confessions

mitili

- Yazar -

  1. toplam entry 12923
  2. takipçi 2
  3. puan 307398

piyale paşa

mitili
osmanlı târihinin büyük denizcilerinden. doğum târihi kesin olmamakla birlikte, 1515 olarak tahmin edilmektedir. 1526 mohaç seferi dönüşünde, saray hizmetine alınarak, enderun’da yetiştirildi. kapıcıbaşı ve gelibolu sancakbeyliği vazîfelerinde bulunduktan sonra, bahriye beylerbeyliğine yükseltilerek, kırk yaşlarında kaptân-ı deryâ oldu. bu devirde donanma-yı hümâyûn ve cezâyir donanması yılın on iki ayında akdeniz’de seyredip, kuş uçurtmuyordu. osmanlılar, avrupa’da, büyük devletler arasındaki dengenin bozulmaması için, fransa kralı ikinci fransuva’nın annesinin yalvaran yardım taleplerini karşılamak üzere, piyâle paşa kumandasında büyük bir donanma gönderdi. piyâle paşa, 1555’te istanbul’dan hareket etti. turgut reis’in de katıldığı donanma, yardımda ve fetihlerde bulunarak, geri döndü. 1556-1557 deniz mevsiminde, tekrar akdeniz’e açılan piyâle paşa, bâzı limanları fethettikten sonra istanbul’a döndü.
1558 sefer mevsiminde akdeniz’e açılan piyâle paşaya, turgut reis’in de katılmasıyla donanma-yı hümâyun balear adalarının hemen hemen her yerini osmanlı hâkimiyetine aldı. her seferde olduğu gibi, bu seferde de ispanyol donanması, donanma-yı hümâyûnun karşısına çıkmaya cesâret edemedi.

ispanya kralı ikinci filip ve papa’nın teşvikiyle hazırlanan büyük armada, osmanlılar tarafından üs olarak kullanılan cerbe kalesini, 1560’ta almıştı. bunun üzerine piyâle paşa komutasında hareket eden osmanlı donanması, 9 mayıs 1560 günü cerbe’ye vardı. turgut reis’in, muhârebenin üçüncü günü yetişebildiği, târihin en büyük deniz savaşlarından biri olan cerbe muhârebesinde, piyâle paşa, kâbiliyetli ve becerikli amiralleriyle, haçlı armadasını iki-üç saat içinde perişan etti. cerbe kalesi de alındıktan sonra seferden dönen piyâle paşa, istanbul’da büyük bir merâsimle karşılandı. donanma-yı hümâyûn, yanında vezirler ve elçilerle berâber alay köşkü’nde bulunan kânûnî sultan süleyman hanı, bütün toplarını kuru sıkı ateşleyerek selâmladı. bu haşmetli manzara karşısında kânûnî, yanındakilere; “işte insan, bütün bunları görüp gurura kapılmamalı, her şeyin cenâb-ı hakk’ın müsâadesiyle olduğunu düşünüp, allah’a şükürler etmelidir” diyerek duygularını dile getirdi. bu muhteşem sefer dönüşünde, şehzâde selim’in kızı gevher han sultanla evlenen piyâle paşa, osmanlı sarayına damat oldu.

her sene sefer mevsiminde bütün akdeniz’i dolaşan piyâle paşaya, malta seferine hazırlanması görevi verildi. büyük bir donanma ile malta kuşatmasına katılan piyâle paşa, mevsim şartlarının bozulmasından dolayı, ordunun istanbul’a dönmesiyle geri geldi. 1568 yılında on dört senedir vazîfesini şanla şerefle yürüttüğü kaptân-ı deryâlıktan kubbe vezirliğine getirildi. böylece osmanlı târihinde vezirlik rütbesini alan ilk denizci oldu. kıbrıs seferinde vezir olarak donanmaya kumandanlık etti. kıbrıs’ın çıkartma ve fethinde büyük hizmetleri oldu. 1573 yılında son deniz seferine çıkan piyâle paşa, ikinci vezir olduktan sonra, 21 ocak 1578 yılında istanbul’da vefât etti. kasımpaşa’daki kendi yaptırdığı câminin yanındaki türbesine gömüldü.

osmanlı târihinin en büyük amirâllerinden olan piyâle paşa; istanbul’da eyüp, kasımpaşa, mercan ve üsküdar’da, ayrıca sakız, kilidül-bahir’de câmi ve başka hayır eserleri yaptırarak, adını hâlâ yâd ettirmektedir.

pertev paşa

mitili
tanzimat devri devlet adamı, şâir ve yazarlarından. 1824 senesinde erzurum’da doğan ethem pertev paşa, kiğılı söylemezoğlu fennî efendi adlı bir memurun oğludur. ilk öğrenimini babasının vazifeli olarak bulunduğu gümüşhane, samsun ve şebinkarahisar gibi yerlerde gördü. babasının ölümünden sonra kendisi de devlet hizmetine girdi. trabzon, izmir, rodos, bursa mektupçuluklarında bulundu. berlin elçiliğinde başkâtiplik yaptı. almanca ve fransızca öğrendi. avrupa’da bulunduğu sırada, avrupa kültürünün ve yaşayışının etkisinde kalarak orada gördüklerini türkiye’ye aktarmak gayretine düştü. fransızca’dan şiir çevirisi yapanların başında yer aldı. şakacı ve hoşsohbet bir kişi olarak bilinen pertev paşa, bu özelliğini hemen hemen bütün yazılarında hissettirdi. bu sebeple onu ilk türk mizahçıları arasında saymak da mümkündür.
berlin’den sonra istanbul’da bâbıâlî’de çalıştı, yanya, serez ve drama kaymakamlıklarında bulundu. 1864’te dîvan-ı muharebâtı mâliye âzalığına getirildi. paşa rütbesiyle halep merkez ve kandiye mutasarrıflıklarında bulundu. istanbul’da rüsûmat meclisi başkanlığına ve daha sonra hâriciye nezâreti mektupçuluğuna tâyin edildi. 1871’de bâlâ rütbesiyle serasker müsteşarı, 1872’de kastamonu vâlisi oldu. kastamonu vâlisiyken 1872’de öldü. mezarı oradadır.

pertev paşanın, islâmiyette evlenme hayâtına, masonluğa, târihe dâir telif ve tercüme risâleleri vardır. kırmızı bayrak adlı bir seri makâlesiyle, türkiye’de komünizme karşı ilk tepkiyi başlattı. jean jacques rousseau’dan, volter’den ve victor hugo’dan şiir tercümeleri bulunan pertev paşanın; itlâkü’l-efkâr fî akdi’l-ebkâr, emrü’l-acîb fî târih-i ehl-i salîb, habnâme ve lâhikası adlı eserleri vardır.

pecevi ibrahim paşa

mitili
osmanlı târihçisi ve devlet adamı. güney macaristan’da mohaç ile zigetvar arasındaki peç kasabasında 1574 yılında doğdu. babası, bosna’da alaybeyoğulları diye tanınan bir âileye mensup olan câfer beydir. annesi ise sokullu âilesindendir.
peçevî ibrâhim, ilk tahsiline babasının sancakbeyi bulunduğu peç’te başladı. on dört yaşında babası ölünce, budin beylerbeyi olan gâzi ferhad paşanın yanına giderek orada tahsiline devam etti. bilâhare bosna’ya gelerek öğrenimini tamamladı.

âile geleneklerine uygun olarak, serhad boyunda vazife aldı. anadolu beylerbeyi lala mehmed paşa, 1593 yılındaki osmanlı-avusturya seferi sebebiyle oraya gelince, emrine girdi. lala mehmed paşanın katıldığı bütün askerî hareketlerde bulundu ve on beş sene yanında kaldı. 1593-1606 yılları arasında devam eden nemçe seferindeki olayları bizzat gördüğü gibi, siyâsî müzâkerelerde de yazılı tercüman veya delege olarak bulundu. estergon kalesi ele geçirildiğinde, fetih müjdesini sultana götürünce huzûra kabul edildi ve pâdişâh birinci ahmed han (1603-1617) tarafından hil’at giydirildi.

sadrâzam lala mehmed paşa, istanbul’a dönünce onunla berâber geldi. sadrâzamın 1606’da ölümünden sonra yeni sadrâzam derviş paşa tarafından inebahtı, eğriboz, karlı ili sancaklarının tahriri ve yoklamasıyla vazifelendirildi. kuyucu murâd paşa zamânında, başka vazife verildiyse de kabul etmeyerek memleketi peç’e döndü. bir müddet burada kaldıktan sonra, 1618’de diyarbekir defterdarlığına tâyin edildi. tokat, tuna ve anadolu defterdarlıklarında bulunduktan sonra kırka sancakbeyi olarak memleketine döndü. buradan bâzı defterdarlık vazifelerine tâyininden sonra 1641’de resmî vazifelerden tamâmen ayrıldı.

peç’te ve budin’de sâkin bir hayat yaşayarak, ölümüne kadar, meşhur iki ciltlik peçevî târihi’ni yazmakla vaktini geçirdi. macar dilini çok iyi bilmesi, yabancı târih kitaplarını da tetkik etmesine yardımcı oldu.

peçevî ibrâhim’in ölüm târihi, kesin belli değildir. 1649 veya 1651 olarak tahmin edilmektedir. kabri memleketindedir.

peçevî ibrâhim efendi, meşhur târih kitabını yazmaya 1640 târihinde başladı. macaristan’ın osmanlı yönetimindeki târihini ve bunların geçirdiği değişiklikleri anlatan eserini, budin beylerbeyi kara mûsâ paşaya sundu. onun tavsiyesiyle barış zamânındaki olayları da içine alacak şekilde, eserini yeni baştan yazarak genişletti. kânûnî sultan süleyman hanın 1520’de, tahta geçişinden 1648’e kadar geçen olayları anlattığı eserine, daha sonraki senelerde tameşvar defterdârı belgradlı mustafa ibni ahmed efendi, 1635-1648 yılları, mehmed paşa 1640-1648 yılları için zeyl (ek) yazdılar. 1520-1648 yılları arasındaki osmanlı târihini en iyi anlatan kaynak olan bu eser, yazılı kaynaklardan başka, yazarın kendi müşâhedelerini ve hâtıralarını da içine toplamıştır. eser, târih-i peçevî adıyla 1864-1866 yıllarında bastırıldı.

özdemiroğlu osman paşa

mitili
on altıncı yüzyıl sadrâzamlarından meş’aleler savaşının muzaffer kumandanı. kafkasya fâtihi... 1527 yılında mısır’da doğdu. babası özdemir paşa, memlûklar zamânında mısır’da yerleşmiş bir çerkes âilesine mensup olup, osmanlı devleti hizmetinde beylerbeyliğe kadar yükselmiş. yemen ve habeş fütûhâtı ile tanınmıştı. annesi, abbâsî halîfeleri sülâlesindendir.
osman paşa, babasının çok faâl bir kişi olması dolayısıyla genç yaşta devlet hizmetleriyle yüz yüze geldi. cesâretiyle daha yirmi yaşına gelmeden sancak beyliğine yükseldi. 1561’de mısır emirü’l-haclığı vazîfesine getirildi. babasının ölümünden sonra, çeşitli karışıklıkların olduğu habeşistan’a beylerbeyi oldu ve burasını kısa zamanda düzeltti. portekiz imparatorluğuna bağlı hind deniz kuvvetleriyle mücâdelesinin yanında, yedi yıl vazîfe yaptığı habeşistan eyâletinde muntazam bir idâre kurdu.

yemen isyânından sonra istanbul’a gelen osman paşa, önce anadolu’da bir sancağa sonra da niğde sancakbeyliğine getirildi. 1573’te diyarbakır beylerbeyi oldu. bu vazîfede dört yıl kaldıktan sonra, iran seferine çıkan serdâr-ı ekrem lala mustafa paşanın mâiyetine katıldı. hazırladığı alayının mükemmelliği, çıldır muhârebesinde gösterdiği kahramanlık, onun, 1578’de fethedilen şirvan beylerbeyliğine getirilmesine sebep oldu. 9 eylül 1578’de osmanlıları bölgeden atmak için harekete geçen iran birliklerini koyun geçidi muhârebesinde bozguna uğrattı.

özdemiroğlu’nun bundan sonra kafkasya’da geçen beş yıllık idârî görevi dâimî olarak iranlılarla mücâdele içerisinde geçti. şirvan, kuzey âzerbaycan, dağıstan ve gürcistan’da osmanlı hâkimiyetini pekiştirdi. 8 mayıs 1583’te yetmiş bin kişilik iran ordusunu üç gün üç gece devâm eden meşâleler savaşında büyük bir bozguna uğrattı. bu zaferle, o zamâna kadar elde edilemeyen kür irmağının güneyinin fütûhatı kolaylaştı. bu arada isyân hareketleri içinde bulunan kırım hanı mehmed giray yerine islâm giray’ı getirdikten sonra, kefe’de bulunan kaptan-ı deryâ piyâle paşanın gemisiyle istanbul’a geldi (1583).

sultan üçüncü murâd han (1574-1595) tarafından da kabul edilen osman paşa, şirvan’da fethettiği on yedi kalenin anahtarını pâdişâha takdim etti. iran birliklerine karşı zaferlerini ve kırım hanı mehmed giray’ı çok az bir kuvvetle yenmesini sultana anlatınca:

“iki cihanda yüzün ak olsun, allah senden râzı olsun...” diye duâ ve iltifata mazhar oldu.

önce ikinci vezirliğe yükseltilen osman paşa, 28 temmuz 1584’te doğu serdarlığı ile veziriâzamlığa getirildi. kırım’daki isyân üzerine, ekim 1584’te sefer için yola çıktı. havalar soğuyunca kışı kastamonu’da geçirdi. nisan 1585’te erzurum’a doğru hareket etti. erzurum’da bütün hazırlıklarını tamamladıktan sonra, tebriz’e ulaştı. şehir kısa bir karşı koymadan sonra teslim oldu. tebriz’i tamâmen osmanlı devletine bağladı. hastalığı sebebiyle 27 ekim 1585’te tebriz’den ayrıldı. şenb-i gazan’a kadar hastalığı çok ağırlaştığı için tahtırevanla taşındı. buraya geldiği gece vefât eden osman paşa, vasiyeti üzerine diyarbakır’a getirilerek türbesine defnedildi.

ömrünün kırk yılından fazlası serhatlarda geçen özdemiroğlu osman paşa, iyi bir kumandan, eşi az bulunan bir idâreciydi. habeşistan’da osmanlı idâresini devâm ettirmesi, iranlılarla yıllarca süren mücâdeleleri, onun şan ve şöhret için değil, devlet kapısına hizmet etmenin kutsallığına inanması bakımından çok önemlidir. sönmeyen bir inanç, yılmak bilmeyen bir irâde, askerlerini sevk ve idâredeki kahramanlık ve en güç zamanlarda gösterdiği sebat, osman paşanın belli başlı vasıflarıydı.

ömer naci

mitili
ittihat ve terakki ileri gelenlerinden. asker, siyâset adamı. doğum yeriyle anne ve babasının kimlikleri bilinmemektedir. askerî künyesinde doğum târihi 1878 yazılıdır. anne ve babası küçük yaşta öldüğü için beylerbeyili defterdar cemal beyle eşi hayriye hanım tarafından büyütüldü. küçük yaştan îtibâren husûsî bir tahsil gördü. arapça, farsça ve fransızca dersler aldı. cemal bey, ömer nâci’nin sivil hayatta ilerlemesini istediği hâlde, o, askerliği tercih etti.
10 şubat 1902’de harbiye’den mülâzım (teğmen) olarak mezun oldu ve üsküp civârında preşova’da bulunan bir kıt’aya tâyin edildi. 1903’te, kumandanı olan edirneli binbaşı mehmed ali beyin kızı emine hanımla evlendi. 1905’te jandarma teşkilâtını düzenlemek üzere vazîfelendirilen italyan generali georgi paşanın yâveri ve tercümanı olarak tâyin edildi. selânik’e gelerek yerleşti. burada çocuk bahçesi adlı haftalık mecmuada yazılar neşretmeye ve pâdişâha karşı siyâsî faâliyetlerde bulunmaya başladı. 1906’da ittihat ve terakki cemiyetinin kuruluşunda bir mühim dönüm noktası teşkil eden osmanlı hürriyet cemiyetinin kurucuları arasında yer aldı.

devlete ve pâdişâha karşı giriştiği yıkıcı faaliyetleri sebebiyle tâkibâta uğrayınca, 1907’de paris’e kaçtı. paris’e vardıktan sonra, şûrâ-yı ümmet dergisinde imzâsız yazılar neşrederek parisli jön türk çevrelerinde sevinçle karşılandı. osmanlı hürriyet cemiyetiyle vatan ve hürriyet cemiyeti adlı iki kuruluşun pâris’te ahmed rızâ beyle yaptıkları müzâkereler netîcesinde, tek bir adla terakki ve ittihat ve en son ittihat ve terakki cemiyeti hâlinde birleşmesinde önemli rol aldı.

meşrûtiyetin îlânından önce rusya yolu ile kafkasya’ya oradan da iran’a geçti. ittihat ve terakki’nin hatiplerinden olan ömer nâci, van’a geçerek devlet ve pâdişâh aleyhindeki faaliyetlere katıldı. bâbıâli’nin tâkibinden kurtulmak için tekrar iran’a döndü. iran âzerbaycanı’nda bir türk şehri olan hoy’da kalmaya karar verdi. bu şehirde sırat-ı müstakîm adında bir mecmua çıkaran mirzâ saîd’le buluştu. paris’te tahsil görmüş olup oradaki jön türklerle münâsebet kurmuş olan mirzâ saîd, ömer nâci’yi sırat-ı müstakîm adındaki mektebine müdür yaptı. bu müdürlüğü sırasında farsça lisanını ilerletti. bir taraftan da âzerbaycan şîvesi ile nutuklar verdi.

iran âzerbaycanı’nda ünlüler arasına girdi. iran’da meydana gelen karışıklıklar üzerine dergisi ve mektebi kapanan mirzâ saîd’le birlikte çete teşkil ederek dağlara çıktı. bir müddet çetecilik yaparak dağlarda yaşadılar. bir gün, iran şâhı’nın kuvvetli bir tâkip kolu ile çarpışmak zorunda kaldılar. ömer nâci, birkaç arkadaşı ile birlikte yakalandı. tutuklanarak tahran’da hapsedildi.

1908 temmuz’unda türkiye’de meşrûtiyet îlân edildikten sonra, ittihatçıların araya girmesiyle serbest bırakılan ömer nâci, ermeni taşnak çete reislerinden aşhan, murâd ve mirzâ saîd’le birlikte muş’a geldi. buradan erzurum’a giderek ittihat ve terakki’nin doğuda teşkilâtlanması için çalıştı.

meşrûtiyetin duyurulması ve anlatılması için halk kitleleri, gençler, askerler arasında anadolu ve rumeli’de yurdun dört bucağında nutuklar, konferanslar, müsamereler, mitingler düzenleyen ittihat ve terakki hatiplerinin başında yer alan ömer naci, trablusgarb savaşına gönüllü olarak katıldı. ikinci dönem meşrûtiyet meclisinde ittihat ve terakki partisi kırklareli mebûsluğu yaptı. 23 ocak 1913’te ittihat ve terakkinin kâmil paşa hükümetine karşı düzenlediği kanlı bâbıâlî baskınında önemli rolü oldu. babıâli baskınını yapma karârının alındığı toplantılara katıldı. baskın sırasında ise, baskıncıların en önünde yer aldı. bâbıâlî önünde yaptığı bir konuşma ile o zamânın romanlarına konu oldu.

1916 senesine doğru, ittihat ve terakki mensupları arasında başta bulunanlara karşı başlayan hareketin içinde yer aldı. ittihat ve terakkinin başında bulunanlar, ona fenâ bir muâmele yapmaktan çekindiler. yalnız istanbul’dan ideâline uygun bir vazîfeyle uzaklaştırmayı düşündüler. irak yolu ile tekrar iran içine giderek, oradaki türkleri ayaklandırma vazîfesini verdiler. aradan birkaç ay geçtikten sonra, kerkük’te tifüs hastalığından öldü. orada defnedildi. mısır vâlisi haydar beyin teşebbüsüyle kerkük’te ömer nâci adına bir anıt yaptırıldı.

oruç reis

mitili
büyük türk denizcisi. muhtemelen 1470 yılında midilli’nin bonova köyünde doğdu. babası, yâkub ağa, 1462’de midilli’nin fethine iştirak etmiş ve bonova köyü kendisine timar olarak verilmişti. burada yerleşip evlenen yâkub ağanın ishak, oruç, hızır ve ilyas adını verdiği dört oğlu olmuştu. iyi bir öğrenim gören kardeşler, devrin denizci milletlerinin lisanları olan italyanca, ispanyolca, fransızca ve rumca’yı öğrenerek yetiştiler. gençliğinde gemiciliği ve deniz ticâretini çok iyi öğrenen oruç reis, cesâreti, zekâsı ve teşebbüs kabiliyetiyle kısa zamanda gemi sâhibi oldu. suriye, mısır, iskenderiye ve trablusşam’a mal taşıyor, oradan aldıklarını anadolu’ya getiriyordu.
oruç ve ilyas reisler, bir seferinde midilli’den trablusşam’a giderken, rodos şövalyelerinin büyük harp gemileriyle karşılaştılar. çarpışmada ilyas reis şehit düşüp, oruç reis esir oldu. rodos’ta zindana atılan oruç reis, çok eziyet ve sıkıntı çekti. uzun uğraşmalardan sonra, buradan kurtuldu. muhtemelen üç sene esir kalan oruç reis, esâretten kurtulduktan sonra, bir müddet memlûk devleti hizmetinde amirallik yaptı. burada uzun zaman kalmayıp, şehzâde korkut’un verdiği on sekiz büyük harp gemisine komutan oldu. bunlarla, rodos kıyılarında basılmadık yer bırakmayan oruç reis, ânî bir baskın netîcesinde gemilerini kaybetti. leventleriyle birlikte bu baskından kurtulduktan sonra, şehzâde korkut’a tekrar mürâcaat etti. kendisine, biri yirmi dört oturak, ikincisi yirmi iki oturak iki harp gemisi verildi. şehzâde korkut’un elini öpüp, hayır duâsını aldıktan sonra akdeniz’e açıldı. seferlerinde pek çok ganîmet, ticâret malı ve esir aldı. on senedir uğramadığı midilli’ye gelerek kardeşlerine, akrabâlarına, fakir ve muhtaçlara, yetimlere pek çok mal dağıttı.

türk denizcilik târihinde mühim bir yeri olan cerbe adası, oruç reis tarafından 1513 yazında fethedildi. burayı kendisine üs edinip, doğu ve batı akdeniz’de pek çok gemi zaptetti. papa’ya âit, o zamânın dev harp gemilerini, ince tekneleriyle ele geçirmesi, şöhretini avrupa ve islâm dünyâsının en küçük köylerine kadar ulaştırdı.

o târihe kadar, bir çektirinin, bir baştardayı ele geçirmesi işitilmemişti. gemi elde edilince kendisi dâhil bütün leventlerine italyan elbiselerini giydirdi. oruç reisin, arkadan gelen ikinci harp gemisini ele geçirmesi, pek kolay oldu. zîrâ ateş başlayıncaya kadar, italyanlar, bu gemiyi kendi gemileri zannetmişlerdi.

cezayir’de bir devlet kurmaya karar veren oruç reis, kısa zamanda bu toprakları ele geçirdi. ispanya kralı şarlken, cezayir’e donanma gönderdiyse de, oruç reis’i elde ettiği yerlerden çıkaramadı. becâye kuşatması sırasında oruç reis, sol kolundan ağır yaralandı ve hekimlerin tavsiyesiyle bu kolu dirsekten kesildi. tek kolla mücâdelede de şevk ve azminden hiçbir şey kaybetmeyen büyük deniz kurdu, iyileşince derhal denize açıldı ve pek çok gemi ele geçirdi. çok güç durumda olan endülüs müslümanlarına yardım ederek, onların binlercesini kuzey afrika’ya taşıdı. bu hareketleriyle bütün islâm âleminden duâ aldı. kardeşleriyle kuzey afrika’yı hıristiyanlara karşı savunmakla kalmayıp, endülüs müslümanlarından gelenleri iskân ediyor, yiyecek ve diğer ihtiyaçlarını temin ediyordu. elindeki bir avuç inanmış, allah’ın dînini yaymaktan başka bir düşünceleri olmayan serdengeçtilerle, devrin en büyük denizci hıristiyan devleti olan ispanyollarla bitmek tükenmek bilmeyen mücâdelelerine devâm ediyordu. ispanya kralı, avrupa’nın pek çok ülkesini elinde bulundurduğu gibi, amerika’da da sömürgeleri vardı.

cezayir’in doğusunda, ispanya’nın nüfûzu altında bulunan tlemsan’ı elde eden oruç reis, ispanyollardan yardım alan tlemsan emirine karşı, elde ettiği yerleri müdâfaa etti. topraklarını yedi ay boyunca, cansiperâne müdâfaa etti. yerli halkın ihânet etmesi üzerine, cezayir’e dönmek için düşman muhâsarasını yarıp dışarı çıkmaya çalıştı. kırk levendiyle, orada, târihlere geçen bir destan yazdı. düşmanı yararak bir kısım leventleriyle birlikte ırmağı geçti. ancak, yirmi kadar levendi, düşman tarafında kalmıştı. oruç reis, kurtulma ümîdi olmadığını bile bile, leventlerini yalnız bırakmamak için tekrar düşmanları arasına daldı. nehri geçmeye çalışırken leventlerinin çoğu şehit oldu. denizlere sığmayan tek kollu kahraman oruç reis, yanındaki son levendin de öldüğünü gördükten sonra, aldığı iki ok yarası sonucu rio solado nehri sularına düşüp, şehâdet şerbetini içti.

1518’de şehit olduğunda, kırk sekiz yaşında olduğu tahmin edilmektedir.

sınır boylarında akıncıların yaptıkları, yıldırma ve fethe hazırlama faaliyetlerini denizde gerçekleştiren cesâret ve kahramanlık timsâli deniz kurtlarından biri olan oruç reis, katıldığı muhârebede can ve mal endişesi duymazdı. elde ettiği ganîmetleri fakir ve kimsesizlere, leventlerine dağıtır, varını yoğunu cihâd ve gazâ için sarfederdi. cömert, âlicenap, yardımsever, merhametli olan oruç reis, ciddî ve sertti. bütün leventleri tarafından, bir baba gibi sevilirdi. çok iyi bir muhârip, tehlikeli zamanlarda en iyi çâreleri bulmakta zorluk çekmeyen bir komutan, islâmiyeti yaymaktan başka bir şey düşünmeyen korkusuz, cüretkâr ve zekî bir insandı.

köprüluzade numan paşa

mitili
osmanlı devleti sadrâzamlarından. salankamen muhârebesinde şehit olan köprülüzâde fâzıl mustafa paşanın büyük oğlu olup, ilmi, fazlı, vâliliklerinde dürüst ve âdilâne hareketi ve muvaffakiyetiyle şöhret bulmuş vezirlerdendir.
demirkapılı fâzıl süleyman ve kayserili hâfız ahmed efendi gibi devrinin önde gelen âlimlerinden ders aldı. babasının ölümünden sonra bir müddet köprülü âilesinin vakıflarını mütevelli olarak idâre etti. 1696’da ikinci avusturya seferine katıldı. 1700’de altıncı vezir olarak dîvân-ı hümâyûna girdi. 1701’de erzurum vâliliğine, 1702’de daltaban mustafa paşanın vezîriâzam olması dolayısıyla anadolu vâliliğine getirildi. ağrıboz, muhâfızlığı ile kandiye ve bosna vâliliklerinde bulundu. 1710’da ikinci mustafa hanın kızı ayşe sultanla evlendi. aynı yıl çorlulu ali paşanın yerine vezîriâzam oldu. ancak, numân paşanın şöhreti dolayısıyla anadolu ve rumeli’den birçok dâvâ sâhibi, haklarını almak için istanbul’u doldurdular. bu karışıklıklar sebebiyle altı ay kadar sonra azledilerek, yeniden ağrıboz muhâfızlığına gönderildi.

1714’te bosna vâliliğine getirilen nu’mân paşa, karadağlıların isyânını şiddetle bastırmak sûretiyle mühim bir gâileyi önledi. 1715 şubatında silifke sancağıyla anadolu’da eşkıyâ te’dibine memur oldu. 1716’da kıbrıs vâliliğine tâyin olundu. daha sonra avusturya’nın âni bir hareketle tuna ve sava nehirlerini aşması ihtimâli üzerine, kıbrıs vâliliği üzerinde kalmak üzere bosna serdarlığına getirildi.

numân paşa, bosna hersek serdarlığı sırasında düşmana karşı muvaffakiyetle karşı koydu ve belgrad’ın avusturyalılar tarafından işgâli esnâsında bosna’ya yaptıkları taarruzlara, karşı taarruzlarla cevap vererek avusturya kuvvetlerini mağlup etti ve bosna’ya sokmadı. 1718 ağustosunda girit vâliliğine getirilen numân paşa, şubat 1719’da kandiye’de vefât etti. divanyolundaki köprülü türbesine defnedildi.

numân paşa, ölümünde elli yaşında bulunuyordu. pek çok vilâyet ve sancakta görev yaptığından eyâlet idâresinde tecrübe sâhibiydi. âlim olup bilhassa ilm-i kelâm ve ilm-i hadiste derin araştırmaları ve ihtisası vardı. peygamber efendimizin hayatları ile imâm sehl bin abdullah tüsterî’nin sözlerini toplayarak birer eser yazmış ve bir de mantık kitabı kaleme almıştır. ayrıca, tasavvuftan imâm ebü’l-kâsım abdülkerîm kuşeyrî’nin meşhur risâle-i kuşeyriye’sini hülâsa etmiştir.

nizamulmulk

mitili
büyük selçuklu devleti sultanlarından alparslan ve oğlu melikşah’ın veziri, büyük devlet adamı. adı hâce kıvâmüddîn ebû ali hasan bin ali’dir. 1018 yılında iran’ın tûs şehrinde doğdu ve 1092 yılında nihavend’de, hasan sabbah’ın fedâisi bir bâtinî tarafından şehit edildi.
kardeşi ebü’l-kâsım abdullah ile birlikte çok iyi bir eğitim gördü. fıkıh, hadis, edebiyat ve sâir ilimleri çok iyi tahsil etti. zamânındaki meşhur âlim ve ediplerle devamlı görüştü. bu, onun idârecilik hayâtındaki kâbiliyet ve başarısının büyüklüğünde mühim rol oynadı.

devlet hizmetindeki hayâtı, babası ile berâber gazne devletinin horasan vâlisi ebü’l-fâzıl es-suri’nin hizmetinde bulunmakla başladı. 1040 yılındaki dandanakan savaşından bir süre sonra alparslan’ın belh vâlisi ali bin şadan’ın maiyetine girerek, vilâyet işlerinin yürütülmesiyle vazifelendirildi. selçuklu sultanı tuğrul beyin vefatı ile alparslan ve kardeşi süleyman bey arasındaki taht mücâdelesi sırasında yerinde görüş ve tedbirleriyle dikkatleri çekti ve 1063 yılında alparslan’ın yanında hizmete başladı. alparslan, sultan olunca 1064 yılında selçuklu devletine vezir tâyin edildi. zamânın halîfesi kâim bi emrillah tarafından nizâmülmülk unvânı ile taltif edildi. bu unvânıyla tanındı.

nizâmülmülk, vezir olduğu 1064’ten, şehit edildiği 1092 senesine kadar aralıksız yirmi dokuz sene büyük selçuklu devletine, tam bir dirâyet ve adâletle hizmet etti. vazifeli olduğu için katılamadığı malazgirt meydan muhârebesi hâriç, bütün selçuklu fütûhatında bulundu. sultan alparslan’ın vefâtıyla veliaht melikşah’ın tahta geçmesini sağlayıp, nizam ve âsâyişin korunmasında muvaffak oldu. sultan melikşah’a muhâlefet eden veya başkaldıran selçuklu prenslerinin itâat altına alınmasında büyük hizmeti geçti. sultan melikşah, devletin idâresinde ona çok büyük ve geniş yetkiler verdi. nizâmülmülk’ün akıllı, tedbirli ve adâletli idâresi sâyesinde de, melikşâh’ın saltanatı, aynı zamanda büyük selçuklu devletinin de en parlak ve en şanlı devri olmuştur.

nizâmülmülk, âlim, edip ve kadirşinâs bir zât olduğu için meclisi; ilim ve sanat adamlarının toplandığı bir yer hâline gelirdi. abbâsi halîfesi de kendisine pek çok hürmet eder, meclisinde bulunurdu. âlimlere, şâirlere, sanatkârlara karşı çok ikrâm, ihsan ve iltifât ederdi. birçok câmi, mescit, vakıf eserleri yaptırdı.

büyük selçuklu devletine; idârî, adlî, askerî, mâlî, sosyal ve kültürel sâhada pek çok yenilikler ve değişiklikler getirdi. sarayı, merkezî hükümet teşkilâtını, islâm esaslarına dayalı mahkemeleri, toprak sistemini sağlam esaslar üzerine yeniden düzenledi. gerçekleştirdiği yeni sistemler bâzı değişikliklerle berâber bütün türk-islâm devletlerince devam ettirildi.

nizâmülmülk, zamânında yayılmaya ve kuvvetlenmeye çalışan bozuk fırkalara karşı, ehl-i sünnet bilgilerinin sistemli bir şekilde öğretilmesi sağlandı. bunun için bağdat, belh, nişabur, herat, isfehan, basra ve musul gibi çeşitli şehirlerde, kendi unvanı ile anılan nizâmiye medreselerini kurdurdu. onuncu yüzyılda ehl-i sünnete muhâlif cereyanların giderek yaygınlaşması sebebiyle islâm dünyâsında ortaya çıkan karışıklıkların giderilmesinde nizâmiye medreselerinin çok büyük hizmeti geçti. bu medreselerin en meşhurlarından birisi de, bağdat’taki nizâmiye medresesi olup, asrın büyük âlimlerinden birisi olan ebû ishak-ı şirâzî burada ders vermekle vazîfeli idi.

nizâmülmülk’ün selçuklu devletindeki bütün düzenleme ve değişiklikleri ciddî bir şekilde tetkik eden, devlet idâresinde kendi görüşlerini, icrâatını ve bunların gerekçelerini gelecek nesillere intikal ettirmek maksadıyla fârisi olarak yazdığı siyâsetnâme isimli eseri, bugün siyâset ilmiyle uğraşanların el kitapları arasında sayılmaktadır. siyâsetnâme’de türk-islâm devletlerinin idârî, mâlî, siyâsî, askerî, sosyal ve kültürel yönlerini incelemektedir. tam doğru metin ve ilâvesiz nüshası, istanbul’da süleymâniye kütüphânesi, molla çelebi kısmında 114 numarada mevcuttur. siyâsetnâme, birçok dillere tercüme edilerek, yayınlanmıştır.

naili mustafa paşa

mitili
osmanlı sadrâzamlarından. 1798 yılında manastır vilâyetinin polyan köyünde doğdu. mısır’da görevli olan dayısı tâhir paşanın mahiyetinde, çocuk yaşından îtibâren silahşor olarak yetiştirildi. kavalalı mehmed ali paşanın hizmetinde bulunarak vehhâbîlere karşı olan harekâtta görev aldı ve beş yıl mekke’de kaldı. diğer dayısı hasan paşa ile birlikte 1821 girit isyânını bastırmak için kandiye’ye gitti. genç yaşında mîrimîrânlık rütbesi verildikten sonra 1826’da kandiye muhâfızı oldu. 1838’de girit isyânını bastırmak için kandiye’ye gitti. lübnan’da kargaşalığı bastırmak için şam’a geldi ve ibrâhim paşanın kuvvetlerine askerleriyle birlikte katıldı. dürzî ve marûnîlerin çıkardığı ayaklanmanın bastırılmasında yararlılıkları görüldü. sultan abdülmecid’in adalar denizi gezisine katılarak pâdişâhı girit’te konağında misâfir etti. 1851’de meclis-i vâlâ üyeliğine, sonra da başkanlığına getirildi. 1853’te vezir-i âzam oldu. bir sene bu görevde bulunduktan sonra sadâretten ayrıldı ve 1857’de ikinci defâ sadrâzam oldu. üç aylık görevinden sonra girit isyânını bastırmakla vazifelendirildi. oradan bir müddet sonra çağrılarak mecâlis-i âliyeye memur edildi. 29 aralık 1871’de ölen nâilî mustafa paşa, fâtih türbesi civârında defnedildi. devletine sâdık, sergerdelikten yetişme silahşor meziyetli olan paşa, yabancı devletlerin osmanlıyı parçalamak istedikleri tanzimat devri politikasında kendini hissettiremedi.

munif paşa

mitili
tanzimât devri devlet adamı, şâir ve yazarlarından. babası, ayıntaplı abdünnâfî efendi devrinin ilim adamlarındandı. 1830’da ayıntap (gaziantep)ta doğdu. ilk medrese tahsilini doğum yerinde gördü. âilesiyle birlikte gittiği mısır’da tahsilini devam ettirdi.
mısır medreselerinde temel dînî bilgileri öğrendi, arapça ve farsça’sını ilerletti. 1852’de istanbul’a gelerek, bâb-ı âlî tercüme odasında vazife aldı. burada yabancı diller muallimi mühtedî emin efendiden fransızca öğrendi. 1855’te berlin sefîri kemal paşanın ikinci kâtibi olarak almanya’ya gitti. orada kaldığı üç sene içinde üniversite tahsili gördü. berlin’de kaldığı müddet içinde avrupa kültür ve yaşayışına hayranlık duyarak, orada gördüklerini türkiye’ye getirmeye çalıştı. 1859’da döndüğü istanbul’da ticâret mahkemesi ikinci reisliği, rûznâme-i cerîde-i havâdis muharrirliği (yazarlığı), bâb-ı âli birinci mütercimliği vazifelerinde bulundu. cemiyet-i ilmiye-i osmâniye adlı cemiyeti kurdu. mecmua-i fünûn adlı dergiyi çıkardı. divan-ı temyiz ve meclis-i maârif reisliklerinde bulundu. 1872’de tahran sefiri, 1877’de maârif nâzırı oldu. 1879’da kendisine vezirlik ve paşalık unvanları verildi. bir ara ticâret nâzırı, daha sonra da iki defâ maârif nâzırlığına getirildi. 1895’te ikinci defâ tahran elçiliğine tâyin edildi. buradan döndükten sonra siyâsi hayattan çekildi. bir müddet istanbul hukuk fakültesinde siyâsî târih, hukuk târihi ve ekonomi dersleri verdi. 1910 yılında istanbul’da öldü. mezarı erenköy kabristanındadır.

gençlik yıllarından îtibâren ilmî çevrelerde bulunan bir ilim derneğini kuran ve dergi yayınlayan münif paşa, gerek kendi yazdığı, gerek batıdan çevirdiği çeşitli mensur ve manzum eserlerle türk edebiyâtının doğudan kopup batıya yönelmesi hareketinde önemli rol oynadı. böylece yerli kültürümüz yerine, yabancı olan avrupa kültürünün benimsenmesi ve yayılması için çalıştı. türk toplumuna avrupâî tarzdaki yeni kavramları göstermek ve tanıtmak hususunda önemli rol oynadı. bâzı nesirlerinde duru bir dil ve anlatım kullanmasına rağmen, genel olarak tanzimât dönemine has süslü yazma havasından kurtulamadı.

mustafa nuri paşa

mitili
osmanlı devlet adamı ve târihçisi. 1824 yılında izmir’de doğan mustafa nûri paşa, müderris mansûrizâde mehmed efendinin oğludur. özel olarak yetiştirilerek arapça ve farsça’yı çok iyi öğrendi. 1845’te bursa vilâyet tahrîrât kâtipliğine girerek devlet hizmetlerinde çalışmaya başladı. bir sene sonra istanbul’a naklini yaptırarak memuriyet kademelerinde yükselmeye başladı. dîvân-ı hümâyun büyükelçiliğiyle deâvî nezâretinde bulunduktan sonra, 1872’de sadâret müsteşârlığına getirildi. daha sonra defteri hâkanî emîni ve vezir pâyesiyle 1882’de maârif nâzırı oldu. 1886’da evkâf-ı hümâyûn nâzırı olunca, istanbul’daki harap olmuş pek çok câmi, mescit, türbe, medrese, sebil, çeşme ve su yollarını tâmir ettirdi.
17 ocak 1890 yılında vefât edince cenâzesi süleymaniye câmii haziresine defnedildi.

mustafa nûrî paşa, netâ’ic ül-vukû’ât adlı dört ciltlik osmanlı târihi ile tanınır. zamânındaki târihlerin en kıymetlilerinden kabul edilen eserinin muhtelif târihlerde baskıları yapılmıştır.

musa safveti paşa

mitili
osmanlı devlet adamı. münşeât ve divan sâhibi bir şâir olan kırımlı ebû bekir efendinin oğludur. ilk tahsili sonunda mâliye kalemlerine devam ederek yetişti. hasib paşaya kâtiplik yaptı. 1834’te divân hocalığına tâyin edildi. hasib paşanın yerine bağdat ve musul kapıkethüdâsı oldu (1834). cizye muhassıllığı verildi. 1836’da evkâf-ı hümâyun nazırlığına tâyin edildi. 1839’da hazain-i amire defterdarlığına 1840’ta meclis-i vâlâ âzalığına atandı. aynı yıl şam defterdarlığına tâyin edildiyse de henüz görevine başlamadan, müşirlik ve vezirlik rütbesiyle mâliye nâzırlığına getirildi. şam (1845), cezâyir-i bahr-i sefîd (1848), kastamonu(1848), ankara(1850), cezâyir-i bahr-i sefîd (1851) vâliliklerinde bulundu. 1853’te mâliye nâzırı, 1854’te ticâret nâzırı, 1857’de tekrar mâliye nâzırı oldu. 1858’de evkâf-ı hümâyun nâzırlığına tâyin edildi.
1859’da meclis-i vâlâ başkanlığına tâyin olundu. 1861 yılında bu görevden ayrıldı. 1864 yılında vefât ederek eyüp sultan kabristanında defnedildi.

adaletli ve hayırseverliğiyle tanınan mûsâ safvetî paşa, karaköy hüseyinağa mahallesinde bir nakşibendi dergâhı, câmi ve kütüphâne, yenikapı’da osman reis câmii bitişiğinde bir çeşme yaptırdı. şam vâliliği esnâsında tanışıp görüştüğü mevlânâ hâlid-i bağdâdî hazretlerinin halîfesi muhammed bin abdullah el-hanî’yi (v. 1862) istanbul’a dâvet ederek evinde misâfir etmiş, sultan abdülmecîd hanla tanıştırıp çeşitli devlet adamları ile görüştürmüştür. mûsâ safvetî paşa ayrıca sirkeci ebüssü’ûd caddesinde kendi adıyla yaptırdığı mescit ve tekkeyle istanbul’da üçüncü hâlidiye dergâhının kurulmasını sağlamıştır. bu mescit ve tekke, bugün ilkokul olarak kullanılmaktadır.

murat reis

mitili
meşhur osmanlı amirallerinden. rodos’ta doğan murâd reis’in doğum târihi kesin olarak bilinmemektedir. genç yaşında garp ocağına dâhil olup, barbaros’un emrine girdi. barbaros’la çeşitli sefer ve akınlara katıldı. gemi kaptanlığındaki sevk ve idâresi, cesâreti, yiğitliği onu barbaros’la berâber istanbul’a götürdü. barbaros hayreddin paşa 1534’te osmanlı donanmasının başına getirilince, murâd reis, haliç’te gemilerin hazırlanmasında büyük yardımlarda bulundu. barbaros hayreddin paşanın osmanlı kaptan-ı deryası olarak katıldığı bütün seferlere iştirâk etti.
25-26 eylül 1538 gecesi preveze’ye çıkarma teşebbüsünde bulunan haçlı donanması üzerine kahramanca saldıran murâd reis, onların bu teşebbüsüne mâni oldu. târihin sayfalarındaki altın zaferlerden biri olan 28 eylül 1538 preveze deniz savaşında kahramanca dövüştü.

1552 yılında hint kaptanlığına getirildi. avrupa-hindistan deniz yolunu ellerine geçirmek için uğraşan portekizlilerle amansızca mücâdele etti. hürmüz savaşında kendisinden sayıca fazla, kuvvetli portekiz donanmasına saldırdı. gece karanlığına kadar cesâretle savaşan murâd reis, kalan gemileriyle basra’ya çekildi. 1553 yılında hint kaptanlığından alındıktan sonra, kıbrıs’ın fethi sırasında keşif ve emniyet filosu komutanlığına getirildi. 1570 martında yirmi beş kadar gemiden ibâret filosu ile istanbul’dan hareket ederek girit-rodos-kıbrıs arasında karakol görevine başladı. savaş ve nakliye gemileri rodos yakınlarına varıncaya kadar bu görevine devam eden murâd reis, ana donanmaya katıldı. kıbrıs’a yapılacak çıkartmada murâd reis’e, güney ege’de karakol görevi verildi. kıbrıs fethedilip, donanma istanbul’a dönünceye ve alınamayan tek kale magosa ele geçinceye kadar, girit adasındaki venedik donanmasının yapması muhtemel bir harekâtına karşı görevine devam etti. daha sonra da osmanlı donanmasındaki hizmetlerine devam eden murâd reis, anadolu-mısır ticâret yolunu kesmeye uğraşan korsan gemilerle mücâdele etti. 1609’da ege denizine açıldığı sırada türk ticâret gemilerinin yollarını kesmek için, on gemiden müteşekkil bir malta filosunun kıbrıs açıklarında görüldüğünü haber aldı. süratle gemilerin bulunduğu tahmin edilen yere doğru yol alan murâd reis onları yakaladı. fresine adlı bir şövalyenin komuta ettiği filoya önce uzaktan, sonra da yakından isâbetli top atışları ile hücum etti. maltalıların meşhur gemileri “kızıl cehennemi” armasından başlamak üzere âdetâ budadı. sonunda, yol alamayan gemi teslim alındı. maltalıların on gemisinden altısı türkler tarafından zaptedildi ve esirler kurtarıldı. bu savaşta yüz yaşında olmasına rağmen düşman gemilerine rampa edildiği zaman korsanlarla gemi güvertesinde çarpışan murâd reis ağır yaralandı. bütün ömrünü devletine hizmet için denizlerde geçiren usta denizci, tecrübeli kaptan murâd reis’i, kaptan-ı derya halil paşa tedâvi için kıbrıs adasına çıkarttı. fakat yarası çok ağır olan murâd reis, kurtarılamayarak 1609’da şehit oldu. vasiyeti üzerine rodos adasına defnedildi.

mezomorto hüseyin paşa

mitili
on yedinci yüzyılın ikinci yarısında deniz muhârebelerindeki kahramanlıklarıyla meşhûr, osmanlı kaptân-ı deryâsı. ismi, hüseyin’dir. gençliğinde venediklilerle yaptığı bir deniz muhârebesinde sekiz-on yerinden yaralanıp öldüğü sanılırken iyileşmesi üzerine, venedikliler tarafından kendisine mezomorto (yarı ölü) lakabı verildi ve sonradan bütün akdeniz’de bu sıfatla anıldı. bâzı kaynaklarda mağribli olduğu kaydedilirse de doğum yeri ve târihi bilinmemektedir.
hüseyin reis, denizciliğe çok genç yaşta leventlikle başladı. cesur, gözünü budaktan esirgemeyen bir kimseydi. akdeniz’de ispanyol, italyan ve venediklilerle çetin deniz muhârebeleri yaptı. 1674 yılından itibâren, ünü bütün akdeniz’i sardı. cezâyir’in en mümtaz simâlarından biri oldu. cesâret ve denizcilik bilgisi sâyesinde cezâyir dayısı seçildi (1683). aynı yıl fransızların büyük bir donanmayla cezâyir’i kuşatmaları esnâsında emsalsiz kahramanlıklar gösterip, düşman donanmasını perişan etti.

mezomorto hüseyin reis’in cezâyir’i fransız muhâsarasından kurtarması, pâyitâht’ta büyük sevince sebep oldu. sultan dördüncü mehmed han, gönderdiği bir fermanla onu cezâyir beylerbeyliğine getirdiğini bildirdi.

1686 yılında tunus’ta çıkan karışıklıkları önlemek için görevlendirilen mezomorto hüseyin paşa, buraya ibrâhim hoca idâresinde bir kuvvet gönderdi. tunus’ta sükûneti sağlayan hüseyin paşa, 1688’de mareşal d’estrees emrindeki fransız filosunun cezâyir’i topa tutması üzerine emrindeki kuvvetlerle fransız sâhillerini ve ticâret gemilerini vurarak mukâbele etti. fransızlar, yeni osmanlı sultânı ikinci süleymân hana mürâcaat ederek sulh akdine muvaffak oldular.

ikinci süleymân han, mezomorto hüseyin paşayı gösterdiği muvaffakiyetlerden dolayı 1690’da tuna kaptanlığına tâyin etti. bu yıllarda venedik donanmasının akdeniz’deki faâliyetleri artmıştı. 1690’da osmanlı ordusunu karadan destekleyerek vidin’in kurtarılmasında büyük rol oynadı ve karadeniz donanması kaptanı oldu.

1691 yılında mîrî kalyonlar kaptanlığı ile kendisine rodos sancağı verildi. bu sırada venedik donanması 145 parça kalyon ve çektiriyle 8 eylül 1694 günü sakız adasına hücûm etti. fâtih devrinden beri sulh ve sükûn içinde, adâletle idâre edilen kaledeki hıristiyan halk, silâha sarılıp gizli ve açık ihânetlerle kale muhâfızı hasan paşayı zor durumda bıraktılar. neticede sakız, venediklilerin eline geçti. sakız adasının venedikliler tarafından işgâl edilmesi, sultan ikinci ahmed hanı çok üzdü. sadrâzam ali paşaya; “sakız ahvâli, derûnumı (içimi) yaktı. teshîri murâdımdır (zaptını dilerim). îcâb edenlerle görüşüp ne yapmak lâzımsa bildir. bu kış sakız elde edilmezse, şöyle bilin ki bütün reisleri şiddetle cezâlandırırım” diye kati emir verdi. dîvân-ı hümâyûn toplantısında kaptân-ı deryâlığa amcazâde hüseyin paşa getirildi. o da ilk iş olarak mezomorto hüseyin paşayı çağırtıp kendisine yardımcı yaptı ve kalyonlar kaptanı olarak deryâ beylerbeyi (oramirâl) tâyin etti.

donanma-yı hümâyûn, 1695 yılının ilk günlerinde, dersaâdet’ten hareket etti.

venedik amirâlinin kumandasında toskana, malta ve papalık gemilerinden mürekkep büyük bir donanma mevcuttu. 1695’te koyun adaları civârında cereyân eden iki deniz muhârebesinde mezomorto hüseyin paşa yaptığı mâhirâne manevralarla zaferin kazanılmasında büyük rol oynadı. bu deniz savaşında venedik donanmasının kapudâne, patrona ve diğer yüksek rütbeli komutanları öldürüldü. bu büyük zaferin sonunda sakız tekrar osmanlıların eline geçti.

yeni osmanlı sultanı ikinci mustafa han, sakız’ın geri alınmasında büyük gayret ve mahâreti görülen mezomorto hüseyin paşayı kaptân-ı deryâlığa getirdi.

daha sonra mezomorto hüseyin paşa, venediklileri adalar denizinden atmak için faaliyete geçti. 19 eylül 1695’te sakız ve istanköy’ü vurmak üzere gelen 96 gemilik venedik donanmasını midilli adasının zeytinburnu karşısında mağlup etti. bu muhârebede venediklilerin on kalyonu battı, diğerleriyse ağır hasâra uğradı. 1697-1698 yıllarındaki muhârebelerde venedikliler, deniz güçlerini büyük ölçüde kaybettiler.

mezomorto hüseyin paşa, hayâtının sonlarına doğru son seferinden dönüşünde iki ay kadar hasta yattı. daha sonra sultan ikinci mustafa hanın huzûruna çıkıp pâdişâh duâsı aldı. hastalığının ilerlemesi üzerine etrâfına eski ve yeni leventleri toplanmıştı. yaşlı bir levent ağlayarak yâsîn-i şerîf okuyordu. hüseyin reisin gözleri yaşlandı ve; “leventlerim! sanırsınız ki biz ölümden korkarız. vallâhi rabbim şâhidimdir. ölümü nice zamanlar kendi arzûmla aradım. beni yıkan, böyle kaba bir döşekte ölmektir” dedi ve kelime-i şehâdet getirerek rûhunu teslim etti (1701).

mezomorto hüseyin paşa, kazandığı deniz muhârebelerinin yanında, osmanlı bahriyesinin ıslâhı için büyük gayret sarfetti. kalyon filolarının kıymetini takdir ederek bunları osmanlı donanmasının en esaslı bölümü hâline getirdi. vefâtında kalyon sayısı 40’a çıkmıştı. osmanlı bahriyesinde bir dönüm noktası teşkil eden kânunnâme’si mezomorto hüseyin paşanın vefâtı üzerine kısa bir süre sonra abdülfettah paşanın deryâ kaptanlığı zamânında îlân ve tatbik olundu.

mezomorto hüseyin paşa, hazırlattığı kânunnâme ile deniz kuvvetlerinin bahriyeden yetişme ellerde bulunmasını temin etmek istemiş, aynı zamanda terfî ve tekâütlük (emeklilik) meselelerini de yoluna koymuştur.

vefâtına kadar 6 yıl kaptân-ı deryâlıkta kalan mezomorto hüseyin paşa, açık fikirli ve doğru sözlüydü. her işinde allah rızâsını arardı. korku nedir bilmez, düşmanın çokluğundan aslâ endişeye kapılmazdı. nitekim venedik’in eline geçen khio adasını sekiz kadırga ve dört sultan gemisiyle kurtarabileceğini söylediği zaman, kaptân-ı deryâ amcazâde kendisini fazla hayalci bulmuştu. ancak denizcilik bilgisi ve donanma idâresi mükemmel olan hüseyin paşa, kısa sürede venediklileri adadan çıkarmaya muvaffak oldu. mezomorto hüseyin paşa, rüzgârın cereyânını incelemeden ve bulunduğu yerin konumunu bilmeden, kolay kolay savaşa girmezdi. bu arada düşmanın hareketlerini aralıksız tâkip ettirirdi. onun bu tedbirleri, muvaffakiyetlerinde büyük rol oynamıştır.

mehmet sait paşa

mitili
on sekizinci yüzyıl osmanlı sadrâzamlarından. aslen istanbulludur. dîvân-ı hümâyûn kâtiplerinden yirmisekiz mehmed efendinin oğludur. medrese tahsilini tamamladıktan sonra, pek çok görevlerde bulundu. sadâret mektûbî kaleminde vazifeliyken, babasının fransa’ya elçi olarak gitmesi sırasında ona kethüdâ tâyin olundu. fransa’da bulunduğu müddet içinde yeni sanat ve teknik gelişmeleri inceleme fırsatı buldu. yurda dönüşte macar olup islâmiyeti kabûl eden ibrâhim müteferrika ile birlikte ilk matbaa olan matbaa-i âmire’nin kuruluşunda hizmet etti. bu matbaada ilk basılan kitap vankuli lügat kitabı idi. bu hizmetinden dolayı sadrâzam damad ibrâhim paşa tarafından mükâfâtlandırıldı ve dîvan-ı hümâyûn kâtipleri arasına alındı. 1732’de rusya ve daha sonra isveç’e elçi gönderildi. 1739’da osmanlı devleti ile avusturya arasındaki hudut belirlemesi görüşmelerine katıldı. 1742 târihinde yurda dönüp defter emîni, 1745’te de kethüdâ oldu. ancak bir müddet sonra kendi isteğiyle eski görevine döndü. 1755’te bıyıklı ali paşanın yerine sadrâzam oldu. beş ay on dokuz gün bu makamda kaldıktan sonra azledilerek kütahya vâliliğine, bir müddet sonra hanya, 1756’da mısır vâliliklerine, iki sene sonra da adana-maraş vâliliğine tâyin edildi ve 1761’de maraş’ta vefât etti.
mehmed saîd paşanın türk tıp târihinde önemli bir yeri olan ferâidü’l müfredât fi’t-tıb ve esmâü’n-nebât isimli bir eseri vardır. mehmed saîd efendinin, takrîrî adı verilen sefâretnâmesinde isveç’teki sefirlik hâtıraları yer almaktadır.

422 /

neden bekliyorsun?


bu sözlük, duygu ve düşüncelerini özgürce paylaştığın bir platform, hislerini tercüme eden özgür bilgi kaynağıdır.
katkıda bulunmak istemez misin?

üye ol