. 1906’da kudüs mutasarrıflığına, meşrutiyetin ilanından sonra da beyrut valiliğine tayin edildi. bu vazifede üç gün bulunduktan sonra istifa etti. 1908 eylülünde cezayir-i bahr-i sefid (akdeniz adaları) valisi oldu. bir sene sonra görevden alınınca istanbul’a döndü. 1910’da darülfünunda edebiyat müderrisi oldu. 1912’de tekrar akdeniz adaları valiliğine tayin edildi. balkan savaşları sırasında yunanlılara esir düştü ise de esareti kısa sürdü ve istanbul’a döndü. tekrar darülfünun’a müderris oldu. 1919’da edebiyat dersi, maarif nazırı tarafından kaldırılınca, galatasaray lisesi edebiyat öğretmenliğine tayin edildi. ancak bu vazifeyi kabul etmedi. said bey maarif nazırı olunca galatasaray lisesi edebiyat öğretmenliğini kabul etti. 1922’de yahya kemal’e vekaleten üçüncü defa darülfünun’a tayin edildi. birkaç ay sonra asil olarak ders vermeye başlayan ali ekrem, buranın üniversiteye çevrildiği tarihten 1933’e kadar bu vazifede kaldı. diğer taraftan da maltepe askeri lisesinde edebiyat dersleri veriyordu. darülfünun’dan ayrıldıktan sonra bu vazifesine devam etti. ali ekrem 27 ağustos 1937’de öldü ve zincirlikuyu asri mezarlığına gömüldü.

ali ekrem, daha on yaşında iken şiirler söylemeye başlamıştı. babası bazı mısralarını düzelterek ona yardımcı oldu. 17-18 yaşlarında iken düzgün manzumeler yazıyordu. ilk neşredilen eseri “dağ” adlı mensuresidir. önceleri ilham, sonra da ayın nadir takma isimlerini kullandı. servet-i fünun’da yazmaya başladıktan sonra asıl şahsiyetine kavuşan ali ekrem, bir süre sonra tevfik fikret’le aralarında ayrılık çıkınca servet-i fünun’u bırakarak malumat’a geçti.

ali ekrem’in dili ihtişamlı olduğu için türkçülük cereyanına katılmadı. bazı manzumelerinde tekellüflü (ağır) bir dil kullanmış, tamlamalara bağlı kalmıştı. dile hakim olan şair, 1908’den sonra hece vezni ile şiirler yazdı ise de bu vezni aruzdaki gibi başarıyla kullanamamıştır. gerçekleri romantik bir tarzda ifade etmek onun bariz özelliklerindendir.

ali bey

mitili
osmanlı devlet adamı ve tiyatro yazarı. istanbul’da 1844 senesinde doğdu. babası halep ve şam kethüdalıklarında bulunmuş yusuf cemil efendidir. ilk öğrenimini özel hocalardan ders alarak yaptı. küçük yaşta fransızca öğrendi. on dört yaşında babıali tercüme odasına memur girdi ve on sene kadar çalıştı. sonra sıhhiye meclisi azası, 1873’te ise karantina başkatibi oldu. 1877-78 osmanlı-rus savaşından önce varna’ya mutasarrıf tayin edildi. savaşın osmanlı aleyhine dönmesi üzerine, istanbul’a geldi. bir süre sonra düyun-ı umumiye müfettişi olarak doğu vilayetleri ve irak’ta görev yaptı (1885). irak’tan hindistan’a giden ali bey, kısa süre sonra istanbul’a döndü. 1890-1893 tarihleri arasında trabzon’da valilik yaptı. sonra tekrar düyun-ı umumiye’de çalışmaya başladı ve buranın direktörü oldu. ölünceye kadar aynı görevde kalan ali bey, "direktör" lakabıyla meşhur oldu. 3 şubat 1899’da istanbul’da öldü. anadoluhisarı’ndaki göksu mezarlığına defnedildi.

ali bey, türk tiyatrosunun kurulmasında büyük gayret ve çaba harcamıştır. başta tiyatro olmak üzere mizah ve seyahat edebiyatı alanlarında eser vermiştir. tanzimat’tan sonra çıkarılan ilk mizah mecmuası diyojen’de yayınlanan yazıları, türk mizah edebiyatının o devirdeki en güzel örnekleri olarak kabul edilir. tiyatroları genelde komedi türündedir. tiyatro dili bakımından ahmed vefik paşanın izindedir. ondan farklı olarak, özellikle halk konuşmalarına yaklaşmış, günlük konuşmalardan ve türk dilini renklendiren pek çok klişe ve deyimlerden de faydalanmıştır.

alaeddin bey

mitili
osmanlı devletinin kurucusu osman gazinin oğlu. annesi şeyh edebali’nin kızı bala hatundur. doğum yeri ve tarihi kesin bilinmemektedir. 1333 (h.733) tarihinden sonra vefat etti. bursa’da babası osman gazinin yanında medfundur.

alaeddin bey, dedesi şeyh edebali’nin terbiyesinde büyüdü. daha sonra yenişehir’e babası osman gazinin yanına gidip cihad ve gaza ile meşgul oldu.

babasının vefatından sonra orhan bey, hükümdarlığı ağabeyi alaeddin beye teklif etti. fakat alaeddin bey; “gel kardaş atamızın duası ve himmeti senünledir. anınçün kendi zamanında seni askere koşmuş idi. hem ulema dahi bunu kabul ettiler.” cevabıyla hakimiyeti daha layık olan kardeşi orhan gaziye bıraktı.

orhan gazi, beyliğin idaresini eline alınca, alaeddin bey, onun en büyük yardımcısı oldu. nizam ve kanunlar ortaya koyup, devletin sağlam temeller üzerine kurulmasına çalıştı. çandarlı kara halil paşa ile birlikte "yaya" ve "müsellem" birliklerinin kurulmasını temin etti. aşıkpaşazade’nin yazdığına göre orhan gazinin vezirlik teklifini kabul etmeyen alaaddin beye bursa ile mihalic arasında bulunan kete mıntıkasındaki kotra arazisinin mülkiyetini verdi. ömrünün sonuna kadar münzevi bir hayat yaşadı.

bursa’da bir cami yaptıran alaeddin bey, kükürtlü’de bir tekke ve kaplıca civarında ikinci bir mescid bina ettirmiştir.

bursa’da yaptırdığı alaaddin bey camii, fetihten sonra yapılan ve şehirde türk hakimiyetinin sembolü olan ilk eserdir. cami, kuzey tarafında üç bölümlü son cemaat yeriyle birlikte tek kubbeli klasik biçime uyarken, bursa’da kanatlı (zaviyeli) ters t planlı camilerde yeni bir gelişmeye öncülük etmiştir. bu plan şeması, selçuklu döneminin kubbeli medreselerine kadar uzanır. osmanlıların bursa’da bu planda ilk bina ettiği cami alaeddin camiidir.

cami 8,20x8,20 metre ölçüsünde, kare planlı asıl ibadet alanı ile kuzey yönünde buna ekli üç kemerli, üzeri kubbelerle örtülü bir son cemaat yerinden meydana gelmektedir.

aktimur bey

mitili
ertuğrul gazinin torunu ve gündüz beyin oğlu. doğum yeri ve tarihi bilinmemektedir. aktimur bey, ecdadı gibi cesur olup, amcası osman gazinin emrinde askeri ve idari işlerde hizmet etti.

karacahisar’ın fethinde büyük kahramanlıkları görüldü. aykut alp ile birlikte selçuklu sultanı ikinci alaeddin keykubat’a gönderildi. sultan’ın, osman gaziye gönderdiği beylik alameti olan menşur ve sancağı getirdi.

bazı kaynaklarda aktimur beyin 1306 koyunhisar savaşında şehit düştüğü yazılı ise de, onun 1315 yılında bursa’nın tamamen kuşatıldığı sırada kaplıca tarafındaki kalelerden birine kumandan tayin olunduğu bilinmektedir. nitekim 10 yıl boyunca bursa kalesini sıkıştıran aktimur bey, şehrin fethini kolaylaştırdı. orhan gazi, bursa’nın fethini müteakip aktimur beye kandıra’yı verdi. aktimur beyin bu tarihten sonraki faaliyetleri hakkında bir bilgi yoktur. söğüt’teki kabir aktimur beyin makamıdır.

aşıkpaşazade, eserinde aktimur beyi; “ki o, gayet bahadır, yarar erdi. ak demir ki, demiri tutsa mum ederdi; kuvvetle taşı ovsa (sıksa) un ederdi. dönmez idi yüzü, yüz kişiden, korkudan titrerdi adını işiten.” sözleriyle anlatmaktadır.

akif mehmet paşa

mitili
on dokuzuncu asır osmanlı devlet adamı ve şairi. 1787 senesinde yozgat’ta doğdu. devrin kadılarından ayıntabizade mehmed efendinin oğludur. altı yaşında iken babası ile hacca gitti. hac dönüşü ilk tahsiline yozgat’ta başladı. tahsilini tamamladıktan sonra yozgat ayanı cabbarzade süleyman beyin divan katipliğinde bulundu. süleyman beyin vefatı üzerine istanbul’a gitti. amcası reis-ül-küttab mustafa mazhar efendinin yardımı ile divan-ı hümayun kalemine katip oldu (1814). başarılı çalışmalarından dolayı kısa zamanda arka arkaya terfi etti. 1825’de amedci, 1827’de beylikçi, 1832’de de reis-ül-küttab oldu. üç sene sonra efendi unvanı ve vezirlik rütbesiyle hariciye nazırlığına getirildi. 1836 senesinde hastalığı sebebiyle vazifeden alındı. bir sene sonra kendisine daima rakip gördüğü pertev paşanın azli ile boşalan mülkiye nazırlığına getirildi. bir sene kadar bu görevde kaldıktan sonra hastalığı sebebiyle tekrar nazırlıktan alındı ve kocaeli mutasarrıflığına tayin edildi. halkın şikayeti üzerine 1840 senesinde azledilerek, önce edirne’de daha sonra da bursa’da ikamete mecbur edildi.

şehzade abdülhamid hanın doğumu münasebeti ile sultana sunduğu bir tarih üzerine istanbul’a dönmesine izin verildi. süleymaniye’deki konağında ve boyacıköy’deki yalısında ikamet etti. 1844 senesinde hac farizasını yerine getirmek için hicaz’a gitti. hac dönüşü iskenderiye’de hastalanarak 1845’te vefat etti.

kindar, kavgacı, ikbalperest ve geçimsiz gibi sıfatlarla değerlendirilen akif paşa, zamanında batı tesirine tamamen açık olan bürokratların hışmına uğradı. çevresinde meydana gelen hadiseler sürekli azil ve sürgünler onu çeşitli tepkilere sevk etti. akif paşanın geçinemediği ve sevmediği en önemli rakibi pertev paşa idi. aralarında geçen çekişmeleri anlatmak ve kendisini temize çıkarmak için tabsıra adlı eserini yazdı. ancak, pertev paşanın, kendisine düşmanlık beslemediği ve zaman zaman yardım ettiği anlaşılmaktadır. tabsıra’da öne sürülen suçlamalar, pertev paşanın haksız yere öldürülmesine sebeb olmuştur.

akif paşanın, devlet adamlığı yanında şairliği ve edebiyatçılığı da meşhurdur. onun avrupai türk edebiyatı ile hiç bir münasebeti yoktur. o, tanzimat devri edebiyat alemine; ilmini, bir iki değişik şiirini ve özellikle nesirdeki üslup sadeliğini kabul ettirmiştir. bu durumu, türk edebiyatının kendi içinde sadeleşip, duygu ve düşüncelerini türk diline mahsus yerli üsluplarla ifade etme hadisesinin bir devamıdır. buna rağmen hadise, tanzimatçılarca avrupai bir yenilik gibi görülmüştür. akif paşa, torununun vefatı sebebiyle on birli hece vezniyle söylediği lirik mersiyenin, avrupa şiir tarzı ile hiç alakası yoktur. bu mersiye bütünüyle aşık tarzında 6+5 veya 4+4+3 duraklı milli hece üslubuyla, halk dörtlükleriyle ve yine halk şiirinin an’anevi yarım kafiyeleriyle söylenmiştir.

tamamıyla beşeri bir duyguyu dile getirdiği için, sevilen bu mersiyenin türk halk şiirinde benzerleri vardır. bu şiir, fransızca ve ingilizce’ye tercüme edilmiştir. bu mersiyenin dışındaki şiirlerini divan şiiri tarzında yazmıştır. bunlar arasında adem kasidesi mühim yer tutar. paşa bu kasidede; varlıktan nefret eder ve ondan kurtulmaya çalışır. kasidenin adından da anlaşılacağı üzere onun yokluğa dönüşü mevcudatın yokluktan yaratılma inancına dayanır. eserin yazılmasında imparatorluğun o günkü hali ve paşanın başına gelen felaketler de rol oynamıştır. bütün bunların yol açtığı bedbinlikler eski şiirin mücerred ve süslü ifadesi ile ortaya konmuştur.

adem kasidesi: psikolojik, metafizik ve estetik olmak üzere üç cephe gösterir. hayattan bıkmış, muzdarip, kötümser görüşlü ve ümitsiz bir ruh halini ortaya koyduğu kaside, zamanında konu yönünden yenilik kabul edilmiştir. akif paşanın bu şiirde kullandığı tema daha sonra hamid ile recaizade ekrem ve servet-i fünuncular tarafından da işlenmiş, böylelikle akif paşa bir yol gösterici olmuştur.

nesir sahasında, tabsıra’sında ve şeyh müştak’a yazdığı mektubun dilindeki sadelik ve akıcılıkla tanınan akif paşa’ya yeni nesrin öncüsü gözüyle bakılmıştır.

akif paşanın küçük bir divan’ı vardır. bu divan, münşeat’ı ile birlikte 1843’te istanbul’da ve 1845’te mısır’da münşeat-ı el-hac akif efendi ve divançe adı altında basılmıştır. eserin yazma nüshası, üniversite kütüphanesi 2597 numarada kayıtlıdır.

diğer eserleri şunlardır: tabsıra, eser-i akif paşa (muhtelif mektupları), muharrerat-ı hususiyye-i akif paşa, risalet-ül-firasiyye ves-siyasiyye.

akçakoca

mitili
osmanlı akıncı beyi. doğum yeri ve tarihi bilinmemektedir.

akçakoca, osman gazinin yakın arkadaşı ve kumandanlarındandı. sakarya çevresi ile izmit taraflarına akınlar yaptı ve bir çok bizans kalesini fethetti. ermenipazarı ve kandıra’yı aldı. konur alp ve abdurrahman gazi ile beraber samandra ve aydos kalelerini fethetti.

osman gazinin oğlu orhan beye şehzadeliğinde lalalık eden akçakoca, izmit üzerine akınlarda bulunurken 1328’de kandıra yakınında vefat etti. daha sonra izmit fethedilince, akçakoca’nın ismine nisbetle buraya koca-ili denildi.

akçakoca’nın oğlu hacı ilyas ve torunu gebze kadısı fazlullah, osmanlı devletinde önemli hizmetlerde bulunmuşlardır.

ahmet hikmet muftuoğlu

mitili
yazar ve diplomat. 1870 yılında istanbul’da doğdu. babası müftüoğlu sezai beydir. dedesi yunanlılar tarafından şehid edilen mora müftüsü abdülhalim efendidir. dedesinin müftü olması sebebiyle müftüoğlu adını almıştır.

ahmed hikmet, sık sık hastalanması sebebiyle okula muntazaman devam edememesine rağmen, dökmecilerdeki taş mektebi ile mahmudiye vakıf ve soğukçeşme askeri rüşdiyesini bitirerek galatasaray mekteb-i sultanisine girdi. dördüncü sınıftayken ilk eserinin basılışı edebiyata ilgisini artırdı. 1888’de galatasaray’ı bitirdi ve hariciye nezareti umur-ı şehbenderi kalemine memur tayin edildi ve vazifesi dışında fransızcadan roman tercümeleri yaptı. marsilya, pire ve 1890 yılında da kafkasya’ya gönderildi. sefaretlerde çalışan yazar, 1896’da istanbul’a dönerek umur-ı şehbenderi kalemi ser-halifeliğine getirildi. meşrutiyete kadar hariciye nezareti merkezinde çalıştı. bir yıla yakın nafia nezaretinde, ticaret müdiriyet-i umumiyesinde vazife aldı. tekrar hariciye nezaretine dönerek 1912’de peşte başşehbenderi oldu. bu tarihe kadar geçen zaman içinde ahmed hikmet, 1908 yılında türk derneğinin ve 1911 yılında da türk yurdu’nun kurucu üyesi olarak hizmet verdi. 1918’de istanbul’a dönen yazar, 1924 yılında halife abdülmecid efendinin ser-karinliğine, iki yıl sonra da hariciye vekaleti müsteşarlığına getirildi. anadolu-bağdat demiryolları idare meclisi azalığı ve elektrik şirketi idare meclisi azalığı görevlerini de üstlendi. ahmed hikmet 19 mayıs 1927 günü karaciğer kanserinden öldü.

ahmed hikmet’in edebiyat merakı daha lise yıllarında başlamıştı. bu alandaki merakının, aileden gelen bir haslet olduğunu ifade eder. ilk olarak asır kütüphanesi neşriyatı arasında çıkan leyla yahut bir mecnunun intikamı yayınlandı. daha sonra fransızcadan tuvalet ve letafet ve bir riyazinin muaşakası adlarında iki eser tercüme ettiyse de, doğu ile batı kültürünün çok farklı olduğunu görerek bir daha eser tercüme etmedi.

servet-i fünun devrinde, ikdam ve servet-i fünun dergilerinde yazdığı hikaye ve nesirlerini 1901 yılında haristan ve gülistan adlı eserlerde topladı. bu iki eserinde ahmed hikmet müftüoğlu, daha iyi tesir yapmak, gönülleri heyecanlandırmak için mübalağalı bir üslub kullandığını, ağır ve anlaşılması güç servet-i fünun dilini işlediğini ve hayal mahsulü konular anlattığını bizzat kendisi söyler. kendisinin de ifade ettiği sebeplerden dolayı bu iki eseri fazla itibar kazanamamıştır.

ikinci meşrutiyetten sonra, zamanın modasına uyarak o da turancılık edebiyatı akımına uymuştur. bu akıma bağlı olarak yazdığı yazıların büyük kısmını çağlayanlar (1922) adlı eserinde toplamıştır. bu eserinde yazar arı türkçeciliğe yönelmiş, fakat bu defa da kelime uydurma ve servet-i fünundan kalma hayalcilikten kendini kurtaramamıştır.

gönül hanım adlı romanı tasvir-i efkar gazetesinde tefrika edilmiş ve 1970’de kitap olarak bastırılmıştır. ahmed hikmet, yazılarında daha ziyade kelime bulmaya ve üsluba dikkat ettiği için, konulara dikkat etmemiş ve bu yüzden zamanındakilerin ayarında bir edebiyatçı olamamıştır.

ahmet vefik paşa

mitili
yazar, mütercim ve devlet adamı. 1822 (h. 1238)de istanbul’da doğdu. devlet adamı, edip, yazar ve mütercimler yetiştiren bir aileye mensuptur. dedesi yahya necib efendi, divan-ı hümayunda tercüman, babası ruhuddin mehmed efendi, paris birinci katipliğinde bulunmuştur. ahmed vefik, ilk tahsiline mühendishane-i berr-i hümayunda başladı. 1834’te babasıyla beraber paris’e gitti. paris’te saint louis lisesine devam etti. istanbul’a dönünce 1837’de tercüme odasına memur girdi. 1840’ta elçi katibi olarak londra’ya gitti. daha sonra geçici olarak sırbistan, izmir ve memleketeyn’e gönderildi. 1847’de baş mütercimliğe getirildi ve o yıl neşrine karar verilen devlet salnamesinin tanzimine memur kılındı. 1851 yılında encümen-i danişe üye seçildi ve aynı yıl tahran elçisi oldu. 1854’te hiç anlaşamadığı ali paşa yüzünden geri döndü. reşid paşanın yardımıyla meclis-i vala-yi ahkam-ı adliyye üyeliğine seçildi. 1857’de muhakemat dairesi başkanlığı, 1860’ta paris büyükelçiliğine tayin edildi. bu vazife esnasında, hazret-i muhammed’i (sallallahü aleyhi ve sellem) tiyatro konusu yapmak isteyen fransızlara mani oldu. daha sonra istanbul’a döndü. 1861’de evkaf nazırı oldu. ertesi sene 1862’de ilk darülfünunun “tarih-i hikmet” profesörlüğüne tayin edildi. ancak ali paşanın ölümüne kadar 7 sene açıkta kaldı. 1872’de mearif nazırlığına tayin edildi. aynı yıl istifa ederek şura-yı devlet reisi oldu. 1877 yılında petersburg ilim akademisi kendisine azalık payesi verdi. 1878 yılında edirne’den meclis-i mebusana girdi ve reis oldu. 1882’de başvekil oldu. kısa bir müddet sonra azledildi. bundan sonra köşküne çekilip 9 yıl herkesten uzak bir hayat yaşadı. 2 nisan 1891’de vefat etti.

ahmed vefik paşa, devlet adamlığı yanında, edebiyatımızda molière’den tercüme ve adaptasyonları ile de tanınmıştır. tercüme ve adaptasyonları asıllarından daha fazla tutulmuş ve okunmuştur. bu tiyatro eserleri türk tiyatroculuğunun gelişmesinde önemli rol oynamıştır. ahmed vefik paşa, türkçe üzerinde de çok çalışmış ve eserleri ile türk diline büyük hizmet etmiştir.

ahmed resid bey

mitili
osmanlı devri şairlerinden, devlet adamı, yazar. 1870 senesi başında istanbul’da doğdu. babası çankırı mutasarrıfı abdulah şefik efendidir. anne tarafından mollacıkzade ailesine mensuptur. ilk tahsilini çankırı’da yapan ahmed reşid, babasının vefatı üzerine istanbul’a gelerek soğukçeşme rüşdiyesinden mezun oldu. mekteb-i mülkiye-i şahaneye devam etti. bu arada edebiyata ilgi duyan ahmed reşid, hocası recaizade mahmud ekrem’in tesirinde şiirler yazdı. ilk şiirleri gülşen dergisi’nde yayınlandı. 1888’de mülkiyeyi bitiren ahmed reşid bir sene kadar burada öğretmenlik yaptı.

ahmed reşid, 1890’da mabeyn katipliği daha sonra sırasıyla kudüs mutasarrıflığı, manastır, ankara, halep ve aydın valiliklerinde bulundu. 1912’de kamil paşa kabinesinde dahiliye nazırı oldu. babıali baskını ile kısa bir süre sonra kabine düşünce, ailesiyle önce mısır’a, oradan paris’e gitti. mahmud şevket paşanın öldürülmesi olayında suçlu bulunarak gıyabında idama mahkum edildi. birinci dünya harbi sırasında cenevre’de bulunan ahmed reşid, 1919’da istanbul’a döndü. tevfik ve damat ferit paşaların kurduğu hükümetlerde dahiliye nazırlığı yaptı. delege olarak paris’e gitti. sevr antlaşmasını imzalamayarak bakanlıktan istifa etti ve siyasi hayattan çekildi. çeşitli dergi ve gazetelerde yazı yazan ahmed reşid rey, 14 ağustos 1955’te istanbul’da öldü.

ahmed reşid önceleri recaizade ekrem ve abdülhak hamid tarzında şiirler yazmıştır. servet-i fünun ve mekteb’te yazmaya başlayınca asıl kendi şahsiyetini bulmuştur. parlak hayalleri olmakla birlikte, şiirlerinde duygudan çok mantık hakimdir. sanat ve anlayış bakımından realizme yaklaşmak istemişse de romantizmden tam manasıyla ayrılamamıştır. şiirlerini bir kitap halinde toplamamış olan ahmed reşid’in diğer eserleri şunlardır: 1) nazariyat-ı edebiye (1912), 2) racine külliyatı (1934-1935), şiirlerinden sadeleştirilmiş bir örnek:

valideme

hani sen ... saçlarımı okşayarak,
her gece yüreğinin sıcaklığında beni
yatırırdın, ısıtırdın ... hani sen!
şefkatli bakışına gülümseyen
oğlunun uyuyan gözünü
öpücüklerle kapatırdın, ancak

hani sen ... sağlığını rahatını
yavrunun masum neşesi için
zevk alırdın feda etmekten
görmesen oğlunu bir gün mesela
değişir, heyacanlanırdın o gün
o gün örterdi üzüntü, saflığını.

ahmet resmî efendi

mitili
osmanlı devlet adamlarından ve tarihçi. 1700 senesinde girit’te doğdu. tahsilini tamamlamak üzere istanbul’a geldi. reisülküttablardan mustafa efendinin yanında yetişti ve daha sonra onun damadı oldu. öğretimini tamamladıktan sonra devlet hizmetine girdi. sırasıyla selanik, istanbul ve gelibolu baruthaneleri nezaret görevleri ile kethüdalıklarda ve dış işleriyle alakalı vazifelerde bulundu. sultan üçüncü mustafa’nın tahta çıkışını bildirmek üzere avusturya’ya elçi olarak gönderildi (1757). daha sonra maliye tezkirecisi ve anadolu muhasebecisi olarak vazifelendirildi.

prusya ile rusya arasındaki yakınlaşmanın osmanlı devletine getireceği zararları incelemek, yolu üzerindeki himaye altındaki lehlilere teminat vermek üzere elçi olarak berlin’e gönderildi (1763). bu vazifesini büyük bir titizlik ve dikkatle yapan ahmed resmi efendi, istanbul’a döndüğünde, sadaret mektupçuluğuna tayin edildi. arkasından çavuşbaşı, matbah ve tersane emini ve ruznamçeci oldu. 1769’da sadrazam kethüdalığına getirildi ise de kısa süre sonra sadaret değişikliği yüzünden eski vazifesine döndü. 1771’de tekrar sadaret kethüdalığına atandı. bu vazifede iken osmanlı baş delegesi olarak küçük kaynarca antlaşmasına katıldı. istanbul’a dönüşünde matbah emaneti, şıkk-ı sani defterdarlığı, cizye muhasebeciliği ve ruznamçecilik vazifelerinde bulundu. 1783 ağustosu sonlarında istanbul’da vefat etti.

ahmed ratib paşa

mitili
osmanlı kaptan-ı deryalarından. 1711’de mora yenişehiri’nde doğdu. topal osman paşanın oğludur. 1733 iran savaşları sırasında babasının şehid düşmesi üzerine kendisine vezirlikle serdar-ı ekremlik verildi. 1735’te mora muhassılı, 1740’ta rumeli beylerbeyi oldu. aynı sene sultan üçüncü ahmed hanın kızlarından ayşe sultan ile evlendi. 1743’te kaptan-ı deryalığa getirildi. bir yıl bu görevde kaldı. mora, rumeli, eğriboz, aydın, tırhala, vidin ve yanya valiliklerinde bulundu. 1758’de mora’da vefat etti. ahmed ratib paşa şair ve hattat olarak da tanınmış olup basılmamış bir divan’ı vardır.

ahmed muhtar paşa

mitili
93 harbinin doğu cephesi kumandanı ve osmanlı sadrazamı. 1839’da bursa’da doğdu.

bursa askeri lisesini bitirdikten sonra, istanbul’da harbiye’ye devam etti. buradan 1861’de kurmay yüzbaşı olarak orduya katıldı. hersek isyanının bastırılmasında ve karadağ savaşlarında bulundu. ostrok muharebesinde yaralandı. 1864’te kozan’daki isyanı bastırmakla görevlendirildi. bu görevden döndükten kısa bir süre sonra sultan abdülaziz hanın oğlu yusuf izzeddin efendinin öğretmenliğine memur edildi. sultan abdülaziz’in avrupa seyahati sırasında yusuf izzeddin efendi ile beraber padişahın maiyyetinde bulundu.

1870’te yemen’in merkeze bağlanması için gönderilen ordunun başına geçirildi. yemen’deki başarılarından dolayı mareşalliğe yükseltildi ve yemen valiliği verildi. 1873’de kısa bir süre nafia nazırlığı yapan ahmed muhtar paşa, meşhur 93 harbi başladığı sırada erzurum’daki 4.ordu kumandanlığı vazifesinde bulunuyordu.

93 harbi esnasında zivin, gedikler ve yahniler muharebelerinde rusları yendi. kazandığı bu zaferler sebebiyle sultan ikinci abdülhamid tarafından “gazi”lik ünvanı ve murassa osmani nişanı verildi. bu arada çok kıymetli altın bir kılıç da hediye edildi. ahmed muhtar paşa, yahniler savaşından on bir gün sonra vuku bulan alacadağ muharebesinde kısmi başarılar elde ettiyse de, neticenin aleyhte olacağını düşünerek orduyu geri çekmiştir. aynı harbin devamı esnasında tuna cephesinde tehlikenin artması üzerine istanbul’a davet edilerek, çatalca hattı kumandanlığına getirildi. bu görevden sonra erkan-ı harbiyye-i umumiyye reisliğine (genelkurmay başkanlığına) tayin edildi ve 1892’de mısır fevkalade komiserliğine getirildi.

1908’de meşrutiyetin ilanıyla ayan meclisi üyeliğine getirildi. bu görevindeki ilk icraatı mebuslar meclisi toplantısında sultan abdülhamid hanın hal’ edilmesini teklif etmek oldu. nitekim bu teklifin neticesinde sultan tahtından indirildi. 1911’de ayan meclisi reisliğine tayin olan ahmed muhtar paşa, 22 temmuz 1912’de sadrazam oldu. kurduğu kabinede, üç eski sadrazam nazır olarak bulunduğu için, “büyük kabine” olarak zikredilir. bu kabinede bulunan eski sadrazamlar; kamil paşa, avlonyalı ferid paşa ve hüseyin hilmi paşadır. aynı zamanda kabinede, oğlu mahmud muhtar paşanın bulunmasından dolayı “baba-oğul kabinesi” olarak da anılır. sadareti sırasında balkan savaşı başladı. başarısızlıkları yüzünden sadaretten çekilmek zorunda kaldı.

1919 yılında istanbul’da vefat eden ahmed muhtar paşa, fatih camii avlusunda medfundur. matematik, takvim ve astronomi alanlarında çalışmalar yapan ahmed muhtar paşanın yazdığı eserlerden bazıları şunlardır:

riyaz-ül-muhtar ve mirat-ül-mikat ve’l- edvar ve bu eserin zeyli mecmuay-ı eşkali, islahü’t-takvim, takvimü’s-sinin, takvim-i mali, sergüzeşt-i hayatım’ın cildi sanisi, 1294-anadolu’da rus muharebesi.

ahmed ibni kemal paşa

mitili
osmanlı devlet adamlarından. 1808 (h. 1223) tarihinde istanbul’da doğdu. babası sultan kethüdalarından seyyid ibrahim ağadır. 1886 (h. 1304) tarihinde istanbul’da vefat etti. süleymaniye camii haziresine (bahçesine) defnedilmiştir.
ahmed ibni kemal paşa, özel hocalardan ilim öğrendi. 1825 tarihinde defterdar mektupçu kalemine girdi. 1829’da nüfus sayımı için anadolu ve rumeli vilayetlerine tayin olunan memurların gönderdikleri defterleri tedkik ve icabını yapmak üzere tesis edilen ceride nezareti başkatipliğine tayin edildi. 1834’te hacelik, 1835’de rabia rütbesi verildi.

elçilikle iran’a gönderilen vakanüvis es’ad efendinin dikkatini çekip takdirlerini kazandı ve bu meziyetlerinden dolayı es’ad efendi ahmed kemal beyi sefaret sır katipliği ve tercümanlığına tayin ettirerek beraberinde tahran’a götürdü.

iran dönüşünde, mülkiye nazırı pertev paşa tarafından sadaret mektubu kalemine getirildi. istanbul’a gelen iran şehzadeleri ve sefaret görevlilerinin tercümanlığında kullanıldı. daha sonra elçilikle tahran ve isfehan’a gönderildi.

ahmed ibni kemal paşa, 1840 tarihinde sadaret mektubu kalemi mümeyyizliğine ve farsça tercümanlığına tayin edildi. devletlerle sürdürülen görüşmeler sonunda alınan kararlar üzerine düzenlenen ferman-ı aliyi, mehmed ali paşaya tebliğ için mısır’a gönderildi.

ahmed ibni kemal paşa, cizre mütesellimi bedirhan bey’le van sancağında tabari namındaki nesturi kabilesi arasındaki çatışma sebebiyle, tarafları barıştırmak için 1843 tarihinde cizre’ye gönderildi. musul, diyarbakır, bağdad ve çevrelerini dolaştı.

ahmed ibni kemal paşa, 1849 tarihinde avrupa mekteplerinin mevzuatını ve eğitim sistemini tetkik etmek için avrupa’ya gönderildi. fransa, ingiltere ve almanya’daki mekteplerin mevzuat ve eğitim metotlarını tetkik ederek rapor verdi.

1863’de berlin sefirliği, daha sonra karadağ komiserliği, 1865’te meclis-i ali-i tanzimat azalığına ve şehzadelerin ders nezaretine, 1859’da harem-i hümayun nezareti 1861’de rütbe-i bala ile mearif nezareti ile takvimhane ve matbaahane nazırlığı, 1862’de meclis-i vala-yı ahkam-ı adliye azalığı, 1864’te ikinci defa maarif nezareti vekaletine tayin edilmiştir. bir ara brüksel’e gönderildi. 1868’de şura-yı devlet azalığına getirildi. bağdat’a gelen iran şahının mihmandarlığını yaptı. 1870’de vezirlik rütbesiyle bağdat’a gönderildi. aynı sene evkaf-ı hümayun nazırı oldu. bir çok devlet hizmetlerinde bulundu ve kendisine birinci rütbe-i osmanî nişanı verildi.

ahmed ibni kemal paşa, ilim sahibi, mütevazı bir zat olup; arapça, farsça ve fransızca lisanlarında mahir, almanca’ya da aşina idi. nazırlık döneminde bir çok hayır eserleri yaptırmıştır.

müntehabat-ı şehname, farsça konuşmaya ait risale-i ta’limi farisi ve kavaid-i farisiyye gibi eserleri vardır. türkçe ve farsça şiirleri divan halinde tertip olunmuştur. bir beyti şöyledir:

insandır memerr-i vukuat-ı nik ü bed
sabret kemal mihnete in-niz begüzered

(iyi ve kötü pek çok hadisenin durağı insandır. mihnete (sıkıntılara) sabret kemal, bunlar da geçer gider.)

ahmed hamdi paşa

mitili
osmanlı sadrazamı. eski sadrazamlardan melek ahmed paşanın soyundan gelen ve sadrazam hüsrev paşanın kethüdası olan yahya beyin oğludur. 1826 senesinde istanbul’da doğdu.tahsilini tamamladıktan sonra, 1841’de babıali’de eski kethüda kaleminde memuriyete başladı. daha sonra sadaret mektubi kalemine tayin edildi. 1852’de serasker mektupçuluğuna getirildi ve on sene sonra dar-ı şura-yı askeri dairesinde aza oldu. burada 1868 senesine kadar kaldı ve derece derece yükselerek “recai” sırasına girdi. aynı sene ula sınıfı evveli rütbesi ve 10.000 kuruş maaş ile divan-ı ahkam adliye azalığına tayin edildi. bir süre hukuk dairesi riyaseti vekaletinde bulunduktan sonra bala rütbesi ile evkaf-ı hümayun nezaretine getirildi ve birçok cami, medrese, mektep ve diğer hayır kurumlarını tamir ettirdi.

1871’de aydın valiliğine tayin edilen ahmed hamdi paşa, bir sene valilik yaptıktan sonra, önce tuna valiliğine, şirvanizade rüşdi paşanın sadrazam olması üzerine de tekrar maliye nezaretine getirildi. hüseyin avni paşanın sadarete tayininden kısa bir süre sonra ikinci defa aydın, buradan da suriye valiliğine gönderildi. fakat şam’ın iklimi kendisine iyi gelmediğinden, istifa etti. 1877 senesinde dahiliye nezaretine (içişleri bakanlığına) tayin edildi.

93 harbinin son günlerinde ibrahim edhem paşanın sadaretten ayrılması üzerine yerine ahmed hamdi paşa getirildi. ancak çok geçmeden osmanlı ordularının kesin bir şekilde mağlubiyete uğramaları ve edirne’de şartları çok ağır bir mütareke mukavelesinin imzalanmasından sonra sadaretten alınarak, üçüncü defa aydın valiliğine gönderildi. bir sene sonra bağdad valiliğine tayin edildi. altı ay sonra tekrar aydın valiliğine nakledildi. bu sırada suriye valisi midhat paşanın istiklalini ilana hazırlandığı haberi sultana bildirilince, hamdi ve midhat paşaların yerleri değiştirildi. ahmed hamdi paşa, beyrut’ta teftiş için bulunduğu sırada 59 yaşında iken vefat etti. beyrut’taki mekteb-i sultani civarında defnedilip, üzerine bir türbe inşa ettirildi.

yirmi dört gün gibi kısa bir süre sadrazamlık yapan ahmed hamdi paşa, cesur, açık sözlü bir zattı. sistemli bir tahsil görmemiş olmasına rağmen, üzerine aldığı vazifelerde, elinden geldiği kadar gayret göstermiştir.

ağaoğlu ahmed

mitili
türk siyaset adamı, gazeteci ve yazar. 1869 senesinde karabağ’da doğdu. ilk ve ortaokulu şusa, liseyi tiflis’de bitirdi. 1889’da paris’e giderek sorbonne üniversitesinin tarih ve filoloji bölümüne devam etti. bu sırada ittihat ve terakki cemiyeti ileri gelenleri ile tanıştı. 1892’de londra’da toplanan şarkiyat kongresine katılarak şiiliğin doğuşu ve gelişmesi hakkında bir tebliğ sundu. fransa’da tahsilini tamamladıktan sonra azerbaycan’a döndü (1894). şusa ve bakü’de öğretmenlik yaparken milli uyanış hareketine katıldı. çeşitli gazete ve dergilerde yazılar yazdı. rusya’da türklerin haklarını korumak için “difai” isminde bir siyasi dernek kurdu. bakü’de terakki gazetesini çıkardı. rusların baskısıyla ikinci meşrutiyetin ilanı üzerine türkiye’ye geldi (1909). çeşitli gazete ve dergilerde yazılar yazdı. hakikat gazetesinin başyazarı oldu. ittihat ve terakki cemiyeti genel merkez üyesi oldu. afyonkarahisar mebusu seçildi (1912). birinci dünya savaşından sonra rusya’da ihtilal olunca, azerbaycan’a gönderilen orduda kumandan müşaviri olarak bulundu. iran’da yapılan ingiltere-azerbaycan görüşmelerine başkanlık etti. paris’e barış konferansına giderken istanbul’a uğradı. fakat ingilizler tarafından tutuklandı. önce limni, sonra malta’ya sürüldü. iki yıl sonra ankara’ya döndü (1921). matbuat umum müdürü ve hakimiyet-i milliye gazetesi başyazarı oldu. ikinci devre kars mebusu oldu. serbest cumhuriyet fırkasını kurdu. fırka kapatılınca siyasi hayattan çekildi. istanbul darülfünunda müderris oldu (1931). çeşitli dergilerde yazılar yazan ahmed ağaoğlu 19 mayıs 1939’da istanbul’da öldü.

arabi, farisi ve fransızcayı bilen ahmed ağaoğlu, türk fikir ve siyaset hayatında 1912’den sonra etkili olmaya başlamıştır. faaliyet ve yazılarının çoğunu türk milliyetçiliği ve türk kültürü üzerine yazarken, sonra avrupa medeniyetini savunmaya başladı. paris’te tanıştığı mısır mason locası başkanı cemaleddin efgani’nin bozuk fikirlerine kapıldı.

siyasi fikir ve düşüncelerinde, ittihat ve terakki cemiyetinin tesirinde kalarak, dini inançtan uzaklaştı. islamiyeti batıl, bozuk inanç olan budizm ve brahmanizme benzeterek çöktüğünü, batı medeniyetinin ise bütün unsurları ile ayakta durduğunu savundu.

eserleri:

islam ve ahunt, islam’a göre ve islam’da kadın, üç medeniyet, ingiltere ve hindistan, serbest insanlar ülkesinde, ben neyim, gönülsüz olmaz vs.

abidin paşa

mitili
osmanlı devlet adamı ve şairlerinden. arnavutluk ileri gelenlerinden prevezeli ahmed dino beyin oğludur. 24 mart 1843 tarihinde bir salı günü preveze’de doğan abidin paşa, tahsilini tamamladıktan sonra, silahşörlük hizmetiyle saraya girdi. bir süre sonra doğum yeri olan preveze’de mutasarrıf muavinliği ve merkez kaymakamlığı yaptı. izmir’deki vazifesinden sonra, sofya mutasarrıflığı ve bosna komiserliğinde bulundu. bosna’dayken devlet-i aliyyenin borçlanması, borsa muameleleri ve maliye hakkında yazdığı kitabını maarif nezaretinin izniyle bastırdı. 1877’de rus harbi sonunda epir sınırı için yanya’da toplanan olağanüstü komisyon başkanlığında, 1878’de de diyarbekir, elazığ ve sivas illeri ıslahat işleri birinci komiserliği vazifelerinde bulundu. 1879’da sivas ve selanik illeri valiliklerine ve aynı sene vezirlik rütbesiyle hariciye nazırlığına getirildi. ayrıca babıali’de çok önemli komisyonlarda bulunduğu gibi, emir üzerine mebusların halk tarafından birinci ve ikinci dereceden seçimine dair yapılacak tüzüğün taslağını hazırladı. üç ay bu vazifede kaldıktan sonra, mecidî nişanıyla adana valiliğine tayin edildi.

dört sene dokuz ay kaldığı bu vazifedeyken abidin paşa, mesnevi-i şerif’i tercüme ve şerh etti. 1885 senesinde sivas valiliğine tayin edildiyse de bir sene sonra ankara valiliğine getirildi. sekiz sene kadar bu vazifede bulunan abidin paşa, 1894 senesinde cezayir-i bahrisefid (akdeniz adaları) valiliklerine atandı. 1906 senesinde yemen işlerini ıslahla ilgili komisyonda görevli iken, 1908 yılında istanbul’da vefat etti. kabri, fatih camii bahçesindedir.

abidin paşa vazifeli bulunduğu yerlerde idareciliği ve davranışları ile kendini halka sevdirmişti. ana dili türkçeden başka arapça, farsça, arnavutça, fransızca ve rumcayı çok iyi bilirdi. rumca şiirleri istanbul ve paris’te yayınlanmıştır.

abidin paşa, mesnevi-i şerif’in birinci kıt’asının şerhini yapınca, bir nüshasını da cevdet paşaya göndermişti. cevdet paşa, onu, böyle bir şerhi, özellikle devrin diliyle yazmasından dolayı takdir etmiştir. fakat cevdet paşa asıl konuya abidin paşanın; "mesnevi-i şerif, altı cildden ibaret olup, altıncı cildin nısfı sanisiyle yedi cild üzere bulunur.” demesi üzerine geçmiş ve bütün mesnevilerin altı cild olduğunu belirterek düzme olan yedinci cild üzerinde geniş olarak durmuştur. paşa, çeşitli cephelerden bu cildi ele almış ve celaleddin-i rumi hazretlerinin olmadığını isbat etmiştir.

abidin paşa da üçüncü defa bastırdığı encümenin birinci cildinde cevdet paşanın bu haklı tenkidi karşısında eski fikrinden dönmüştür.

abidin paşa, mesnevi şerhinde, mesnevi’nin birinci beyti olan:

bişnev ez ney çün hikayet miküned,
ez cüdayiha, şikayet miküned.

“dinle neyden nasıl anlatıyor, ayrılıklardan şikayet ediyor.” beytinin açıklamasını yaptıktan sonra, şerhine başlayarak, ney’in, insan-ı kamil olduğunu dokuz şekilde isbat etmektedir. bunlardan birincisi şu şekildedir: “neyden maksad, arif ve akıllı insandır ki, ağzından daima aşıkane, leziz ve manidar sözler çıkar. bu beytin ikinci mısraında “ez cüdayiha şikayet miküned” (ayrılıklardan nasıl şikayet ediyor) buyurulması, arifin, yani allah adamının ruhani alemden ayrılıp dünyada bulunmasından, kendini gurbette hissetmesinden ve üzücü, daima değişip duran hadiselere giriftar olmasından şikayet etmesidir.

mesnevi-i şerif’in bu ilk beytinde celaleddin-i rumi kuddise sirruh işitme işiyle ilgili olan "bişnev" (işit) emri ile söze başlamaktadır. bundan maksadı, hem beyan buyurdukları ney’in sedası tabii olarak işitilmeye muhtaç, hem de işitme duyusunun diğer duyu organlarından ve uzuvlarından daha faziletli, değerli olmasındandır. işitme organı ve duyusundan sonra uzuvların en kıymetlisi olan göz bile, yalnız bazı sınırlı ve maddi şeyleri görebiliyor. kulak ise, maneviyatı, akıl ile idrak olunabilen şeyleri, yani ma’kulatı ve birçok hikmetleri işitebilmektedir. allahü tealanın peygamberleri (ala nebiyyina ve aleyhimüssalevatü vetteslimat) bütün insanlık için iki cihanın saadetine vesile olan allahü tealanın emir ve yasaklarını tebliğ için, tabii olarak işitenlerin, işitme duyusuna müracaat ederlerdi. göz, ışıksız vazifesini yapamamaktadır. kulak ise zahiri yardımcılara muhtaç olmayıp, daima binlerle çeşit ses ve sedayı işitip, idrak eder ve aklın nurunu malumatını her şeyden ziyade artırır ve insanın kadrini yüceltir.

mesnevi’nin bu beytinden arifin, yani veliyy-i kamilin ney’e benzetilmesinde bazı hikmetler mevcuttur. mesela, ney önce kamışlıkta bulunuyordu. kesilmemişken daima büyüyüp gelişiyor, taze hayat buluyordu. kesildikten sonra ise kurudu. işte arifin ruhu da, ruhlar aleminde nihayetsiz manevi nimet ve lezzetlere mazhar iken, dünyaya gelince, adeta ab-ı hayat gibi olan o ruhlar aleminden mahrum kaldığından susuz kalmış kamış gibi kurudu.

abidin paşanın başka eserleri de vardır. bunlar; 1) alem-i islam’ı müdafaa: bir hıristiyan papazın kur’an-ı kerim hakkındaki görüşlerine cevaptır. 2) meali-i islamiyye: islam dininin değeri ve üstünlükleri hakkındadır. 3) seadet-i dünya: ahlakla ilgilidir. 4) kaside-i bürde tercümesi’dir.

430 /

neden bekliyorsun?


bu sözlük, duygu ve düşüncelerini özgürce paylaştığın bir platform, hislerini tercüme eden özgür bilgi kaynağıdır.
katkıda bulunmak istemez misin?

üye ol