on altıncı yüzyıl osmanlı denizcisi. korsanlıktan yetişerek osmanlı hizmetine girdi. venediklilere karşı yapılan mora seferine, meşhur denizci kemâl reis’in maiyetinde bahriye sancak beyi olarak katıldı (1499-1500). 1498 yılında ümit burnundan dolaşarak hindistan’a ulaşmanın mümkün olduğunu fark eden portekizliler, kızıldeniz ve atlas okyanusunda, müslümanlara sıkıntı vermeye başladılar. sultan ikinci bayezid han tarafından, portekizlilerin zararına mâni olmak için, teknik ve stratejik malzemeyle birlikte mısır’a gönderildi. mısır donanmasını, osmanlı donanmasına benzer şekilde teşkilâtlandırdı. basra körfezi ve kızıldeniz girişlerindeki stratejik noktaları zaptederek, hindistan- ortadoğu ticâret yolunu ele geçirmeye çalışan portekizlilere karşı mücâdele etti. gurab adıyla bilinen 50 çektiriden müteşekkil bir mısır-memlûk filosuyla çıktığı sefer, yemen’de ortaya çıkan isyân sebebiyle netîcesiz kaldı. mısır’ı fetheden yavuz sultan selim hanın emri üzerine, eli altında bulunan donanmayı cidde’den süveyş’e getirdi (1517). bir süre burada kalarak, süveyş tersânesini genişletti. sonra, haliç tersânesinin genişletilmesiyle vazifelendirildi (1518) ise de, kânûnî başa geçince, hind kaptanlığı unvânı ile, doğrudan doğruya dîvân-ı hümâyuna bağlı olarak süveyş’teki osmanlı filosunun başına tâyin edildi. bir taraftan süveyş tersânesini tanzim ederken, diğer taraftan portekizlilere karşı mücâdeleye devâm etti. mısır’a gelen makbul ibrâhim paşayla bizzat görüşerek, kendi adıyla anılan lâyihâsını sundu. lâyihâda; portekizlilerin elinde bulunan limanların durumunu, hint deniz yolunun osmanlı ticâretine sağlayacağı faydaları anlattı. ibrâhim paşanın emriyle süveyş kaptanlığını kurdu (1525). süveyş’te inşâ ettiği kırk beş parçadan müteşekkil donanmasıyla, hint okyanusuna doğru yola çıktı. aden’i aldı. fakat ömrü hind sularında dolaşmaya yetmeyip, gemisinde vefât etti (1529).
osmanlı denizcileri, selman reis’in tecrübesinden istifâdeyle, süveyş’ten endonezya’ya kadar müslümanların yardımına koştular. devamlı şekilde portekiz, hollanda ve ingiliz donanmaları ile mücâdele ettiler. osmanlı devleti güçsüz kalınca, yüz binlerce müslüman, vahşî haçlı denizcileri tarafından hayâsızca katledildi.
ertuğrul gâzi ve osman gâzinin silâh arkadaşı. doğum yeri ve târihi bilinmemektedir. osmanlı devletinde, çavuş unvânını ilk kullanan kişidir.
ertuğrul gâzi ile birlikte, kendisine bağlı aşîret ve obalarla söğüt’e geldi. osman gâzi zamânında birçok gazâlara iştirâk etti. pelekanon muhârebesinde bulundu. iznik ve sorkun’un fethinde, büyük kahramanlıklar gösterdi.
orhan gâzi, kara tegin kalesini fethedince, muhâfızlığına samsa çavuşu tâyin etti.
ömrünü daha ziyâde sakarya boyunu tutmakla geçiren samsa çavuş, 1330 târihinden sonra vefât etti. kabri, mudurnu yakınlarında hacı mûsâlar köyündedir.
ertuğrul gâzi ile birlikte, kendisine bağlı aşîret ve obalarla söğüt’e geldi. osman gâzi zamânında birçok gazâlara iştirâk etti. pelekanon muhârebesinde bulundu. iznik ve sorkun’un fethinde, büyük kahramanlıklar gösterdi.
orhan gâzi, kara tegin kalesini fethedince, muhâfızlığına samsa çavuşu tâyin etti.
ömrünü daha ziyâde sakarya boyunu tutmakla geçiren samsa çavuş, 1330 târihinden sonra vefât etti. kabri, mudurnu yakınlarında hacı mûsâlar köyündedir.
osmanlı devletinin kıymetli vezirlerinden, âlim ve edib bir zât. sâmi, şiirdeki mahlasıdır. asıl ismi abdurrahmân’dır. 1792’de mora’nın trapoliçe kasabasında doğdu. 1878’de istanbul’da vefât etti. kabri sultan ikinci mahmud han türbesindedir.
mora eşrâfından, şeyh necîb efendinin oğludur. babasından ve devrin meşhûr âlimlerinden, husûsî muallimlerden ilim öğrenmiş ve iyi bir tahsil görerek yetişmiştir. mora isyânında babası şehit, kendisi âilesiyle birlikte esir edildi. 1823’te esirlikten kurtulup 1826’da mısır’a gitti. mısır vâlisi mehmed ali paşanın takdir ve sevgisini kazandı. kâhire’deki meşhur bulak matbaasına müdür tâyin edildi. daha sonra, mehmed ali paşanın oğlu ibrâhim paşa ile rum ayaklanmasını bastırmak için kâtip sıfatıyla vazîfeli olarak mora’ya gitti. rumların elinde esir kalan kardeşleri mahmud ve hayrullah efendileri kurtarıp, mısır’a götürdü. mısır’a dönüşünde, mehmed ali paşanın divân muâvinliğine tâyin edildi. 1829’da ise, mısır vekâyî nâzırlığı ve meclis âzâlığı yaptı. 1831’de mısır kabînesinde reîs-i vükelâ (baş muâvin) oldu ve istanbul’da mîrliva (tümgenerâl) rütbesi verildi. 1841 ve 1842’de vazîfeli olarak istanbul’a birkaç defâ gelip gitti. 1843’te feriklik rütbesine yükseldi.
sâmi paşa, 1849’da itanbul’a gelip, bâbıâlî’de vazîfe aldı. tırhala mutasarrıflığına tâyin edildi. iki sene sonra da vezirlik verilip, rumeli müfettişi oldu. bosna, trabzon, vidin ve edirne vâliliği yaptı. 1856’da maârif nezâreti kurulunca, ilk nâzır oldu. 1857’de ise, girit vâliliğine tâyin edildi. aynı sene, sekiz ay da edirne vâliliği yaptı. daha sonra değişik meclislerde âzâ oldu.
sâmi paşa, 1857’den 1861 senesine kadar dört sene sekiz ay maârif nâzırlığı yaptı. 1862’de oğulları abdülhalîm ve hasan beylerle mısır’a gitti. iskenderiye’de, büyük merâsimle, toplar atılarak karşılandı ve re’süddîn sarayında misâfir edildi. sultan abdülazîz hanın mısır’ı ziyâretinden sonra sâmi paşa, meclis-i vâlâ âzâlığına tâyin edildi. 1868’de meclis-i âlîde vazîfelendirildi. sultan abdülhamid hanın tahta çıktığı ilk sene açılan âyân meclisinde âzâ oldu.
sâmi paşa, seksen dokuz yaşına kadar devlete sâdıkâne hizmetler yaptı. seksen dokuz yaşında hastalanıp vefât etti. bütün masraflarını sultan ikinci abdülhamid han karşılayıp, sultan ikinci mahmud han türbesine defnettirdi. sâmi paşanın evlâdı çoktu. suphi paşa, necip paşa, hasan, bâki, halîm ve sezâî beyler onun oğullarındandır. oğlu ahmed necip paşa, sultan ikinci abdülhamid hanın eniştesi olup, medihâ sultanla evliydi.
abdurrahmân sâmi paşa, din ilimlerinde ve edebiyâtta mahâret sâhibi bir zâttı. kişver-i derûn adlı islâm ahlâkını anlatan bir eseri vardır. bu eseri, arap ediplerinden trablusşamlı abdüllatîf efendi tarafından arapçaya çevrilmiş ve arapça olarak basılmıştır. bu eserinden başka, dîvân edebiyâtı geleneğini devâm ettiren şiirlerinin toplandığı dîvân’ı, inşâ-i sâmi, rumuz’ul-hikem ve sergüzeşt-i sâmi adlı eserleri vardır.
abdurrahmân sâmi paşanın yazdığı aşağıdaki şiir, fuâd paşanın kabrine kazınmıştır:
ey zâir-i sâhib-nefes,
hubb-ı sivâdan meyli kes
dünyâda kalmaz hiç kes,
allah bes, bâkî heves
her ten biter bir derd ile,
geh germ ile geh serd ile
uğraşmağa bir ferd ile,
değmez bu dünyâ-yı ehas
ben de ferîd-i asr idim,
fass-ı nigîn-i sadr idim
nakş-ı hümhayûn-ı satr idim,
gösterdi çarh rûy-ı abes
dil-haste oldum bir zemân,
tedrîc ile bitdi tüvân
uçdu nihâyet murg-ı cân,
çünki harâb oldu kafes
söndü çerâğ-ı âfiyet,
zulmetde kaldı şeş cihet
açıldı subh-ı âhiret,
envâr-ı hak’dan muktebes
buldum o dem sübhân’ımı,
arz eyledim isyânımı
matlûb idüp gufrânımı,
rahmetle oldu dâd-res
yâ rab! bu abd-i rû-siyâh,
etdimse de yüz bin günâh
dergâhını kıldım penâh,
afvındır ancak mültemes
târîhdir ism-i gafûr,
lâbüdd ider sırrı zuhûr
afv olunur her bir kusûr,
allah bes bâkî heves.
mora eşrâfından, şeyh necîb efendinin oğludur. babasından ve devrin meşhûr âlimlerinden, husûsî muallimlerden ilim öğrenmiş ve iyi bir tahsil görerek yetişmiştir. mora isyânında babası şehit, kendisi âilesiyle birlikte esir edildi. 1823’te esirlikten kurtulup 1826’da mısır’a gitti. mısır vâlisi mehmed ali paşanın takdir ve sevgisini kazandı. kâhire’deki meşhur bulak matbaasına müdür tâyin edildi. daha sonra, mehmed ali paşanın oğlu ibrâhim paşa ile rum ayaklanmasını bastırmak için kâtip sıfatıyla vazîfeli olarak mora’ya gitti. rumların elinde esir kalan kardeşleri mahmud ve hayrullah efendileri kurtarıp, mısır’a götürdü. mısır’a dönüşünde, mehmed ali paşanın divân muâvinliğine tâyin edildi. 1829’da ise, mısır vekâyî nâzırlığı ve meclis âzâlığı yaptı. 1831’de mısır kabînesinde reîs-i vükelâ (baş muâvin) oldu ve istanbul’da mîrliva (tümgenerâl) rütbesi verildi. 1841 ve 1842’de vazîfeli olarak istanbul’a birkaç defâ gelip gitti. 1843’te feriklik rütbesine yükseldi.
sâmi paşa, 1849’da itanbul’a gelip, bâbıâlî’de vazîfe aldı. tırhala mutasarrıflığına tâyin edildi. iki sene sonra da vezirlik verilip, rumeli müfettişi oldu. bosna, trabzon, vidin ve edirne vâliliği yaptı. 1856’da maârif nezâreti kurulunca, ilk nâzır oldu. 1857’de ise, girit vâliliğine tâyin edildi. aynı sene, sekiz ay da edirne vâliliği yaptı. daha sonra değişik meclislerde âzâ oldu.
sâmi paşa, 1857’den 1861 senesine kadar dört sene sekiz ay maârif nâzırlığı yaptı. 1862’de oğulları abdülhalîm ve hasan beylerle mısır’a gitti. iskenderiye’de, büyük merâsimle, toplar atılarak karşılandı ve re’süddîn sarayında misâfir edildi. sultan abdülazîz hanın mısır’ı ziyâretinden sonra sâmi paşa, meclis-i vâlâ âzâlığına tâyin edildi. 1868’de meclis-i âlîde vazîfelendirildi. sultan abdülhamid hanın tahta çıktığı ilk sene açılan âyân meclisinde âzâ oldu.
sâmi paşa, seksen dokuz yaşına kadar devlete sâdıkâne hizmetler yaptı. seksen dokuz yaşında hastalanıp vefât etti. bütün masraflarını sultan ikinci abdülhamid han karşılayıp, sultan ikinci mahmud han türbesine defnettirdi. sâmi paşanın evlâdı çoktu. suphi paşa, necip paşa, hasan, bâki, halîm ve sezâî beyler onun oğullarındandır. oğlu ahmed necip paşa, sultan ikinci abdülhamid hanın eniştesi olup, medihâ sultanla evliydi.
abdurrahmân sâmi paşa, din ilimlerinde ve edebiyâtta mahâret sâhibi bir zâttı. kişver-i derûn adlı islâm ahlâkını anlatan bir eseri vardır. bu eseri, arap ediplerinden trablusşamlı abdüllatîf efendi tarafından arapçaya çevrilmiş ve arapça olarak basılmıştır. bu eserinden başka, dîvân edebiyâtı geleneğini devâm ettiren şiirlerinin toplandığı dîvân’ı, inşâ-i sâmi, rumuz’ul-hikem ve sergüzeşt-i sâmi adlı eserleri vardır.
abdurrahmân sâmi paşanın yazdığı aşağıdaki şiir, fuâd paşanın kabrine kazınmıştır:
ey zâir-i sâhib-nefes,
hubb-ı sivâdan meyli kes
dünyâda kalmaz hiç kes,
allah bes, bâkî heves
her ten biter bir derd ile,
geh germ ile geh serd ile
uğraşmağa bir ferd ile,
değmez bu dünyâ-yı ehas
ben de ferîd-i asr idim,
fass-ı nigîn-i sadr idim
nakş-ı hümhayûn-ı satr idim,
gösterdi çarh rûy-ı abes
dil-haste oldum bir zemân,
tedrîc ile bitdi tüvân
uçdu nihâyet murg-ı cân,
çünki harâb oldu kafes
söndü çerâğ-ı âfiyet,
zulmetde kaldı şeş cihet
açıldı subh-ı âhiret,
envâr-ı hak’dan muktebes
buldum o dem sübhân’ımı,
arz eyledim isyânımı
matlûb idüp gufrânımı,
rahmetle oldu dâd-res
yâ rab! bu abd-i rû-siyâh,
etdimse de yüz bin günâh
dergâhını kıldım penâh,
afvındır ancak mültemes
târîhdir ism-i gafûr,
lâbüdd ider sırrı zuhûr
afv olunur her bir kusûr,
allah bes bâkî heves.
büyük osmanlı amirallerinden. doğum târihi kesin olarak bilinmemekle beraber, çanakkale veya edremit yakınlarındaki kazdağı’nda 1488’de dünyâya geldiği tahmin edilmektedir. çocuk denecek yaşta oruç reis’in maiyetinde levend olarak yetişti. barbaros kardeşlerin akdeniz’e nam ve korku salan seferlerinde bulundu. oruç reis’in şehit edildiği 1518’de otuz yaşlarında olup, tecrübeli, korkusuz, düşmana aman vermeyen tam bir deniz akıncısıydı. oruç reis’in şehâdetinden sonra, barbaros kardeşlerle berâber çalıştı.
kânûnî sultan süleymân hanın, barbaros hayreddin paşayı istanbul’a dâvetinde, onunla beraber gelen reislerin arasında sâlih reis de vardı. sultanın huzûruna, hayreddin paşa ile berâber kabul edildi ve deniz albayı rütbesi verildi. sonra bahriye sancakbeyliğine (tümamiral) terfi etti. akdeniz’de korsan gemilerine diğer reislerle berâber göz açtırmayan sâlih reis, 1540’ta korsika’nın bir limanında âni baskın neticesinde, turgut reisle berâber esir düşüp forsaya vuruldu. akdeniz’in kendilerine dar geldiği bu korkusuz denizciler, üç yıla yakın eziyet ve sıkıntılar içinde kürek çektiler. barbaros hayreddin paşa, bunların bulunduğu geminin cenova limanında olduğunu, câsusları vâsıtasıyla öğrenince, yüz parçalık muhteşem donanmasıyla derhal oraya gitti. şehrin doçunu, amiral gemisine çağırarak, sâlih ve turgut reislerin akşama kadar teslimlerini istedi. yoksa cenova limanında taş taş üstünde bırakmayacağını bildirdi. bir müddet sonra reisler getirilip teslim edildi.
sâlih reis, preveze zaferinde (1538) donanma-yı hümâyûnun sağ kanadına kumanda etti. 1551’de bahriye beylerbeyi (oramiral) rütbesine yükseltilerek cezayir eyâletinin beylerbeyliğine getirildi. fas’ın ispanyollarla anlaşmasına meydan vermeden gerekli tedbirleri alması emredilince, 1553’te fas topraklarına girdi. böylece osmanlı sınırları atlas okyanusuna kadar genişledi.
osmanlıların akdeniz hâkimiyetlerinde, büyük gayretleri görülen sâlih reis, çalışkan, zeki, teşebbüs sâhibi, idâreci, kâbiliyetli bir deniz amiraliydi. barbaros kardeşler gibi dîne, devlete hizmet etmeyi şeref sayardı. bu meziyet ve kâbiliyetleriyle denizlerde uzun yıllar, şerefli hizmetlerinden sonra, 1556 yılında cezayir’de vefât etti.
kânûnî sultan süleymân hanın, barbaros hayreddin paşayı istanbul’a dâvetinde, onunla beraber gelen reislerin arasında sâlih reis de vardı. sultanın huzûruna, hayreddin paşa ile berâber kabul edildi ve deniz albayı rütbesi verildi. sonra bahriye sancakbeyliğine (tümamiral) terfi etti. akdeniz’de korsan gemilerine diğer reislerle berâber göz açtırmayan sâlih reis, 1540’ta korsika’nın bir limanında âni baskın neticesinde, turgut reisle berâber esir düşüp forsaya vuruldu. akdeniz’in kendilerine dar geldiği bu korkusuz denizciler, üç yıla yakın eziyet ve sıkıntılar içinde kürek çektiler. barbaros hayreddin paşa, bunların bulunduğu geminin cenova limanında olduğunu, câsusları vâsıtasıyla öğrenince, yüz parçalık muhteşem donanmasıyla derhal oraya gitti. şehrin doçunu, amiral gemisine çağırarak, sâlih ve turgut reislerin akşama kadar teslimlerini istedi. yoksa cenova limanında taş taş üstünde bırakmayacağını bildirdi. bir müddet sonra reisler getirilip teslim edildi.
sâlih reis, preveze zaferinde (1538) donanma-yı hümâyûnun sağ kanadına kumanda etti. 1551’de bahriye beylerbeyi (oramiral) rütbesine yükseltilerek cezayir eyâletinin beylerbeyliğine getirildi. fas’ın ispanyollarla anlaşmasına meydan vermeden gerekli tedbirleri alması emredilince, 1553’te fas topraklarına girdi. böylece osmanlı sınırları atlas okyanusuna kadar genişledi.
osmanlıların akdeniz hâkimiyetlerinde, büyük gayretleri görülen sâlih reis, çalışkan, zeki, teşebbüs sâhibi, idâreci, kâbiliyetli bir deniz amiraliydi. barbaros kardeşler gibi dîne, devlete hizmet etmeyi şeref sayardı. bu meziyet ve kâbiliyetleriyle denizlerde uzun yıllar, şerefli hizmetlerinden sonra, 1556 yılında cezayir’de vefât etti.
(bkz: salih pasa)
osmanlı sadrâzamlarından, 1863 yılında kahire’de doğdu. mısır vâlisi kavalalı mehmed ali paşanın oğullarından vezir halim paşanın oğludur. said halim paşa, mükemmel bir eğitim ve öğretim gördü. doğu ve batı dillerinden arapça, farsça, ingilizce ve fransızcayı öğrendi. isviçre’de üniversiteye giderek beş yıl süreyle science politique öğrenimi yaptı. üniversite öğrenimini tamamlayınca istanbul’a geldi.
1888 yılında şûrâ-yı devlet (danıştay) üyeliğine seçildi. bu sırada rütbesi mîrmîran idi. 1900 yılında ise, rumeli beylerbeyliği rütbesini aldı.
said halim paşa, zararlı neşriyât ve silâh bulundurmakla itham edilip, hakkında soruşturma açılınca, ülkeyi terk etti. önce avrupa’ya sonra da mısır’a gitti.
23 temmuz 1908’de ikinci meşrûtiyet îlân edilince, tekrar istanbul’a döndü. halim paşa, şûrâ-yı devlet üyesi olmak istediyse de, kadrosuzluk sebebiyle bu isteğine kavuşamadı. bu durum üzerine halim paşa, ittihat ve terakki partisine girerek politikaya atıldı. bu partinin adayı olarak belediye seçimlerine katıldı ve yeniköy belediye dairesi başkanlığına seçildi. halim paşa, cemiyet-i umûmiye-i belediye ikinci başkanlığına, daha sonra da âyân meclisi üyeliğine getirildi. said halim paşa, şûrâ-yı devlet başkanlığına seçildiyse de, bu vazîfeden kısa bir süre sonra 1912’de ayrıldı. ittihat ve terakki partisi genel sekreteri oldu. 1913’te mahmud şevket paşa kabinesinde şûrâ-yı devlet başkanı ve üç gün sonra da hâriciye nâzırı oldu. sadrâzam mahmud şevket paşanın, 11 haziran 1913’te divanyolunda otomobilinde öldürülmesi üzerine said halim paşa, sadâret kaymakamı oldu. ancak ittihat ve terakki partisinin, sultan reşad’a baskısı üzerine, 12 haziran 1913’te sadrâzam, sadâreti süresince de enver, talât ve cemal paşaların kuklası oldu. halim paşa, kurduğu kabinede hâriciye nâzırlığını da kendisi aldı.
birinci dünyâ harbi sırasında hükümet başkanı olan said halim paşa, kendisinin haberi olmadan ittihatçılar tarafından harbe girildiğini sonradan öğrendi. istifâ etmesine rağmen, ısrarlar üzerine vazgeçti. fakat kendisinden habersiz kânunlar çıkarıldığını görünce, 3 şubat 1917’de sadâretten ayrıldı. ittihat ve terakki partisinin iktidardan düşmesi üzerine, harp suçlusu olarak mahkemeye verildi.
istanbul’un işgali sırasında, ingilizler tarafından 1919’da malta’ya sürüldü. bir müddet sonra serbest bırakılınca roma’ya gitti. 18 aralık 1921’de, evinin önünde bir ermeni tarafından vuruldu. mezarı istanbul’da, sultan mahmud türbesi bahçesindedir.
said halim paşanın, islâmlaşmak ve taassub, mukallidliklerimiz, inhitât-i islâm, buhrân-ı siyâsimiz, meşrutiyet, buhrân-ı ictimâîmiz, buhran-ı fikrimiz adlı eserleri vardır.
1888 yılında şûrâ-yı devlet (danıştay) üyeliğine seçildi. bu sırada rütbesi mîrmîran idi. 1900 yılında ise, rumeli beylerbeyliği rütbesini aldı.
said halim paşa, zararlı neşriyât ve silâh bulundurmakla itham edilip, hakkında soruşturma açılınca, ülkeyi terk etti. önce avrupa’ya sonra da mısır’a gitti.
23 temmuz 1908’de ikinci meşrûtiyet îlân edilince, tekrar istanbul’a döndü. halim paşa, şûrâ-yı devlet üyesi olmak istediyse de, kadrosuzluk sebebiyle bu isteğine kavuşamadı. bu durum üzerine halim paşa, ittihat ve terakki partisine girerek politikaya atıldı. bu partinin adayı olarak belediye seçimlerine katıldı ve yeniköy belediye dairesi başkanlığına seçildi. halim paşa, cemiyet-i umûmiye-i belediye ikinci başkanlığına, daha sonra da âyân meclisi üyeliğine getirildi. said halim paşa, şûrâ-yı devlet başkanlığına seçildiyse de, bu vazîfeden kısa bir süre sonra 1912’de ayrıldı. ittihat ve terakki partisi genel sekreteri oldu. 1913’te mahmud şevket paşa kabinesinde şûrâ-yı devlet başkanı ve üç gün sonra da hâriciye nâzırı oldu. sadrâzam mahmud şevket paşanın, 11 haziran 1913’te divanyolunda otomobilinde öldürülmesi üzerine said halim paşa, sadâret kaymakamı oldu. ancak ittihat ve terakki partisinin, sultan reşad’a baskısı üzerine, 12 haziran 1913’te sadrâzam, sadâreti süresince de enver, talât ve cemal paşaların kuklası oldu. halim paşa, kurduğu kabinede hâriciye nâzırlığını da kendisi aldı.
birinci dünyâ harbi sırasında hükümet başkanı olan said halim paşa, kendisinin haberi olmadan ittihatçılar tarafından harbe girildiğini sonradan öğrendi. istifâ etmesine rağmen, ısrarlar üzerine vazgeçti. fakat kendisinden habersiz kânunlar çıkarıldığını görünce, 3 şubat 1917’de sadâretten ayrıldı. ittihat ve terakki partisinin iktidardan düşmesi üzerine, harp suçlusu olarak mahkemeye verildi.
istanbul’un işgali sırasında, ingilizler tarafından 1919’da malta’ya sürüldü. bir müddet sonra serbest bırakılınca roma’ya gitti. 18 aralık 1921’de, evinin önünde bir ermeni tarafından vuruldu. mezarı istanbul’da, sultan mahmud türbesi bahçesindedir.
said halim paşanın, islâmlaşmak ve taassub, mukallidliklerimiz, inhitât-i islâm, buhrân-ı siyâsimiz, meşrutiyet, buhrân-ı ictimâîmiz, buhran-ı fikrimiz adlı eserleri vardır.
(bkz: sait halim pa$a)
tanzimat devri devlet adamı ve şâir. 1838’de erzurum’da doğdu. babası çeşitli illerde vâlilik yapmış esad muhlis paşadır. iyi bir tahsil gören sadullah paşa, babasının kontrolünde özel hocalardan arapça, farsça, fıkıh, akaid, tabiiyye, kimyâ ve fransızca dersleri aldı.
1853’te ilk memuriyetine başlayarak, mâliye vâridat kaleminde vazifelendirildi. üç sene kadar burada çalıştıktan sonra, bâbıâli tercüme odasına geçti. kısa zamanda memuriyette derecesi yükseldi ve sırasıyla mesahib kalemine (1866), şûrâ-yı devlet maârif dâiresi başmuavinliğine (1868) ve ardından da başkitâbetine (1870) geldi. dîvân-ı hümâyun tercümanlığına (1871), dîvân-ı hümâyun amedliğine ve defter-i hâkânî nezâretine (1874), temyiz mahkemesi reisliğine (1876), ticâret nezâretine ve sultan murâd’ın tahta geçmesiyle de mâbeyn başkâtipliğine (1876) tâyin edildi.
sultan ikinci abdülhamid han zamânında, bulgaristan meselesini yerinde incelemek üzere filibe’ye gönderilen komisyona başkanlık yaptı. bu vazîfesini tamamladıktan sonra berlin’e elçi olarak gönderildi. buradayken ayastefanos antlaşması ile berlin kongresine ikinci murahhas olarak katıldı. berlin’deki başarılı çalışmalarından dolayı vezirlik rütbesi verildi (1881). 1883’te viyana büyükelçiliğine tayin edildi. 1891’de viyana’da intihar etti. cenâzesi istanbul’a getirilerek sultan mahmud hanın türbesinin bahçesine gömüldü.
sadullah paşa, devlet adamlığı yanında edebiyatla da uğraşmıştır. fakat yazdıklarının pek çoğu ele geçmemiştir. yazdıklarının içinde en önemlisi on dokuzuncu asır manzumesidir. bu manzumede batının ilerlediği müspet ilimlere, türklerin de ayak uydurması gerektiğini savunmaktadır. sadullah paşanın batı dillerinden yaptığı tercümelerin en meşhuru göl adlı eseridir. berlin mektupları, charlottenbourg sarayı, paris ekspozisyonu, cevdet paşaya mektup, bilinen eserleridir. berlin mektupları, tanzimat devri seyahat edebiyatının ilk örnekleridir.
1853’te ilk memuriyetine başlayarak, mâliye vâridat kaleminde vazifelendirildi. üç sene kadar burada çalıştıktan sonra, bâbıâli tercüme odasına geçti. kısa zamanda memuriyette derecesi yükseldi ve sırasıyla mesahib kalemine (1866), şûrâ-yı devlet maârif dâiresi başmuavinliğine (1868) ve ardından da başkitâbetine (1870) geldi. dîvân-ı hümâyun tercümanlığına (1871), dîvân-ı hümâyun amedliğine ve defter-i hâkânî nezâretine (1874), temyiz mahkemesi reisliğine (1876), ticâret nezâretine ve sultan murâd’ın tahta geçmesiyle de mâbeyn başkâtipliğine (1876) tâyin edildi.
sultan ikinci abdülhamid han zamânında, bulgaristan meselesini yerinde incelemek üzere filibe’ye gönderilen komisyona başkanlık yaptı. bu vazîfesini tamamladıktan sonra berlin’e elçi olarak gönderildi. buradayken ayastefanos antlaşması ile berlin kongresine ikinci murahhas olarak katıldı. berlin’deki başarılı çalışmalarından dolayı vezirlik rütbesi verildi (1881). 1883’te viyana büyükelçiliğine tayin edildi. 1891’de viyana’da intihar etti. cenâzesi istanbul’a getirilerek sultan mahmud hanın türbesinin bahçesine gömüldü.
sadullah paşa, devlet adamlığı yanında edebiyatla da uğraşmıştır. fakat yazdıklarının pek çoğu ele geçmemiştir. yazdıklarının içinde en önemlisi on dokuzuncu asır manzumesidir. bu manzumede batının ilerlediği müspet ilimlere, türklerin de ayak uydurması gerektiğini savunmaktadır. sadullah paşanın batı dillerinden yaptığı tercümelerin en meşhuru göl adlı eseridir. berlin mektupları, charlottenbourg sarayı, paris ekspozisyonu, cevdet paşaya mektup, bilinen eserleridir. berlin mektupları, tanzimat devri seyahat edebiyatının ilk örnekleridir.
on dokuzuncu yüzyılda yaşayan osmanlı devlet adamlarından. 1811 yılında sinop’un ayandon köyünde doğdu. hasan adında bir kayıkçının oğludur. çocukluğunda âilesiyle istanbul’a yerleştiğinden tahsiline burada başlayıp, devam etti. yeniçeriliğin kaldırılmasından sonra tophâne’de açılan asâkir-i muntazam taburuna girerek bir müddet sonra teğmen oldu. bu arada özel öğretmenlerden ders alarak arapça, farsça ve fransızcayı öğrendi. fransızcayı bilmesinden dolayı seraskerlik dâiresinde, nâmık paşanın yanına verildiğinden “mütercim” lâkabı ile anılmaya başladı.
yüzbaşılığı sırasında trakya, anadolu ve suriye’de görevlerde bulunduktan sonra binbaşı, alay emini, kaymakam ve 1839’da miralay (albay) oldu. redif kuvvetlerinin kuruluşu ile görevlendirildiği zaman ferik (tümgeneral) rütbesindeydi.
yükselmesine devam eden rüşdî paşa, 1851’de seraskerliğe, çeşitli zamanlarda beş defâ seraskerlik, beş defâ sadrâzamlık makamına getirildi. sultan abdülaziz hanın şehit edilmesi sırasında, sadrâzam olarak bulunuyordu. hayâtı boyunca zor ve sorumluluk isteyen görevlerden devamlı kaçması, hal olayında zorla bulunduğu düşüncesini akla getirmektedir. sultan murâd han ve sultan ikinci abdülhamid hanın ilk yıllarında sadârette kaldıktan sonra 1876’da görevinden istifâ ederek ayrıldı. ali suâvi olayından sonra istifâ eden sâdık paşanın yerine beşinci defâ sadârete getirildi. fakat kabine kurarken bâzı şüpheli şahısların durumlarında ısrar etmesi ve ali suâvi taraftarlarını affettirmek için uğraşması sonucunda bir hafta sonra görevden alındı.
manisa’da yerleşen rüşdî paşa, sultan abdülazîz’in şehit edilmesiyle ilgili olarak, izmir’e götürülerek sorguya çekildi. manisa’ya tekrar dönüp, 1882 yılında öldü. hâtuniye câmii bahçesine defnedildi.
çalışkan, tedbirli, dürüst olduğu bildirilen rüşdî paşa, zor görevden kaçması, tehlikeli gelişmelerde hemen istifâ etmesiyle tanınır. bu sebepten kısa sürelerle görevde kaldığı sadâret makâmında, devlet ve millet yararına faydalı işler yapamadı.
yüzbaşılığı sırasında trakya, anadolu ve suriye’de görevlerde bulunduktan sonra binbaşı, alay emini, kaymakam ve 1839’da miralay (albay) oldu. redif kuvvetlerinin kuruluşu ile görevlendirildiği zaman ferik (tümgeneral) rütbesindeydi.
yükselmesine devam eden rüşdî paşa, 1851’de seraskerliğe, çeşitli zamanlarda beş defâ seraskerlik, beş defâ sadrâzamlık makamına getirildi. sultan abdülaziz hanın şehit edilmesi sırasında, sadrâzam olarak bulunuyordu. hayâtı boyunca zor ve sorumluluk isteyen görevlerden devamlı kaçması, hal olayında zorla bulunduğu düşüncesini akla getirmektedir. sultan murâd han ve sultan ikinci abdülhamid hanın ilk yıllarında sadârette kaldıktan sonra 1876’da görevinden istifâ ederek ayrıldı. ali suâvi olayından sonra istifâ eden sâdık paşanın yerine beşinci defâ sadârete getirildi. fakat kabine kurarken bâzı şüpheli şahısların durumlarında ısrar etmesi ve ali suâvi taraftarlarını affettirmek için uğraşması sonucunda bir hafta sonra görevden alındı.
manisa’da yerleşen rüşdî paşa, sultan abdülazîz’in şehit edilmesiyle ilgili olarak, izmir’e götürülerek sorguya çekildi. manisa’ya tekrar dönüp, 1882 yılında öldü. hâtuniye câmii bahçesine defnedildi.
çalışkan, tedbirli, dürüst olduğu bildirilen rüşdî paşa, zor görevden kaçması, tehlikeli gelişmelerde hemen istifâ etmesiyle tanınır. bu sebepten kısa sürelerle görevde kaldığı sadâret makâmında, devlet ve millet yararına faydalı işler yapamadı.
(bkz: rustu pasa)
(bkz: rustem pasa camii)
osmanlı devlet adamı. boşnak asıllı olup, 1500 yıllarında bosna’nın doğusunda bir köyde doğduğu tahmin edilmektedir. babası, hacı ali oğlu mustafa paşadır. yeniçeri ocağına alınıp normal acemilikten sonra osmanlıların en önemli okulu olan enderûn’a girdi. mohaç seferine kânûnî sultan süleymân’ın silahtârı olarak katıldı. sefer dönüşü önce diyarbakır ve ardından anadolu beylerbeyi oldu. 1539’da vezirliğe tâyin edilen rüstem paşa, aynı yıl sultan süleymân’ın kızı mihrimah sultanla evlendi. 1541’de ikinci vezir, 1544’te vezîriâzam oldu. veliahd mustafa çelebi’nin ölümünden sonra bir müddet sadâretten ayrıldı ise de 1555’te ikinci defâ vezîriâzam oldu. ikinci defâ getirildiği bu makamda 1561’de ölünceye kadar kaldı. şehzâde câmii bahçesindeki türbesine gömüldü.
ciddiyeti, gülmeyen yüzü ile tanınan rüstem paşa, iyi bir asker, harp sanatı inceliklerine vâkıf bir vezirdi. ordu ve donanmanın hazırlanmasında ve onların başarılarında büyük payı oldu. avusturya ile papalık, fransa ve venedik’in de katıldığı bir antlaşma imzâlamış ve avusturya’yı yılda otuz bin duka altın ödemeye mecbur etmişti. aldığı bâzı tedbirlerle de hazînenin gelirlerinin artmasını sağlamıştı.
rüstem paşa, kendi adıyla anılan zarif câmiden başka, anadolu ve rumeli’de câmi, medrese, imâret, su yolu, köprü, kütüphâne gibi hayır eserleri; bunların bakımları için han, kervansaray gibi gelir kaynakları yaptırmıştır. bunların yanında bıraktığı tevârih-i âli osman veya târih-i rüstem paşa adlı eseri önemlidir. osmanlıların kuruluşundan kendisinin ölümüne kadar olan zamânı anlatan bu eserin en değerli bölümü kânûnî sultan süleymân devridir.
ciddiyeti, gülmeyen yüzü ile tanınan rüstem paşa, iyi bir asker, harp sanatı inceliklerine vâkıf bir vezirdi. ordu ve donanmanın hazırlanmasında ve onların başarılarında büyük payı oldu. avusturya ile papalık, fransa ve venedik’in de katıldığı bir antlaşma imzâlamış ve avusturya’yı yılda otuz bin duka altın ödemeye mecbur etmişti. aldığı bâzı tedbirlerle de hazînenin gelirlerinin artmasını sağlamıştı.
rüstem paşa, kendi adıyla anılan zarif câmiden başka, anadolu ve rumeli’de câmi, medrese, imâret, su yolu, köprü, kütüphâne gibi hayır eserleri; bunların bakımları için han, kervansaray gibi gelir kaynakları yaptırmıştır. bunların yanında bıraktığı tevârih-i âli osman veya târih-i rüstem paşa adlı eseri önemlidir. osmanlıların kuruluşundan kendisinin ölümüne kadar olan zamânı anlatan bu eserin en değerli bölümü kânûnî sultan süleymân devridir.
şâir, felsefeci ve devlet adamı. 1868 yılında eski edirne ilinin bugün bulgaristan’a kalan cesirmustafapaşa kazâsında doğdu. mülkiye memuru olan babası onu istanbul’a getirip, mûsevî okuluna verdi. rıza tevfik, kuvvetli hâfızası ile iki yılda ispanyolca ve fransızca’yı öğrendi. rüştiyeyi (ortaokul) babasının kaymakam olduğu gelibolu’da bitirdi. 1890’da girdiği tıbbiyede taşkın mizacı yüzünden barınamadı, hapse atıldı. orada mahkûmları isyana teşvik etti. birkaç defâ hapse girip çıktı. ancak, 1899’da okulu bitirip doktor olabildi.
1907’de ittihat ve terakki cemiyetine giren şâir, güçlü hatipliğiyle şöhret kazandı. bir yıl sonra, ittihatçıların edirne mebusu oldu. isyancı mizâcıyla, çok geçmeden ittihatçılardan ayrılarak onların karşısına geçti. balkan harbinin ittihatçılar yüzünden çıktığına inanıyor ve hele birinci dünyâ harbine girilmesini hiç istemiyordu. bu sebepten ittihatçılara muhalefeti bir kin hâline geldi. onlarla mücâdele için hürriyet ve itilaf partisine katıldı. bu sırada, vaktiyle çok hakâret ve iftira ettiği sultan abdülhamid handan özür dileyen şiirler yazdı. şûra-yı devlet (danıştay) reisliği, darülfünun müderrisliği ve son osmanlı kabinesinde maarif nâzırlığı (eğitim bakanlığı) yaptı.
osmanlı delegesi olarak, sevr antlaşmasını (1920) imzâlayanlar arasında bulundu. kuvâ-yı milliye hareketine karşı çıktığı için yüzellilikler listesine alındı. bu sebeple 1922’de vatanından ayrılmak zorunda kaldı. 21 yıllık ömrünü, vatan hasretinin sızlanışları içinde mekke ve amman gibi yerlerde geçirdi. af kânunu’ndan istifâde ederek, 1943’te kendi ifâdesiyle, “hesaplaşmak için değil vedâlaşmak için” yurda döndü. 31 aralık 1949’da vefat etti. kabri zincirlikuyu asrî mezarlığındadır.
rıza tevfik, düzensiz ve uzun süren okul tahsiline rağmen şaşılacak kadar geniş bilgi sâhibidir. fransızca, ingilizce, almanca, italyanca, lâtince, ispanyolca, arapça ve farsça gibi sekiz lisanı okur, yazar ve konuşurdu. târih bilgisi, hâfızası, sohbeti, zekâsı, nüktesi bütün tanıyanlarca övülür. bundan başka hatip, şâir, pehlivan, doktor, sahne sanatçısı... kısacası eskilerin deyimiyle hezârfen (bin hünerli) bir adamdı.
rıza tevfik, okul hayâtından beri isyancı, ferdiyetçi, o gün için dillerde dolaşan hürriyete tutkun, disiplinsiz ve her şeye muhâlif mizâcı ile tanınır. felsefî nesir, edebî inceleme, tenkit ve şiir türlerinde eser vermiştir.
eserleri:
felsefî sahada: felsefe dersleri, mufassal kâmûs-ı felsefe (c harfine kadar), abdülhak hâmid’in mülahazat-ı felsefiyesi.
tenkit ve incelemeleri: ömer hayyam, tevfik fikret.
bir kısım hatıralarını, biraz da ben konuşayım adıyla kaleme almış, şiirlerini serâb-ı ömrüm adıyla toplayıp bastırmıştır. birçok mizahlı ve taşlamalı şiirlerini bu kitaba almamıştır.
şiirlerinde yunus emre’den dertli’ye kadar, halk ve tekke şâirlerinin kullandığı canlı dili ve hece veznini örnek almıştır. bu yüzden, halk ve gençler üzerinde etkisi büyük olmuş, 1914’ten sonra yetişen beş hececiler de az çok onu tâkip etmişlerdir.
çocukluğundan beri başına gelenler ve bilhassa gurbette geçen acı yılların tortusu, çoğu şiirlerine bezginlik, hüzün ve kötümserlik hâlinde sinmiştir. her zaman içli ve ilhamcı şiire meylettiği için bilgiçliğe sapmamış, didaktik (öğretici) şiiri benimsememiştir. en çok, koşma nazım şeklini kullanmıştır.
hece veznini ısrarla savunduğu halde, aruz ve heceyi birlikte kullanmıştır. mecaz dünyâsı zengin ve tâzedir. şiirinde konu ve temalar çok geniştir. gurbet üzüntüsüyle karışık vatan ve gençlik özleyişlerini sanki gözyaşı damlaları hâlinde şiirleştirmesi bakımından rıza tevfik edebiyatımızda benzersizdir.
koca hasan dayi
rıza tevfik bölükbaşı’nın bu şiiri, otuz kıtalık bir manzum hikâyedir. şâir, rumeli’de bir köyde dolaşırken, ihtiyar bir çınara yaslanmış, asırlık bir köylüye rastlar. şâirin istanbullu olduğunu öğrenince ihtiyar konuşmaya başlar:
sultan mahmud sağ mı? dedi, sonra birden coşarak:
tam beş yıl askerlik ettim, ekmeğini yedimdi.
hey devletli koca sultan, hey celâlli arslan hey!
bir kır ata biner gelir, gelen şâhin sanırdım.
bin yiğidin arasında bir görüşte tanırdım.
ak sakallı vezirleri karşısında titrerdi,
ardı sıra deryâ gibi kullar yürür giderdi.
fermânına yedi kral baş eğermiş derlerdi.
evliyâ kuvveti vardı, ona “ermiş” derlerdi.
biz ne mutlu günler gördük, de hey deli devrân hey!
delikanlıydım o zaman kapısında çavuştum.
beş sene hizmetten sonra geldim köye kavuştum.
bir daha çıkmadım artık, tarla takım edindim,
elli sene şu toprakla güreş ettim, didindim.
çocuklar askere gitti, biri geri gelmedi.
hiçbirinin bugüne dek bir haberi gelmedi.
hürriyet ve adâlet nutukları ile idâreyi ele geçirdikten sonra ülkeyi ne hâle koyduklarını, bir de ihtiyarın ağzından dinleyen şâir, büyük bir üzüntü içinde onu istanbul’a götürmek isterse de şu cevabı alır:
dedi: oğlum, bu dünyâda artık nedir umudum!
allah senden râzı olsun, ben köyümden hoşnudum.
gönlüm gözüm bu yerlerde ne şenlikler görmüştür,
hepsi yalan, geldi geçti; fâni dünyâ bir düştür.
arslan gibi üç oğlumu fedâ ettim uğrunda,
çifti sattım, evi barkı vîrân ettim uğrunda,
altmış sene oldu belki, ben bu köyden çıkmadım,
ormanından, deresinden, kuşlarından bıkmadım.
oğul arzum budur benim, burda ölmek isterim,
yâdellerde neylerim?
(serâb-ı ömrüm, 1915)
sultan abdülhamid hanin ruhaniyetinden istimdad
nerdesin, şevketli sultan hamîd han,
feryâdım varır mı bârgâhına?
ölüm uykusundan bir lâhza uyan,
şu nankör milletin bak günâhına!
târihler adını andığı zaman,
sana hak verecek, hey koca sultan;
bizdik utanmadan iftirâ atan
asrın en siyâsî pâdişâhına.
dîvâne sen değil, meğer bizmişiz,
bir çürük ipliğe hülyâ dizmişiz.
sâde deli değil edepsizmişiz,
tükürdük atalar kıblegâhına.
sonra cinsi bozuk, ahlâkı fenâ,
bir sürü türedi, girdi meydâna.
nerden çıktı bunca veled-i zinâ?
yuh olsun bunların ham ervâhına.
1907’de ittihat ve terakki cemiyetine giren şâir, güçlü hatipliğiyle şöhret kazandı. bir yıl sonra, ittihatçıların edirne mebusu oldu. isyancı mizâcıyla, çok geçmeden ittihatçılardan ayrılarak onların karşısına geçti. balkan harbinin ittihatçılar yüzünden çıktığına inanıyor ve hele birinci dünyâ harbine girilmesini hiç istemiyordu. bu sebepten ittihatçılara muhalefeti bir kin hâline geldi. onlarla mücâdele için hürriyet ve itilaf partisine katıldı. bu sırada, vaktiyle çok hakâret ve iftira ettiği sultan abdülhamid handan özür dileyen şiirler yazdı. şûra-yı devlet (danıştay) reisliği, darülfünun müderrisliği ve son osmanlı kabinesinde maarif nâzırlığı (eğitim bakanlığı) yaptı.
osmanlı delegesi olarak, sevr antlaşmasını (1920) imzâlayanlar arasında bulundu. kuvâ-yı milliye hareketine karşı çıktığı için yüzellilikler listesine alındı. bu sebeple 1922’de vatanından ayrılmak zorunda kaldı. 21 yıllık ömrünü, vatan hasretinin sızlanışları içinde mekke ve amman gibi yerlerde geçirdi. af kânunu’ndan istifâde ederek, 1943’te kendi ifâdesiyle, “hesaplaşmak için değil vedâlaşmak için” yurda döndü. 31 aralık 1949’da vefat etti. kabri zincirlikuyu asrî mezarlığındadır.
rıza tevfik, düzensiz ve uzun süren okul tahsiline rağmen şaşılacak kadar geniş bilgi sâhibidir. fransızca, ingilizce, almanca, italyanca, lâtince, ispanyolca, arapça ve farsça gibi sekiz lisanı okur, yazar ve konuşurdu. târih bilgisi, hâfızası, sohbeti, zekâsı, nüktesi bütün tanıyanlarca övülür. bundan başka hatip, şâir, pehlivan, doktor, sahne sanatçısı... kısacası eskilerin deyimiyle hezârfen (bin hünerli) bir adamdı.
rıza tevfik, okul hayâtından beri isyancı, ferdiyetçi, o gün için dillerde dolaşan hürriyete tutkun, disiplinsiz ve her şeye muhâlif mizâcı ile tanınır. felsefî nesir, edebî inceleme, tenkit ve şiir türlerinde eser vermiştir.
eserleri:
felsefî sahada: felsefe dersleri, mufassal kâmûs-ı felsefe (c harfine kadar), abdülhak hâmid’in mülahazat-ı felsefiyesi.
tenkit ve incelemeleri: ömer hayyam, tevfik fikret.
bir kısım hatıralarını, biraz da ben konuşayım adıyla kaleme almış, şiirlerini serâb-ı ömrüm adıyla toplayıp bastırmıştır. birçok mizahlı ve taşlamalı şiirlerini bu kitaba almamıştır.
şiirlerinde yunus emre’den dertli’ye kadar, halk ve tekke şâirlerinin kullandığı canlı dili ve hece veznini örnek almıştır. bu yüzden, halk ve gençler üzerinde etkisi büyük olmuş, 1914’ten sonra yetişen beş hececiler de az çok onu tâkip etmişlerdir.
çocukluğundan beri başına gelenler ve bilhassa gurbette geçen acı yılların tortusu, çoğu şiirlerine bezginlik, hüzün ve kötümserlik hâlinde sinmiştir. her zaman içli ve ilhamcı şiire meylettiği için bilgiçliğe sapmamış, didaktik (öğretici) şiiri benimsememiştir. en çok, koşma nazım şeklini kullanmıştır.
hece veznini ısrarla savunduğu halde, aruz ve heceyi birlikte kullanmıştır. mecaz dünyâsı zengin ve tâzedir. şiirinde konu ve temalar çok geniştir. gurbet üzüntüsüyle karışık vatan ve gençlik özleyişlerini sanki gözyaşı damlaları hâlinde şiirleştirmesi bakımından rıza tevfik edebiyatımızda benzersizdir.
koca hasan dayi
rıza tevfik bölükbaşı’nın bu şiiri, otuz kıtalık bir manzum hikâyedir. şâir, rumeli’de bir köyde dolaşırken, ihtiyar bir çınara yaslanmış, asırlık bir köylüye rastlar. şâirin istanbullu olduğunu öğrenince ihtiyar konuşmaya başlar:
sultan mahmud sağ mı? dedi, sonra birden coşarak:
tam beş yıl askerlik ettim, ekmeğini yedimdi.
hey devletli koca sultan, hey celâlli arslan hey!
bir kır ata biner gelir, gelen şâhin sanırdım.
bin yiğidin arasında bir görüşte tanırdım.
ak sakallı vezirleri karşısında titrerdi,
ardı sıra deryâ gibi kullar yürür giderdi.
fermânına yedi kral baş eğermiş derlerdi.
evliyâ kuvveti vardı, ona “ermiş” derlerdi.
biz ne mutlu günler gördük, de hey deli devrân hey!
delikanlıydım o zaman kapısında çavuştum.
beş sene hizmetten sonra geldim köye kavuştum.
bir daha çıkmadım artık, tarla takım edindim,
elli sene şu toprakla güreş ettim, didindim.
çocuklar askere gitti, biri geri gelmedi.
hiçbirinin bugüne dek bir haberi gelmedi.
hürriyet ve adâlet nutukları ile idâreyi ele geçirdikten sonra ülkeyi ne hâle koyduklarını, bir de ihtiyarın ağzından dinleyen şâir, büyük bir üzüntü içinde onu istanbul’a götürmek isterse de şu cevabı alır:
dedi: oğlum, bu dünyâda artık nedir umudum!
allah senden râzı olsun, ben köyümden hoşnudum.
gönlüm gözüm bu yerlerde ne şenlikler görmüştür,
hepsi yalan, geldi geçti; fâni dünyâ bir düştür.
arslan gibi üç oğlumu fedâ ettim uğrunda,
çifti sattım, evi barkı vîrân ettim uğrunda,
altmış sene oldu belki, ben bu köyden çıkmadım,
ormanından, deresinden, kuşlarından bıkmadım.
oğul arzum budur benim, burda ölmek isterim,
yâdellerde neylerim?
(serâb-ı ömrüm, 1915)
sultan abdülhamid hanin ruhaniyetinden istimdad
nerdesin, şevketli sultan hamîd han,
feryâdım varır mı bârgâhına?
ölüm uykusundan bir lâhza uyan,
şu nankör milletin bak günâhına!
târihler adını andığı zaman,
sana hak verecek, hey koca sultan;
bizdik utanmadan iftirâ atan
asrın en siyâsî pâdişâhına.
dîvâne sen değil, meğer bizmişiz,
bir çürük ipliğe hülyâ dizmişiz.
sâde deli değil edepsizmişiz,
tükürdük atalar kıblegâhına.
sonra cinsi bozuk, ahlâkı fenâ,
bir sürü türedi, girdi meydâna.
nerden çıktı bunca veled-i zinâ?
yuh olsun bunların ham ervâhına.
hekim ve devlet adamı. 8 eylül 1881’de istanbul’da doğdu. ilk ve orta tahsilini tamamladıktan sonra, 1905’te mekteb-i tıbbiye-i şahâneyi (askerî tıbbiye) bitirdi. daha sonra, almanya’nın berlin askerî tıp akademisinde brandenburg, danzig ve spandau’daki tıp merkezlerinde ihtisas yaptı. balkan harbinin başlaması üzerine, 1912’de istanbul’a geri döndü. çatalca cephesinde savaşa katılan refik saydam, savaş sırasında kolera salgınını önleyici çalışmalar yaptı. birinci dünyâ harbi sırasında, sahra genel sağlık müfettiş yardımcılığına getirildi. bu görevdeyken kurduğu bakteriyoloji enstitüsünde tifo, dizanteri, veba, kolera aşılarıyla tetanos, dizanteri serumlarını üretti ve tifüse karşı hazırladığı aşı tıp literatürüne geçti.
refik saydam, kurtuluş savaşından önce, 9. kolordu sağlık müfettiş yardımcısı olarak mustafa kemal’le birlikte anadolu’ya geçti. binbaşıyken ordudan ayrıldı. erzurum ve sivas kongrelerine katıldıktan sonra, 1920’de doğubeyazıt milletvekili olarak tbmm’ye girdi. kurtuluş savaşı sırasında millî müdâfaa vekâleti sıhhiye dâiresi başkanı oldu. 1921’de adnan adıvar’ın sıhhat ve muâvenet-i içtimâiye vekilliğinden (sağlık bakanlığı) ayrılması üzerine, bu göreve getirildi. 1923-39 arasında, istanbul milletvekili olarak meclise giren refik saydam, bakanlığı sırasında ankara, erzurum, diyarbakır ve sivas’ta hastaneler, doğumevleri ve çocuk bakımevleri kurdurdu. 1928’de, ankara’da, bugünkü refik saydam merkez hıfzıssıhha enstitüsünün kurulmasına ve bu alanda eğitim vermek için hıfzıssıhha mektebinin açılmasına öncülük yaptı.
1931-1938 arasında, çeşitli dönemlerde maarif ve mâliye vekilliklerini de vekâleten üstlendi. ilk dönemlerde atatürk’ün sıhhatiyle meşgul oldu. bâzı konularda ona fikir beyânında bulundu. daha sonraları, ismet inönü ile çok sıkı fıkı olması dolayısıyla, atatürk’ün itimâdını kaybetti. atatürk, ömrünün son zamanlarında, şiddetli hasta olmasına rağmen, dr. refik saydam’ı yanına kabul etmedi.
dr. refik saydam, bilhassa ayasofya câmiinin câmilikten çıkarılıp müze olması, ezanın türkçe olarak okunması mecburiyetinin getirilmesi ve anayasadan, “devletin dîni islâmdır” maddesinin kaldırılması gibi kararların alınmasında etkili oldu.
atatürk’ün ölümünden sonra kurulan ikinci bayar hükümeti sırasında içişleri bakanı oldu. ismet inönü ile çok samîmi olması, 1938’de cumhûriyet halk partisi genel sekreterliğine seçilmesini sağladı. 25 ocak 1939’da başbakan olarak hükümeti kurmakla görevlendirildi. ölümüne kadar başbakan olan saydam, 8 temmuz 1942’de istanbul’da öldü.
refik saydam, kurtuluş savaşından önce, 9. kolordu sağlık müfettiş yardımcısı olarak mustafa kemal’le birlikte anadolu’ya geçti. binbaşıyken ordudan ayrıldı. erzurum ve sivas kongrelerine katıldıktan sonra, 1920’de doğubeyazıt milletvekili olarak tbmm’ye girdi. kurtuluş savaşı sırasında millî müdâfaa vekâleti sıhhiye dâiresi başkanı oldu. 1921’de adnan adıvar’ın sıhhat ve muâvenet-i içtimâiye vekilliğinden (sağlık bakanlığı) ayrılması üzerine, bu göreve getirildi. 1923-39 arasında, istanbul milletvekili olarak meclise giren refik saydam, bakanlığı sırasında ankara, erzurum, diyarbakır ve sivas’ta hastaneler, doğumevleri ve çocuk bakımevleri kurdurdu. 1928’de, ankara’da, bugünkü refik saydam merkez hıfzıssıhha enstitüsünün kurulmasına ve bu alanda eğitim vermek için hıfzıssıhha mektebinin açılmasına öncülük yaptı.
1931-1938 arasında, çeşitli dönemlerde maarif ve mâliye vekilliklerini de vekâleten üstlendi. ilk dönemlerde atatürk’ün sıhhatiyle meşgul oldu. bâzı konularda ona fikir beyânında bulundu. daha sonraları, ismet inönü ile çok sıkı fıkı olması dolayısıyla, atatürk’ün itimâdını kaybetti. atatürk, ömrünün son zamanlarında, şiddetli hasta olmasına rağmen, dr. refik saydam’ı yanına kabul etmedi.
dr. refik saydam, bilhassa ayasofya câmiinin câmilikten çıkarılıp müze olması, ezanın türkçe olarak okunması mecburiyetinin getirilmesi ve anayasadan, “devletin dîni islâmdır” maddesinin kaldırılması gibi kararların alınmasında etkili oldu.
atatürk’ün ölümünden sonra kurulan ikinci bayar hükümeti sırasında içişleri bakanı oldu. ismet inönü ile çok samîmi olması, 1938’de cumhûriyet halk partisi genel sekreterliğine seçilmesini sağladı. 25 ocak 1939’da başbakan olarak hükümeti kurmakla görevlendirildi. ölümüne kadar başbakan olan saydam, 8 temmuz 1942’de istanbul’da öldü.
türk asker ve siyâset adamı. 1881 senesinde istanbul’da doğdu. ilköğrenimden sonra, 1899 yılında harbiye mektebini (harp okulu), 1912 senesinde erkân-ı harbiye mektebini (harp akademisini) bitirdi, kurmay subay olarak osmanlı ordusuna katıldı. balkan savaşında ve birinci dünyâ savaşında çeşitli cephelerde savaştı. birinci dünyâ savaşı sırasında filistin cephesinde, özellikle ikinci gazze muhârebesinde büyük yararlıklar gösterdi. 1916’da kurmay albaylığa terfi etti. mütâreke döneminde, merkezi sivas’ta bulunan 3. kolordu komutanlığına tâyin edildi. 19 mayıs 1919’da mustafa kemal’le birlikte samsun’a çıkıp millî mücâdeleye katıldı. amasya tamîmi kararlarının hazırlanmasında yardımcı oldu. 13 temmuz 1919’da, ordudaki vazifesinden ayrıldı. erzurum kongresinde heyet-i temsiliyeye seçilerek, sivas kongresine katıldı. bu kongrede, amerikan mandasını savunan grup arasında yer aldı. konya’da delibaş, denizli’de demirci mehmed efe ve çerkez ethem tarafından idâre edilen karşı hareketlerin bastırılmasında vazife aldı. güney cephesi komutanlığına getirildi. son osmanlı meclis-i mebusanına izmir milletvekili seçildi. ankara’da toplanan tbmm’ye izmir milletvekili olarak katıldı. 16 eylül 1920’de dâhiliye vekili (içişleri bakanı) oldu. 21 nisan 1921’de dâhiliye vekilliğinden ayrıldı. 30 haziran 1921’de tekrar aynı vazifeye getirildi. 6 ağustos 1921’de ek olarak müdâfaa-i milliye vekilliğini (milli savunma bakanlığını) de üstlendi. dâhiliye vekilliği, 10 ekim 1921’e kadar sürdü. müdâfaa-i milliye vekilliğiyse 10 ocak 1922’ye kadar devam etti. ekim 1922’de tbmm temsilcisi olarak, mudanya mütârekesi gereğince trakya’yı yunanlılardan devralmakla vazifelendirildi. kasım 1922’de ankara hükümetinin istanbul temsilciliğine tâyin edildi. halîfe abdülmecid efendiye bir at hediye etmesi ve hilâfetin korunmasından yana tavır takınması sebebiyle mustafa kemal’le arası açıldı. tbmm’nin ikinci döneminde, istanbul milletvekili seçildi. mustafa kemal’in asker ve sivil kadroların ayrı ayrı olması gerektiğini söylemesi üzerine, milletvekilliğini tercih etti ve komutanlık vazifesinden ayrıldı.
bir grup arkadaşıyla birlikte, 8 kasım 1924’te, cumhûriyet halk fıkrasından istifâ eden refet bele, 17 kasım 1924’te, ilk muhâlefet partisi olan terakkiperver cumhûriyet fırkasının kuruluşunda yer aldı. partinin, haziran 1925’te kapatılmasından sonra, 17 haziran 1926’da mustafa kemal’e karşı düzenlenen izmir suikastıyla ilgili olarak tutuklandı ve istiklâl mahkemesinde yargılandı. fakat beraat etti. kasım 1926’da milletvekilliğinden istifâ ederek meclisten çekildi. 1939 yılında, istanbul’dan milletvekili seçilerek tekrar tbmm’ye girdi. 1950’ye kadar, dört dönem, istanbul milletvekili olarak vazife yapan refet bele, haziran 1950’de demokrat parti hükümeti tarafından, beyrut’taki birleşmiş milletler filistin mültecilerine yardım komitesine, türk delegesi olarak gönderildi. bu görevi, mart 1961’e kadar sürdüren refet bele, 2 ekim 1963’te istanbul’da öldü.
bir grup arkadaşıyla birlikte, 8 kasım 1924’te, cumhûriyet halk fıkrasından istifâ eden refet bele, 17 kasım 1924’te, ilk muhâlefet partisi olan terakkiperver cumhûriyet fırkasının kuruluşunda yer aldı. partinin, haziran 1925’te kapatılmasından sonra, 17 haziran 1926’da mustafa kemal’e karşı düzenlenen izmir suikastıyla ilgili olarak tutuklandı ve istiklâl mahkemesinde yargılandı. fakat beraat etti. kasım 1926’da milletvekilliğinden istifâ ederek meclisten çekildi. 1939 yılında, istanbul’dan milletvekili seçilerek tekrar tbmm’ye girdi. 1950’ye kadar, dört dönem, istanbul milletvekili olarak vazife yapan refet bele, haziran 1950’de demokrat parti hükümeti tarafından, beyrut’taki birleşmiş milletler filistin mültecilerine yardım komitesine, türk delegesi olarak gönderildi. bu görevi, mart 1961’e kadar sürdüren refet bele, 2 ekim 1963’te istanbul’da öldü.
türk asker ve siyâset adamı. asıl adı hüseyin rauf, soyadı orbay olup, rauf orbay diye meşhur olmuştur. 1881’de istanbul’da doğdu. trablusgarb vâliliği ve hey’et-i âyân üyeliği yapmış olan muzaffer paşanın oğludur. ilk tahsilini gördükten sonra trablusgarb askerî rüşdiyesini, heybeliada bahriye mektebini ve mühendishâne-i bahrî-i hümâyununu bitirdi. abd’de, denizcilik eğitimi gördü. deniz subayı olarak donanmaya katıldı. 1908’de yemen harekâtında ve sisam ayaklanmasının bastırılmasında vazife aldı. 1909’da tuna milletlerarası suyolu komisyonunda, osmanlı temsilcisi olarak bulundu. 1911-12’de osmanlı-italyan savaşında trablusgarb cephesinde savaştı. balkan savaşı sırasında hamidiye kruvazörüyle karadeniz ve akdeniz’de düzenlediği vur kaç baskınlarında gösterdiği başarılar sebebiyle, “hamidiye kahramanı” unvânıyla meşhur oldu. birinci dünyâ savaşında afganistan’ın osmanlı devleti yanında yer alması için, olağanüstü temsilci olarak kâbil’e gönderildi. bu vazifesini henüz tamamlamamışken, iran cephesi genel komutanlığına tâyin edildi. istanbul’a döndüğünde, yarbaylığa terfi ettirilerek bahriye nezâreti erkân-ı harbiye reisliğine (kurmay başkanlığına) getirildi. türk ve rus esirlerinin değişimi maksadıyla, 1917’de danimarka’da toplanan komisyonda miralay (albay) rütbesiyle, türk heyetine başkanlık etti. 1918’de brest-litovsk konferansında osmanlı temsilcisi olarak bulundu. osmanlı devletini bir mâcera uğruna birinci dünyâ savaşına sokan enver, cemal ve talat paşaların yurt dışına kaçmaları üzerine 14 ekim 1918’de kurulan ahmed izzet paşa hükümetinde, bahriye nâzırı olarak vazife aldı. 30 ekim 1918’de mondros mütârekesini imzâlayan osmanlı heyetine başkanlık etti.
birinci dünyâ savaşından sonra, türkiye’nin düşman işgalinden kurtulması için, anadolu’da millî kurtuluş hareketinin başlatılması gerektiğine inananlar arasında yer aldı. 8 mayıs 1919’da askerlikten ayrıldı ve mustafa kemal’in arkasından anadolu’ya geçti. amasya tamiminin hazırlanmasında bulundu. erzurum kongresinde heyet-i temsiliyeye seçildi. sivas kongresinde başkan yardımcılığı vazifesini yürüttü. 12 ocak 1920’de toplanan son osmanlı meclis-i mebusanına, sivas mebusu olarak katıldı. mecliste, anadolu ve rumeli müdâfaa-i hukuk cemiyeti adına felah-ı vatan grubunu kurdu. sivas kongresi kararlarının ana hatlarıyla yer aldığı misâk-ı millînin kabul edilmesinde tesirli rol aldı. 16 mart 1920’de, osmanlı meclis-i mebusanına, ingiliz işgal kuvvetleri tarafından düzenlenen baskın sonrasında, ingilizler tarafından tutuklanarak, malta’ya sürgün edildi. 16 mart 1921’de lord curzon’un yeğeni binbaşı rawlinson’la değiştirilerek serbest bırakıldı. 11 kasım 1921’de ankara’ya gitti ve sivas milletvekili olarak tbmm’ye katıldı. nâfia vekili olarak vazifelendirildi. 21 kasım’da, tbmm başkan yardımcılığına seçilerek her iki vazifeyi birlikte yürüttü. 12 temmuz 1922’de başvekil (başbakan) oldu. bu vazifedeyken başlayan lozan barış konferansının ön hazırlıklarını yaptı. tbmm’de mustafa kemâl’e karşı muhâlefeti teşkil eden grup içinde yer aldı. lozan konferansında türkiye baştemsilcisi ve dışişleri bakanı ismet paşayla (inönü) anlaşmazlığa düşünce, 4 ağustos 1923’te başbakanlık vazifesinden ayrıldı. halifeliğin kaldırılmasının gündemde olduğu günlerde, istanbul’da bulunan son halîfe abdülmecîd efendiyle görüştüğü için, hilâfet ve saltanat taraftarıdır diye, sert tenkitlere hedef oldu. halk fırkasından (cumhûriyet halk partisi) ayrılan milletvekilleriyle birlikte terakkiperver cumhûriyet fırkasını 17 kasım 1924’te kurdu. böylece tbmm içinde ilk muhâlefet partisinin kuruluşunda yer almak sûretiyle dikkatleri üzerine topladı.
kâzım karabekir’in başkanlığını, ali fuad cebesoy’un genel sekreterliğini yaptığı terakkiperver cumhûriyet fırkasının genel başkan vekilliğini yürüten rauf orbay, tbmm’de etkili bir grup meydana getirerek, ismet paşayı başvekillikten çekilmeye zorladı. muhâlefette aktif bir rol üstlenmesinden dolayı, şeyh said ayaklanmasının kışkırtıcıları arasında gösterilen terakkiperver cumhûriyet fırkası, 3 haziran 1925’te kapatıldı. baskıların yoğunlaştığı bu dönemde, tedâvi gâyesiyle avusturya’ya giden hüseyin rauf orbay, haziran 1926’da meydana gelen izmir suikastı olayı sebebiyle gıyâbında yargılanarak on yıl hapse mahkûm edildi.
1935’te çıkarılan genel aftan sonra türkiye’ye dönen rauf orbay, ali fuad cebesoy aracılığıyla atatürk tarafından ankara’ya çağırıldı. hakkındaki suçlamanın kaldırılması üzerine, yeniden istanbul’a döndü. askerî yargıtay tarafından hakkında beraat kararı verilmesinden sonra, 1939’da kastamonu milletvekili seçilerek tbmm’ye girdi. 1942’de londra büyükelçiliğine tâyin edildi. iki yıl müddetle bu vazifeyi sürdürdükten sonra, dışişleri bakanlığıyla anlaşmazlığa düşerek, 1944’te vazifesinden ve devlet memurluğundan ayrıldı. bundan sonraki hayâtını siyâsetten uzak olarak geçirdi. 16 temmuz 1964 târihinde istanbul’da öldü.
birinci dünyâ savaşından sonra, türkiye’nin düşman işgalinden kurtulması için, anadolu’da millî kurtuluş hareketinin başlatılması gerektiğine inananlar arasında yer aldı. 8 mayıs 1919’da askerlikten ayrıldı ve mustafa kemal’in arkasından anadolu’ya geçti. amasya tamiminin hazırlanmasında bulundu. erzurum kongresinde heyet-i temsiliyeye seçildi. sivas kongresinde başkan yardımcılığı vazifesini yürüttü. 12 ocak 1920’de toplanan son osmanlı meclis-i mebusanına, sivas mebusu olarak katıldı. mecliste, anadolu ve rumeli müdâfaa-i hukuk cemiyeti adına felah-ı vatan grubunu kurdu. sivas kongresi kararlarının ana hatlarıyla yer aldığı misâk-ı millînin kabul edilmesinde tesirli rol aldı. 16 mart 1920’de, osmanlı meclis-i mebusanına, ingiliz işgal kuvvetleri tarafından düzenlenen baskın sonrasında, ingilizler tarafından tutuklanarak, malta’ya sürgün edildi. 16 mart 1921’de lord curzon’un yeğeni binbaşı rawlinson’la değiştirilerek serbest bırakıldı. 11 kasım 1921’de ankara’ya gitti ve sivas milletvekili olarak tbmm’ye katıldı. nâfia vekili olarak vazifelendirildi. 21 kasım’da, tbmm başkan yardımcılığına seçilerek her iki vazifeyi birlikte yürüttü. 12 temmuz 1922’de başvekil (başbakan) oldu. bu vazifedeyken başlayan lozan barış konferansının ön hazırlıklarını yaptı. tbmm’de mustafa kemâl’e karşı muhâlefeti teşkil eden grup içinde yer aldı. lozan konferansında türkiye baştemsilcisi ve dışişleri bakanı ismet paşayla (inönü) anlaşmazlığa düşünce, 4 ağustos 1923’te başbakanlık vazifesinden ayrıldı. halifeliğin kaldırılmasının gündemde olduğu günlerde, istanbul’da bulunan son halîfe abdülmecîd efendiyle görüştüğü için, hilâfet ve saltanat taraftarıdır diye, sert tenkitlere hedef oldu. halk fırkasından (cumhûriyet halk partisi) ayrılan milletvekilleriyle birlikte terakkiperver cumhûriyet fırkasını 17 kasım 1924’te kurdu. böylece tbmm içinde ilk muhâlefet partisinin kuruluşunda yer almak sûretiyle dikkatleri üzerine topladı.
kâzım karabekir’in başkanlığını, ali fuad cebesoy’un genel sekreterliğini yaptığı terakkiperver cumhûriyet fırkasının genel başkan vekilliğini yürüten rauf orbay, tbmm’de etkili bir grup meydana getirerek, ismet paşayı başvekillikten çekilmeye zorladı. muhâlefette aktif bir rol üstlenmesinden dolayı, şeyh said ayaklanmasının kışkırtıcıları arasında gösterilen terakkiperver cumhûriyet fırkası, 3 haziran 1925’te kapatıldı. baskıların yoğunlaştığı bu dönemde, tedâvi gâyesiyle avusturya’ya giden hüseyin rauf orbay, haziran 1926’da meydana gelen izmir suikastı olayı sebebiyle gıyâbında yargılanarak on yıl hapse mahkûm edildi.
1935’te çıkarılan genel aftan sonra türkiye’ye dönen rauf orbay, ali fuad cebesoy aracılığıyla atatürk tarafından ankara’ya çağırıldı. hakkındaki suçlamanın kaldırılması üzerine, yeniden istanbul’a döndü. askerî yargıtay tarafından hakkında beraat kararı verilmesinden sonra, 1939’da kastamonu milletvekili seçilerek tbmm’ye girdi. 1942’de londra büyükelçiliğine tâyin edildi. iki yıl müddetle bu vazifeyi sürdürdükten sonra, dışişleri bakanlığıyla anlaşmazlığa düşerek, 1944’te vazifesinden ve devlet memurluğundan ayrıldı. bundan sonraki hayâtını siyâsetten uzak olarak geçirdi. 16 temmuz 1964 târihinde istanbul’da öldü.
osmanlı sadrâzamlarından. 1654’te istanbul eyüp’te doğdu. terâzici hasan ağa adında birinin oğludur. ilk tahsilini eyüp’te yaptıktan sonra reîs-ül-küttaplık kalemine kâtip olarak girdi. bu sırada şiire istidadı sebebiyle nâbî ve sâmî gibi devrinin büyük şâirlerinin meclisine devam ederek yükseldi. râmi mahlasını aldı. 1686’da dîvân-ı hümâyûn kalemine girdi. divan işlerindeki geniş bilgisi ve mahâreti göz önünde bulundurularak, 1690 yılında beylikçiliğe tâyin olundu. yıllarca bu vazîfede bulunduktan sonra, 1696’da acem bekr efendinin yerine reis-ül-küttab oldu. karlofça antlaşması için yapılan görüşmelere murahhas olarak katıldı. bu müzâkerelerde gösterdiği başarılarından dolayı, pâdişâhın iltifâtını kazandı. 1703’te daltaban mustafa paşanın yerine sadrâzam oldu. yedi ay kadar sadârette kalan râmî mehmed paşa, pek çok ıslahat hareketlerinde bulundu. harpler dolayısıyla bozulmuş olan mâlî vaziyeti düzeltti. tersane işlerini yoluna koydu. millî sanâyiye ehemmiyet verdi. yerli çuha ve ipek sanayiini teşvik etti ve her hususta himâye edileceklerini taahhüt etti.
1703’te ikinci mustafa hanın tahttan indirilmesiyle sonuçlanan edirne vakası ile, râmî mehmed paşa da görevinden alındı. önce kıbrıs (1703) ve arkasından mısır vâliliğine getirildi. bu görevdeyken halkın hoşnutsuzluğu sebebiyle azlolunarak rodos’a, sürgüne gönderildi. burada, 1704 yılında üzüntü içerisinde öldü.
râmî mehmed paşa, işgüzar, geniş mâlumat sâhibi, mâlî işlerde ehliyetli ve gayretli bir devlet adamıydı. arapça ve farsça bilir, divan edebiyatında seçkin bir üslûp üstâdı olarak tanınırdı. bursalı mehmed tâhir onun için; “şiirde nef’î ve nâbî derecesinde, en büyük simâlardan olmasına rağmen, lâyık olduğu şöhreti bulamamıştır” demektedir. râmî mehmed paşanın başarılı gazellerinin yer aldığı bir dîvân’ı, karlofça sulh müzâkerelerini bütün teferruâtı ile anlatan karlofça sulhnâmesi ve 1400 kadar resmî yazının toplandığı münşeât’ı başlıca eserleridir.
mücevher, tac-ı devlet kimseye sûd etmez ey ramî
nice şah-ı cihanın çeşmi ol efserde kalmıştır.
1703’te ikinci mustafa hanın tahttan indirilmesiyle sonuçlanan edirne vakası ile, râmî mehmed paşa da görevinden alındı. önce kıbrıs (1703) ve arkasından mısır vâliliğine getirildi. bu görevdeyken halkın hoşnutsuzluğu sebebiyle azlolunarak rodos’a, sürgüne gönderildi. burada, 1704 yılında üzüntü içerisinde öldü.
râmî mehmed paşa, işgüzar, geniş mâlumat sâhibi, mâlî işlerde ehliyetli ve gayretli bir devlet adamıydı. arapça ve farsça bilir, divan edebiyatında seçkin bir üslûp üstâdı olarak tanınırdı. bursalı mehmed tâhir onun için; “şiirde nef’î ve nâbî derecesinde, en büyük simâlardan olmasına rağmen, lâyık olduğu şöhreti bulamamıştır” demektedir. râmî mehmed paşanın başarılı gazellerinin yer aldığı bir dîvân’ı, karlofça sulh müzâkerelerini bütün teferruâtı ile anlatan karlofça sulhnâmesi ve 1400 kadar resmî yazının toplandığı münşeât’ı başlıca eserleridir.
mücevher, tac-ı devlet kimseye sûd etmez ey ramî
nice şah-ı cihanın çeşmi ol efserde kalmıştır.
(bkz: rami mehmet pasa)
sosyolog ve siyâsetçi. 1877’de istanbul’da doğdu. babası damad mahmud celâleddin paşa, annesi seniha sultandır. özel bir eğitim gördü, fransızca öğrendi. 1899 yılında babası, paris’e kaçarken, sabahaddin’i de berâberinde götürdü. ilk gençlik yıllarını siyâsî huzursuzluklar içinde geçirdi. fransa’daki jön türklerin içindeki bir grubun başına geçti. bir taraftan da le play sosyoloji okulunun temsilcileri ile temas kurdu. onların fikirlerini inceledikten sonra, benimseyerek hayâtı boyunca müdâfaa etti.
ikinci meşrûtiyetin îlânından sonra yurda döndü. sevenleri ve partililer tarafından kahraman gibi karşılandı. sosyal ve siyâsî görüşleri; birinci izah, ikinci izah, üçüncü izah adları ile yayınlandı. ittihat ve terakki mensupları ile anlaşmazlığa düştü. ahrar fırkası, prens sabahaddin’in "adem-i merkeziyet" görüşünü benimsedi. hürriyet ve îtilâf fırkası da adem-i merkeziyet fikrini savunuyordu. prens sabahaddin, 31 mart olaylarından sonra tutuklandı. mahmud şevket ve hurşid paşaların araya girmesiyle serbest bırakıldı. mahmud şevket paşanın vurulmasına adı karışınca, paris’e kaçtı. savaş bitince 1919’da yurda döndü. memlekette bulunduğu müddetçe, siyâsî ve sosyal görüşlerini açıklayan yazılar yazdı. fakat bu uzun süre devâm etmeyip, 1920’de tekrar avrupa’ya gitti. cumhûriyetin îlânından sonra osmanlı hânedânı türkiye’den çıkarılınca, bir daha yurda dönmedi ve isviçre’de yerleşti. orada, 1948 yılında öldü.
sabahaddin bey, durkheim okulu mensuplarının kollektif şuura önem veren görüşlerine karşılık, ferdi müdâfaa ederek, onun görevlerini, fertler arasındaki davranışları, birbirlerine karşı vazîfelerini konu olarak incelemiştir. o zamanki osmanlı devletinin, çeşitli din ve ırklardan meydana gelen yapısını düşünmeyerek, merkeziyetçi idâre yerine adem-i merkeziyet fikrini müdâfaa etti.
avrupalılar tarafından prens denilen ve öyle tanınan sabahaddin beyin, osmanlı hânedanı ile ilgisi anne tarafındandır. sabahaddin bey, düzgün konuşan ve yazan, fikirlerini iyi müdâfaa eden bir sosyolog olarak bilinir ve tanınır. türkiye’de görüş ve düşünceleri pek az taraftar bulmuştur.
ikinci meşrûtiyetin îlânından sonra yurda döndü. sevenleri ve partililer tarafından kahraman gibi karşılandı. sosyal ve siyâsî görüşleri; birinci izah, ikinci izah, üçüncü izah adları ile yayınlandı. ittihat ve terakki mensupları ile anlaşmazlığa düştü. ahrar fırkası, prens sabahaddin’in "adem-i merkeziyet" görüşünü benimsedi. hürriyet ve îtilâf fırkası da adem-i merkeziyet fikrini savunuyordu. prens sabahaddin, 31 mart olaylarından sonra tutuklandı. mahmud şevket ve hurşid paşaların araya girmesiyle serbest bırakıldı. mahmud şevket paşanın vurulmasına adı karışınca, paris’e kaçtı. savaş bitince 1919’da yurda döndü. memlekette bulunduğu müddetçe, siyâsî ve sosyal görüşlerini açıklayan yazılar yazdı. fakat bu uzun süre devâm etmeyip, 1920’de tekrar avrupa’ya gitti. cumhûriyetin îlânından sonra osmanlı hânedânı türkiye’den çıkarılınca, bir daha yurda dönmedi ve isviçre’de yerleşti. orada, 1948 yılında öldü.
sabahaddin bey, durkheim okulu mensuplarının kollektif şuura önem veren görüşlerine karşılık, ferdi müdâfaa ederek, onun görevlerini, fertler arasındaki davranışları, birbirlerine karşı vazîfelerini konu olarak incelemiştir. o zamanki osmanlı devletinin, çeşitli din ve ırklardan meydana gelen yapısını düşünmeyerek, merkeziyetçi idâre yerine adem-i merkeziyet fikrini müdâfaa etti.
avrupalılar tarafından prens denilen ve öyle tanınan sabahaddin beyin, osmanlı hânedanı ile ilgisi anne tarafındandır. sabahaddin bey, düzgün konuşan ve yazan, fikirlerini iyi müdâfaa eden bir sosyolog olarak bilinir ve tanınır. türkiye’de görüş ve düşünceleri pek az taraftar bulmuştur.
(bkz: prens sabahattin)
neden bekliyorsun?
bu sözlük, duygu ve düşüncelerini özgürce paylaştığın bir platform, hislerini tercüme eden özgür bilgi kaynağıdır.
katkıda bulunmak istemez misin?