confessions

mitili

- Yazar -

  1. toplam entry 12923
  2. takipçi 2
  3. puan 307398

koca ragip mehmet paşa

mitili
on sekizinci yüzyıl osmanlı sadrâzamı. edip ve diplomat. 1699’da istanbul’da doğdu. babası defterhâne kâtiplerinden şevki mustafa efendidir. âilesi tarafından tahsil ve terbiyesine ihtimam (özen) gösterilerek, iyi bir eğitim ve öğretim gördü.
defterhâne kaleminde göreve başladı.keskin zekâsı ve kâbiliyeti sâyesinde kendini yetiştiren râgıb mehmed efendi, kısa zamanda şöhret kazandı. iran’da yeni fethedilen toprakların tahriri için 1724’te revan vâlisi ârifî paşanın mektupçuluğuna tayin edildi. 1724’ten 1733 târihine kadar, tebriz seraskeri köprülüzâde abdullah paşanın maiyetinde ordu-yı hümâyûn riyâsetî, tebriz defter emâneti vekilliği, revan defterdârlığı, hemedan riyâset vakâleti, bağdâd defterdarlığı, iran-safevî şahı nadir ile yapılan müzakerelerde osmanlı temsilcisi gibi vazifelerde bulundu.

1733’te istanbul’a çağrılarak mâliye tezkireciliğine tâyin edildi. 1736’da önce erzurum seraskerinin maiyetinde ordu defterdarı ve reisülküttablığı vekilliğine, sonra da iran meselesinin iç yüzünü bildiğinden nadir şahın istanbul’a gönderdiği elçilerle yapılan müzâkerelere katılarak, cizye muhâsebeciliği ile vazifelendirildi. 1737’de sadrâzam mektupçuluğuna tayin edildi. avusturya-rusya temsilcileri ile görüşme yapan heyette vazife aldı. 1739’da belgrad seferi ve antlaşmasında hizmetleri oldu. doğu ve batı devletleri ile yapılan müzâkerelerde gösterdiği muvaffakiyet üzerine 1741’de reisülküttab tâyin edildi. bugünkü dışişleri bakanlığı mâhiyetinde olan reisülküttablıkta üç yıl başkanlık yapan koca râgıb paşa, 1744’te vezirlik pâyesiyle mısır vâliliğine getirildi. mısır vâliliği ardından 1748’de kubbe vezirliği ve nişancılık ile istanbul’a çağrılıp aydın muhassıllığı verildi. 11 aralık 1756’da vezir-i âzam tayin edilinceye kadar; sayda, rakka ve halep vâliliklerinde bulundu.

koca râgıb mehmed paşa, osmanlı sultanlarından üçüncü osman han (1754-1757) ve üçüncü mustafa han (1757-1773) devirlerinde altı yıl vezîr-i âzamlık yaptı. 1758’de sultan mustafa hanın kızkardeşi sâliha sultan ile evlenen paşa, osmanlı sarayına damat oldu. vezîr-i âzamlığı sırasında sakarya-izmit kanalı projesi, harb gemileri ve laleli câmi inşâsı, yeni top dökümü ve orduda ıslahatlar yapıldı. mâliyeyi ıslah etti. bu devirde avrupa siyâsî hâdiseler ile çalkalanırken osmanlı devletini bunlardan uzak tuttu. fransa ile isveç’in müttefiki prusya’nın avusturya ve rusya’ya karşı ittifak teklifi, osmanlı devletinin durumu dikkate alınarak oyalandı. avrupa devletleri arasında (1756-1763) tarihleri arasında devam eden yedi sene harbinde osmanlı devletini savaşın dışında tuttu. vefâtından sonra osmanlı devleti rusya dâhil diğer avrupa devletleriyle harp içine girdi.

8 nisan 1763’te vefat eden koca râgıb mehmed paşanın kabri istanbul laleli’de yaptırdığı kütüphanesinin bahçesindeki türbededir. koca râgıb mehmed paşa; idârî ve devlet işlerinde sabırlı, temkinli ve çok dikkatli idi. ileri görüşlü olup, işlerini tam yapar ve herkese iyi muamele ederdi. dünyâ siyâsetinin çok karışık bir devrinde vazife almasına rağmen, uzun zaman vezîr-i âzamlık vazifesinde kalması, kendini pâdişâhlara, devlet adamlarına ve ahâliye sevdirmesi iyi bir idâreci olduğunu gösterir. olgun, zekî, ilim, fazilet ve siyâset sâhibi idi. iyi bir tahsil gördüğünden ilmi çok olup, şâirliği ve edipliği de vardı. nedim ve şeyh galip’ten sonra 18. asrın en önemli şâiridir. şiirleri sağlam ve âhenkli bir nazma, ağır başlı seçkin ve açık bir söyleyişe, insanı düşünce yoluyla saran hikmetli bir muhtevâ özelliğine sâhiptirler. şiirlerinin toplandığı dîvân; diplomasi, siyâsî ve sosyal mevzuları ihtivâ eden münşeat ve tahkik ve tevfîk; arapça sefinetü’r-râgıb ile arapça, farsça ve türkçe üç dilde birçok manzum ve nesir yazılarını ihtivâ eden mecmûa adlı eserleri vardır. bunlarda tahkik ve tifik devrindeki osmanlı-iran münasebetlerini anlatan târihî değeri olan bir eserdir.

şiirlerinden bir örnek:

dil-hastelerün bilmedi sıhhat neye derler
dârû-yı ifâkatla inâyet neye derler

ser-tâbe-kadem gül gibi ol gûş-i hakîkat
bülbülden işit nâliş-i hasret neye derler

hem sînesi pür-dâğ u hem âvâzesi muhrik
neyden bilinir sûz-ı mahabbet neye derler

açıklaması: gönlü hasta aşıklar, sağlığın ne olduğunu ve iyileşme ilâcının ne olacağını bilmediler. baştan ayağa kadar gül gibi gerçeğin kulağı ol da, hasret feryâdının ne olduğunu bülbülden işit. yanıp yakılmanın ne olduğunu göğsü yaralarla delik delik olan ve yanık sesli neye bakarak anla.

koca mustafa paşa

mitili
osmanlı devlet adamlarından. babasının adı abdüssamed’dir. fâtih sultan mehmed han (1451-1481) devrinde saraya alınarak, enderun’da eğitim ve öğretim gördü. 1481’de hazinedârbaşı, 1482’de kapıcılar kethüdası olup, 1489-1492 tarihleri arasında kapıcıbaşılık yaptı. 1490’da roma’ya gönderilip, sultan ikinci bâyezîd han (1481-1512) tarafından kardeşi cem sultan’a gönderilen nâme ve hediyeleri götürdü. 1495’te avlonya, 1497’de gelibolu sancakbeyi oldu. 1498’de rumeli beylerbeyliğine tâyin olundu.
koca mustafa paşa, rumeli beylerbeyi olarak, sultan ikinci bâyezîd han devrinde, osmanlı-venedik harbinde, 1499 inebahtı seferinde, burasının karadan kuşatılmasına memur edildi. ağustos 1499’da inebahtı kalesinin anahtarlarını teslim aldı. 1501’de vezir oldu. ikinci vezirken, 1511’de vezîr-i âzam tâyin edildi. sultan ikinci bâyezîd handan sonra yavuz sultan selim han da onu vezîr-i âzamlıkta bıraktı. fakat yavuz sultan selim hanın saltanatının ilk yıllarında olan şehzâdeler meselesi hâdiselerine adı karışınca, 1512 yılında bursa’da öldürüldü. koca mustafa paşanın kabri pınarbaşı’nda bursa mevlevîhanesi karşısındadır. istanbul’da “koca mustafa paşa” semtinde kendi adıyla anılan câmi, imâret, medrese, mektep ve tekkeden meydana gelen bir külliye, eyüp’te câmi, rumeli’nde yenice-i karasu’da imâret, nevrekop’da câmi ve mektep yaptırmıştır.

kemal reis

mitili
büyük türk denizcilerinden. asıl adı ahmed kemâleddîn olup, 1451 yılında karaman, ağrıboz veya gelibolu’da doğduğu rivâyet edilmektedir. babası karaman’da ali adındaki bir türktür. meşhur pîrî reis’in kardeşi hacı mehmed’in oğludur. kemâl reis denizlerde yetişmiş, ünü bütün avrupa’ya duyulmuş kahraman bir kumandandır. gençliğinde eğriboz sancakbeyinin küçük filosunun komutanlığı ile ve emrindeki diğer gemilerle endülüs’e kadar seferler yapmıştı. kendi başına ispanya’daki müslümanların imdâdına koşmuş, buradaki endülüs devletinin ortadan kalkmasına kadar elinden gelen yardımı esirgememiştir.
akdeniz’deki gayret ve çalışmaları, müslümanlara her zaman yardıma koşması, osmanlı sultanı ikinci bâyezîd hanın onu istanbul’a çağırmasına sebep oldu. sultan ikinci bâyezîd han onu devlet hizmetine çağırınca kemâl reis, 1494-1495 (h.900) yılında geldi ve donanmaya katıldı. sultan ikinci bâyezîd han, mekke ve medîne vakıf eşyâlarını götüren gemilere rodos şövalyelerinin verdiği zarara kemâl reis’in mâni olacağına inanıyordu. dînine bağlı, mukaddes beldeye hizmet etmeyi her şeyden üstün tutan sultan için, bu vakıf mallarının yerine ulaştırılması çok önemliydi. devlet hizmetine girdiği seneden îtibâren donanmada düzeltme ve yenilikler yapan kemâl reis, 1497 yılında mekke ve medîne’ye gönderilen vakıf mallarını götüren donanmanın başına getirildi. kemâl reis, gidiş ve dönüşte venediklilerle yaptığı iki savaşı da kazandı. gemilere koyduğu o zamana kadar görülmeyen uzun menzilli toplardan istifâde etti.

sultan ikinci bâyezîd han, venediklilere karşı gelibolu’da hazırlattığı donanma işini kemâl reis’e vermişti. kemâl reis, 1499-1502 yılları arasında venedik’le yapılan savaşlarda, donanmanın bir filosuna kumanda etti ve zaferlerin kazanılmasında büyük hizmetleri görüldü.

1405-1505’te (h. 910) rodos’a büyük bir akın düzenleyen kemâl reis, aynı yıl ispanya’daki benî ahmer devletinin 1493’te yıkılmasından sonra müslümanlara ve yahûdîlere akıl almaz işkence ve zulümlerde bulunan ispanyollardan kurtarabildiklerini istanbul’a getirdi.

rodos şövalyelerinin güney anadolu limanlarına yaptıkları baskının öcünü almak için, 1511 yılının başlarında sefere çıkan kemâl reis’in gemisi fırtınada batmış, kendisi de boğulmuştur. zaferleri, yaptığı hizmetleri ile türk denizciliğinin şöhretli kumandanlarından olan kemâl reis, on yedi yıl osmanlı devletine hizmette bulundu.

keçecizade izzet molla

mitili
on dokuzuncu yüzyıl osmanlı devlet adamı ve şâiri. muhammed izzet molla, konyalı mustafa efendinin evlâdından olan muhammed sâlih efendinin oğludur. 1785 târihinde istanbul’da doğdu. tanzimât öncesi divan edebiyatının son temsilcilerindendir.
zamanının usûlüne göre din ve fen ilimlerini tahsil ettikten sonra, ilmiye sınıfına girerek istanbul’da galata kadılığına kadar yükseldi. babası sâlih efendi 1799 (h. 1214)da vefat edince birçok sıkıntılar çekti. hattâ bir gün sabahleyin intihâr etmeye karar verip evinden çıkmıştı. bir kayığa binip kuruçeşme sâhilinden geçerken penceresi önünde sâib dîvânı’nı incelemekte olan meşhur hançerli bey, bu gencin zarîf hâlini görünce bir beytin açıklamasını ricâ etmişti. izzet molla dalmış olduğu ümitsizlik fırtınasından sıyrılarak, beyti pek güzel açıkladı. hançerli bey onun ilmine ve irfanına hayrân kaldı. böylece izzet molla intihar gibi büyük bir günahtan kurtulmuştu. bu zât, onu ileride hâlet efendiyle tanıştıracaktır. bu sıralarda on dört yaşlarında olan izzet molla, edebiyatla meşgul olan enişteleri meş’alecizâde esad efendi ile kadıasker moralızâde hâmid efendinin himâyesinde büyüdü. ilmiye mesleğindeki ilk vazifesi 1809’da bursa müfettişliğidir. izzet molla, hemen az bir süre sonra merzifonlu kara mustafa paşanın torunlarından bir hanımla evlendi. bu evlilikten dört erkek çocuğu oldu.

bunlardan birincisi, tanzimât devri sadrâzamlarından meşhur mason fuâd paşadır. izzet molla, hâlet efendiden başka, şeyhülislâm ismet beyzâde ârif hikmet efendinin de dikkatini çekmişti. sultan ikinci mahmûd hanın da iltifâtlarına mazhar olmuş, bu sebeple sık sık saraya dâvet edilmiştir. serbestçe konuşmaları, pâdişah tarafından lâtife kabul edilir, azarlanmazdı.

1825’te mekke-i mükerreme kâdısı, 1826’da ise istanbul pâyesi verildi. haremeyn, sonra 1827’de eyâlet tevzî defteri müfettişi oldu. rus harbine taraftar olmadığı için aynı yıl sivas’a sürüldü. sonra haklı olduğu anlaşılınca, affı için ferman çıkarıldı. ancak ferman yoldayken, ağustos 1829’da kırk dört yaşında vefât etti. önce sivas’a defnedildi; sonra kemikleri istanbul’a getirilerek atpazarı’nda canbaziye mahallesinde, mustafa bey mescidi avlusundaki âile mezarlığına defnedildi. babası da orada medfundur. nüktedan, zekî ve hoşsohbet bir zât olup, mevlevî tarikatına mensuptu.

edebî şahsiyeti ve tesirleri: devrinin ilim ve edebiyat dünyâsı içinde tanınıp, îtibâr kazandı. bu vaziyet ilim ve irfandaki kudretini gösterdiği gibi şiir ve edebiyattaki üstün seviyesini de ifade etmektedir. kasidelerinde seyyid vehbi ve nef’î tesiri görülür. mevlevî olması dolayısıyla mevlânâ’dan sık sık bahseder. divan şâirlerinden fuzûlî, rûhî-i bağdâdî, nedim ve şeyh gâlib’e meyleder. aynî, neş’et, beliğ, nazim, nevres ve özellikle şeyhülislâm ârif hikmet efendi gibi şâirleri taklit ederdi. divan edebiyatı geleneğine bağlıdır. kâfiye ve mazmunları orijinal olması bakımından zamanındakilerden ayrılır. savunduğu fikirleri zengin hayalleri arkasında saklamasını bilir. divan edebiyatının son orijinal şâirlerinden sayılmıştır.

eserleri:

1. devhat-ül-mehâmid fi tercemet-il-vâlid: babasının biyografisidir.

2. gülşen-i aşk: tasavvufî, sembolik bir mesnevîdir.

3. mihnet keşan: keşan’a sürgüne gidişini ve dönüşünü anlatan bir mesnevîdir.

4. dîvân-i bahr-i efkâr: bu eserini (dîvân’ını) mevlâna celâleddîn-i rûmî hâtırasına kaleme almıştır. bu dîvânında mevlâna’ya olan bağlılığını;

molla-yi rûm’un kemter gedâsı
etdikde nazmın tanzîme himmet

her bir gazelde nâm-ı şerifin
yâdıyla kıldı arz-ı muhabbet

mısralarıyla ifâde etmiştir. 1839 (h. 1255)da mısır’da basılmıştır.

5. lâyiha: izzet molla’nın siyâsî konularda, devlet işleri ile ilgili bir eseri olup, dili sâdedir.

6. dîvân-ı hazân-ı âsâr: olgunluk dönemine ait şiirlerini ihtivâ eder. bu dîvân’ını, şah-ı nakşibend’in hâtırası için kaleme almıştır. bu dîvân’ındaki:

rûhî fedâk ey gül-i gülzâr-ı nakşbend
oldum hezâr cânım ile zâr-ı nakşbend

evvelki oldu ârif-i rûm’un avârifi
dîvân-ı diğerim ola âsâr-ı nakşbend

mısraları da bu numûnelerden birisidir. 1841 (h. 1257) de istanbul’da basılmıştır.

7. şerh-i elgâz-ı râgıb paşa: meşhur râgıp paşanın bâzı muammalı beyitlerinin açıklaması olup, bu eseri basılmamıştır.

kececizade fuat paşa

mitili
osmanlı sadrazamı (istanbul 1815 - nice 1869). şair keçecizâde izzet molla’nın oğlu.
tıbbiye’yi bitirdi (1835). üç yıl kadar trablusgarb’da bulundu; dönünce, babıâli tercüme odası’na girdi ve başmütercimliğe kadar yükseldi (1839). sonra, londra sefareti başkâtipliğine getirildi (1814). londra’dan dönüşünde ispanya ortaelçisi oldu ve "rütbe-i sâniye" nişanı aldı (1844). ertesi yıl, dîvân-ı hümâyun tercümanlığına ve âmedciliğine tayin edildi (1847). o, bu görevdeyken, bütün avrupa’da çıkan ve tuna yörelerine de yayılan milliyetçi ayaklanmalar sebebiyle, bir rus ordusu eflak’a girince, bükreş’e gönderildi (1848). orada, ruslarla iyi ilişkiler sağlamaya çalıştı. macar ve leh devrimcileri, rusların avusturyalılara yardımı dolayısıyla güç durumda kalarak, osmanlı devletine sığınmışlardı. fuad efendi, dostluk bağlarını koparmamak için, mültecilerden üç subayın iadesini, diğerlerinin de vidin’e sevk edilmelerini teklif etti. fakat babıâli, sadrazam mustafa reşit paşa’nın görüşünü benimseyerek, hiçbirinin geri verilmemesini kararlaştırdı. rusya ve avusturya’nın, mülteciler en kısa zamanda geri verilmediği takdirde siyasî ilişkileri kesmek zorunda kalacaklarını bildirmeleri üzerine (1849), vükelâ meclisi, bükreş’te bulunan fuad efendi’nin, fevkalâde büyükelçilik payesiyle rus çarına gönderilmesine karar verdi. fuad efendi, çar iade talebinde ısrar ettiği takdirde, münasebetleri kesmeden, durumu istanbul’a bildirerek yeni talimat beklemek gibi ağır bir görev yüklenmişti. öte yandan, yetkisinin sınırlı olması da, kendisini zor durumda bırakıyordu. 4 ekim 1849’da, padişahın mektubunu çara verdi. mülteciler meselesinin iki hükümdar arasında özel bir mesele olduğunu, dışişleri bakanı nesselrod’a kabul ettirerek, müzakerelerin devamını sağladı. babıâli, fuad efendi’nin hizmetlerini takdir ederek, onu bâlâ rütbesiyle sadaret müsteşarlığına tayin etti. istanbul’a dönünce (1850), kendisine mükâfat olarak imtiyaz nişanı verildi. bir süre bursa’da kalan fuad efendi, cevdet efendi (paşa) ile birlikte kavâid-i osmaniye (osmanlıca kuralları) adlı gramer kitabını yazdı; şirket-i hayriye’nin tüzük tasarısını kaleme aldı. bursa’dan dönüşünde, o sırada kurulan encümen-i dâniş’e, sadaret müsteşarı sıfatıyla üye tayin edildi. sadrazam reşid paşa tarafından mısır’a gönderildi (mart 1852). orada kaldığı üç buçuk ay içinde, mısır’ın 60 000 kese olan yıllık vergisini 80 000 keseye yükseltti. dönüşünde hariciye nazırlığına getirildi. bu sırada, mukaddes makamlar meselesi son haddine gelmişti. ruslar, fuad efendi’nin bu konuda fransızları tuttuğunu öne sürmüşlerdi. prens mençikof, bu konuyu görüşmek için istanbul’a geldi. doğruca sadrazamı ziyaret etti. bu tutumu usule aykırı bulan fuad efendi, nazırlıktan çekildi. babıâli, mençikof’un isteklerini geri çevirdi ve rusya’ya savaş açtı (1853). bundan yararlanarak yanya üzerine yürüyen yunan çete kuvvetlerini bastırma görevi, fuad efendi’ye verildi (1854). istanbul’a dönüşünden sonra, meclis-i âlî-i tanzimat reisliği de verilerek, vezirlik rütbesi ile hariciye nazırlığına getirildi (nisan 1855). ancak, işlerinin çokluğu yüzünden, meclis-i tanzimat reisliğini bıraktı. paris konferansına katılmasını önlemek amacıyla, ingiliz elçisi lord strafford, padişahtan fuad paşa’nın değiştirilmesini isteyince, görevinden ayrıldı (kasım 1856). meclis-i âlî’ye memur edildi; ertesi yılın ağustos ayında ikinci defa meclis-i âlî-i tanzimat reisliğine getirildi; çok geçmeden de hariciye nazırlığına tayin edildi. eflak ve boğdan’ın yeni idaresini kararlaştırmak için toplanan paris kongresine, hariciye nazırlığı da uhdesinde bırakılarak, murahhas tayin edildi (nisan 1858).

fuad paşa, 1860 yılında, cebel-i lübnan’da marunîler ile dürzîler arasında çıkan anlaşmazlığın çözümlenmesine, hariciye nazırlığı uhdesinde olduğu halde, fevkalâde komiser sıfatıyla memur edildi. beyrut’a gitti, şam’daki karışıklıkları şiddet kullanarak bastırdı. suçlu dürzî reislerinin teslim olmaları, fuad paşa’nın, özellikle fransızlara karşı, durumunu daha da güçlendirdi, onların müdahalesini önledi.

fuad paşa suriye’de iken, abdülmecid han vefat etti, tahta abdülaziz han geçti. yeni padişah, meclis-i vâlâ ile meclis-i âlî-i tazimat’ı birleştirerek, reisliğine fuad paşa’yı getirdi (14 temmuz 1861). kısa bir süre sonra, dördüncü defa hariciye nazırlığına ve ardından da sadrazamlığa tayin edilen (22 kasım 1861) fuad paşa, bir buçuk yıl kaldığı suriye’den ayrılarak istanbul’a döndü. bu görevi sırasında, devletin içinde bulunduğu malî buhranı gidermek amacıyla, hazinenin genel nezaretini üzerine aldı ve gerekli gördüğü tedbirleri, uzun bir yazı ile padişaha bildirdi. ama bütün çabalarına rağmen, malî durumu istediği gibi düzeltemedi. milliyet fikirlerinin rumeli’de yayılması yüzünden gittikçe ağırlaşan siyasî durumu da ileri sürerek, sadaretten istifa etti (6 ocak 1863). bir süre sonra, padişahın ısrarı üzerine meclis-i vâlâ-yı ahkâm-ı adliye reisliğini kabul etti. abdülaziz han’ın mısır seyahatinde refakatinde bulundu (3 nisan - 3 mayıs 1863). dönüşte, yâver-i ekrem unvanını aldı. çok geçmeden, seraskerlik görevi üzerinde kalmak üzere, ikinci defa sadarete getirildi (1 haziran 1863). fuad paşa, abdülaziz han’a hitaben, büyük devletlerin siyaseti karşısında devletin çıkarlarını korumak için tutulması gerekli yolları gösteren siyasî bir vasiyetname yazmış, bu vasiyetname sonradan, paris’te çıkarılan meşveret gazetesinde yayımlanmıştı. siyasî görevleri sırasında, dış ilişkiler, malî ve askerî ıslahat dışında birtakım idarî icraatta da bulunan fuad paşa, eyalet teşkilatı yerine, yetkili valiler eliyle yönetilen vilayet teşkilatının kurulması, şehirlerde kârgir yapı usulünün uygulanması fikirlerini ortaya attı ve bunları gerçekleştirmeğe çalıştı. bu arada görevinden alındı.

âlî paşa’nın sadarete (sadrazamlığa) gelmesi üzerine, beşinci defa hariciye nazırı oldu (şubat 1867). abdülaziz han’ın avrupa seyahatine katıldı (21 haziran - 17 ağustos 1867). kalp hastalığı sebebiyle, bu seyahatten yorgun ve hasta döndü, doktorların tavsiyesine uyarak kışı geçirmek üzere gittiği nice’te öldü (12 şubat 1869). cenazesi istanbul’a getirilerek, peykhane sokağındaki türbesine gömüldü.

dış siyaset konusunda, fransızlardan yana olduğu ileri sürülür.

mevlevî tarikatına mensuptu.

karamani mehmed paşa

mitili
fâtih sultan mehmed han devri ilim ve devlet adamı. karamanlıdır. mevlânâ celâleddîn rûmî neslinden olup, babasının adı ârif çelebidir.
genç yaşında istanbul’a gelen mehmed paşa, sadrâzam velî mahmûd paşa ile tanıştı. onun sevkiyle paşanın kendi vakf ve tesis ettiği medresede tahsil gördü. ilmiye sınıfından mezun olduktan sonra bir müddet müderrislik yaptı. sonra vezirlik pâyesiyle nişancı oldu. bu arada fâtih sultan mehmed hanın teveccühünü kazanarak, devlet memuriyetlerinin düzenlenmesi ve devlet idâresine âit temel kânunların tertibi husûsunda pâdişâhın müşâviri oldu. 1478 yılı mayısında, gedik ahmed paşayı vazîfeden alan fâtih sultan mehmed han, mehmed paşayı sadârete getirdi. sadrâzamken uzun hasan’a yazdığı, üslup ve muhtevâsı sebebiyle beğenilen siyâsî mektuplar, şöhretini artırdı. fâtih sultan mehmed hanın vefâtından bir gün sonra 4 mayıs 1481’de tahtakale’de isyân eden yeniçeriler tarafından öldürüldü. kumkapı’da yaptırdığı nişancı câmii bahçesine defnedildi.

mehmed paşa, değerli ve âlim bir vezir olup, fâtih sultan mehmed han zamânında hazırlanmış olan kânunnâme-i âl-i osmân, bunun sadâretinde kaleme alındı. câmi ve medrese yaptırdı. karamanî mehmed paşanın târih yazarlığı ve şâirliği de vardı. yazdığı osmanlı târihi, arapça olarak iki kısımdan meydana gelir. birinci kısım osman gâziden, fâtih sultan mehmed hanın cülûsuna (1451), ikinci kısım 1451 yılından 1480’e kadarki devirlere âittir. mehmed paşa kendisi şâir olduğundan, şâir ve ediplere çok alâka gösterirdi. sâde ve külfetsiz bir üslûpla yazdığı şiirlerinde nişânî mahlasını kullanmıştır.

ka’r-ı bahr-ı dilde kalur mı bu dürr-i şâhvâr
ey nişanî îtibâr-ı hazret-i şah olmasa.

kara mustafa paşa

mitili
on yedinci yüzyıl osmanlı sadrâzamlarından. 1634’te merzifon yakınlarındaki marince köyünde doğdu. sultan dördüncü murâd hanın bağdat’ı fethinde (1639) şehid olan süvâri subaylarından oruç beyin oğludur. dört yaşında yetim kalan kara mustafa, babasının dostu olan köprülü mehmed paşanın himâyesinde ve kendisiyle yaşıt fâzıl ahmed (paşa) ile berâber büyüdü. iyi bir tahsîl görüp, kıymetli bir asker olarak yetişti. köprülü mehmed paşaya damat oldu.
köprülü mehmed paşa, vezîriâzam olunca, kara mustafa’yı telhisçi (vezîriâzam veya vekîli tarafından pâdişâha takdim edilmek üzere saraya gidecek evrâkı götüren memur) yaptı. erdel seferinde yanova kalesinin zaptını pâdişâha bildirmesi üzerine, eylül 1658’de ikinci mîrahurluğa terfî etti. bir buçuk sene sonra silistre beylerbeyi, ardından 1661’de vezirlikle diyarbakır vâlisi oldu.

fâzıl ahmed paşa vezîriâzam olunca, kara mustafa paşa da aralık 1661’de kaptanpaşalığa tâyin oldu. vezîriâzam fâzıl ahmed paşa avusturya seferine serdâr-ı ekrem tâyin edilince, nisan 1663’te kaptanpaşalık üzerinde kalmak üzere sadâret kaymakamı tâyin edildi. bu vazîfeyi vezîriâzamın 1665’te girit seferi ve daha sonraki lehistan seferi esnâsında da yürüttü. 1676’da fâzıl ahmed paşanın vefâtı üzerine mühr-i hümâyûn, üçüncü vezir olan kara mustafa paşaya verildi. sadâret kaymakamı sıfatıyla hükümet işlerini uzun seneler gördüğü için işlerde bir aksaklık olmadı. onun ideâli, devleti, kânûnî devrindeki azâmet ve kudretli durumuna eriştirmekti.

1678’de rus seferine çıkarak, çehrin’i aldı. 1683’de avusturya seferine çıktı. viyana’yı şiddetli bir muhâsara altına aldı. ancak kaleyi tam düşürmek üzereyken kırım hanının ihâneti netîcesinde osmanlı ordusu mağlup oldu. viyana bozgununu fırsat sayan muarızları, belgrad’a gelen mustafa paşanın 25 aralık 1683’te îdâmına sebep oldular. îdâmında elli yaşlarındaydı.

merzifonlu kara mustafa paşa, zekî, irâdesi sağlam, azim sâhibi, işten anlar değerli bir devlet adamıydı. tetkik edilen olaylara, gerek türk ve gerek yabancı kaynaklara göre, kara mustafa paşa otorite sâhibi olup, sevk ve idâre kâbiliyetiyle bozgunluğu durdurup felâketi önleyecek kudretteydi. hattâ budin vâlisi ihtiyar vezir ibrâhim paşa bile mustafa paşayla arası iyi olmamasına rağmen, onun îdâm edilmeyip, bu işin sonunun yine paşa’ya bırakılmasını tavsiye ederek mustafa paşanın ehliyetini beyân etmiştir. nitekim, kara mustafa paşadan sonra yerine getirilen serdarların ehliyetsizlikleri, mağlubiyetlerin senelerce devâmına ve düşmanın balkanlara kadar sarkmasına sebep olmuştur.

kara mustafa paşanın birçok hayır ve hasenâtı vardır. istanbul’da galata ve yedikule dışında birer mescidi ile merzifon’da câmi, bedesten ve sayısız çeşmeler yaptırmıştır. çarşı kapısındaki medrese, mescid, mekteb, sebil ve medrese talebesi için olan kütüphâne vefâtından bir yıl sonra tamamlanmıştır. kayseri civârında eşkıyâ yatağı olan incesu denilen yeri kendisinin mülkü yazdırıp, câmi, hamam, medrese yaptırdıktan sonra kırk muhâfızı ile o tarafların âsâyişini temin etmiştir. ölümünden sonra mülkü, pâdişâhın hatt-ı hümâyûnu ile evlâdına ihsân olunmuştur. paşa’nın nesli devâm etmiş olup âileden birçok vezir yetişmiştir.

kamil paşa

mitili
sultan abdülazîz han devri sadrâzamlarından. 1808 yılında arapkir’de doğan kâmil paşa, akkoyunlu âilesine mensuptur.
istanbul’da iyi bir tahsil gördükten sonra, dîvân-ı hümâyûn kaleminde dört yıl çalıştı. 1833’te mısır’a giderek mehmed ali paşanın hizmetinde bulundu ve kızı zeynep sultanla evlendi. mirliva rütbesi ile geldiği istanbul’da meclis-i vâlâ ve maârif meclisi üyeliği, ardından ticâret nâzırlığında bulundu. 1854’te ikinci defâ ticâret nâzırlığına getirilen kâmil paşa, aynı yıl meclis-i âl-i tanzimat başkanı oldu. 1856’da tekrar meclis-i vâlâ başkanlığına getirildi. iki yıl bu vazifeyi yürüten kâmil paşa, istifa edip mısır’a gitti. sultan abdülazîz han padişah olunca, yeniden istanbul’a geldi. 5 ocak 1863’te sadrâzam keçecizâde fuâd paşanın istifa etmesi üzerine sadrâzamlığa getirildi. bu vazifedeyken haziran 1863’te devlet şûrası başkanı oldu. dîvân-ı ahkâm-ı adliye nâzırlığı vazifesini de üstlendi. hastalığı sebebiyle 1875’te bu vazifeden ayrıldı. 1876’da sultan abdülazîz hanın ihtilalciler tarafından şehid edilmesine çok üzülen kâmil paşa, aynı sene istanbul’da vefât etti.

devrinin başarılı devlet adamlarından ve en zenginlerinden olan paşa, dürüst ve iyiliksever bir kimse olarak tanınmıştır. osmanlı sultanı abdülazîz hana karşı hürmetkârdı. sultan abdülazîz hanın katili hüseyin avni paşa için, “mel’un herif, padişahın başını yedi!” diyerek, hakikati söylemiştir.

istanbul’da birçok hayır ve hasenâtı vardır. bunların başında, hanımı ile birlikte yaptırdıkları, üsküdar’daki zeynep kâmil hastanesi gelmektedir. ayrıca câmi, okul, çeşme gibi hayrat bırakmışlardır. kâmil paşanın şiirleri ve münşeâtı (nesir-mektuplar) da mevcuttur. arapça, farsça ve fransızca bilirdi. kâmil paşanın edebiyatçı olarak tanınmasını sağlayan eser, fenelon’un yazdığı telemak’ın maceraları adlı kitabın tercümesi olan terceme-i telemak’tır.

izzet ali paşa

mitili
sultan üçüncü ahmed han devri vezirlerinden. devrin seçkin şâir ve ediplerindendi. doğum târihi kesin belli değildir. vezir damat muhammed paşanın oğludur.
1727 yılında defterdar mektupçusu, yâni mâliye bakanlığı özel kalem müdürü tâyin edildi. daha sonra babası gibi o da defterdarlığa (mâliye bakanlığına) getirildi. 1729 yılında, görülen kabiliyet ve dirâyeti sebebiyle, vezirliğe terfi ettirildi. sultan ahmed hanın vefâtından sonra, yerine geçen sultan birinci mahmûd hanın ilk mâliye bakanı olarak da hizmet verdi. lâle devrinin önde gelen ilim ve irfan sâhiplerinden ve edebiyatçılarındandı. 1732 târihinde bağdat ordusunda vazifelendirildi. daha sonra anadolu vâliliği ile revân’a gönderildi. bu sırada sadâret kaymakamlığına (sadrazam yardımcısı) tâyin olundu. 1734 târihinde doğu orduları serdârı tâyin edilerek iran seferine gönderildi. revân’da bulunduğu sırada, aynı yıl içinde vefât ederek, buradaki sâliha sultan câmii yakınında defnedildi.

izzet ali paşa, aldığı devlet hizmetlerini başarı ile yürüttü. dirâyetli, zekî ve çalışkan bir devlet adamıydı. şiirle ve edebiyatla olan alâkası, kendisini çağının güçlü şâir ve münşîleri (yazar) seviyesine yükseltmişti. şiirlerini ihtiva eden dîvân’ı el yazması hâlindedir. şiirleri berrak, lezzetli ve makbûldür. kendisi aynı zamanda iyi bir hattat idi. dîvânî üslubuyla yazdığı yazılar, üslûbunda örnek kabul edilmiştir. kasımpaşa’da sel kuyusu civârında bir çeşme yaptırmıştır.

bir gazelinden:

sevk-i takdîrde endâze vü mîzân olmaz,
feyz-i mevlâya göre nâkıs ü kâmil birdir.

bir olur adl-i ilâhî’de süleymân ile mûr (karınca),
dergeh-i hak’da hemân şâh ile sâil (dilenci) birdir.

izzetâ rahmet-i hak nîk ü bede yeksândır,
yağsa bârân-ı kerem, bahr ile sâhil birdir.

ishak paşa

mitili
on beşinci yüzyıl osmanlı vezîriâzamlarından. aslen rum olup, enderûn’da müslüman olarak yetiştirilen ishak bey, sultan ikinci murâd han zamânında hazînedârlıktan vezirliğe yükseldi.
istanbul’un fethi sırasında anadolu beylerbeyiydi. fetihten sonra iki sene kadar sadâret vekilliği yaptı ve 1455’te bu görevini mahmûd paşaya devretti. 1470’te rum mehmed paşanın azli üzerine vezîriâzam oldu. bu sıralarda anadolu’da başkaldıran karaman ve germiyanoğullarının hareketi bastırıldı. anadolu’daki aksaray kasabasından bâzı sanat erbâbı, âilesi ile birlikte istanbul’a getirilip yerleştirildi ve buraya aksaray denildi.

ishak paşa, 1472’de akkoyunlu üzerine yapılacak seferden önce görevden alınıp, sadârete ikinci defâ mahmûd paşa getirildi. sultan ikinci bâyezîd’in tahta geçmesinden sonra, 1481’de tekrar sadrâzamlığa getirilen ishak paşa, 1492 senesine kadar hizmet gördükten sonra, emekli olarak selânik sancağına gönderildi. 1497’de orada vefât etti.

ishak paşanın inegöl’de medresesi, istanbul ahırkapı civârında bir câmisi vardır. câminin etrâfındaki mahalle kendi adı ile anılmaktadır.

bunlar dışında selânik’te bir imâret ve başka hayratlar da yaptırmıştır.

ibrahim hakkı paşa

mitili
meşrûtiyet dönemi osmanlı sadrâzamlarından. 1863’te istanbul’da doğdu. şehremâneti meclis reisi sakızlı mehmed remzi efendinin oğludur.
1882’de mülkiye mektebini bitirdi. 1884’te mâbeyn tercümanlığına tâyin oldu. bu görevi sırasında hukuk mektebinde târih, siyâset hukûku, idâri hukuk ve devletler hukûku dersleri verdi. 1894’te bâbıâli hukuk müşâvirliği görevine getirildi. ikinci meşrûtiyetten sonra kurulan kâmil paşa başkanlığındaki hükümette maârif ve dâhiliye nâzırlığı yaptı (1908). aynı yılın sonlarında roma büyükelçiliğine, hüseyin hilmi paşa’nın istifâsı üzerine de 1910’da sadrâzamlığa getirildi. 1911’de rıfat paşanın paris büyükelçiliğine tâyin edilmesi üzerine hâriciye nazırlığını da üstlendi. bu sırada italyanların trablusgarb’a saldırmaları ibrâhim hakkı paşanın sadrâzamlıktan istifâsına sebep oldu (eylül 1911). 1915’te berlin büyükelçiliğine tâyin edildi. birinci dünyâ harbine son vermek üzere brestlitovsk görüşmelerine katılan osmanlı heyetinde yer aldı (mart 1918). berlin’deki görevine döndükten kısa bir süre sonra öldü (29 temmuz 1918). cenazesi istanbul’a getirilerek yahyâ efendi türbesine gömüldü.

eserleri:

üç ciltlik târîh-i umûmî (1888-1889), mehmed azmi ile birlikte muhtasar islâm târihi (1889), küçük osmanlı târihi (1890) ve iki ciltlik hukûk-ı idâre (1890-1891)’dir.

ibn i kemal paşa

mitili
on beşinci ve on altıncı asırda yetişmiş olan osmanlı âlimlerinin en meşhûrlarından. ismi, ahmed bin süleymân bin kemâl paşadır. lakabı şemseddîn’dir. dedesi kemâl paşaya nispetle ibn-i kemâl veya kemâlpaşazâde diye meşhur olmuştur. 1468 (h.873) senesinde edirne’de doğdu. 1534 (h.940)’de istanbul’da vefât etti.
dedesinin ve babası süleymân çelebi’nin ümerâ sınıfından olması sebebiyle, zamânın geleneği îcâbı önce askerî sınıfa girdi. sultan ikinci bâyezîd hanın seferlerine sipâhî olarak katıldı. sonra ilmiye sınıfını seçti. ibn-i kemâl, bu sınıfa geçişini şöyle anlatır:

“sultan ikinci bâyezîd hanla bir sefere çıkmıştık. o zaman vezir, halil paşanın oğlu ibrâhim paşaydı. şanlı, değerli bir vezirdi. bu zamanda ahmed ibni evrenos adında bir kumandan vardı. kumandanlardan hiç biri onun önüne geçemez, bir mecliste ondan ileri oturamazdı. ben ise vezirin ve bu kumandanın huzûrunda ayakta, esas vaziyette dururdum. bir defâsında eski elbiseler giyinmiş bir âlim geldi. bu kumandanlardan da yüksek yere oturdu ve kimse ona mâni olmadı. buna çok hayret ettim. arkadaşlarımdan birine kumandandan da yüksek oturan bu zâtın kim olduğunu sordum. filibe medresesi müderrisi âlim molla lütfi’dir, dedi. ne kadar maaş alır, dedim. otuz dirhem, dedi. makâmı bu kadar yüksek olan bu kumandandan yukarı nasıl oturur dedim. âlimler ilimlerinden dolayı tâzim ve takdim olunur, hürmet görürler. geri bırakılırsa bu kumandan ve vezir buna râzı olmazlar, dedi. düşündüm. ben bu kumandan derecesine çıkamam, ama çalışır, gayret edersem şu âlim gibi olurum, dedim ve ilim tahsiline niyet ettim. seferden dönünce o âlimin huzûruna gittim. sonra edirne’deki dârülhadîs müderrisliği bu zâta verildi. ondan metâlî şerhi’nin hâşiyelerini (açıklama ve ilâvelerini) okudum.” ibn-i kemâl paşa, bu zâttan sonra molla kestelli ismiyle meşhur muslihiddîn mustafa efendi, molla hatibzâde, molla muarrifzâde, muhyiddîn mehmed efendi gibi zamanın tanınmış âlimlerinden okuyup icâzet (diploma) aldı. tefsir, fıkıh ve hadis ilimlerinde derin âlim olarak yetişti.

edirne’de taşlık medresesi adıyla bilinen ali bey medresesine müderris tâyin edildi. burada müderrisken, pâdişâhın emriyle tevârih-i âl-i osmân adlı eserini yazdı. daha sonra üsküp’te ishâk paşa, edirne’de halebiye ve üç şerefeli, istanbul’da sahn-ı semân (fâtih) ve sultân bâyezîd medreselerinde müderrislik yaptı. çok âlim yetiştirdi. bu vazîfelerinden sonra rumeli, peşinden de anadolu kazaskeri oldu.

ibn-i kemâl, dâhilî ve hâricî din ve mezhep düşmanlarına karşı ilmi ve yazdığı kitaplarıyla mücâdele etti. eshâb-ı kirâm düşmanlığı propagandasıyla doğu anadolu’da yer yer büyümeye başlayan fitneye karşı ehl-i sünnet itikâdını bütün gayretiyle müdâfaa etti. yazdığı risâlelerle yavuz sultan selim hanı, safevîlere karşı mücâdeleye teşvik etti. aynı zamanda hazret-i îsâ’nın muhammed aleyhisselâmdan daha efdal (üstün) olduğunu iddiâ eden iranlı molla kâbız’ın iddiâlarının doğru olmadığını, alenî bir mahkemede onu susturarak ispat etti. yazdığı risâlelerle kâbız’ın halk efkârında uyandırdığı tereddütleri de gidermiş oldu.

mısır seferinde ise, anadolu kazaskeri sıfatıyla yavuz sultan selim hanın yanında bulunan ibn-i kemâl paşa, pâdişâh’tan büyük bir itibâr gördü. mısır’ın tahrîrinde vazîfe aldı. bu sefer dönüşünde ibn-i kemâl paşanın atının ayağından sıçrayan çamurların pâdişâh’ın kaftanını kirletmesi üzerine yavuz sultan selim han:

“ulemânın atının ayağından sıçrayan çamur, benim için ziynet ve iftihâr vesîlesidir. bu kaftanım, vefâtımdan sonra sandukamın üzerine örtülsün!” diye vasiyet etti. bu vasiyeti yerine getirilmiştir.

mısır’ın fethinden sonra oradaki büyük âlimlerle sohbetlerde ve münâzaralarda bulundu. burada fazîlet ve üstünlüğü iyice anlaşıldı. 1527 senesinde şeyhülislâmlığa tâyin edildi. ibn-i kemâl paşa, sekiz yıl bu görevde kaldıktan sonra 1534’te (h.940) istanbul’da vefât etti. vefâtı için; “kemâlle birlikte ilimler de gitti” mânâsına gelen “irtehale’l ulûmü bi’l kemâli” sözüyle; “vay gitti kemâli bu asrın” târihi düşürüldü. kabri edirnekapı mezarlığındadır. boğaz köprüsü çevre yolu yapılırken kabri târihî bir eser olarak on metre geri alınmıştır.

ibn-i kemâl paşa bütün vaktini ilme veren âlimlerdendir. ilmi ile büyük şöhret kazandığından, devrinin âlimleri, içinden çıkamadıkları meselelerde ona başvururlardı. hattâ bir kısım ulemâ, yazdıkları eserleri, tashih (düzeltme) için, ona gönderirlerdi. o, on altıncı asrın ilk yarısında, osmanlı kültürünün en büyük temsilcisi olarak görülmektedir. ahlâkı güzel, edebi mükemmel, zekâsı ve aklı kuvvetli, ifâdesi açık ve veciz olup, ilmi yeniden ihyâ eden, iki dünyâ faydalarını bilen ve bildiren pek nâdir simâlardan biriydi. cinnîlere de fetvâ verirdi. bunun için müftîyü’s-sekaleyn (insanların ve cinnîlerin müftüsü) adı ile meşhur oldu. büyük bir âlim olduğu gibi güçlü bir târihçi, değerli bir edip, kuvvetli bir şâirdi. tasavvufta da, ileri derece sâhibi olup büyük velîlerin teveccühünü kazanmıştır.

eserleri:

ibn-i kemâl paşanın, ekserisi risâleler olmak üzere üç yüz civârında eseri vardır. bu eserlerin çoğu yazma olup, otuz altı tânesi ahmed cevdet paşa tarafından yayınlandı. usûl-i fıkıhta tağyîr-üt-tenkîh; kelâm ilminde risâle-i mümeyyize ve tecrid-üt-tecrid, risâle fî evsâfı ümm-il-kitap; fıkıhta müferric-ül-kulûb, telvih hâşiyesi, risâle-i münîre, hidâye şerhi; nahivde felâh şerhi merâh; saffât sûresine kadar hazırladığı tefsiri; beydâvî hâşiyesi; seyyid şerîf’in keşşâf şerhine ve miftâh şerhine hâşiyesi; meşârik-ül-envâr şerhi, hadîs-i erbaîn şerhi; fetvâlarını içine alan bir kitabı; farsça nigâristân, arapça ve farsça muhît-ül-lügat, galatât ve en mühim eseri sayılan süslü nesrin en güzel örneklerinden olan tevârîh-i âli osmân; meânî ilminde bir metin ve şerhi; ferâizde metin ve şerhi; molla hocazâde’nin tehâfüt’üne hâşiyesi gibi kitaplar başlıca eserlerdir.

dîvân’ı ve molla câmi’yi esas alarak yazdığı 7777 beyitlik manzum yûsuf ve züleyhâ adlı eseriyle iyi bir şâir olduğunu da göstermiştir. şâir olarak şiirlerinde mahlas kullanmadığı için, dîvân’ına başka şâirlerin şiirleri de karışmıştır. yavuz sultan selim hanın ölümü üzerine yazdığı mersiyesi yıllarca dilden dile dolaştı. ayrıca darbımesel hâlini almış kıt’a ve beyitleri vardır. nitekim:

mansıbda bir olsa dahi ger âlim ü câhil,
zâhirde müsâviyse hakîkatte bir olmaz.
altun ile faraza ki berâber çekile seng,
vezn içre bir olmak ile kıymette bir olmaz.

kıtası ile:

sakla kurt enciğin derin oysun
besle kargayı gözlerin oysun

beyti bunlardandır.

ibn-i kemâl paşa, kıymetli eserlerinden başka yine târihe âit olmak üzere, mısır seferi sırasında, yavuz sultan selim hanın emriyle ibn-i tagriberdî’nin en-nücûm-üz-zâhire fî mülûki mısır ve’l-kâhire adlı arapça eserini de türkçe’ye tercüme etmiştir.

426 /

neden bekliyorsun?


bu sözlük, duygu ve düşüncelerini özgürce paylaştığın bir platform, hislerini tercüme eden özgür bilgi kaynağıdır.
katkıda bulunmak istemez misin?

üye ol