münşeât sâhibi ve divan şâiri. doğum târihi bilinmemektedir. baş defterdâr çivizâde abdullah çelebi’nin yanında yetişti. sokullu mehmed paşaya dîvân kâtibi oldu. nahcivân seferine katıldı. sokullu’nun sadrâzamlığında sır kâtipliğine yükseldi. zigetvar seferinde üstün cesâret ve gayreti ile hizmeti görüldü. 1570’te reisülküttâb, 1573’te nişancı oldu. 1576’da azledilerek semendire beyliğine gönderildi. yeniden nişancılığa getirildi. bu görevde iken 1581 senesinde vefât etti.
eserleri: feridun bey münşeâtı olarak tanınan münşeâtü’s-selâtin’dir. 1575’te üçüncü murâd hana takdim edilmiştir. osmanlı târihinin en önemli kaynakları arasındadır. miftâh-ı cennet; dînî, ahlâkî bir eserdir. nüzhetü’l-esrâr fî feth-i kal’at-ı zigetvar, zigetvar seferini anlatır. ayrıca bir de dîvân’ı vardır.
bir dertten, sikintidan kurtulmak manasindadir. gotu kurtarmak gibi...
(bkz: pacayi siyirmak)
on altıncı yüzyılda iki defa sadrâzamlık yapan osmanlı devlet adamı. arnavut olup küçük yaşta devşirme olarak enderuna alındı. burada türk-islâm terbiyesi ile yetiştirildi. kânûnî’nin teveccüh ve itimadını kazandı. sigetvar (zigetvar) seferine katıldı. bu seferde vefât eden kânûnî sultan süleymân hanın nâşı, ferhad ağanın nezâreti altında istanbul’a naklolundu. 1581’de yeniçeri ağası oldu. şehzade mehmed’in (iii) sünnet düğünü sırasında yeniçerilerle sipâhiler arasında çıkan olaylar yüzünden sadrâzam koca sinan paşa tarafından azledildi (1582).
sinan paşanın sadâretten azledilmesinden sonra rumeli beylerbeyliğine getirildi(1583). aynı yol veziriâzam siyavuş paşanın tavsiyesiyle ve dördüncü vezirlikle iran’a serdar tâyin edildi. ferhad paşa revan kalesini tahkim edip içine lüzumu kadar asker, top vesair mühimmat koydu ve beylerbeyliğine cağalazâde sinan paşayı getirdi. tiflis’e yardım ederek askerin durumunu düzeltti. lori ve gürî kalelerini zaptetti. gürcistan’a akınlarda bulundu.
ferhad paşa, özdemiroğlu osman paşanın ölümünden sonra 1586’da ikinci defa iran serdarlığına getirildi. bu seferinde de muvaffakiyet gösterdi. tebriz’i iran kuvvetlerinin muhâsarasından kurtardıktan sonra kendisine merkez yaptı. gence ve karabağ mıntıkasını zaptetti. nihavend’i aldı. iran şahı birinci abbas ile sulh yaparak birçok memleketlerin osmanlı ülkesine katılmasına sebep oldu. şah abbas’ın birâderinin oğlu haydar mirza’yı rehin olarak istanbul’a getirdi. bu mühim başarıları sebebiyle ünlü vezir olarak tanındı.
ferhad paşa ağustos 1591’de koca sinan paşanın azli üzerine sadrâzam oldu. kendisine hasım olan sinan paşaya karşı çok lütufkâr davrandı ve hürmet gösterdi. ancak sinan paşa onun bu iyi niyetini takdir etmeyip dâimâ aleyhinde bulundu.
ferhad paşa erzurum esnafı ile yeniçerilerin kavgası sebebiyle sekiz ay sonra görevinden alındı ise de 1595’te ikinci kez sadârete getirildi. isyan hâlinde bulunan ferhad paşa üzerine sefere çıktı. ancak sinan paşa ve taraftarlarının onun aleyhinde konuşmaları ve eflak voyvodası ile anlaştığı yolunda dedikodular çıkarmaları üzerine tekrar azledildi ve çok geçmeden de îdâm olundu (ekim 1595). nâşı eyüp’teki türbesine defnolundu.
ferhad paşa, 16. yüzyıl sonlarında gelen liyâkatli vezirlerden biri olup kendisine her verilen vazifede başarı göstermiştir. sadâreti ve sadâret kaymakamlığı görevleri sırasında rakibi olan sinan paşanın tahrikleriyle devamlı olarak kapıkulu ocaklarının hücumuna mâruz kaldı. son sadâretinde eflak isyânını bastıracağında şüphe yokken eflak sınırını geçmeye hazırlandığı sırada azledilip katli için emir verilmesi eflak işinin felâketle uzamasına sebep oldu. osmanlı târihçileri onun doğru ve açık sözlü bir vezir olduğunda ittifak etmektedirler. sultan üçüncü mehmed han sonradan onun hakkında söylenenlerin iftira olduğunu anlayınca çok müteessir olmuştur. ferhad paşa kumkapı’da mualla mescidini, halvetiye şeyhlerinden mahmud efendi için yaptırmıştır.
sinan paşanın sadâretten azledilmesinden sonra rumeli beylerbeyliğine getirildi(1583). aynı yol veziriâzam siyavuş paşanın tavsiyesiyle ve dördüncü vezirlikle iran’a serdar tâyin edildi. ferhad paşa revan kalesini tahkim edip içine lüzumu kadar asker, top vesair mühimmat koydu ve beylerbeyliğine cağalazâde sinan paşayı getirdi. tiflis’e yardım ederek askerin durumunu düzeltti. lori ve gürî kalelerini zaptetti. gürcistan’a akınlarda bulundu.
ferhad paşa, özdemiroğlu osman paşanın ölümünden sonra 1586’da ikinci defa iran serdarlığına getirildi. bu seferinde de muvaffakiyet gösterdi. tebriz’i iran kuvvetlerinin muhâsarasından kurtardıktan sonra kendisine merkez yaptı. gence ve karabağ mıntıkasını zaptetti. nihavend’i aldı. iran şahı birinci abbas ile sulh yaparak birçok memleketlerin osmanlı ülkesine katılmasına sebep oldu. şah abbas’ın birâderinin oğlu haydar mirza’yı rehin olarak istanbul’a getirdi. bu mühim başarıları sebebiyle ünlü vezir olarak tanındı.
ferhad paşa ağustos 1591’de koca sinan paşanın azli üzerine sadrâzam oldu. kendisine hasım olan sinan paşaya karşı çok lütufkâr davrandı ve hürmet gösterdi. ancak sinan paşa onun bu iyi niyetini takdir etmeyip dâimâ aleyhinde bulundu.
ferhad paşa erzurum esnafı ile yeniçerilerin kavgası sebebiyle sekiz ay sonra görevinden alındı ise de 1595’te ikinci kez sadârete getirildi. isyan hâlinde bulunan ferhad paşa üzerine sefere çıktı. ancak sinan paşa ve taraftarlarının onun aleyhinde konuşmaları ve eflak voyvodası ile anlaştığı yolunda dedikodular çıkarmaları üzerine tekrar azledildi ve çok geçmeden de îdâm olundu (ekim 1595). nâşı eyüp’teki türbesine defnolundu.
ferhad paşa, 16. yüzyıl sonlarında gelen liyâkatli vezirlerden biri olup kendisine her verilen vazifede başarı göstermiştir. sadâreti ve sadâret kaymakamlığı görevleri sırasında rakibi olan sinan paşanın tahrikleriyle devamlı olarak kapıkulu ocaklarının hücumuna mâruz kaldı. son sadâretinde eflak isyânını bastıracağında şüphe yokken eflak sınırını geçmeye hazırlandığı sırada azledilip katli için emir verilmesi eflak işinin felâketle uzamasına sebep oldu. osmanlı târihçileri onun doğru ve açık sözlü bir vezir olduğunda ittifak etmektedirler. sultan üçüncü mehmed han sonradan onun hakkında söylenenlerin iftira olduğunu anlayınca çok müteessir olmuştur. ferhad paşa kumkapı’da mualla mescidini, halvetiye şeyhlerinden mahmud efendi için yaptırmıştır.
köprülü mehmed paşanın küçük oğlu. 1637’de dünyâya geldi. uzun müddet medrese tahsili görmüş olup, 1669’da babasının sadâreti zamânında zeâmetle dergâh-ı âli müteferrikaları arasına girmiş ve burada ilimle meşgul olup, vezir oluncaya kadar zeâmetle geçinmiştir.
haziran 1680’de vezir olan fâzıl mustafa paşa, 1683’te niğbolu sancağı da verilmek suretiyle silistre (özü) vâlisi ve lehistan serdarı oldu. lâkin veziriâzam kara mustafa paşanın katli üzerine bu da gözden düşerek aynı yıl serdarlıktan azl olunup, emekli edildi. kendisine azaz ve kilis sancakları arpalık olarak verildi. 1684 sonlarında sakız muhâfızlığına gönderilen mustafa paşa, 1686’da boğaz muhâfızı olup, kapıkulu ocaklarının cephede isyânı ve istanbul’a hareketleri sırasında sadâret kaymakamlığıyle istanbul’a dâvet olundu (1687). bu sırada pâdişah bulunan sultan dördüncü mehmed hana karşı orduda bir isyan hareketi meydana gelmişti. bu isyan ateşinin önüne geçilemediğinden, ordu daha istanbul’a girmeden alınan tedbirlerle dördüncü mehmed han hal edilip yerine kardeşi ikinci süleymân han pâdişah yapıldı.
bu sırada veziriâzam olan siyavuş paşanın katline kadar, işler kayınbirâderi olan fâzıl mustafa paşanın elindeydi. o, yeniçerilerin zorbalıklarına son verilmesi için veziriâzamı sıkıştırıyordu. bunu bilen yeniçeriler veziriâzamı ölümle tehdid ederek onu boğaz muhâfızlığı ile istanbul’dan çıkarttılar. hattâ katli için şeyhülislâmdan fetvâ dahî istediler, ancak alamadılar.
bu sırada osmanlı devletinin içinde bulunduğu kötü durumdan kurtulması için çâreler arıyan sultan ikinci süleymân, şeyhülislâmın tavsiyesiyle 1689’da fâzıl mustafa paşayı veziriâzamlığa getirdi.
veziriâzamlığı zamânında önemli işler yapan mustafa paşa, ilk iş olarak bâzı vergileri kaldırdı. yeniçeri ağalığına getirdiği eginli haseki mehmed ağa vâsıtasıyla yeniçeri ocağını ıslah edip,maaşlardan epey tasarruf etti. bir kış boyu gerekli tedbirleri aldıktan sonra, rumeli’yi avusturyalılardan kurtararak belgrad’ı geri aldığı gibi, düşmanı tuna ve sava’nın ötesine attı. 1691’de düzenlediği seferde macaristan topraklarında slankamen mevkiindeki muhârebede şehid düştü. ancak cesedi bulunamadı. 55 yaşında şehid düşen mustafa paşanın veziriâzamlığı iki sene üç ay sürdü. avusturya’ya düzenlediği ikinci seferi esnâsında sultan ikinci süleymân vefât edip, yerine kardeşi sultan ikinci ahmed han pâdişah olmuştu.
fâzıl mustafa paşa, açık sözlü, riyâdan hoşlanmayan bir insandı. cesur, atılgan ve son derece cömertti. idâreyi ele alır almaz, hükümeti ve orduyu işe yaramayanlardan derhal temizlemiş, rumeli’de gayrimüslimlerin yer yer ayaklanıp düşmana yardım etmelerinin sebebinin vergiler olduğunu görerek, onları hafifletmiş, ticârete serbesti vermiş ve bu sâyede dâhilî asâyişi temin eylemiştir.
ilme son derece düşkün olan fâzıl mustafa paşa, ulemâya çok rağbet eder, fırsat buldukça da ilimle meşgul olurdu. hadis ilminde ihtisas sâhibiydi. konağı yanına yaptırmış olduğu kütüphâneden birçok âlim ve muhaddisler istifâde ederlerdi.
haziran 1680’de vezir olan fâzıl mustafa paşa, 1683’te niğbolu sancağı da verilmek suretiyle silistre (özü) vâlisi ve lehistan serdarı oldu. lâkin veziriâzam kara mustafa paşanın katli üzerine bu da gözden düşerek aynı yıl serdarlıktan azl olunup, emekli edildi. kendisine azaz ve kilis sancakları arpalık olarak verildi. 1684 sonlarında sakız muhâfızlığına gönderilen mustafa paşa, 1686’da boğaz muhâfızı olup, kapıkulu ocaklarının cephede isyânı ve istanbul’a hareketleri sırasında sadâret kaymakamlığıyle istanbul’a dâvet olundu (1687). bu sırada pâdişah bulunan sultan dördüncü mehmed hana karşı orduda bir isyan hareketi meydana gelmişti. bu isyan ateşinin önüne geçilemediğinden, ordu daha istanbul’a girmeden alınan tedbirlerle dördüncü mehmed han hal edilip yerine kardeşi ikinci süleymân han pâdişah yapıldı.
bu sırada veziriâzam olan siyavuş paşanın katline kadar, işler kayınbirâderi olan fâzıl mustafa paşanın elindeydi. o, yeniçerilerin zorbalıklarına son verilmesi için veziriâzamı sıkıştırıyordu. bunu bilen yeniçeriler veziriâzamı ölümle tehdid ederek onu boğaz muhâfızlığı ile istanbul’dan çıkarttılar. hattâ katli için şeyhülislâmdan fetvâ dahî istediler, ancak alamadılar.
bu sırada osmanlı devletinin içinde bulunduğu kötü durumdan kurtulması için çâreler arıyan sultan ikinci süleymân, şeyhülislâmın tavsiyesiyle 1689’da fâzıl mustafa paşayı veziriâzamlığa getirdi.
veziriâzamlığı zamânında önemli işler yapan mustafa paşa, ilk iş olarak bâzı vergileri kaldırdı. yeniçeri ağalığına getirdiği eginli haseki mehmed ağa vâsıtasıyla yeniçeri ocağını ıslah edip,maaşlardan epey tasarruf etti. bir kış boyu gerekli tedbirleri aldıktan sonra, rumeli’yi avusturyalılardan kurtararak belgrad’ı geri aldığı gibi, düşmanı tuna ve sava’nın ötesine attı. 1691’de düzenlediği seferde macaristan topraklarında slankamen mevkiindeki muhârebede şehid düştü. ancak cesedi bulunamadı. 55 yaşında şehid düşen mustafa paşanın veziriâzamlığı iki sene üç ay sürdü. avusturya’ya düzenlediği ikinci seferi esnâsında sultan ikinci süleymân vefât edip, yerine kardeşi sultan ikinci ahmed han pâdişah olmuştu.
fâzıl mustafa paşa, açık sözlü, riyâdan hoşlanmayan bir insandı. cesur, atılgan ve son derece cömertti. idâreyi ele alır almaz, hükümeti ve orduyu işe yaramayanlardan derhal temizlemiş, rumeli’de gayrimüslimlerin yer yer ayaklanıp düşmana yardım etmelerinin sebebinin vergiler olduğunu görerek, onları hafifletmiş, ticârete serbesti vermiş ve bu sâyede dâhilî asâyişi temin eylemiştir.
ilme son derece düşkün olan fâzıl mustafa paşa, ulemâya çok rağbet eder, fırsat buldukça da ilimle meşgul olurdu. hadis ilminde ihtisas sâhibiydi. konağı yanına yaptırmış olduğu kütüphâneden birçok âlim ve muhaddisler istifâde ederlerdi.
dağıstan’da rus birliklerine karşı çete savaşlarına katılan türk komutan. şeyh şâmil’in yakın akrabâlarından olup, dağıstan’da doğdu.
ruslar kafkasya’yı işgâl ettikleri sırada şeyh şâmil’le berâber yıllarca vatan müdâfaasında bulundu. ancak çarlık rusyasına karşı giriştiği bu amansız mücâdele esnâsında esir düştü. esâret hayâtı sırasında, rusya’da askerî bir okulda eğitim gördü. daha sonra çar’ın muhâfız kıt’sında görev yaptı. türkiye’ye geçtiği zaman kolağası rütbesiyle osmanlı ordusuna katıldı. bir çok muhârebelere katılarak başarılar kazandı. 1882 yılında liva rütbesiyle belgrad’a gönderildi. daha sonra musul ve bağdat’ta görev verilen fâzıl mehmed bey, buralarda gösterdiği başarılar sebebiyle önce ferik sonra da birinci ferik rütbesiyle taltif edildi.
1914’te birinci dünyâ harbi sırasında ordudan ayrılmış bulunan fâzıl paşa, ihtiyâç üzerine yeniden orduya katıldı. kendisine önce kafkas, sonra irak cephesinde süvârî komutanlığı görevi verildi. iyi ata binmesi, iyi silâh kullanması ve cesâreti ile tanınan fâzıl mehmed paşa, 1915 yılında vefât etti.mezarı bağdat’ta azamiye kabristanındadır.
fâzıl mehmed paşanın, fâzıl ahmed paşa ve fâzıl mustafa paşa gibi devlet adamları yetiştiren köprülüler âilesi ile bir münâsebeti yoktur.
ruslar kafkasya’yı işgâl ettikleri sırada şeyh şâmil’le berâber yıllarca vatan müdâfaasında bulundu. ancak çarlık rusyasına karşı giriştiği bu amansız mücâdele esnâsında esir düştü. esâret hayâtı sırasında, rusya’da askerî bir okulda eğitim gördü. daha sonra çar’ın muhâfız kıt’sında görev yaptı. türkiye’ye geçtiği zaman kolağası rütbesiyle osmanlı ordusuna katıldı. bir çok muhârebelere katılarak başarılar kazandı. 1882 yılında liva rütbesiyle belgrad’a gönderildi. daha sonra musul ve bağdat’ta görev verilen fâzıl mehmed bey, buralarda gösterdiği başarılar sebebiyle önce ferik sonra da birinci ferik rütbesiyle taltif edildi.
1914’te birinci dünyâ harbi sırasında ordudan ayrılmış bulunan fâzıl paşa, ihtiyâç üzerine yeniden orduya katıldı. kendisine önce kafkas, sonra irak cephesinde süvârî komutanlığı görevi verildi. iyi ata binmesi, iyi silâh kullanması ve cesâreti ile tanınan fâzıl mehmed paşa, 1915 yılında vefât etti.mezarı bağdat’ta azamiye kabristanındadır.
fâzıl mehmed paşanın, fâzıl ahmed paşa ve fâzıl mustafa paşa gibi devlet adamları yetiştiren köprülüler âilesi ile bir münâsebeti yoktur.
köprülü mehmed paşanın büyük oğlu. 1635 yılında vezirköprü kasabasında doğdu. yedi yaşında istanbul’a geldi ve burada medrese tahsilini meşhur karaçelebizâde abdülazîz efendiden alarak mezun oldu. on altı yaşındayken müderris oldu ve yirmi iki yaşına gelince sahn-ı semân medreselerine müderris tâyin edildi. sonra babası tarafından ilmiye sınıfından ayrılması istendi ve 1659 târihinde vezirlikle erzurum vâliliğine gönderildi. daha sonra şam ve halep vâliliklerinde bulunan fâzıl ahmed paşa, babasının hastalanması üzerine, ona vekâlet etmek üzere edirne’ye çağırıldı. nihâyet 1661 yılında babasının ölümü ile 26 yaşındayken veziriâzamlığa getirildi.
fâzıl ahmed paşa, fâsılasız olarak 15 sene sadârette bulundu. bu süre ile çandarlızâde halil hayreddin paşa ile oğlu çandarlızâde ali paşadan sonra osmanlı târihinin en çok iktidarda kalan sadrâzamıdır. ahmed paşanın on beş sene süren sadâretinin dokuz senelik bir devri cephelerde muhârebeyle geçti. üç sene avusturya ile macaristan’da ve iki buçuk sene venediklilerle girit’te ve üst üste üç sene de lehistan’da savaştı.osmanlı devletine parlak zaferler kazandırdı. 1676 yılında pâdişâhla berâber edirne’ye giderken yolda hastalandı ve hastalığı ağırlaşarak yola devâm edemedi. ergene civârında, karabiber çiftliğindeyken 3 kasım gecesi 43 yaşında olduğu halde vefât etti.cenâzesi istanbul’a getirilerek divanyolu’nda babasının yanına defnedildi.
târihî kaynaklara göre fâzıl ahmed paşa, vücutça uzun boylu, beyaz renkliydi. hal ve tavrı mütevâzıydı. çok düzgün konuşur, karşısındaki kimseyi kolaylıkla ikna ederdi. cömertti. haksızlığın büyük düşmanıydı. çabuk kavrayışlı, metin muhâkemeli, işlere kısa yoldan gitmesini bilen ve meselelere vakıf bir şahsiyetti. ihtiyatlı konuşur, gevezelikten hoşlanmazdı. yapamayacağı şeyleri îmâ yoluyla da olsa, vaad etmezdi. fâzıl ahmed paşa, fikir ve mütâlaaya kıymet verir, söz dinler, tecrübeli adamların fikirlerinden istifâde eder ve sonra harekete geçerdi. muhârebelerde askerin gayretini arttırmak için esir ve belli sayıda kelle getirene yirmi kuruş bahşiş vermekte idi. fâzıl ahmed paşa, hemen hemen bir altının dörtte biri veya yarısı olan bu parayı tamâmen kendi kesesinden sarf ederdi. bir gün kethüdâsı kendisine:
“bu ihsâna sel gibi akça olsa yine dayanmaz!” demesi üzerine:
“ya bizim akçemiz ne gün içindir. hepsi böyle günlere fedâ olsun. eğer kifâyet etmezse, ödünç alır yine veririz.” cevâbını vermişti.
ilmiye sınıfından yetişen fâzıl ahmed paşa, fıkıh ve kelâmda âlimdi. yazısı güzel olup, sülüs ve nesih yazısını, meşhur hattat derviş ali’den öğrenmiştir.hocası kendisini ziyârete geldiği zaman elini öper ve makâmında yanına oturturdu. paşa, devletin her yerinde hayır eserleri yaptırdı. bunlar arasında divanyolu’nda kütüphâne ve dârülhadîs, uyvar kamaniçe ve kandiye’de câmi, izmir ve çemberlitaş’taki han en önemlileridir.
fâzıl ahmed paşa, fâsılasız olarak 15 sene sadârette bulundu. bu süre ile çandarlızâde halil hayreddin paşa ile oğlu çandarlızâde ali paşadan sonra osmanlı târihinin en çok iktidarda kalan sadrâzamıdır. ahmed paşanın on beş sene süren sadâretinin dokuz senelik bir devri cephelerde muhârebeyle geçti. üç sene avusturya ile macaristan’da ve iki buçuk sene venediklilerle girit’te ve üst üste üç sene de lehistan’da savaştı.osmanlı devletine parlak zaferler kazandırdı. 1676 yılında pâdişâhla berâber edirne’ye giderken yolda hastalandı ve hastalığı ağırlaşarak yola devâm edemedi. ergene civârında, karabiber çiftliğindeyken 3 kasım gecesi 43 yaşında olduğu halde vefât etti.cenâzesi istanbul’a getirilerek divanyolu’nda babasının yanına defnedildi.
târihî kaynaklara göre fâzıl ahmed paşa, vücutça uzun boylu, beyaz renkliydi. hal ve tavrı mütevâzıydı. çok düzgün konuşur, karşısındaki kimseyi kolaylıkla ikna ederdi. cömertti. haksızlığın büyük düşmanıydı. çabuk kavrayışlı, metin muhâkemeli, işlere kısa yoldan gitmesini bilen ve meselelere vakıf bir şahsiyetti. ihtiyatlı konuşur, gevezelikten hoşlanmazdı. yapamayacağı şeyleri îmâ yoluyla da olsa, vaad etmezdi. fâzıl ahmed paşa, fikir ve mütâlaaya kıymet verir, söz dinler, tecrübeli adamların fikirlerinden istifâde eder ve sonra harekete geçerdi. muhârebelerde askerin gayretini arttırmak için esir ve belli sayıda kelle getirene yirmi kuruş bahşiş vermekte idi. fâzıl ahmed paşa, hemen hemen bir altının dörtte biri veya yarısı olan bu parayı tamâmen kendi kesesinden sarf ederdi. bir gün kethüdâsı kendisine:
“bu ihsâna sel gibi akça olsa yine dayanmaz!” demesi üzerine:
“ya bizim akçemiz ne gün içindir. hepsi böyle günlere fedâ olsun. eğer kifâyet etmezse, ödünç alır yine veririz.” cevâbını vermişti.
ilmiye sınıfından yetişen fâzıl ahmed paşa, fıkıh ve kelâmda âlimdi. yazısı güzel olup, sülüs ve nesih yazısını, meşhur hattat derviş ali’den öğrenmiştir.hocası kendisini ziyârete geldiği zaman elini öper ve makâmında yanına oturturdu. paşa, devletin her yerinde hayır eserleri yaptırdı. bunlar arasında divanyolu’nda kütüphâne ve dârülhadîs, uyvar kamaniçe ve kandiye’de câmi, izmir ve çemberlitaş’taki han en önemlileridir.
medîne müdâfii. 1868’de rusçuk’ta doğdu. babası mehmed nâhid bey, annesi fatma âdile hanımdır. âilece 93 harbinden sonra rusçuk’tan ayrıldılar. fahreddîn paşa 1888’de harbiye mektebini, 1891’de erkân-ı harbiyeyi bitirdi.
erzincan’daki 4. orduda vazîfe yaptı. 31 mart vak’asında dîvân-ı harb başkanıydı. 1911-12 türk-italyan harbinde kurmay albay olarak bulundu. balkan savaşında çatalca muhârebelerinde yaptığı taarruzla bulgarları bozguna uğrattı ve edirne’nin geri alınmasında en önemli rolü oynadı. birinci dünyâ savaşı başladığında musul’da on ikinci kolordunun komutanıydı. bu sırada osmanlı devletinde idâreyi elinde tutan ittihat ve terakki liderleri hatâlı bir politika ile halife ve osmanlı hükümdarlarına bağlı şerîf hüseyin ve taraftarlarını hâin ilân ettiler. fahreddîn paşa da şerîf hüseyin’e karşı savunma yapmak üzere medîne’ye gönderildi. bu kahraman türk kumandanı, ittihatçıların çılgınca verdikleri emirlere uymayı bir vatan borcu bildiği için, medîne’de hareketsiz kalmış, azılı islâm düşmanı ingilizlerle savaşmak fırsatını bulamamıştı. böylece yıllarca mukaddes topraklarda kardeş kardeşi boğazladı. netîcede müslümanların bu gafletinden ingilizler ve vehhâbîler istifâde ettiler. birincidünyâ harbinin kaybedilmesi ve mondros mütârekesinin imzâlanmasından sonra mekke vemedîne vehhâbîlere terk edildi. ingilizler teslim aldıkları fahreddîn paşayı malta’ya sürdüler. 1921’de esâretten kurtulan fahreddîn paşa, başkomutanlık meydan muhârebesine 12. fırka komutanı olarak katıldı. 1922’de tbmm hükûmeti tarafından kâbil elçiliğine tâyin edildi. 1926’ya kadar bu görevde kaldı.
1948’de istanbul’da vefât eden fahreddîn paşa rumelihisarı kabristanlığına defnedildi.
erzincan’daki 4. orduda vazîfe yaptı. 31 mart vak’asında dîvân-ı harb başkanıydı. 1911-12 türk-italyan harbinde kurmay albay olarak bulundu. balkan savaşında çatalca muhârebelerinde yaptığı taarruzla bulgarları bozguna uğrattı ve edirne’nin geri alınmasında en önemli rolü oynadı. birinci dünyâ savaşı başladığında musul’da on ikinci kolordunun komutanıydı. bu sırada osmanlı devletinde idâreyi elinde tutan ittihat ve terakki liderleri hatâlı bir politika ile halife ve osmanlı hükümdarlarına bağlı şerîf hüseyin ve taraftarlarını hâin ilân ettiler. fahreddîn paşa da şerîf hüseyin’e karşı savunma yapmak üzere medîne’ye gönderildi. bu kahraman türk kumandanı, ittihatçıların çılgınca verdikleri emirlere uymayı bir vatan borcu bildiği için, medîne’de hareketsiz kalmış, azılı islâm düşmanı ingilizlerle savaşmak fırsatını bulamamıştı. böylece yıllarca mukaddes topraklarda kardeş kardeşi boğazladı. netîcede müslümanların bu gafletinden ingilizler ve vehhâbîler istifâde ettiler. birincidünyâ harbinin kaybedilmesi ve mondros mütârekesinin imzâlanmasından sonra mekke vemedîne vehhâbîlere terk edildi. ingilizler teslim aldıkları fahreddîn paşayı malta’ya sürdüler. 1921’de esâretten kurtulan fahreddîn paşa, başkomutanlık meydan muhârebesine 12. fırka komutanı olarak katıldı. 1922’de tbmm hükûmeti tarafından kâbil elçiliğine tâyin edildi. 1926’ya kadar bu görevde kaldı.
1948’de istanbul’da vefât eden fahreddîn paşa rumelihisarı kabristanlığına defnedildi.
sultan ikinci abdülhamid han devri amirâllerinden. ismi eyyûb sabri olup, yenişehir civârındaki urmiye’de doğdu. doğum târihi bilinmemektedir. 1890 (h.1308) târihinde istanbul’da vefât etti. bayramiye yolu büyüklerinden, ilim irfân sâhibi olan hocası idrîs-i muhtefî’nin kasımpaşa’da kulaksız câmii karşısında bulunan yokuşun alt başındaki kabrinin ayak ucuna defnedildi.
eyüp sabri paşa, sultan ikinci abdülhamîd han zamânında yetişen, çalışkan, âlim bir deniz paşasıydı. bir kısmı henüz basılmayan çok kıymetli eserler yazdı. basılanlar şunlardır:
mir’ât-ı mekke, mir’ât-ı medîne, terceme-i şemâil-i şerîf, ahvâl-i cezîret-ül-arab, şerh-i kasîde-i bânet süâd, târih-i vehhâbiyân, mahmûd-üs-siyer, necât-ül-mü’minîn, tekmilet-ül-menâsik, riyâd-ül-mûkınîn, mir’ât-ü cezîret-il-arab.
ilk iki eser ile sonuncusu, mir’ât-ül haremeyn ismiyle yazılmış olup, mukaddes hicaz bölgesi hakkında dînî ve târihî bilgileri ihtivâ etmektedir. herkes ve bilhassa hacılar için lüzumlu bir kitaptır. eyyûb sabri paşanın kitaplarında vehhâbîler hakkında geniş bilgi vardır.
ahvâl-i cezîret-ül arab, arabistan yarımadası hakkında yazılan coğrafya kitaplarının en kıymetli ve en geniş olanıdır. büyük islâm âlimi imâm-ı gazâlî’nin kelâm ilmindeki bidâyet-ün-nihâye isimli kitâbını eshâb-ül-inâye ismiyle tercüme edip bastırmıştır.
bu eserin başındaki beyit şöyledir:
tâbi-i şer-i şerîf olmayanın dünyâda,
hâli pek müşkil olur mahkeme-i ukbâda.
eyüp sabri paşa, sultan ikinci abdülhamîd han zamânında yetişen, çalışkan, âlim bir deniz paşasıydı. bir kısmı henüz basılmayan çok kıymetli eserler yazdı. basılanlar şunlardır:
mir’ât-ı mekke, mir’ât-ı medîne, terceme-i şemâil-i şerîf, ahvâl-i cezîret-ül-arab, şerh-i kasîde-i bânet süâd, târih-i vehhâbiyân, mahmûd-üs-siyer, necât-ül-mü’minîn, tekmilet-ül-menâsik, riyâd-ül-mûkınîn, mir’ât-ü cezîret-il-arab.
ilk iki eser ile sonuncusu, mir’ât-ül haremeyn ismiyle yazılmış olup, mukaddes hicaz bölgesi hakkında dînî ve târihî bilgileri ihtivâ etmektedir. herkes ve bilhassa hacılar için lüzumlu bir kitaptır. eyyûb sabri paşanın kitaplarında vehhâbîler hakkında geniş bilgi vardır.
ahvâl-i cezîret-ül arab, arabistan yarımadası hakkında yazılan coğrafya kitaplarının en kıymetli ve en geniş olanıdır. büyük islâm âlimi imâm-ı gazâlî’nin kelâm ilmindeki bidâyet-ün-nihâye isimli kitâbını eshâb-ül-inâye ismiyle tercüme edip bastırmıştır.
bu eserin başındaki beyit şöyledir:
tâbi-i şer-i şerîf olmayanın dünyâda,
hâli pek müşkil olur mahkeme-i ukbâda.
osmanlıların meşhur kumandanlarından. on dördüncü asır başlarında karasi diyârında dünyâya gelmiştir. âilenin reisi olan îsâ bey ile oğlu evrenos bey, karasi beyliği ümerâsından iken, beyliğin orhan gâzi tarafından fethedilmesi üzerine osmanlıların hizmetine geçtiler.
şehzâde süleymân paşanın maiyetine verilen evrenos bey, onunla birlikte rumeli’ye ilk ayak basan yiğitler arasında yer alıp; ipsala, malkara, dimetoka vesâir kalelerin alınmasında son derece mühim rol oynadı. babası îsâ bey ise, bu akınların birinde şehit düştü. şehzâde süleymân paşanın vefâtı üzerine rumeli’de meydana gelen gerileme esnâsında evrenos bey ile hacı ilbeyi’nin üstün gayretleri netîcesinde vahim bir durum meydana gelmedi. aynı zamanda karşı akına geçen bu kumandanlar, keşan ile ipsala’yı zaptederek rumeli’ye geçmiş olan murâd hüdâvendigâr gâzinin iltifâtına mazhar oldular. sultan, evrenos bey’i edirne üzerine yürüyen ordunun sol koluna tâyin etti ve makedonya’daki sırp kuvvetlerinin üzerine gönderdi. evrenos bey daha sonra serez’de akıncı kumandanı olarak görülür. burasını kendisine karargâh yapan genç kumandan, makedonya’ya yaptığı akınlarla mühim kale ve şehirleri fethetti. 1385 yılında vezir çandarlı halil paşa ile makedonya’nın ele geçirilmesi harekâtına katıldı. bu harekâtın tamamlanmasından sonra hacca giden evrenos gâzi, dönüşünde kosova savaşına katılmış ve sultan murâd, onun tecrübelerinden çok faydalanmıştı.
kosova savaşından sonra, sultan yıldırım bâyezîd han zamânında da hacı evrenos beyin fetih faaliyeti devâm etti. vadine ve çitroz kasabalarını ele geçirdikten sonra, 1390 yılından îtibâren altı yıl arnavutluk üzerine amansız akın hareketlerinde bulundu. niğbolu muhârebesinde ve eflâk seferinde büyük kahramanlıklar gösterdi. evrenos bey, sultan yıldırım bâyezîd’in vefâtı ile ortaya çıkan karışık devrede, önce emir süleymân tarafını tuttu ise de, onun vefâtını müteâkip bu gâilelere karışmamak için geri çekildi. kendisi rumeli’deyken mûsâ çelebi’nin onu ve diğer beyleri emir süleymân tarafını tutmakla suçlaması ve tazyik etmesi netîcesinde, el altından mehmed çelebi’ye haber göndererek rumeli’de uygulayacağı siyaset hakkında bilgi verdi. netîcede çelebi mehmed bu gâzi beylerin yardımı ile osmanlı birliğini yeniden kurmaya muvaffak oldu.
hacı evrenos gâzi, 100 yaşını geçmiş olduğu hâlde 1417 kasımı’nda vefât ederek vardar yenicesi’ndeki türbesine defnedildi. evrenos beyin buradaki türbesinden başka câmi, medrese ve imâreti ile diğer şehirlerde hayır eserleri mevcuttur. evrenos âilesi, rumeli’de “evlâd-ı fâtihân” teşkilâtının başında olarak on dokuzuncu yüzyıl ortalarına kadar gelmiştir.
şehzâde süleymân paşanın maiyetine verilen evrenos bey, onunla birlikte rumeli’ye ilk ayak basan yiğitler arasında yer alıp; ipsala, malkara, dimetoka vesâir kalelerin alınmasında son derece mühim rol oynadı. babası îsâ bey ise, bu akınların birinde şehit düştü. şehzâde süleymân paşanın vefâtı üzerine rumeli’de meydana gelen gerileme esnâsında evrenos bey ile hacı ilbeyi’nin üstün gayretleri netîcesinde vahim bir durum meydana gelmedi. aynı zamanda karşı akına geçen bu kumandanlar, keşan ile ipsala’yı zaptederek rumeli’ye geçmiş olan murâd hüdâvendigâr gâzinin iltifâtına mazhar oldular. sultan, evrenos bey’i edirne üzerine yürüyen ordunun sol koluna tâyin etti ve makedonya’daki sırp kuvvetlerinin üzerine gönderdi. evrenos bey daha sonra serez’de akıncı kumandanı olarak görülür. burasını kendisine karargâh yapan genç kumandan, makedonya’ya yaptığı akınlarla mühim kale ve şehirleri fethetti. 1385 yılında vezir çandarlı halil paşa ile makedonya’nın ele geçirilmesi harekâtına katıldı. bu harekâtın tamamlanmasından sonra hacca giden evrenos gâzi, dönüşünde kosova savaşına katılmış ve sultan murâd, onun tecrübelerinden çok faydalanmıştı.
kosova savaşından sonra, sultan yıldırım bâyezîd han zamânında da hacı evrenos beyin fetih faaliyeti devâm etti. vadine ve çitroz kasabalarını ele geçirdikten sonra, 1390 yılından îtibâren altı yıl arnavutluk üzerine amansız akın hareketlerinde bulundu. niğbolu muhârebesinde ve eflâk seferinde büyük kahramanlıklar gösterdi. evrenos bey, sultan yıldırım bâyezîd’in vefâtı ile ortaya çıkan karışık devrede, önce emir süleymân tarafını tuttu ise de, onun vefâtını müteâkip bu gâilelere karışmamak için geri çekildi. kendisi rumeli’deyken mûsâ çelebi’nin onu ve diğer beyleri emir süleymân tarafını tutmakla suçlaması ve tazyik etmesi netîcesinde, el altından mehmed çelebi’ye haber göndererek rumeli’de uygulayacağı siyaset hakkında bilgi verdi. netîcede çelebi mehmed bu gâzi beylerin yardımı ile osmanlı birliğini yeniden kurmaya muvaffak oldu.
hacı evrenos gâzi, 100 yaşını geçmiş olduğu hâlde 1417 kasımı’nda vefât ederek vardar yenicesi’ndeki türbesine defnedildi. evrenos beyin buradaki türbesinden başka câmi, medrese ve imâreti ile diğer şehirlerde hayır eserleri mevcuttur. evrenos âilesi, rumeli’de “evlâd-ı fâtihân” teşkilâtının başında olarak on dokuzuncu yüzyıl ortalarına kadar gelmiştir.
babası sadık reis, bir gemi kaptanıydı. genç yaşta divrikli mehmed ağanın hizmetine girdi. 1677’de mehmed ağanın şam trablus vâliliğine tâyini üzerine, onunla birlikte gitti. daha sonra sultan dördüncü mehmed’in isteği üzerine enderun’da hazine odasına, 1685’te de hasoda’ya alındı. süratle terfi ederek çuhadar ve rikâbdar oldu. ikinci süleymân han zamanında silahdâlığa getirildi (1687). 1688’de beylerbeylik pâyesiyle nişancı oldu. 1689’da vezir rütbesini aldı.
elmas mehmed paşa, 1695 nisanında sürmeli ali paşanın yerine veziriâzam oldu. sultan ikinci mustafa’nın üç seferine de iştirak etti. lipva ve lugoş kalelerinin avusturyalılardan alınmasında önemli rol oynadı. 1697’deki son seferde zanta bozgunu sırasında askerin geri dönmesini önlemek isterken yeniçeriler tarafından parçalanmak suretiyle öldürüldü. veziriâzamlığı iki buçuk sene kadar olup ölümünde otuz altı yaşlarındaydı. yakışıklı olmasından dolayı “elmas” lakabı almıştır. muktedir ve işinin ehli bir devlet adamıydı.
elmas mehmed paşa, 1695 nisanında sürmeli ali paşanın yerine veziriâzam oldu. sultan ikinci mustafa’nın üç seferine de iştirak etti. lipva ve lugoş kalelerinin avusturyalılardan alınmasında önemli rol oynadı. 1697’deki son seferde zanta bozgunu sırasında askerin geri dönmesini önlemek isterken yeniçeriler tarafından parçalanmak suretiyle öldürüldü. veziriâzamlığı iki buçuk sene kadar olup ölümünde otuz altı yaşlarındaydı. yakışıklı olmasından dolayı “elmas” lakabı almıştır. muktedir ve işinin ehli bir devlet adamıydı.
on altıncı asrın meşhûr osmanlı âlimlerinden. on üçüncü osmanlı şeyhülislâmıdır. tefsir, fıkıh ve diğer ilimlerde büyük âlimdi. ismi, ahmed bin muhammed’dir. ebüssü’ûd el-imâdî ismiyle meşhur olup, hoca çelebi adıyla da tanınmıştır. 1490 (h.896) senesinde iskilip’te doğdu. 1574 (h.982)te istanbul’da vefât etti. bazı kaynaklarda istanbul yakınlarındaki müderris köyünde doğduğu da bildirilmektedir. âlimler yetiştiren bir âileye mensuptur. dedesi, ali kuşçu’nun kardeşi mustafa imâdî’dir. semerkand’dan anadolu’ya gelip yerleşmiştir. babası âlim ve kâmil bir zât olup, hünkâr şeyhi olarak bilinirdi.
ebüssü’ûd efendi, önce babasından ilim öğrendi.gençlik çağında da babasının derslerine devâm ile icâzet(diploma) aldı. babasından sonra müeyyedzâde abdurrahmân efendi, mevlânâ seyyid-i karamânî ve ibn-i kemâl paşadan ilim öğrendi.tahsilini tamamladıktan sonra, yirmi altı yaşında müderris oldu. çeşitli medreselerde müderrislik yaptı. 1532’de bursa kâdılığına bir sene sonra da istanbul kâdılığına tâyin edildi.üç sene istanbul kâdılığı yaptı. 1537’de rumeli kazaskerliğine tâyin edildi. sekiz sene bu vazifede bulundu.
ebüssü’ûd efendi, kânûnî sultansüleymân hanın sevip değer verdiği, pek kıymetli bir âlimdi. kânûnî, onu bütün seferlerinde yanında bulundurdu. 1541’de pâdişâh’ın emri üzerine,budin’in ve orta macaristan’ın tapu ve tahrir işlerini yaptı. 1545 senesinde elli beş yaşındayken, fenârîzâde muhyiddîn efendiden sonra şeyhülislâm oldu.
kânûnî sultan süleymân ile ikinci sultan selîm hanın saltanatları zamânında 30 sene şeyhülislâmlık yaparak din ve devlete üstün hizmetlerde bulundu. osmanlı şeyhülislâmları arasında en çok bu makamda kalıp hizmeti geçen ebüssü’ûd efendidir.
süleymâniye câmiinin temel atma merâsiminde, mihrâbın temel taşını ebüssü’ûd efendiye koydurtan kânûnî sultan süleymân hân, onu çok sever ve her önemli işinde onun fetvâsına mürâcaat ederdi. devrinde âlimler arasında bir mesele hakkında farklı hüküm ortaya çıksa, ebüssü’ûd efendinin tarafını tercih ederdi. ebüssü’ûd efendi, o devirde, devlet kânunlarını dînin hükümlerine uygun şekilde telif etmiştir. tımar ve zeâmetlere dâir mevzûlarda verilen kararlar, genellikle ebüssü’ûd efendinin fetvâlarına dayanmıştır. mülâzemet usûlü de onun zamânında tesis edilmişti. kânûnî, arâzî kânunnâmesi’ni de ebüssü’ûd efendiye hazırlatmıştır.
kânûnî sultan süleymân hanın cenâze namazını ebüssü’ûd efendi kıldırdı. pâdişâh’ın vefâtı üzerine bir mersiye yazdı. bu mersiyesi de, edebiyattaki yüksek derecesini göstermiştir.
ebüssü’ûd efendi, sekiz sene de ikinci selim han zamânında şeyhülislâmlık yaptı.
ebüssü’ûd efendi, 25 ağustos 1574 târihinde 84 yaşında vefât etti.islâm âleminde çok tanınmış olduğundan vefâtı büyük bir üzüntüyle karşılandı.cenâze namazını kazasker muhşi sinân efendi, fâtih câmiinde kıldırdı. cenâze namazı için o devrin âlimleri, vezirler, dîvân erkânı ve halk, büyük bir kalabalık hâlinde toplandı. ikinci selim han, ebüssü’ûd efendinin vefâtından dolayı pek ziyâde üzülmüştür.
ebüssü’ûd efendi dînî hükümleri çok iyi bilen, sağlam karakterli, kimseye haksızlık etmeyen, hatır için aslâ söz söylemeyen, gâyet tedbirli bir âlimdi. devrin durumunu, şartlarını, halkın örf ve âdetlerini dikkate alır, işlerinde dînin emirlerinden aslâ dışarı çıkmazdı.
istanbul ve iskilip’te hayrât yaptırdı.iskilip’te, babası muhyiddîn mehmed iskilibî’nin ve annesinin medfûn bulunduğu türbenin yanında bir câmi ve bir medrese, o civarda bir de köprü yaptırmıştır. istanbul’da, eyüp’te bir medrese yaptırdı. kabri, bu medresenin yanındadır.yine istanbul’da şehremini ve mâcuncu semtlerinde birer çeşme ve hamam yaptırmıştır. mâcuncu’da bir konağı ve sütlüce’de bahçeli bir yalısı vardı.tefsirini bu yalıda yazmıştır.
osmanlı sultanlarından ikinci selim, üçüncü murad ve üçüncü mehmed’in zamanlarında hizmet veren; ma’lûlzâde seyyid mehmed,abdülkâdir şeyhî, hoca sa’deddîn, bostanzâde mehmed sun’ullah efendi, bostanzâde mustafa, meşhur şâir bâki efendi, hâce-i sultanî atâullah efendi, kınalızâde hasan ve ali cemâlî efendinin oğlu fudayl efendi gibi pekçok âlimin hocasıdır.
eserleri: ebüssü’ûd efendi, tefsir, fıkıh ve diğer ilimlerde pekçok eser yazmıştır. bâzıları şunlardır:
irşâdü’l-aklisselîm: meşhûr tefsiridir. ma’ruzât, hasm-ül-hilâf, gamzetü’l-melîh, kevâkib-ül-enzâr, fetvâlar, kânûnnâmeler, münşeât, mektupları, şiirleri ve diğer eserler.
ebüssü’ûd efendi, önce babasından ilim öğrendi.gençlik çağında da babasının derslerine devâm ile icâzet(diploma) aldı. babasından sonra müeyyedzâde abdurrahmân efendi, mevlânâ seyyid-i karamânî ve ibn-i kemâl paşadan ilim öğrendi.tahsilini tamamladıktan sonra, yirmi altı yaşında müderris oldu. çeşitli medreselerde müderrislik yaptı. 1532’de bursa kâdılığına bir sene sonra da istanbul kâdılığına tâyin edildi.üç sene istanbul kâdılığı yaptı. 1537’de rumeli kazaskerliğine tâyin edildi. sekiz sene bu vazifede bulundu.
ebüssü’ûd efendi, kânûnî sultansüleymân hanın sevip değer verdiği, pek kıymetli bir âlimdi. kânûnî, onu bütün seferlerinde yanında bulundurdu. 1541’de pâdişâh’ın emri üzerine,budin’in ve orta macaristan’ın tapu ve tahrir işlerini yaptı. 1545 senesinde elli beş yaşındayken, fenârîzâde muhyiddîn efendiden sonra şeyhülislâm oldu.
kânûnî sultan süleymân ile ikinci sultan selîm hanın saltanatları zamânında 30 sene şeyhülislâmlık yaparak din ve devlete üstün hizmetlerde bulundu. osmanlı şeyhülislâmları arasında en çok bu makamda kalıp hizmeti geçen ebüssü’ûd efendidir.
süleymâniye câmiinin temel atma merâsiminde, mihrâbın temel taşını ebüssü’ûd efendiye koydurtan kânûnî sultan süleymân hân, onu çok sever ve her önemli işinde onun fetvâsına mürâcaat ederdi. devrinde âlimler arasında bir mesele hakkında farklı hüküm ortaya çıksa, ebüssü’ûd efendinin tarafını tercih ederdi. ebüssü’ûd efendi, o devirde, devlet kânunlarını dînin hükümlerine uygun şekilde telif etmiştir. tımar ve zeâmetlere dâir mevzûlarda verilen kararlar, genellikle ebüssü’ûd efendinin fetvâlarına dayanmıştır. mülâzemet usûlü de onun zamânında tesis edilmişti. kânûnî, arâzî kânunnâmesi’ni de ebüssü’ûd efendiye hazırlatmıştır.
kânûnî sultan süleymân hanın cenâze namazını ebüssü’ûd efendi kıldırdı. pâdişâh’ın vefâtı üzerine bir mersiye yazdı. bu mersiyesi de, edebiyattaki yüksek derecesini göstermiştir.
ebüssü’ûd efendi, sekiz sene de ikinci selim han zamânında şeyhülislâmlık yaptı.
ebüssü’ûd efendi, 25 ağustos 1574 târihinde 84 yaşında vefât etti.islâm âleminde çok tanınmış olduğundan vefâtı büyük bir üzüntüyle karşılandı.cenâze namazını kazasker muhşi sinân efendi, fâtih câmiinde kıldırdı. cenâze namazı için o devrin âlimleri, vezirler, dîvân erkânı ve halk, büyük bir kalabalık hâlinde toplandı. ikinci selim han, ebüssü’ûd efendinin vefâtından dolayı pek ziyâde üzülmüştür.
ebüssü’ûd efendi dînî hükümleri çok iyi bilen, sağlam karakterli, kimseye haksızlık etmeyen, hatır için aslâ söz söylemeyen, gâyet tedbirli bir âlimdi. devrin durumunu, şartlarını, halkın örf ve âdetlerini dikkate alır, işlerinde dînin emirlerinden aslâ dışarı çıkmazdı.
istanbul ve iskilip’te hayrât yaptırdı.iskilip’te, babası muhyiddîn mehmed iskilibî’nin ve annesinin medfûn bulunduğu türbenin yanında bir câmi ve bir medrese, o civarda bir de köprü yaptırmıştır. istanbul’da, eyüp’te bir medrese yaptırdı. kabri, bu medresenin yanındadır.yine istanbul’da şehremini ve mâcuncu semtlerinde birer çeşme ve hamam yaptırmıştır. mâcuncu’da bir konağı ve sütlüce’de bahçeli bir yalısı vardı.tefsirini bu yalıda yazmıştır.
osmanlı sultanlarından ikinci selim, üçüncü murad ve üçüncü mehmed’in zamanlarında hizmet veren; ma’lûlzâde seyyid mehmed,abdülkâdir şeyhî, hoca sa’deddîn, bostanzâde mehmed sun’ullah efendi, bostanzâde mustafa, meşhur şâir bâki efendi, hâce-i sultanî atâullah efendi, kınalızâde hasan ve ali cemâlî efendinin oğlu fudayl efendi gibi pekçok âlimin hocasıdır.
eserleri: ebüssü’ûd efendi, tefsir, fıkıh ve diğer ilimlerde pekçok eser yazmıştır. bâzıları şunlardır:
irşâdü’l-aklisselîm: meşhûr tefsiridir. ma’ruzât, hasm-ül-hilâf, gamzetü’l-melîh, kevâkib-ül-enzâr, fetvâlar, kânûnnâmeler, münşeât, mektupları, şiirleri ve diğer eserler.
on altı-on yedinci yüzyılda yetişmiş osmanlı şâir ve devlet adamı. bosna bölgesine bağlı mostar şehrinde 1560’da doğdu. ikinci selim devrinde daha çocuk yaşta iken enderun mektebine alınarak, ibrahim paşa sarayında yıllarca tahsil ve terbiye gördü. sultan üçüncü murad hân zamanında saray-ı âmireye geçti ve doğancılık hizmetinde bulundu. gayretli çalışmaları neticesinde sultânın yakın dostları arasına girdi. yine sultânın emri ile iran şâiri bennânî’nin sehânâme adlı eserini manzûm olarak türkçeye tercüme ederek murâdnâme adıyla pâdişâha takdim etti. pâdişâhın iltifâtına kavuşarak doğancılar kethüdâsı tâyin olundu.
sultan üçüncü murad hanın vefâtına kadar sarayda kalan ve aynı zamanda onun kapı kethüdâlığını yapan derviş paşa, sultan üçüncü mehmed’in cülûsuyla birlikte (1595) saray dışındaki hizmetlere gönderildi. rumeli seferlerine katıldıktan sonra gösterdiği başarılar sebebiyle bosna beylerbeyliğine getirildi. bu hizmetteyken istolni belgrat’ın muhâfazasıyla görevlendirildi. aynı yılın sonunda bu görevden ayrılan derviş paşa, osmanlı-avusturya harplerinin en buhranlı döneminde düşman eline geçen peşte’ye geldi. serdâr lala mehmed paşanın başında bulunduğu orduda büyük başarılar gösterdi. düşman ordusuna fevkalâde kayıplar verdirildiyse de, üstün kuvvetler karşısında ordumuz da büyük zâyiât verdi. on beş bin kişiden ancak bir kaç yüz osmanlı cengâveri sağ kalabildi. derviş paşa da bu muhârebede şehid oldu (1603). vefâtında, tahminen 43 yaşlarında bulunuyordu.
derviş paşa aynı zamanda, çağının tanınmış şâirlerinden biridir. eserlerinin başında sâde ve akıcı bir üslûba sâhip olan muradnâme’si gelmektedir. bu eserde mesnevî tarzını kullanmış olup, hâdiseleri anlatışı fevkalâde güzeldir.
sultan üçüncü murad hanın vefâtına kadar sarayda kalan ve aynı zamanda onun kapı kethüdâlığını yapan derviş paşa, sultan üçüncü mehmed’in cülûsuyla birlikte (1595) saray dışındaki hizmetlere gönderildi. rumeli seferlerine katıldıktan sonra gösterdiği başarılar sebebiyle bosna beylerbeyliğine getirildi. bu hizmetteyken istolni belgrat’ın muhâfazasıyla görevlendirildi. aynı yılın sonunda bu görevden ayrılan derviş paşa, osmanlı-avusturya harplerinin en buhranlı döneminde düşman eline geçen peşte’ye geldi. serdâr lala mehmed paşanın başında bulunduğu orduda büyük başarılar gösterdi. düşman ordusuna fevkalâde kayıplar verdirildiyse de, üstün kuvvetler karşısında ordumuz da büyük zâyiât verdi. on beş bin kişiden ancak bir kaç yüz osmanlı cengâveri sağ kalabildi. derviş paşa da bu muhârebede şehid oldu (1603). vefâtında, tahminen 43 yaşlarında bulunuyordu.
derviş paşa aynı zamanda, çağının tanınmış şâirlerinden biridir. eserlerinin başında sâde ve akıcı bir üslûba sâhip olan muradnâme’si gelmektedir. bu eserde mesnevî tarzını kullanmış olup, hâdiseleri anlatışı fevkalâde güzeldir.
sultan dördüncü mehmed han zamânında hizmet gören osmanlı vezir ve sadrâzamlarından. aslen çerkez’dir. evliyâ çelebi ona bıyıklı mehmed paşa demektedir. yaklaşık 1585 yılında doğmuştur. nasıl yetiştiği hakkında klasik kaynaklarda yeterli bilgi yoktur. sultan dördüncü murad’ın vezîriâzamı tabanıyassı mehmed paşanın kethüdâlığından yetişerek 1637’de şam, 1638’de diyarbakır vâliliğine getirildi. 1638 yılı bağdat seferinde diyarbakır beylerbeyi sıfatıyla muhâsaraya katıldı. sefer dönüşü ise bağdat beylerbeyliğine tâyin edildi (1639). derviş mehmed paşa, bağdat’taki görevi sırasında âsâyişi temin ettiği gibi harpler dolayısıyla şehirde meydana gelen tahribâtı büyük ölçüde îmâr etti. zirâat ve ticâretin gelişmesini sağladı. 1644’te vezirlik pâyesiyle halep, 1646’da anadolu daha sonra da silistre’ye tâyin olundu. bu esnâda meydana çıkan girit harbi dolayısıyla çanakkale boğazına gelen venedik donanmasına karşı, boğazın kara tarafından korunması görevini üstlendi. mahâretle yerleştirdiği toplar sâyesinde büyük zâyiât veren düşman donanması kaçmak zorunda kaldı (1649). 1651 yılında anadolu beylerbeyliği zamânında zuhûr eden celâlî eşkıyâsına karşı sert tedbirler aldı. 1652’de kapdân-ı deryâ olan mehmed paşa, sadrâzam tarhuncu ahmed paşanın azli üzerine, sultan dördüncü mustafa han tarafından bu göreve getirildi. 1654 yılında sadrâzamlık görevinden alınan mehmed paşa, 1655 senesi rebîülevvel ayının başlarında vefât etti. istanbul’da çemberlitaş’ta atik ali paşa câmi-i şerîfi avlusuna defnedildi.
ölümünde yaşı altmışa yakındı. huy olarak halîm ve orta derecede iktidarlı olup, çok cömertti. “para kazanmak; zirâat, ticâret ve imâretle olur.” derdi. nitekim kendisi de bağdat vâlisiyken, basra yoluyla hindistan, iran ve haleb’e adamları vâsıtasıyla para gönderip muhtelif eşyâ satın alarak maiyetinin (emri altında çalışanların) ihtiyâcını temin ettikten sonra kalanını tüccara sattırır ve bundan külliyetli kâr temin ederdi. iran aşîretlerinin yaylak için şehrezur sahralarına çıkışlarında onlardan ucuz fiyatla tedârik ettiği koyunları, bağdat’ta yaptırdığı kasap dükkanlarında kestirip maiyetinin ihtiyaçlarını dağıttıktan sonra narhtan bir akçe noksanıyla halka sattırırdı. ayrıca bağdat’ta birkaç yerde fırın yaptırıp maiyeti olan levent, içoğlanı ve sâir kimselerden on bin kişinin ekmeğini verdikten sonra, kalanını ucuz fiyatla halka sattırırdı. bu hâlleri dolayısıyla bağdat’ta, paşanın kalabalık maiyeti ve muhâfız askerden dolayı iâşe sıkıntısı olmaz ve halk da bundan istifâde ederdi. bu sebeple pek çok sevilip sayılırdı.
ölümünde yaşı altmışa yakındı. huy olarak halîm ve orta derecede iktidarlı olup, çok cömertti. “para kazanmak; zirâat, ticâret ve imâretle olur.” derdi. nitekim kendisi de bağdat vâlisiyken, basra yoluyla hindistan, iran ve haleb’e adamları vâsıtasıyla para gönderip muhtelif eşyâ satın alarak maiyetinin (emri altında çalışanların) ihtiyâcını temin ettikten sonra kalanını tüccara sattırır ve bundan külliyetli kâr temin ederdi. iran aşîretlerinin yaylak için şehrezur sahralarına çıkışlarında onlardan ucuz fiyatla tedârik ettiği koyunları, bağdat’ta yaptırdığı kasap dükkanlarında kestirip maiyetinin ihtiyaçlarını dağıttıktan sonra narhtan bir akçe noksanıyla halka sattırırdı. ayrıca bağdat’ta birkaç yerde fırın yaptırıp maiyeti olan levent, içoğlanı ve sâir kimselerden on bin kişinin ekmeğini verdikten sonra, kalanını ucuz fiyatla halka sattırırdı. bu hâlleri dolayısıyla bağdat’ta, paşanın kalabalık maiyeti ve muhâfız askerden dolayı iâşe sıkıntısı olmaz ve halk da bundan istifâde ederdi. bu sebeple pek çok sevilip sayılırdı.
selçuklu beylerinden. on birinci yüz yılda, selçuklu sultânı melikşah’ın anadoludaki fetih seferlerine katıldı. emrindeki türk boyları ile murat suyu vâdisinde konaklayan çubuk bey, 1083 senesinde şerefüddevle müslim’e karşı harran’ı müdâfaa etmek için harekete geçti, fakat cüllab suyu sâhilinde yenildi. aynı sene mervanîlerden mensur’a karşı yapılan harekâtta artuk beyin yanında, sa’düddevle gevherâyin kuvvetlerine katıldı. 1084 senesinde diyarbakır üzerine yapılan seferde çubuk bey başarı gösterdi. 1085’te diyarbakır ele geçirilince, emir yakut’un idâresindeki harput, çubuk beye verildi. burada bir çubuk beyliği kuruldu ve bir müddet hüküm sürdü. daha sonra melikşah’ın mısır’ı fethetmek, fâtımî-şiî hâkimiyetini ortadan kaldırmak için yaptığı harekâta katıldı.
1091 senesinde sultan melikşah’ın bağdat’ta yaptığı toplantıya katılan beyler ve emirler arasında çubuk bey de bulunuyordu. nitekim melikşâh’ın emri üzerine 1092’de sa’düddevle gevherâyin ile beraber hicaz’ın kontrolü ve yemen ile aden’in devlete katılması için arabistan’a gitti. çubuk bey yemen’e giderken, beyliği oğlu mehmed beye bıraktı. çubuk beyin bundan sonraki faaliyetleri hakkında bilgi yoktur. mehmed beyin vefâtından sonra, beylik emir belek’e geçti. çubuk beye bağlı boylar bundan sonra batıya doğru göç ettiler. doğuda germiyan ilinde uzun süre ikâmet ettikleri için germiyanlı adını aldılar ve bu beyliğin içerisinde hizmetlere katıldılar.
1091 senesinde sultan melikşah’ın bağdat’ta yaptığı toplantıya katılan beyler ve emirler arasında çubuk bey de bulunuyordu. nitekim melikşâh’ın emri üzerine 1092’de sa’düddevle gevherâyin ile beraber hicaz’ın kontrolü ve yemen ile aden’in devlete katılması için arabistan’a gitti. çubuk bey yemen’e giderken, beyliği oğlu mehmed beye bıraktı. çubuk beyin bundan sonraki faaliyetleri hakkında bilgi yoktur. mehmed beyin vefâtından sonra, beylik emir belek’e geçti. çubuk beye bağlı boylar bundan sonra batıya doğru göç ettiler. doğuda germiyan ilinde uzun süre ikâmet ettikleri için germiyanlı adını aldılar ve bu beyliğin içerisinde hizmetlere katıldılar.
da$$$ak kebabidir esasinda o.
osmanlı sadrâzamlarından. 1669 senesinde çorlu’da doğdu. çorlulu bir çiftçi veya berberin oğluydu. kapıcıbaşılardan türkmen kara bayram ağa çok zekî olduğunu anlayıp, evlâtlık aldı. enderûn’da yetişti. ikinci mustafa han zamânında silâhdar oldu (1700). silâhdarlığında, bütün saray memuriyetlerinin rütbe ve derecelerini tâyin eden yeni bir nizamnâme vücûda getirdi. nizamnâmesinde, kendi makâmını da enderûn-ı hümâyûnun en büyük zâbitliği derecesine çıkardı. sarayda pâdişâhla sadrâzam arasındaki haberleşmeyi dârüssaâde ağaları yerine getirirken, bu hizmeti de silâhdar ağanın yapmasını karâra bağladı.
1703’te silâhdarlıktan alınıp, kubbe vezirliği ile saraydan uzaklaştırıldı. önce sadâret kaymakamlığına, sultan üçüncü ahmed’in tahta çıkmasından sonra da halep vâliliğine tâyin edildi. aynı sene dördüncü kubbe vezirliğine tâyin olunan ali paşa, 1704’te trablusşam vâliliğine getirildi. iki ay sonra tekrar kubbe vezirliğine getirildi. 1705’te baltacı mehmed paşanın sadâretten azli üzerine sadrâzam oldu.
poltava muhârebesinde ruslara yenilen demirbaş şarl’ı desteklemesi ve osmanlı devletini harbe sürüklemesi üzerine, sadrâzamlıktan azlolundu ve midilli’ye sürgüne gönderildi (1710). 1711’de burada îdâm edildi.
ali paşa, servetini hayırlı eserlere harcamış olup, câmi, çeşme, dârülhadîs, kütüphâne, tekke, imâret, hamam, şadırvan yaptırmıştır. istanbul çemberlitaş’taki medresesi çarşı olarak kullanılmaktadır.
1703’te silâhdarlıktan alınıp, kubbe vezirliği ile saraydan uzaklaştırıldı. önce sadâret kaymakamlığına, sultan üçüncü ahmed’in tahta çıkmasından sonra da halep vâliliğine tâyin edildi. aynı sene dördüncü kubbe vezirliğine tâyin olunan ali paşa, 1704’te trablusşam vâliliğine getirildi. iki ay sonra tekrar kubbe vezirliğine getirildi. 1705’te baltacı mehmed paşanın sadâretten azli üzerine sadrâzam oldu.
poltava muhârebesinde ruslara yenilen demirbaş şarl’ı desteklemesi ve osmanlı devletini harbe sürüklemesi üzerine, sadrâzamlıktan azlolundu ve midilli’ye sürgüne gönderildi (1710). 1711’de burada îdâm edildi.
ali paşa, servetini hayırlı eserlere harcamış olup, câmi, çeşme, dârülhadîs, kütüphâne, tekke, imâret, hamam, şadırvan yaptırmıştır. istanbul çemberlitaş’taki medresesi çarşı olarak kullanılmaktadır.
abdülazîz hanın tahttan indirilmesinde ve katlinde mühim rol oynayan hüseyin avni paşayı öldüren subay. 1850 senesinde silivri’de doğdu. babası ismâil bey, rus mezâliminden dolayı kuzey kafkasya’dan anadolu’ya yerleşmiş bir çerkes beyi idi.
çerkes hasan, 1864’te kardeşi osman beyle birlikte bahriye idâdîsine girdi. sonra bu okulun kara kısmına geçerek teğmen oldu. subay çıktıktan sonra bir yandan atıcılığı ve biniciliği ile pâdişâhın takdîrini kazandı. aynı zamanda ablası neşerek kadınefendi, sultan azîz’in zevcesi olduğu için kendisi de pâdişâhın kayınbirâderi oluyordu. şehzâde şevket efendi ile esmâ sultânın dayısıdır. bu yüzden sultan abdüzazîz hanın büyük oğlu yûsuf izzeddîn efendinin yâverliğine getirildi.
bu sırada 30 mayıs 1876 günü sultan abdülazîz birkaç insafsız ve safdil devlet adamının şahsî çıkarları uğruna ve batılıların da kışkırtmalarıyla tahttan indirildi. bunların başında “kinim dînimdir!” diyecek kadar kindâr olan hüseyin avni paşa geliyordu. hasan beyin ablası neşerek kadınefendi, sultan abdülazîz hanın hal’ edildiği gün, dolmabahçe sarayından topkapı sarayına nakledilmesi esnâsında mücevher sakladığı şüphesiyle omzundaki şal, pâdişâhın gözleri önünde çekilip alınarak hakârete uğramıştı. kadınefendi, omuzları açık olarak boğazı geçmiş ve hastalanmış, sultan azîz’in ölümü üzerine de şok geçirerek 11 haziran günü vefât etmiştir.
hüseyin avni paşa, hal’den sonra çerkes hasan’ın istanbul’da birinci orduda bulunmasını tehlikeli görmüştü. bu sebeple kolağası (kıdemli yüzbaşı) rütbesiyle onu merkezi bağdat’ta olan altıncı orduya tâyin etmişti. ancak hasan bey gelişen olaylar üzerine bağdat’a gitmeyi reddetti. bilhassa ablasına karşı yapılan muâmele kendisini son derece sarsmış olup, hüseyin avni paşaya haddini bildirmeye karar vermişti. bağdat’a gitmeyi reddeden hasan bey tutuklandı ise de, gideceğine söz verdiği için serbest bırakıldı. hasan bey eniştesi olan ateş mehmed paşanın cibali’deki evinde halasının yanında oturuyordu. bekârdı. bu konağa gidip baştan aşağı silahlandı.
abdülazîz hanı şehid ettiren paşalar, başarılarının zevki içinde midhat paşanın beyazıttaki konağında 15 haziran gecesi toplanmışlardı. bu sırada çerkes hasan bey konaktan içeri daldı. üniformalı olduğu ve sarayla ilgisi bulunduğu için haber getirdi zannetmişlerdi. bu sebeple kolayca konağın üst katına çıktı ve elinde tabancalarından biri olduğu halde kabinenin toplandığı salona daldı: “davranmayın!” diye bağıran hasan bey aynı zamanda tabancasını ateşleyerek hüseyin avni paşayı göğüs ve karnından vurdu. paşalar korku içinde bitişik odaya sığınırlarken diktatör hüseyin avni can havliyle kendini sofaya attı. lâkin hasan bey onun işini bitirmeye azmetmişti. üzerine yürürken beline sarılan ve kendisini durdurmaya çalışan bahriye nâzırı kayserili ahmed paşanın ellerini ve kulaklarını doğradı. aynı zamanda diktatör avni paşanın üzerine çökerek kamasını birkaç defâ karnına sapladı. avni paşayı öldürdükten sonra salona dönen hasan bey hariciye nazırı raşid paşayı da öldürdü. bu sırada yetişen askerler tarafından yaralı olarak tevkif edildi. merdivenlerden inerken bahriye kolağası şükrü beyin hakâreti üzerine birkaç manga asker arasında çizmesine sakladığı küçük tabancasını çıkarıp onu da öldürdü. hâdiseyi işiten ingiliz büyükelçisi sir henri eliotte; “midhat paşaya bir şey oldu mu?” diye sormuştur. çünkü, abdülazîz hanın tahttan indirileceğini bilen dört kişiden biri de bu büyükelçiydi. midhat paşa ve hüseyin avni’nin samîmi arkadaşıydı.
yaralarını tedâvi ettirmeyen hasan bey, kısa süren duruşmasından sonra îdâma mahkum oldu ve ertesi gün beyazıt meydanında îdâm edildi. diktatör hüseyin avni paşanın ölümü halk arasında sevinçle karşılandı. çerkes hasan’a ise o nispette acı duyuldu ve gönüllerde millî kahraman olarak yerleşti.
edirnekapı’ya defnedilen çerkes hasan beyin demir parmaklıklı mezârının büyük taşında “ümerâ ve guzât-ı çerâkiseden ismâil beyin oğlu olup, harb okulunu bitirip, kıdemli yüzbaşı rütbesindeyken genç yaşında velînîmeti uğrunda fedâ-yı cân eden çerkes hasan beyin kabridir” yazılıdır.
çerkes hasan, 1864’te kardeşi osman beyle birlikte bahriye idâdîsine girdi. sonra bu okulun kara kısmına geçerek teğmen oldu. subay çıktıktan sonra bir yandan atıcılığı ve biniciliği ile pâdişâhın takdîrini kazandı. aynı zamanda ablası neşerek kadınefendi, sultan azîz’in zevcesi olduğu için kendisi de pâdişâhın kayınbirâderi oluyordu. şehzâde şevket efendi ile esmâ sultânın dayısıdır. bu yüzden sultan abdüzazîz hanın büyük oğlu yûsuf izzeddîn efendinin yâverliğine getirildi.
bu sırada 30 mayıs 1876 günü sultan abdülazîz birkaç insafsız ve safdil devlet adamının şahsî çıkarları uğruna ve batılıların da kışkırtmalarıyla tahttan indirildi. bunların başında “kinim dînimdir!” diyecek kadar kindâr olan hüseyin avni paşa geliyordu. hasan beyin ablası neşerek kadınefendi, sultan abdülazîz hanın hal’ edildiği gün, dolmabahçe sarayından topkapı sarayına nakledilmesi esnâsında mücevher sakladığı şüphesiyle omzundaki şal, pâdişâhın gözleri önünde çekilip alınarak hakârete uğramıştı. kadınefendi, omuzları açık olarak boğazı geçmiş ve hastalanmış, sultan azîz’in ölümü üzerine de şok geçirerek 11 haziran günü vefât etmiştir.
hüseyin avni paşa, hal’den sonra çerkes hasan’ın istanbul’da birinci orduda bulunmasını tehlikeli görmüştü. bu sebeple kolağası (kıdemli yüzbaşı) rütbesiyle onu merkezi bağdat’ta olan altıncı orduya tâyin etmişti. ancak hasan bey gelişen olaylar üzerine bağdat’a gitmeyi reddetti. bilhassa ablasına karşı yapılan muâmele kendisini son derece sarsmış olup, hüseyin avni paşaya haddini bildirmeye karar vermişti. bağdat’a gitmeyi reddeden hasan bey tutuklandı ise de, gideceğine söz verdiği için serbest bırakıldı. hasan bey eniştesi olan ateş mehmed paşanın cibali’deki evinde halasının yanında oturuyordu. bekârdı. bu konağa gidip baştan aşağı silahlandı.
abdülazîz hanı şehid ettiren paşalar, başarılarının zevki içinde midhat paşanın beyazıttaki konağında 15 haziran gecesi toplanmışlardı. bu sırada çerkes hasan bey konaktan içeri daldı. üniformalı olduğu ve sarayla ilgisi bulunduğu için haber getirdi zannetmişlerdi. bu sebeple kolayca konağın üst katına çıktı ve elinde tabancalarından biri olduğu halde kabinenin toplandığı salona daldı: “davranmayın!” diye bağıran hasan bey aynı zamanda tabancasını ateşleyerek hüseyin avni paşayı göğüs ve karnından vurdu. paşalar korku içinde bitişik odaya sığınırlarken diktatör hüseyin avni can havliyle kendini sofaya attı. lâkin hasan bey onun işini bitirmeye azmetmişti. üzerine yürürken beline sarılan ve kendisini durdurmaya çalışan bahriye nâzırı kayserili ahmed paşanın ellerini ve kulaklarını doğradı. aynı zamanda diktatör avni paşanın üzerine çökerek kamasını birkaç defâ karnına sapladı. avni paşayı öldürdükten sonra salona dönen hasan bey hariciye nazırı raşid paşayı da öldürdü. bu sırada yetişen askerler tarafından yaralı olarak tevkif edildi. merdivenlerden inerken bahriye kolağası şükrü beyin hakâreti üzerine birkaç manga asker arasında çizmesine sakladığı küçük tabancasını çıkarıp onu da öldürdü. hâdiseyi işiten ingiliz büyükelçisi sir henri eliotte; “midhat paşaya bir şey oldu mu?” diye sormuştur. çünkü, abdülazîz hanın tahttan indirileceğini bilen dört kişiden biri de bu büyükelçiydi. midhat paşa ve hüseyin avni’nin samîmi arkadaşıydı.
yaralarını tedâvi ettirmeyen hasan bey, kısa süren duruşmasından sonra îdâma mahkum oldu ve ertesi gün beyazıt meydanında îdâm edildi. diktatör hüseyin avni paşanın ölümü halk arasında sevinçle karşılandı. çerkes hasan’a ise o nispette acı duyuldu ve gönüllerde millî kahraman olarak yerleşti.
edirnekapı’ya defnedilen çerkes hasan beyin demir parmaklıklı mezârının büyük taşında “ümerâ ve guzât-ı çerâkiseden ismâil beyin oğlu olup, harb okulunu bitirip, kıdemli yüzbaşı rütbesindeyken genç yaşında velînîmeti uğrunda fedâ-yı cân eden çerkes hasan beyin kabridir” yazılıdır.
büyük selçuklu devletinin kurucularından. selçukluların ilk hükümdârı tuğrul beyin kardeşidir. 990 yılında doğdu. künyesi ebû süleymân olan dâvûd çağrı bey, horasan bölgesinin emîri idi. târihçi beyhekî ve gerdizî onu dâimâ dâvûd ismiyle zikretmişlerdir. diğer kaynaklarda da öbür isimleri geçmektedir.
seyhun ve ceyhun nehirleri arasında yer alan meşhur ilim ve irfân bölgesi mâverâünnehr’de oğuz türklerini etrâfında toplayan selçuk beyin vefâtından sonra, ülkenin idâresi oğulları arasında taksim edilmişti. büyük bir kısmı oğlu mikail beye verilmişti. yabgu unvanını taşıyan mikail beyin vefâtından sonra ülkenin idâresi oğulları dâvûd çağrı bey ile mehmed tuğrul beye kaldı. iki kardeş, karahanlı hakanı isrâil arslan yabgu’yu reis tanıyıp, gaznelilerle olan mücâdelesine katıldılar.
çağrı bey, 1016’da mâverâünnehr’den bizans ülkeleri üzerine cihâda çıktı. horasan bölgesine gelerek oradaki türkmenleri etrâfına topladı. buradan irak-ı acem bölgesine geçerek bizans’a bağlı ermeni vaspurakan ve ani krallıkları ile âzerbaycan’da muhârebeler yaptı. 1016’dan 1022 senesine kadar altı yıl boyunca bizans hududunda ermeni ve hıristiyan gürcü krallıklarıyla savaştı. birçok muvaffakiyetler ve ganîmet kazanan çağrı bey, tekrar mâverâünnehr’e döndü. 1025’te mâverâünnehr’e geçen sultan mahmud gaznevî, türkmenlerin ve selçukluların reisi arslan yabgu’yu esir edip hindistan’a gönderince, ülke halkının bir kısmı gaznelilerin tâbiiyeti altına girdi. bir kısmı ise tuğrul ve çağrı beylere katılarak ordularını güçlendirdiler. böylece iki kardeş, amcaları mûsâ yabgu ile birlikte türkmenlerin reisi oldular. mâverâünnehr bölgesinde râhat ve huzur içinde devleti idâre eden selçuklu liderleri, muhâfızları durumundaki ali tigin’in 1034’te vefâtı üzerine zor durumda kaldılar. buhârâ ve harezm emirleri tarafından baskı altına alındıklarından, horasan’a geçmek zorunda kalan çağrı ve tuğrul beyler, gazneli sultanı mes’ûd’un horasan vâlisine mürâcaat ederek sürüleri için sultan’dan yaylak ve kışlak istediler. fakat istekleri kabul edilmediği gibi o bölgeden uzaklaştırmak için üzerlerine büyük bir ordu gönderildi. nisa yakınlarında yapılan harbi selçuklu liderleri tuğrul ve çağrı beyler kazandılar (1035).
bu muvaffakiyetleri üzerine gazneli sultan mes’ûd, selçuklu reisleriyle müzâkerelere girişti ve isteklerini fazlasıyla verdiği gibi, birçok imtiyazlar da tanıdı. sultan mes’ûd, dihkan ve dihistan bölgelerini vermesine karşılık, onların oğuzlara karşı durmalarını şart koştu. ancak selçuklular, oğuz boylarının akınlarına mâni olamadıklarından bir kere daha sultan mes’ûd ile karşı karşıya geldiler. sultan’ın gönderdiği büyük bir orduyu da mağlûb ettiler. hattâ çağrı bey, kendisine saldıran cürcan vâlisini mağlûp ederek 1037’de merv şehrini ele geçirdi. burada “melikü’l-mülûk” ünvânıyla hükümdârlığını îlân ederek adına hutbe okuttu. bunu duyan gazneli kumandanı subaşı, taarruz için aldığı kesin emre uyarak selçuklular üzerine yürüdü. serahs civârındaki talhâb denilen yerde iki gün süren şiddetli muhârebede selçuklular bir zafer daha kazandılar (1038) ve herat şehrini de ele geçirdiler. aynı yıl tuğrul bey nişabur’da büyük selçuklu devletinin ilk hükümdârı olarak sultan îlân edildi. durumun vahâmetini ve selçukluların gittikçe kuvvetlendiğini gören sultan mes’ûd, büyük bir orduyla selçuklular üzerine yürüyerek cürcan’ı geri aldı. belh şehrinden geçerek karahanlılardan böri tigin’in tâbiliğini sağlamak için mâverâünnehr ülkesine girdi. ancak çağrı beyin üzerine geldiğini haber alınca, geri döndü ve 1039 yılı nisanında, çağrı beyin kuvvetleriyle aliâbâd ovasında yaptığı muhârebede nisbî bir başarı sağladı. ancak kesin bir netîceye varmak istediğinden yeniden çağrı beyin üzerine kuvvet sevk etti. buna karşılık çağrı bey, vur-kaç taktiğiyle gazneli kuvvetlerine ağır kayıplar verdirdi. netîcede selçukluların geleceğini tâyin edecek muhârebe 23 mayıs 1040’ta dandanakan ovasında gaznelilere karşı yapıldı. başkumandanlığını çağrı beyin yaptığı harpte, selçuklular, parlak bir zafer kazanarak, gazneli ordusunu perişân ettiler (bkz. dandanakan savaşı). sultan mes’ûd güçlükle canını kurtardı ise de karargâhı ve bütün hazînesi ele geçirildi. bu başarı üzerine birçok türkmen boyları selçuklulara iltihâk etti.
dandanakan savaşından sonra yapılan kurultayda, eski türk devlet an’anesi gereğince, ülkeyi kendi aralarında bölüştüler. buna göre, tuğrul bey irak-ı acem bölgesi üzerine, çağrı bey ise horasan’ın kuzey bölgesi ile gaznelilerin elinde bulunan topraklar üzerinde fütûhât yapacaklardı. mûsâ yabgu ise, herat ve sistan bölgesi fütûhâtına memur edildi. bu plâna göre hareket eden çağrı bey, 1040’ta belh’e yürüdü ve sultan mes’ûd’un oğlu mevdûd kumandasındaki yardımcı kuvvetleri bozarak şehri ele geçirdi. şehrin kumandanı altun-tak da çağrı beyin emri altına girdi. belh’ten sonra cürcan, badgis, hutlan ve tuharistan şehirlerini de hâkimiyeti altına alan çağrı bey, merv şehrini hükümet merkezi yaptı. 1044’te çağrı beyin hastalanmasını fırsat bilen yeni gazne sultanı mes’ûd’un oğlu mevdûd, belh ve tuharistan’ı geri almak için ordular sevk etti ise de bu kuvvetler çağrı beyin oğlu alparslan tarafından mağlûp edildiler. bir müddet sonra sıhhatı düzelen çağrı bey, tirmüz şehrini de ele geçirdi. belh, tuharistan ve diğer bâzı şehirleri oğlu alparslan’a vererek gaznelilerle mücâdeleye memur eden çağrı bey, diğer oğullarını da ayrı yerlerde vazîfelendirdi.
büveyhoğulları hükümdarı ebû kalicar’ın 1048’de vefâtı üzerine çağrı bey, oğullarından kavurt beyi büyük bir ordu ile büveyhoğulları üzerine sevk etti ve nihâyet 1055’te bütün kirman bölgesi selçukluların eline geçti. 1056’da sistan bölgesi de selçukluların hâkimiyetine girdi ve o bölge mûsâ yabgu’nun idâresine verildi.
çağrı bey, her zaman kardeşi tuğrul beye yardımcı oldu. tuğrul beye isyân edip saltanat dâvâsına kalkışan ibrâhim yınal’a karşı, oğulları alparslan ile kavurt’u sevk edip isyânı bastırması son yardımı oldu. bu hâdiseden sonra rahatsızlanan çağrı bey, 70 yaşında olduğu hâlde, nice islâm âlim ve velîlerinin yetiştiği serahs şehrinde vefât etti (1060). orada defnedilen çağrı beyin, oğlu ve veliahtı horasan hâkimi sultan alparslan ile kirman hâkimi ahmed kavurt ve âzerbaycan vâlisi yakuti’den başka osman, behramşah ve süleyman adında oğulları vardı. onlar ülkenin muhtelif yerlerinde devlete ve islâmiyete hizmet ettiler. çağrı beyin dört de kızı vardı.
dâvûd çağrı bey, kardeşi tuğrul bey ile birlikte bütün iran ve yakındoğu ülkesini fethetmiş, türkleri fâtih bir millet olarak bir araya toplamak ve anadolu kapılarının tam anlamıyla islâmiyete açılmasını sağlamak sûretiyle türklüğe ve islâmiyete pek büyük bir hizmet yapmıştır. büyük selçuklu devleti ve medeniyetinin, daha sonra da osmanlı devletinin kurularak, islâmiyetin ta viyana kapılarına kadar ulaşmasına pek sağlam bir zemin hazırlamıştır.
kaynaklar, çağrı beyin çok âdil, halîm, güzel huylu, fazîletli, fevkalâde dindar ve merhâmetli bir mücâhid olduğunu ittifakla kaydetmektedirler.
seyhun ve ceyhun nehirleri arasında yer alan meşhur ilim ve irfân bölgesi mâverâünnehr’de oğuz türklerini etrâfında toplayan selçuk beyin vefâtından sonra, ülkenin idâresi oğulları arasında taksim edilmişti. büyük bir kısmı oğlu mikail beye verilmişti. yabgu unvanını taşıyan mikail beyin vefâtından sonra ülkenin idâresi oğulları dâvûd çağrı bey ile mehmed tuğrul beye kaldı. iki kardeş, karahanlı hakanı isrâil arslan yabgu’yu reis tanıyıp, gaznelilerle olan mücâdelesine katıldılar.
çağrı bey, 1016’da mâverâünnehr’den bizans ülkeleri üzerine cihâda çıktı. horasan bölgesine gelerek oradaki türkmenleri etrâfına topladı. buradan irak-ı acem bölgesine geçerek bizans’a bağlı ermeni vaspurakan ve ani krallıkları ile âzerbaycan’da muhârebeler yaptı. 1016’dan 1022 senesine kadar altı yıl boyunca bizans hududunda ermeni ve hıristiyan gürcü krallıklarıyla savaştı. birçok muvaffakiyetler ve ganîmet kazanan çağrı bey, tekrar mâverâünnehr’e döndü. 1025’te mâverâünnehr’e geçen sultan mahmud gaznevî, türkmenlerin ve selçukluların reisi arslan yabgu’yu esir edip hindistan’a gönderince, ülke halkının bir kısmı gaznelilerin tâbiiyeti altına girdi. bir kısmı ise tuğrul ve çağrı beylere katılarak ordularını güçlendirdiler. böylece iki kardeş, amcaları mûsâ yabgu ile birlikte türkmenlerin reisi oldular. mâverâünnehr bölgesinde râhat ve huzur içinde devleti idâre eden selçuklu liderleri, muhâfızları durumundaki ali tigin’in 1034’te vefâtı üzerine zor durumda kaldılar. buhârâ ve harezm emirleri tarafından baskı altına alındıklarından, horasan’a geçmek zorunda kalan çağrı ve tuğrul beyler, gazneli sultanı mes’ûd’un horasan vâlisine mürâcaat ederek sürüleri için sultan’dan yaylak ve kışlak istediler. fakat istekleri kabul edilmediği gibi o bölgeden uzaklaştırmak için üzerlerine büyük bir ordu gönderildi. nisa yakınlarında yapılan harbi selçuklu liderleri tuğrul ve çağrı beyler kazandılar (1035).
bu muvaffakiyetleri üzerine gazneli sultan mes’ûd, selçuklu reisleriyle müzâkerelere girişti ve isteklerini fazlasıyla verdiği gibi, birçok imtiyazlar da tanıdı. sultan mes’ûd, dihkan ve dihistan bölgelerini vermesine karşılık, onların oğuzlara karşı durmalarını şart koştu. ancak selçuklular, oğuz boylarının akınlarına mâni olamadıklarından bir kere daha sultan mes’ûd ile karşı karşıya geldiler. sultan’ın gönderdiği büyük bir orduyu da mağlûb ettiler. hattâ çağrı bey, kendisine saldıran cürcan vâlisini mağlûp ederek 1037’de merv şehrini ele geçirdi. burada “melikü’l-mülûk” ünvânıyla hükümdârlığını îlân ederek adına hutbe okuttu. bunu duyan gazneli kumandanı subaşı, taarruz için aldığı kesin emre uyarak selçuklular üzerine yürüdü. serahs civârındaki talhâb denilen yerde iki gün süren şiddetli muhârebede selçuklular bir zafer daha kazandılar (1038) ve herat şehrini de ele geçirdiler. aynı yıl tuğrul bey nişabur’da büyük selçuklu devletinin ilk hükümdârı olarak sultan îlân edildi. durumun vahâmetini ve selçukluların gittikçe kuvvetlendiğini gören sultan mes’ûd, büyük bir orduyla selçuklular üzerine yürüyerek cürcan’ı geri aldı. belh şehrinden geçerek karahanlılardan böri tigin’in tâbiliğini sağlamak için mâverâünnehr ülkesine girdi. ancak çağrı beyin üzerine geldiğini haber alınca, geri döndü ve 1039 yılı nisanında, çağrı beyin kuvvetleriyle aliâbâd ovasında yaptığı muhârebede nisbî bir başarı sağladı. ancak kesin bir netîceye varmak istediğinden yeniden çağrı beyin üzerine kuvvet sevk etti. buna karşılık çağrı bey, vur-kaç taktiğiyle gazneli kuvvetlerine ağır kayıplar verdirdi. netîcede selçukluların geleceğini tâyin edecek muhârebe 23 mayıs 1040’ta dandanakan ovasında gaznelilere karşı yapıldı. başkumandanlığını çağrı beyin yaptığı harpte, selçuklular, parlak bir zafer kazanarak, gazneli ordusunu perişân ettiler (bkz. dandanakan savaşı). sultan mes’ûd güçlükle canını kurtardı ise de karargâhı ve bütün hazînesi ele geçirildi. bu başarı üzerine birçok türkmen boyları selçuklulara iltihâk etti.
dandanakan savaşından sonra yapılan kurultayda, eski türk devlet an’anesi gereğince, ülkeyi kendi aralarında bölüştüler. buna göre, tuğrul bey irak-ı acem bölgesi üzerine, çağrı bey ise horasan’ın kuzey bölgesi ile gaznelilerin elinde bulunan topraklar üzerinde fütûhât yapacaklardı. mûsâ yabgu ise, herat ve sistan bölgesi fütûhâtına memur edildi. bu plâna göre hareket eden çağrı bey, 1040’ta belh’e yürüdü ve sultan mes’ûd’un oğlu mevdûd kumandasındaki yardımcı kuvvetleri bozarak şehri ele geçirdi. şehrin kumandanı altun-tak da çağrı beyin emri altına girdi. belh’ten sonra cürcan, badgis, hutlan ve tuharistan şehirlerini de hâkimiyeti altına alan çağrı bey, merv şehrini hükümet merkezi yaptı. 1044’te çağrı beyin hastalanmasını fırsat bilen yeni gazne sultanı mes’ûd’un oğlu mevdûd, belh ve tuharistan’ı geri almak için ordular sevk etti ise de bu kuvvetler çağrı beyin oğlu alparslan tarafından mağlûp edildiler. bir müddet sonra sıhhatı düzelen çağrı bey, tirmüz şehrini de ele geçirdi. belh, tuharistan ve diğer bâzı şehirleri oğlu alparslan’a vererek gaznelilerle mücâdeleye memur eden çağrı bey, diğer oğullarını da ayrı yerlerde vazîfelendirdi.
büveyhoğulları hükümdarı ebû kalicar’ın 1048’de vefâtı üzerine çağrı bey, oğullarından kavurt beyi büyük bir ordu ile büveyhoğulları üzerine sevk etti ve nihâyet 1055’te bütün kirman bölgesi selçukluların eline geçti. 1056’da sistan bölgesi de selçukluların hâkimiyetine girdi ve o bölge mûsâ yabgu’nun idâresine verildi.
çağrı bey, her zaman kardeşi tuğrul beye yardımcı oldu. tuğrul beye isyân edip saltanat dâvâsına kalkışan ibrâhim yınal’a karşı, oğulları alparslan ile kavurt’u sevk edip isyânı bastırması son yardımı oldu. bu hâdiseden sonra rahatsızlanan çağrı bey, 70 yaşında olduğu hâlde, nice islâm âlim ve velîlerinin yetiştiği serahs şehrinde vefât etti (1060). orada defnedilen çağrı beyin, oğlu ve veliahtı horasan hâkimi sultan alparslan ile kirman hâkimi ahmed kavurt ve âzerbaycan vâlisi yakuti’den başka osman, behramşah ve süleyman adında oğulları vardı. onlar ülkenin muhtelif yerlerinde devlete ve islâmiyete hizmet ettiler. çağrı beyin dört de kızı vardı.
dâvûd çağrı bey, kardeşi tuğrul bey ile birlikte bütün iran ve yakındoğu ülkesini fethetmiş, türkleri fâtih bir millet olarak bir araya toplamak ve anadolu kapılarının tam anlamıyla islâmiyete açılmasını sağlamak sûretiyle türklüğe ve islâmiyete pek büyük bir hizmet yapmıştır. büyük selçuklu devleti ve medeniyetinin, daha sonra da osmanlı devletinin kurularak, islâmiyetin ta viyana kapılarına kadar ulaşmasına pek sağlam bir zemin hazırlamıştır.
kaynaklar, çağrı beyin çok âdil, halîm, güzel huylu, fazîletli, fevkalâde dindar ve merhâmetli bir mücâhid olduğunu ittifakla kaydetmektedirler.
fransız kralı napolyon’a karşı akkâ kalesini başarı ile savunan büyük türk kumandanı. bosnalı olup doğum târihi bilinmemektedir. istanbul’a gelerek sadrâzam hekimoğlu ali paşanın hizmetine girmiştir. ali paşa ikinci mısır vâliliğinden azledilince, mısır’da kalarak meşhur ali beyin kölesi abdullah beyin hizmetine girdi. bahire kâşifliğine atanan ahmed, orada bedevîlere karşı olan muhârebelerde gâlip gelmiş ve çok kan dökmüş olduğundan, kasap anlamına gelen “cezzâr” lakabı verilmişti. fakat bir müddet sonra ali beyin öç almasından korkarak, istanbul’a kaçtı. sonra da şam vâlisi osman paşanın hizmetine girerek tâhir ömer, zeydan ve şahab âileleriyle yapılan mücâdelede başarı gösterdi. 1775’te kendisine beylerbeyi rütbesi verildi, bir yıl sonra da sayda vâliliğine tâyin edildi.
sûriye’de emniyeti sağlayan ve 1780’de emîrü’l-haclık ile şam eyâletine tâyin olunan ahmed paşa, gerek sayda ve gerekse şam vâliliği zamânında akkâ kalesinde oturdu. burada kuvvetli bir ordu kuran ahmed paşa, küçük bir donanma da yaptırarak âdetâ bağımsız bir şekilde hareket etti.
1789’da mısır’ı işgâl eden napolyon bonapart’ın anlaşmak için ileri sürdüğü teklifleri reddedince, bonapart, akkâ kalesini kuşattı. ancak cezzâr ahmed paşanın emrindeki 3000 kişilik nizâm-ı cedîd askerinin müdâfaada gösterdikleri azim ve mahâret netîcesinde, napolyon ilk defâ burada yenildi. bunun üzerine; “akka mukâvemet etmeseydi belki şark imparatoru olurdum.” demekten kendini alamadı.
mısır seferi seraskerliğine sadrâzam yûsuf ziyâ paşanın getirilmesine gücenen cezzâr, sûriye’de serdara yardımda bulunmadı ve devlete daha başka güçlükler de çıkarmaya çalıştı. bununla berâber bu sırada “vehhâbî meselesi” önem kazandığından kendisi şam vâliliği ile berâber vehhâbîlere karşı serdâr tâyin oldu. fakat hastalığı sebebiyle vazifeye gitmeyerek, kölesi süleymân paşayı gönderen cezzâr, 23 nisan 1804’te akkâ’da vefât etti.
cezzâr ahmed paşa, zekî, dirâyetli, anlayışlı bir insan olup, birçok meseleleri önceden sezmek kâbiliyetine sâhipti. idare ettiği yerlerde adaletle asayişi temin ederdi. akkâ, sayda ve beyrut’u tahkim ettiği gibi, akkâ’da mükemmel bir câmi, bir çarşı ve birçok çeşme ve sebil yaptırmak suretiyle imar işlerine de önem verdi.
sûriye’de emniyeti sağlayan ve 1780’de emîrü’l-haclık ile şam eyâletine tâyin olunan ahmed paşa, gerek sayda ve gerekse şam vâliliği zamânında akkâ kalesinde oturdu. burada kuvvetli bir ordu kuran ahmed paşa, küçük bir donanma da yaptırarak âdetâ bağımsız bir şekilde hareket etti.
1789’da mısır’ı işgâl eden napolyon bonapart’ın anlaşmak için ileri sürdüğü teklifleri reddedince, bonapart, akkâ kalesini kuşattı. ancak cezzâr ahmed paşanın emrindeki 3000 kişilik nizâm-ı cedîd askerinin müdâfaada gösterdikleri azim ve mahâret netîcesinde, napolyon ilk defâ burada yenildi. bunun üzerine; “akka mukâvemet etmeseydi belki şark imparatoru olurdum.” demekten kendini alamadı.
mısır seferi seraskerliğine sadrâzam yûsuf ziyâ paşanın getirilmesine gücenen cezzâr, sûriye’de serdara yardımda bulunmadı ve devlete daha başka güçlükler de çıkarmaya çalıştı. bununla berâber bu sırada “vehhâbî meselesi” önem kazandığından kendisi şam vâliliği ile berâber vehhâbîlere karşı serdâr tâyin oldu. fakat hastalığı sebebiyle vazifeye gitmeyerek, kölesi süleymân paşayı gönderen cezzâr, 23 nisan 1804’te akkâ’da vefât etti.
cezzâr ahmed paşa, zekî, dirâyetli, anlayışlı bir insan olup, birçok meseleleri önceden sezmek kâbiliyetine sâhipti. idare ettiği yerlerde adaletle asayişi temin ederdi. akkâ, sayda ve beyrut’u tahkim ettiği gibi, akkâ’da mükemmel bir câmi, bir çarşı ve birçok çeşme ve sebil yaptırmak suretiyle imar işlerine de önem verdi.
neden bekliyorsun?
bu sözlük, duygu ve düşüncelerini özgürce paylaştığın bir platform, hislerini tercüme eden özgür bilgi kaynağıdır.
katkıda bulunmak istemez misin?