(bkz: solitary man)
fâtih sultan mehmed han devrinin meşhur vezirlerinden. doğum yeri ve târihi hakkında bilgi yoktur. sultan ikinci murad hanın kızını alarak ona dâmat ve daha sonra başka bir hanımından kızını, fâtih sultan mehmed hana vererek kayınpeder oldu. fâtihin şehzâdeliğinde lalalık yapan zağanos mehmed paşa, ona rumca ve lâtinceyi öğretti. sultan ikinci murad hanın vefâtından sonra pâdişâh olan fâtih sultan mehmed hanın yakını, en güvendiği devlet adamı olarak vezirliğe yükseltildi. istanbul’un fethi için genç pâdişâhı devâmlı teşvik etti. rumeli hisarının yapımında bizzat çalıştı.
istanbul kuşatmasında cenevizlilerin harekâtına karşı bugünkü beyoğlu sırtlarını tuttu. haliç cephesi, tamâmen zağanos paşa kumandasındaydı. kuşatma esnâsında, muhâsaranın kaldırılması gerektiğini ileri sürenlere karşı, büyük ve kahraman velî akşemseddîn, molla gürânî, molla hüsrev’le birlikte muhâsaranın fethe kadar devâm etmesini istedi. istanbul’un fethinde büyük faydası görüldü. fetihten sonra galata’nın cenevizlilerden sulhla alınmasını sağlayan anlaşmayı imzâladı.
1460’ta mora’da çıkan isyânı bastırmakla görevlendirildi. 1461’de fâtih sultan mehmed hanın, trabzon-rum imparatorluğuna açtığı sefere katıldı. trabzon’un fethi üzerine buranın ilk sancakbeyi oldu. daha sonra gelibolu sancakbeyi ve kaptan-ı deryâlık vazifelerinde bulundu. 1469’da balıkesir’de vefât etti. balıkesir’de yaptırdığı pek çok eserin en önemlileri, kendi adını taşıyan câmi ile çeşmesidir. bir de hamam yaptırmıştır.
zağanos mehmed paşa, çalışkan, sadâkatle devletine bağlı, bilgili, hayırsever bir vezirdi. oğlu ahmed çelebi, sultan ikinci bayezid ile yavuz sultan selim han devirlerinde iki defâ defterdârlık vazîfesi yapmıştır.
istanbul kuşatmasında cenevizlilerin harekâtına karşı bugünkü beyoğlu sırtlarını tuttu. haliç cephesi, tamâmen zağanos paşa kumandasındaydı. kuşatma esnâsında, muhâsaranın kaldırılması gerektiğini ileri sürenlere karşı, büyük ve kahraman velî akşemseddîn, molla gürânî, molla hüsrev’le birlikte muhâsaranın fethe kadar devâm etmesini istedi. istanbul’un fethinde büyük faydası görüldü. fetihten sonra galata’nın cenevizlilerden sulhla alınmasını sağlayan anlaşmayı imzâladı.
1460’ta mora’da çıkan isyânı bastırmakla görevlendirildi. 1461’de fâtih sultan mehmed hanın, trabzon-rum imparatorluğuna açtığı sefere katıldı. trabzon’un fethi üzerine buranın ilk sancakbeyi oldu. daha sonra gelibolu sancakbeyi ve kaptan-ı deryâlık vazifelerinde bulundu. 1469’da balıkesir’de vefât etti. balıkesir’de yaptırdığı pek çok eserin en önemlileri, kendi adını taşıyan câmi ile çeşmesidir. bir de hamam yaptırmıştır.
zağanos mehmed paşa, çalışkan, sadâkatle devletine bağlı, bilgili, hayırsever bir vezirdi. oğlu ahmed çelebi, sultan ikinci bayezid ile yavuz sultan selim han devirlerinde iki defâ defterdârlık vazîfesi yapmıştır.
(bkz: zaganos mehmet pa$a)
son devir osmanlı veliahtlarından. 1857’de istanbul’da doğdu. sultan abdülaziz hanın büyük oğludur. sarayda özel öğrenim görerek yetiştirildi. 1867’de henüz 10 yaşındayken babasıyla birlikte avrupa seyahatine katıldı. 1876 yılında sultan abdülaziz hanın tahttan indirilip şehit edilmesi, onun üzerinde büyük tesir bıraktı. babasına ve kadın efendiye yapılan muameleler, ömrü boyunca unutamadığı hâdiseler oldu. bu bakımdan, her an öldürülme endişesiyle yaşadı.
sultan ikinci abdülhamid han tahttan indirilince, sultan reşâd pâdişâh oldu. yûsuf izzeddîn efendi de, veliaht îlân edildi. 1910 yılında, ingiltere kralı yedinci edvard’ın cenâze törenine katılmak için londra’ya gitti. osmanlı hükümeti adına cenâze törenine katılan heyetin başkanlığını yaptı. dönüşte paris, viyana, budapeşte şehirlerine uğradı ve buralarda manevralara katıldı. belgrad ve sofya’ya resmî ziyâret yaparak, sırbistan ve bulgaristan krallarının kısa müddet önce sultan reşâd’a yaptıkları resmî ziyâretleri iâde etti.
1911’de yedinci edvard’ın oğlu ve halefi beşinci george’un tac giyme töreninde bulunmak üzere tekrar londra’ya gitti. buralarda şıklığı, zarâfeti ve asâletiyle, ecdâdını lâyıkıyla temsil etti ve herkesin hayranlığını çekti.
1912’de köstence yoluyla, gayri resmî bir avrupa gezisi daha yaptı. 1913’te bulgaristan’dan geri alınan edirne’yi resmen ziyâret etti ve halkın coşkun sevgi gösterileriyle karşılandı.
enver ve cemal paşaların, osmanlı devletini, bir oldu bittiyle birinci dünyâ savaşına sokmalarından kısa bir müddet sonra, izzeddîn efendi, harbin korkunç gidişini gördü. askerin boş yere kırılmamasını söyleyerek, ateşkesin sağlanması için çalışmalara başladı. 1915’te, harp içinde, viyana’ya gidip geldi. çanakkale cephesinde incelemelerde bulunurken, enver paşayı, kayser’in yanında şiddetle azarladı.
devlet idâresinde aktif rol oynamasını, gelecekleri için tehlikeli gören ittihat ve terakkinin gözü dönmüş, kanlı iki diktatörü enver ve cemal paşalar, yûsuf izzeddîn efendiyi öldürttü. tâlihsiz veliahd, 1 şubat 1916’da zincirlikuyu’daki köşkünde sol kol damarları kesilmiş olarak bulundu. babasının şehit edilmesinde, her iki kol damarlarını kesmek sûretiyle intihar süsü vermek isteyenlerin foyaları, kısa bir sürede ortaya çıkmıştı. çünkü, intihar eden bir kişinin iki kol damarlarını birden kesemeyeceği, tıbben açıklanmıştı. önlerinde böyle bir vaka bulunan ittihatçılar, izzeddîn efendinin tek kol bileğini keserek, olaya intihar süsü verdirdiler. ayrıca, devlete bütünüyle hâkim olan ittihatçılar, harbi umûmînin (i. dünya savaşı) karışıklığı içerisinde, olayın çabuk unutulmasını da sağladılar. yûsuf izzeddîn efendi, şehit edilmesinin ertesi günü, ayasofya câmiinde namazı kılındıktan sonra, babasının ve annesinin yanına büyük bir merâsimle defnedildi.
sultan ikinci abdülhamid han tahttan indirilince, sultan reşâd pâdişâh oldu. yûsuf izzeddîn efendi de, veliaht îlân edildi. 1910 yılında, ingiltere kralı yedinci edvard’ın cenâze törenine katılmak için londra’ya gitti. osmanlı hükümeti adına cenâze törenine katılan heyetin başkanlığını yaptı. dönüşte paris, viyana, budapeşte şehirlerine uğradı ve buralarda manevralara katıldı. belgrad ve sofya’ya resmî ziyâret yaparak, sırbistan ve bulgaristan krallarının kısa müddet önce sultan reşâd’a yaptıkları resmî ziyâretleri iâde etti.
1911’de yedinci edvard’ın oğlu ve halefi beşinci george’un tac giyme töreninde bulunmak üzere tekrar londra’ya gitti. buralarda şıklığı, zarâfeti ve asâletiyle, ecdâdını lâyıkıyla temsil etti ve herkesin hayranlığını çekti.
1912’de köstence yoluyla, gayri resmî bir avrupa gezisi daha yaptı. 1913’te bulgaristan’dan geri alınan edirne’yi resmen ziyâret etti ve halkın coşkun sevgi gösterileriyle karşılandı.
enver ve cemal paşaların, osmanlı devletini, bir oldu bittiyle birinci dünyâ savaşına sokmalarından kısa bir müddet sonra, izzeddîn efendi, harbin korkunç gidişini gördü. askerin boş yere kırılmamasını söyleyerek, ateşkesin sağlanması için çalışmalara başladı. 1915’te, harp içinde, viyana’ya gidip geldi. çanakkale cephesinde incelemelerde bulunurken, enver paşayı, kayser’in yanında şiddetle azarladı.
devlet idâresinde aktif rol oynamasını, gelecekleri için tehlikeli gören ittihat ve terakkinin gözü dönmüş, kanlı iki diktatörü enver ve cemal paşalar, yûsuf izzeddîn efendiyi öldürttü. tâlihsiz veliahd, 1 şubat 1916’da zincirlikuyu’daki köşkünde sol kol damarları kesilmiş olarak bulundu. babasının şehit edilmesinde, her iki kol damarlarını kesmek sûretiyle intihar süsü vermek isteyenlerin foyaları, kısa bir sürede ortaya çıkmıştı. çünkü, intihar eden bir kişinin iki kol damarlarını birden kesemeyeceği, tıbben açıklanmıştı. önlerinde böyle bir vaka bulunan ittihatçılar, izzeddîn efendinin tek kol bileğini keserek, olaya intihar süsü verdirdiler. ayrıca, devlete bütünüyle hâkim olan ittihatçılar, harbi umûmînin (i. dünya savaşı) karışıklığı içerisinde, olayın çabuk unutulmasını da sağladılar. yûsuf izzeddîn efendi, şehit edilmesinin ertesi günü, ayasofya câmiinde namazı kılındıktan sonra, babasının ve annesinin yanına büyük bir merâsimle defnedildi.
(bkz: yusuf izzettin efendi)
osmanlı veziri. babası amasya ileri gelenlerinden atabekzâde abdullah beydir. doğum târihi bilinmemektedir.
çelebi sultan mehmed amasya’dayken, hizmetinde ve lalalığında bulundu. ankara savaşı (1402) sonrasında bozulan osmanlı birliğinin tekrar sağlanmasında, çelebi sultan mehmed’e yardımcı oldu. bunun mükâfâtı olarak da, çelebi sultan mehmed’in, osmanlı birliğini sağlamasından sonra, amasya sancakbeyliğine tâyin edildi. samsun ve civârında ve sivas’ta çıkan isyanları bastırdı. 1415 yılında murad çelebi (ikinci murad), amasya sancakbeyliğine tâyin edilince şehzâde’nin lalası oldu. şehzâde murad’ın 1420’de tahta çıkması üzerine amasya’dan ayrıldı. bilâhare 1422 yılında vezirlik rütbesiyle, rum beylerbeyi olarak amasya’ya gönderildi. pâdişâh değişikliğinden istifâde edip karışıklık çıkarmak isteyen eşkıyâ ve yerli beylere karşı başarılı faaliyetler yaptı. eşkıyânın tamâmına yakınını ortadan kaldırıp bir kısmını da yakalayarak muhâfaza altına aldı. 1434’te, yaşlılığı dolayısıyla beylerbeylik vazifesinden alındı.
1441 yılında vefât eden yörgüç paşa, amasya’da câmi, imâret, medrese ve türbeden müteşekkil bir külliye yaptırmıştır.
çelebi sultan mehmed amasya’dayken, hizmetinde ve lalalığında bulundu. ankara savaşı (1402) sonrasında bozulan osmanlı birliğinin tekrar sağlanmasında, çelebi sultan mehmed’e yardımcı oldu. bunun mükâfâtı olarak da, çelebi sultan mehmed’in, osmanlı birliğini sağlamasından sonra, amasya sancakbeyliğine tâyin edildi. samsun ve civârında ve sivas’ta çıkan isyanları bastırdı. 1415 yılında murad çelebi (ikinci murad), amasya sancakbeyliğine tâyin edilince şehzâde’nin lalası oldu. şehzâde murad’ın 1420’de tahta çıkması üzerine amasya’dan ayrıldı. bilâhare 1422 yılında vezirlik rütbesiyle, rum beylerbeyi olarak amasya’ya gönderildi. pâdişâh değişikliğinden istifâde edip karışıklık çıkarmak isteyen eşkıyâ ve yerli beylere karşı başarılı faaliyetler yaptı. eşkıyânın tamâmına yakınını ortadan kaldırıp bir kısmını da yakalayarak muhâfaza altına aldı. 1434’te, yaşlılığı dolayısıyla beylerbeylik vazifesinden alındı.
1441 yılında vefât eden yörgüç paşa, amasya’da câmi, imâret, medrese ve türbeden müteşekkil bir külliye yaptırmıştır.
osmanlı âlim ve devlet adamlarından. van civârındaki hoşap kasabasında yetişti. fâzıl ahmed paşa, 1661 yılında van’dan istanbul’a getirdi. kısa zamanda yaptığı vaaz ve güzel konuşmalarıyla tanındı. sadrâzam fâzıl ahmed paşa vâsıtasıyla, sultan dördüncü mehmed’e tanıtılarak saraya girdi. pâdişâh tarafından çok sevilen vânî efendi, sarayda ona vaaz ederdi. ikinci mustafa hanın hocası oldu.
dînimize sonradan sokulan hurâfeler ve bozuk mezheplerle mücâdele etti. 1666 yılında mevlevîlerin simâlarını ve halvetîlerin rakslarını yasak ettirdi. babaeski’deki hurûfî tekkesini yıktırdı. dînimizin içilmesini, satılmasını yasak ettiği şarabın, 1671’de, satılmasını yasak ettirdi.
sultan dördüncü mehmed han, vâlide turhan sultan, vezirler ve âlimlerin açılışında hazır bulunduğu yeni câmideki ilk cumâ vaazını yaptı (1664). vânî mehmed efendi, çeşitli beyannâmeler yayınlayarak, osmanlı devletine karşı çıkan, bu beyannâmeleri bütün dünyâ yahûdîlerine göndermeye çalışan, kendisinin mesih olduğunu iddiâ eden meşhur dönme sabatay sevi’nin yargılandığı yüksek dîvânda üye olarak bulundu. sabatay sevi, kendisinin mesih olmadığını, müslüman olduğunu îlân ve yaptıklarını inkâr etti. mehmed efendi ismini aldı. onun müslüman olmuş görünmesiyle ilgili olarak vânî mehmed efendi; “bu adamın, müslümanlığı, kalbî hisler ve ihlâs ile kabul ettiğine kâni değilim. fakat dînimiz şüpheyi reddeder ve kişinin îmânı üzerinde hüküm, ancak cenâb-ı hakk’ındır. bu îtibârla samimiyetle müslüman olmasını niyâzdan başka şey yapamam” dedi.
1682 yılında, sadrâzam merzifonlu kara mustafa paşa, viyana’daki haçlı orduları karşısında bozguna uğradığında, vânî muhammed efendi ordu şeyhiydi. bunun için, ordunun dönüşünde bursa’da kestel köyüne sürgün gönderildi. kestel’de büyük bir câmi ve mektep yaptırdı. 1684’te kestel’de vefât etti.
boğaziçindeki vaniköy câmiini de yaptırdı. bu semt ismini vânî efendiden almıştır ve vaniköy denmiştir.
dînimize sonradan sokulan hurâfeler ve bozuk mezheplerle mücâdele etti. 1666 yılında mevlevîlerin simâlarını ve halvetîlerin rakslarını yasak ettirdi. babaeski’deki hurûfî tekkesini yıktırdı. dînimizin içilmesini, satılmasını yasak ettiği şarabın, 1671’de, satılmasını yasak ettirdi.
sultan dördüncü mehmed han, vâlide turhan sultan, vezirler ve âlimlerin açılışında hazır bulunduğu yeni câmideki ilk cumâ vaazını yaptı (1664). vânî mehmed efendi, çeşitli beyannâmeler yayınlayarak, osmanlı devletine karşı çıkan, bu beyannâmeleri bütün dünyâ yahûdîlerine göndermeye çalışan, kendisinin mesih olduğunu iddiâ eden meşhur dönme sabatay sevi’nin yargılandığı yüksek dîvânda üye olarak bulundu. sabatay sevi, kendisinin mesih olmadığını, müslüman olduğunu îlân ve yaptıklarını inkâr etti. mehmed efendi ismini aldı. onun müslüman olmuş görünmesiyle ilgili olarak vânî mehmed efendi; “bu adamın, müslümanlığı, kalbî hisler ve ihlâs ile kabul ettiğine kâni değilim. fakat dînimiz şüpheyi reddeder ve kişinin îmânı üzerinde hüküm, ancak cenâb-ı hakk’ındır. bu îtibârla samimiyetle müslüman olmasını niyâzdan başka şey yapamam” dedi.
1682 yılında, sadrâzam merzifonlu kara mustafa paşa, viyana’daki haçlı orduları karşısında bozguna uğradığında, vânî muhammed efendi ordu şeyhiydi. bunun için, ordunun dönüşünde bursa’da kestel köyüne sürgün gönderildi. kestel’de büyük bir câmi ve mektep yaptırdı. 1684’te kestel’de vefât etti.
boğaziçindeki vaniköy câmiini de yaptırdı. bu semt ismini vânî efendiden almıştır ve vaniköy denmiştir.
osman gâzinin en yakın silâh arkadaşlarından. doğum yeri ve târihi hakkında kesin bir bilgi yoktur. osman beyin gazâ hareketine başladığı 1288 yılından îtibâren, turgut alp de yanında yer almıştır. bilecik’in fethinden sonra osman beyin emriyle inegöl’ü abluka altına aldı. 1299’da osman beyle birlikte, inegöl’ün fethini gerçekleştirdi. osman bey, inegöl’ü turgut alp’e dirlik olarak verdi.
adrenos ve bursa’nın fethinde, orhan gâzinin yanında bulunan turgut alp’in, bundan sonraki gazâlarda adı geçmemektedir. kabrinin inegöl civârında olduğu tahmin edilmektedir.
adrenos ve bursa’nın fethinde, orhan gâzinin yanında bulunan turgut alp’in, bundan sonraki gazâlarda adı geçmemektedir. kabrinin inegöl civârında olduğu tahmin edilmektedir.
osmanlı sadrâzamlarından. çerkes veya abaza asıllı olan hayreddin paşa, yaklaşık olarak 1821 yılında doğmuş ve küçük yaşında köle tüccarlarının eline düşerek kafkasya’dan istanbul’a getirilmiştir. reîsülulemâ ve nâkibüleşrâf kıbrıslı tahsin bey tarafından satın alınarak, tâlim ve terbiye edildikten sonra, tunus vâlisi ahmed paşaya verildi. zekâsı, çalışkanlığı ve kâbiliyetiyle vâlinin dikkatini çeken hayreddin’in tahsiline özel ihtimâm gösterildi. bâzı ilimlerin yanında fıkıh ve tunus’a gelen fransız subaylarından da fransızca ve askerî dersler aldı. daha sonra avrupa’ya gönderilerek riyâziye (matematik), tabiiye, hukuk ve târih okudu. tunus’a döndüğünde askerî garnizonlarda vazîfe aldı. 1842’de binbaşı, 1843’te yarbay ve 1846’da miralay oldu. 1850’de mirlivalık rütbesiyle süvâri asâkiri kumandanlığına tâyin olundu. dönüşünde tunus’ta çeşitli memuriyetlerde bulundu.
1863 senesi sonlarında memuriyetlerinden istifâ etti. fransa, prusya, isveç, danimarka, hollanda ve belçika devletlerinin başşehirlerini dolaştı. 1864’te tunus’ta zuhur eden bir ihtilâl üzerine, fevkâlade memuriyetle istanbul’a gönderildi. istanbul’daki vazîfesini yerine getirdikten sonra, tekrar tunus’a gitti. daha sonra tekrar fransa, ingiltere, italya, prusya ve avusturya devletlerinin başşehirlerini dolaştı. 1871’de vezîr-i mübâşir unvânıyla tunus eyâleti borçlarının indirilmesi ve birleştirilmesi için teşkil olunan komisyon başkanlığına tâyin edildi.
tunus hükümetinin, italya’dan aldığı borcun ödenmesiyle ilgili çıkan ihtilafı arz etmek üzere istanbul’a geldi. 1873’te tunus’a döndü. 1878’de istanbul’a dâvet edilerek vezirlik rütbesiyle meclis-i âyân azâlığına, daha sonra da yeni teşkil olunan mâliye komisyonu reisliğine tâyin olundu. 1878’de sadrâzamlığa getirildi. doksanüç harbi denilen osmanlı-rus harbi sonrasında sadârete getirilen hayreddin paşa, bu makamda 7 ay 26 gün kaldı. pâdişâhın yetkilerini yok sayması ve pâdişâha saygısızlık sayılabilecek bâzı isteklerde bulunması sebebiyle, 1879’da sadâretten azledildi.
hayreddin paşa, akvem-ül-mesâlih fî mârifeti ahvâl-il-memâlik adlı bir eser yazdı. ancak, ibnü’l-kayyım el-cevzî’nin bozuk fikirlerinden etkilenerek yazdığı bu eserinin basımı yasaklandı.
hayreddin paşa, tutulduğu nikris hastalığının şiddetlenmesi sonucunda 1890’da istanbul’da vefât etti. eyüpsultan’da bostan iskelesinde hazırlanan kabre defnolundu. mehmed nûri, mehmed hâdi, mehmed tâhir, mehmed sâlih, mahbûbe ve behiye adlı altı evlâdı vardı.
1863 senesi sonlarında memuriyetlerinden istifâ etti. fransa, prusya, isveç, danimarka, hollanda ve belçika devletlerinin başşehirlerini dolaştı. 1864’te tunus’ta zuhur eden bir ihtilâl üzerine, fevkâlade memuriyetle istanbul’a gönderildi. istanbul’daki vazîfesini yerine getirdikten sonra, tekrar tunus’a gitti. daha sonra tekrar fransa, ingiltere, italya, prusya ve avusturya devletlerinin başşehirlerini dolaştı. 1871’de vezîr-i mübâşir unvânıyla tunus eyâleti borçlarının indirilmesi ve birleştirilmesi için teşkil olunan komisyon başkanlığına tâyin edildi.
tunus hükümetinin, italya’dan aldığı borcun ödenmesiyle ilgili çıkan ihtilafı arz etmek üzere istanbul’a geldi. 1873’te tunus’a döndü. 1878’de istanbul’a dâvet edilerek vezirlik rütbesiyle meclis-i âyân azâlığına, daha sonra da yeni teşkil olunan mâliye komisyonu reisliğine tâyin olundu. 1878’de sadrâzamlığa getirildi. doksanüç harbi denilen osmanlı-rus harbi sonrasında sadârete getirilen hayreddin paşa, bu makamda 7 ay 26 gün kaldı. pâdişâhın yetkilerini yok sayması ve pâdişâha saygısızlık sayılabilecek bâzı isteklerde bulunması sebebiyle, 1879’da sadâretten azledildi.
hayreddin paşa, akvem-ül-mesâlih fî mârifeti ahvâl-il-memâlik adlı bir eser yazdı. ancak, ibnü’l-kayyım el-cevzî’nin bozuk fikirlerinden etkilenerek yazdığı bu eserinin basımı yasaklandı.
hayreddin paşa, tutulduğu nikris hastalığının şiddetlenmesi sonucunda 1890’da istanbul’da vefât etti. eyüpsultan’da bostan iskelesinde hazırlanan kabre defnolundu. mehmed nûri, mehmed hâdi, mehmed tâhir, mehmed sâlih, mahbûbe ve behiye adlı altı evlâdı vardı.
(bkz: tunuslu hayrettin pa$a)
osmanlı vâlilerinden. 1744 yılında yanya’da doğdu. dedeleri arnavutluk’ta muhtelif vazifelerde tanınmış olup, babası tepedelen mütesellimi veli paşadır. küçük yaşta babası öldüğünden gençliği mücâdelelerle geçti. kurd ahmed ve kaplan paşalara hizmet edip, himâyelerine girdi. kaplan paşaya dâmât oldu. yanya, delvina ve tırhala mutasarrıflıklarıyla derbentler-başbuğluğu gibi vazifelerde kendini tanıttı. oğulları muhtar, veli veliyüddîn ve sâlih paşalar, çeşitli vazifelerle kuzey arnavutluk’la yunanistan’a hâkim olunca buralar tepedelenli âilesinin mâlikânesi hâline geldi.
osmanlı-rusya-avusturya savaşında 1787’de avusturya cephesinde pançova harekâtına katıldı. sırbistan’da çıkan isyânı bastırmada hizmetleri oldu. rus cephesinde de savaştı. rütbesi 1795’te mirmiranlığa yükseldi. yanya bölgesindeki yerli halkın çıkardığı isyanların bastırılmasında, napolyon’un mısır’a saldırısı sırasında fransızlarla yaptıkları mücâdelelerde zaferler kazandı. 1798’de preveze yakınında fransızları bozguna uğratınca kendisine sultan üçüncü selim han tarafından vezirlik verildi. rumeli vâlisi olarak dağlı eşkıyânın cezâlandırılması için bir sene kadar bu vazifede bulundu. on dokuzuncu yüzyılın başında osmanlı devletiyle ingiltere, fransa ve rusya arasındaki siyasî olaylardan da istifâde ederek makedonya bölgesinin en güçlü adamı hâline geldi. bu bölgenin tanınmış vâlilerinden ibrâhim paşayı hileyle getirterek, ölünceye kadar yanya’da hapsetti. oğlunu yerine göndererek arnavutluk’un toskalık bölgesinde hâkimiyet kurdurdu.
ali paşanın arnavutluk’ta ve hâkim olduğu yerlerdeki tutumu, hâdiseleri istismar etmesi, onu devlet içinde devlet gibi hareket ettiriyordu. mora ahâlisinin ve rumların ayaklanarak devletin başına yeni bir gâile açılmasını istemeyen sultan mahmud han, tepedelenli ali paşanın yaşlı olmasını düşünerek üzerine gitmiyordu.
ancak, ingilizlerle gizli muhâberelerde bulunan nişancı halet efendinin çevirdiği entrikalar üzerine, ali paşa ve oğulları memuriyetlerinin bir kısmından azledildiler. fakat dinlemedikleri için, üzerlerine karadan ve denizden kuvvet gönderildi. yanya kalesinde bir sene 4 ay 25 gün muhâsaradan sonra, serasker hurşid paşanın, hayâtına dokunulmayacağına dâir teminat vermesi üzerine ali paşa, yanya gölündeki pandeleimon manastırına çekildi. hurşid paşanın yazılı bildirisini kabul etmeyen, kindar halet efendi, îdâm fermanını birkaç kişiyle gönderdi. bunun üzerine kendisini müdâfaa eden tepedelenli, kurşunla vurularak öldürüldü (1822). tepedelenli ali paşanın ölümüyle rumlar, üzerlerindeki en büyük tehlike ve baskıdan kurtulmuş oldular. etniki eterya da bunu fırsat bilerek isyânın başlama zamânının geldiğine kanaat getirip harekete geçti. böylece eflak-boğdan ve mora’da yıllarca sürecek olan rum isyanı başlamış oldu.
osmanlı-rusya-avusturya savaşında 1787’de avusturya cephesinde pançova harekâtına katıldı. sırbistan’da çıkan isyânı bastırmada hizmetleri oldu. rus cephesinde de savaştı. rütbesi 1795’te mirmiranlığa yükseldi. yanya bölgesindeki yerli halkın çıkardığı isyanların bastırılmasında, napolyon’un mısır’a saldırısı sırasında fransızlarla yaptıkları mücâdelelerde zaferler kazandı. 1798’de preveze yakınında fransızları bozguna uğratınca kendisine sultan üçüncü selim han tarafından vezirlik verildi. rumeli vâlisi olarak dağlı eşkıyânın cezâlandırılması için bir sene kadar bu vazifede bulundu. on dokuzuncu yüzyılın başında osmanlı devletiyle ingiltere, fransa ve rusya arasındaki siyasî olaylardan da istifâde ederek makedonya bölgesinin en güçlü adamı hâline geldi. bu bölgenin tanınmış vâlilerinden ibrâhim paşayı hileyle getirterek, ölünceye kadar yanya’da hapsetti. oğlunu yerine göndererek arnavutluk’un toskalık bölgesinde hâkimiyet kurdurdu.
ali paşanın arnavutluk’ta ve hâkim olduğu yerlerdeki tutumu, hâdiseleri istismar etmesi, onu devlet içinde devlet gibi hareket ettiriyordu. mora ahâlisinin ve rumların ayaklanarak devletin başına yeni bir gâile açılmasını istemeyen sultan mahmud han, tepedelenli ali paşanın yaşlı olmasını düşünerek üzerine gitmiyordu.
ancak, ingilizlerle gizli muhâberelerde bulunan nişancı halet efendinin çevirdiği entrikalar üzerine, ali paşa ve oğulları memuriyetlerinin bir kısmından azledildiler. fakat dinlemedikleri için, üzerlerine karadan ve denizden kuvvet gönderildi. yanya kalesinde bir sene 4 ay 25 gün muhâsaradan sonra, serasker hurşid paşanın, hayâtına dokunulmayacağına dâir teminat vermesi üzerine ali paşa, yanya gölündeki pandeleimon manastırına çekildi. hurşid paşanın yazılı bildirisini kabul etmeyen, kindar halet efendi, îdâm fermanını birkaç kişiyle gönderdi. bunun üzerine kendisini müdâfaa eden tepedelenli, kurşunla vurularak öldürüldü (1822). tepedelenli ali paşanın ölümüyle rumlar, üzerlerindeki en büyük tehlike ve baskıdan kurtulmuş oldular. etniki eterya da bunu fırsat bilerek isyânın başlama zamânının geldiğine kanaat getirip harekete geçti. böylece eflak-boğdan ve mora’da yıllarca sürecek olan rum isyanı başlamış oldu.
sultan dördüncü murad devri osmanlı sadrâzamlarından. nasuh paşa kethüdâlığından yetişerek bağdat muhâsarasında safevîler tarafından şehit edilen (1625) uçar mustafa paşanın oğludur.
çeşitli görevlerde bulunduktan sonra, vezir pâyesiyle diyarbakır beylerbeyi oldu. abaza isyânında, onunla berâber olmuş gibi görünerek abaza’nın kayseri harbinde mağlup olmasını temin etti. dördüncü murad hanın bağdat seferine çıktığı sırada musul taraflarının muhâfazasıyla görevliydi. sadrâzam bayram paşanın vefatıyla, orduya dâvet olunarak vezir-i âzam tâyin edildi (ağustos 1638).
bağdat muhâsarasının gecikmesi üzerine, murad hanın şiddetli bir emrini alan tayyar mehmed paşa, kılıcı elinde olduğu halde serdengeçtilerin başına geçerek kale burçlarına tırmandı. şiddetli çarpışmalar sonucunda, bağdat kalesinin önemli burçlarından birkaçını ele geçiren tayyar paşa, bu sırada bir kurşunla vurularak ağır yaralandı ve çadırına naklini müteakip vefât etti (aralık 1638). kabri, imâm-ı azam türbesi bahçesinde, babasının yanındadır.
tedbirli, temkinli, cesur ve değerli bir kumandan olan tayyar mehmed paşanın vefâtı, sultan dördüncü murad’ı çok müteessir etmiş ve:
“ah tayyar, bağdat kalesi gibi yüz kaleye değerdin. allah taksirâtını af, cennet’te rûhunu nûra gark eyleye” sözleriyle hakkında hayır duâ etmiştir.
çeşitli görevlerde bulunduktan sonra, vezir pâyesiyle diyarbakır beylerbeyi oldu. abaza isyânında, onunla berâber olmuş gibi görünerek abaza’nın kayseri harbinde mağlup olmasını temin etti. dördüncü murad hanın bağdat seferine çıktığı sırada musul taraflarının muhâfazasıyla görevliydi. sadrâzam bayram paşanın vefatıyla, orduya dâvet olunarak vezir-i âzam tâyin edildi (ağustos 1638).
bağdat muhâsarasının gecikmesi üzerine, murad hanın şiddetli bir emrini alan tayyar mehmed paşa, kılıcı elinde olduğu halde serdengeçtilerin başına geçerek kale burçlarına tırmandı. şiddetli çarpışmalar sonucunda, bağdat kalesinin önemli burçlarından birkaçını ele geçiren tayyar paşa, bu sırada bir kurşunla vurularak ağır yaralandı ve çadırına naklini müteakip vefât etti (aralık 1638). kabri, imâm-ı azam türbesi bahçesinde, babasının yanındadır.
tedbirli, temkinli, cesur ve değerli bir kumandan olan tayyar mehmed paşanın vefâtı, sultan dördüncü murad’ı çok müteessir etmiş ve:
“ah tayyar, bağdat kalesi gibi yüz kaleye değerdin. allah taksirâtını af, cennet’te rûhunu nûra gark eyleye” sözleriyle hakkında hayır duâ etmiştir.
(bkz: tayyar mehmet pasa)
(bkz: tarhuncu ahmet pasa)
sultan ikinci abdülhamid han devri vezirlerinden ve mâbeyn başkâtibi. istanbul’da doğdu. gençliğinde bâbıâli kalemlerinde çalıştı ve burada kendini yetiştirdi. dâhiliye mektupçu kaleminde önce muâvin, sonra başmuâvin oldu. bahriye nezareti mektupçuluğuna tâyin edildi. buradan sultan ikinci abdülhamid hanın mâbeyn başkâtipliğine getirildi. vezirlik ve paşa rütbesi de verildi.
abdülhamid han (1876-1909) zamânında sadâkat ve hüsnüniyetle devlete hizmet etti. 1908’de ikinci meşrûtiyetin îlân edilmesiyle, memuriyeti ve rütbesi alındı. meşrûtiyetçiler ve ittihatçılar tarafından horlandı. 1908’den sonra, sefâlet içinde yaşadı. 1910 yılında istanbul’da vefât etti.
abdülhamid ve yıldız hâtıraları adlı eseri kıymetli olup, sultan ikinci abdülhamid hanın yanında bulunurken şâhit olduğu hâdiselerin toplanmasından meydana gelmiştir. bu eserinde pek çok hakikati anlatmakta, sultan ikinci abdülhamid hanın şahsiyeti ve devrinin hâdiselerine ışık tutmaktadır.
abdülhamid han (1876-1909) zamânında sadâkat ve hüsnüniyetle devlete hizmet etti. 1908’de ikinci meşrûtiyetin îlân edilmesiyle, memuriyeti ve rütbesi alındı. meşrûtiyetçiler ve ittihatçılar tarafından horlandı. 1908’den sonra, sefâlet içinde yaşadı. 1910 yılında istanbul’da vefât etti.
abdülhamid ve yıldız hâtıraları adlı eseri kıymetli olup, sultan ikinci abdülhamid hanın yanında bulunurken şâhit olduğu hâdiselerin toplanmasından meydana gelmiştir. bu eserinde pek çok hakikati anlatmakta, sultan ikinci abdülhamid hanın şahsiyeti ve devrinin hâdiselerine ışık tutmaktadır.
sultan ikinci bayezid’in oğlu, yavuz sultan selim’in ağabeyi. 1467’de amasya’da doğdu. istanbul’da fâtih sultan mehmed hanın sarayında iyi bir eğitim gördü. arapça, farsça öğrendi. dedesinin vefâtı (1481) üzerine, babası istanbul’a gelinceye kadar saltanat kaymakamlığı yaptı. 1491’de merkezi manisa olan saruhan sancakbeyliğine tâyin olundu. 1502’de, amasya sancakbeyi şehzâde ahmed’in îtirâzıyla, merkezi antalya olan teke sancakbeyliğine gönderildi. hâmid sancağı da kendisine bağlandı. osmanlı denizciliğinin gelişmesinde katkısı oldu.
veliahtlık meselenin ortaya çıkması üzerine, tekrar saruhan’a tâyin isteği kabul edilmedi. babası ve sadrâzam hadım ali paşanın, şehzâde ahmed’in veliahtlığına taraftar olmaları gibi sebeplerle istanbul’la arası açıldı. hac bahânesiyle antalya’dan mısır’a gitti (1509). mısır’da memlûk sultanı kansu gavri tarafından parlak merâsimlerle karşılanması, babasını kızdırdı. bağışlanması üzerine antalya’ya döndü (1511). kardeşi selim’in, babasına karşı hareketi üzerine manisa’ya, sonra da gizlice istanbul’a gitti. yeniçerilerden, pâdişâhlık için aradığı desteği bulamadı. babasının yerine geçen kardeşi yavuz sultan selim’in pâdişâhlığını tanıdı. saruhan sancakbeyliğine tâyin edildi.
yavuz sultan selim, ağabeyinin fikrini öğrenmek için, bâzı devlet adamlarının ağzından pâdişâh olmasını arzu eder tarzda mektuplar yazdırdı. şehzâde korkut’un, mektuplara müspet cevaplar vermesi üzerine, manisa kuşatıldı. bergama yakınlarında yakalanan korkut, bursa’ya götürülürken emet yakınlarında eğrigöz’de öldü (1513). bursa’da orhan gâzi türbesi civârında defnolundu.
din ve fen ilimlerinde yetişmiş olan şehzâde korkut, harîmî mahlasıyla şiirler yazmıştır. dîvân sâhibi bir şâirdir. fıkıhta ganîmet hukûkuna dâir hallü işkali’l-efkâr fi hill-i emvali’l-küffâr adlı eserin sâhibidir. vesiletü’l-ahlâk adlı ahlâk kitabını arapça olarak kaleme almıştır. tasavvufla ilgili olarak da kitab fi’t-tasavvuf diğer adıyla kitâbü’l-harîmî’yi yazmıştır.
diğer eserleri; şerh-i elfâz-ı küfr, korkudiye (fetavâ-i korkudhâniye) ve şerhü’l-mevâkıf li’l-cürcânî’dir.
şehzâde korkut, bu kadar eser sâhibi olmasına rağmen, ilminden çok, akdeniz’deki türk denizcilerine yaptığı yardımlarla meşhur olmuştur. onlara gemi ve malzeme yardımında bulunmuş, hıristiyan şövalyelerin ellerine esir düşenleri kurtarmıştır. bilhassa oruç ve hızır (barbaros) reislere yardım ve teşvikleri meşhurdur.
veliahtlık meselenin ortaya çıkması üzerine, tekrar saruhan’a tâyin isteği kabul edilmedi. babası ve sadrâzam hadım ali paşanın, şehzâde ahmed’in veliahtlığına taraftar olmaları gibi sebeplerle istanbul’la arası açıldı. hac bahânesiyle antalya’dan mısır’a gitti (1509). mısır’da memlûk sultanı kansu gavri tarafından parlak merâsimlerle karşılanması, babasını kızdırdı. bağışlanması üzerine antalya’ya döndü (1511). kardeşi selim’in, babasına karşı hareketi üzerine manisa’ya, sonra da gizlice istanbul’a gitti. yeniçerilerden, pâdişâhlık için aradığı desteği bulamadı. babasının yerine geçen kardeşi yavuz sultan selim’in pâdişâhlığını tanıdı. saruhan sancakbeyliğine tâyin edildi.
yavuz sultan selim, ağabeyinin fikrini öğrenmek için, bâzı devlet adamlarının ağzından pâdişâh olmasını arzu eder tarzda mektuplar yazdırdı. şehzâde korkut’un, mektuplara müspet cevaplar vermesi üzerine, manisa kuşatıldı. bergama yakınlarında yakalanan korkut, bursa’ya götürülürken emet yakınlarında eğrigöz’de öldü (1513). bursa’da orhan gâzi türbesi civârında defnolundu.
din ve fen ilimlerinde yetişmiş olan şehzâde korkut, harîmî mahlasıyla şiirler yazmıştır. dîvân sâhibi bir şâirdir. fıkıhta ganîmet hukûkuna dâir hallü işkali’l-efkâr fi hill-i emvali’l-küffâr adlı eserin sâhibidir. vesiletü’l-ahlâk adlı ahlâk kitabını arapça olarak kaleme almıştır. tasavvufla ilgili olarak da kitab fi’t-tasavvuf diğer adıyla kitâbü’l-harîmî’yi yazmıştır.
diğer eserleri; şerh-i elfâz-ı küfr, korkudiye (fetavâ-i korkudhâniye) ve şerhü’l-mevâkıf li’l-cürcânî’dir.
şehzâde korkut, bu kadar eser sâhibi olmasına rağmen, ilminden çok, akdeniz’deki türk denizcilerine yaptığı yardımlarla meşhur olmuştur. onlara gemi ve malzeme yardımında bulunmuş, hıristiyan şövalyelerin ellerine esir düşenleri kurtarmıştır. bilhassa oruç ve hızır (barbaros) reislere yardım ve teşvikleri meşhurdur.
balkan harbi fedâi ve şehitlerinden.
yaptığı hizmetle târihe geçen, şehit düştüğü tepeye adını vererek unutulmazlar arasına giren kâmil efendi, aslen bulgaristan’ın lofça kasabasındandır. doğumu hakkında kesin bir bilgi yoktur. dînine bağlı bir âileye mensup olan kâmil efendi, 93 harbi diye târihlere geçen 1876-1877 rus harbi sonrasında anadolu’ya gelmiş ve bursa’ya yerleşmiştir.
çocukluğunda iyi bir terbiye alan kâmil efendi, askerî okulları bitirerek subay oldu. osmanlı devletini idâre edenlerin akıl almaz gafletleri sonucunda girilen balkan harbine iştirak etti. edirne’nin düşmesi, çatalca’ya kadar bulgarların gelmesi sonucunda birliklerin geri çekilmesi esnâsında genç bir subay olarak büyük hizmetleri görüldü. istanbul işgal tehlikesiyle karşı karşıyaydı. çatalca yakınlarındaki köprü düşünce, düşman birliklerinin harekâtı kolaylaşacaktı. bu sebepten o bölgeyi müdâfaa eden komutan, bu köprünün tahrip edilmesi için gönüllü subay aradı. vatan sevgisi ve şehit olma arzusuyla yanan kâmil efendi, bir arkadaşıyla berâber bu kutsal vazifeye tâlip oldu.
tahrip kalıpları ve fedâkâr bir arkadaşıyla hemen vazifeye koşan kâmil efendi, köprüyü havaya uçurdu. bu esnâda, arkadaşıyla birlikte çok arzu ettikleri şehitliğe de ulaştılar.
kâmil efendi şehit olduktan sonra, hadımköy-yassıören yolunun akpınar mevkiinde, yolun sol tarafındaki bir tepe üzerine gömüldü. bu tepe haritalarda da şehit kâmil tepesi olarak geçmektedir.
yaptığı hizmetle târihe geçen, şehit düştüğü tepeye adını vererek unutulmazlar arasına giren kâmil efendi, aslen bulgaristan’ın lofça kasabasındandır. doğumu hakkında kesin bir bilgi yoktur. dînine bağlı bir âileye mensup olan kâmil efendi, 93 harbi diye târihlere geçen 1876-1877 rus harbi sonrasında anadolu’ya gelmiş ve bursa’ya yerleşmiştir.
çocukluğunda iyi bir terbiye alan kâmil efendi, askerî okulları bitirerek subay oldu. osmanlı devletini idâre edenlerin akıl almaz gafletleri sonucunda girilen balkan harbine iştirak etti. edirne’nin düşmesi, çatalca’ya kadar bulgarların gelmesi sonucunda birliklerin geri çekilmesi esnâsında genç bir subay olarak büyük hizmetleri görüldü. istanbul işgal tehlikesiyle karşı karşıyaydı. çatalca yakınlarındaki köprü düşünce, düşman birliklerinin harekâtı kolaylaşacaktı. bu sebepten o bölgeyi müdâfaa eden komutan, bu köprünün tahrip edilmesi için gönüllü subay aradı. vatan sevgisi ve şehit olma arzusuyla yanan kâmil efendi, bir arkadaşıyla berâber bu kutsal vazifeye tâlip oldu.
tahrip kalıpları ve fedâkâr bir arkadaşıyla hemen vazifeye koşan kâmil efendi, köprüyü havaya uçurdu. bu esnâda, arkadaşıyla birlikte çok arzu ettikleri şehitliğe de ulaştılar.
kâmil efendi şehit olduktan sonra, hadımköy-yassıören yolunun akpınar mevkiinde, yolun sol tarafındaki bir tepe üzerine gömüldü. bu tepe haritalarda da şehit kâmil tepesi olarak geçmektedir.
türkçülüğün ilk öncülerinden biri olan süleyman hüsnü paşa, 1838’de istanbul’da, süleymaniye civarındaki molla gürani mahallesinde doğmuştur. babası, yeniçeri ağası olan mehmed hâlet efendidir.
ilk öğrenimine mahalle mektebinde başlayan süleyman hüsnü, arapça ve farsçayı, beyazıt camii’nde dersler veren mudurnulu ismail efendiden öğrendi.daha sonra maçka askerî idadisi’ne girdi. burayı bitirdikten sonra mekteb-i harbiye’ye (bugünkü harp okulu’na) yazıldı. bu okuldan 1863’te mezun olarak orduya katıldı.
süleyman hüsnü paşanın ilk görevi, karadağ harekâtına, derviş mehmed paşa kuvvetleri içinde katılması oldu. buradan istanbul’a döndüğü zaman, harp okulu’na önce matematik, sonra kitabet (kompozisyon) hocası olarak tayin edildi. bir süre sonra, aynı okulun ders nâzırlığına getirildi.
askerî eğitimin geliştirilmesinde büyük hizmetleri görülmüş olan galib paşanın ölümü üzerine, ondan boşalan mekâtib-i askeriye nâzırlığına tayin edildi. bütün askerî okullardan sorumlu olan bu makam, yalnız harp okulu’nu değil, daha alt kademedeki askerî okulları da bünyesine alıyordu.
süleyman paşanın asıl büyük hizmeti, bu görevi sırasında başardığı işlerde görülmektedir.öncelikle, askerî okulların ders programlarını ve müfredatlarını yeniden düzenlemiş ve bu programlara uygun tarih ve dil kitaplarını kaleme almıştır. bu kitapları ile de türklük şuurunun uyanmasında etkili olmuştur.
sultan abdülaziz’in tahttan indirilmesi ve yerine v. murad’ın çıkarılması sırasındaki olaylara, askerî okul öğrencileri de karışmıştı. sultan ii. abdülhamid, bu olayı unutmamış ve hükümdar olduktan sonra, süleyman paşa’dan sürekli kuşkulanmıştı. bu sebeple, onu, ahmed muhtar paşa’dan boşalan bosna-hersek kumandanlığına tayin ederek istanbul’dan uzaklaştırdı. süleyman paşa, bu görevdeyken 1877-1878 türk-rus savaşı (doksanüç harbi) patlak verdi. rumeli’deki kumandanlar başarı gösteremediler. rus orduları, bulgaristan içlerinde ilerleyerek, şıpka geçidi’ne kadar dayandı. bu geçidi aşacak olurlarsa, önlerinde edirne ve istanbul’a kadar bir engel kalmayacaktı. bunun üzerine,süleyman paşa, birliklerini deniz yoluyla dedeağaç’a nakletti ve oradan şıpka geçidi’ne yürüdü. burada çok şiddetli çarpışmalar oldu. artık müşir(mareşal) rütbesini almış bulunan süleyman paşa, harekâtı başarı ile yönetti. ancak, onun gösterdiği kahramanlık, türk ordusunun yenik düşmesini önleyemedi. bu savaştan sonra, süleyman paşa, “şıpka kahramanı” olarak anıldı.
fakat, cephe gerisindeki entrikalar, sultan abdülhamid han üzerinde etkili oldu. yenilginin sorumlusu olarak o gösterildi. süleyman paşa, tutuklanıp istanbul’a getirildi ve taşkışla’ya hapsedildi. buradaki yargılanması bir yıl kadar sürdü. sonunda idama mahkûm edildi. sultan abdülhamid han, idam cezasını, sürgüne çevirdi. bağdat’a sürülen süleyman paşa, hayatının son on dört yılını burada geçirdi. 8 ağustos 1892’de bağdat’ta ölen paşa, ebu yusuf camii’nin bahçesine gömüldü.
ilk öğrenimine mahalle mektebinde başlayan süleyman hüsnü, arapça ve farsçayı, beyazıt camii’nde dersler veren mudurnulu ismail efendiden öğrendi.daha sonra maçka askerî idadisi’ne girdi. burayı bitirdikten sonra mekteb-i harbiye’ye (bugünkü harp okulu’na) yazıldı. bu okuldan 1863’te mezun olarak orduya katıldı.
süleyman hüsnü paşanın ilk görevi, karadağ harekâtına, derviş mehmed paşa kuvvetleri içinde katılması oldu. buradan istanbul’a döndüğü zaman, harp okulu’na önce matematik, sonra kitabet (kompozisyon) hocası olarak tayin edildi. bir süre sonra, aynı okulun ders nâzırlığına getirildi.
askerî eğitimin geliştirilmesinde büyük hizmetleri görülmüş olan galib paşanın ölümü üzerine, ondan boşalan mekâtib-i askeriye nâzırlığına tayin edildi. bütün askerî okullardan sorumlu olan bu makam, yalnız harp okulu’nu değil, daha alt kademedeki askerî okulları da bünyesine alıyordu.
süleyman paşanın asıl büyük hizmeti, bu görevi sırasında başardığı işlerde görülmektedir.öncelikle, askerî okulların ders programlarını ve müfredatlarını yeniden düzenlemiş ve bu programlara uygun tarih ve dil kitaplarını kaleme almıştır. bu kitapları ile de türklük şuurunun uyanmasında etkili olmuştur.
sultan abdülaziz’in tahttan indirilmesi ve yerine v. murad’ın çıkarılması sırasındaki olaylara, askerî okul öğrencileri de karışmıştı. sultan ii. abdülhamid, bu olayı unutmamış ve hükümdar olduktan sonra, süleyman paşa’dan sürekli kuşkulanmıştı. bu sebeple, onu, ahmed muhtar paşa’dan boşalan bosna-hersek kumandanlığına tayin ederek istanbul’dan uzaklaştırdı. süleyman paşa, bu görevdeyken 1877-1878 türk-rus savaşı (doksanüç harbi) patlak verdi. rumeli’deki kumandanlar başarı gösteremediler. rus orduları, bulgaristan içlerinde ilerleyerek, şıpka geçidi’ne kadar dayandı. bu geçidi aşacak olurlarsa, önlerinde edirne ve istanbul’a kadar bir engel kalmayacaktı. bunun üzerine,süleyman paşa, birliklerini deniz yoluyla dedeağaç’a nakletti ve oradan şıpka geçidi’ne yürüdü. burada çok şiddetli çarpışmalar oldu. artık müşir(mareşal) rütbesini almış bulunan süleyman paşa, harekâtı başarı ile yönetti. ancak, onun gösterdiği kahramanlık, türk ordusunun yenik düşmesini önleyemedi. bu savaştan sonra, süleyman paşa, “şıpka kahramanı” olarak anıldı.
fakat, cephe gerisindeki entrikalar, sultan abdülhamid han üzerinde etkili oldu. yenilginin sorumlusu olarak o gösterildi. süleyman paşa, tutuklanıp istanbul’a getirildi ve taşkışla’ya hapsedildi. buradaki yargılanması bir yıl kadar sürdü. sonunda idama mahkûm edildi. sultan abdülhamid han, idam cezasını, sürgüne çevirdi. bağdat’a sürülen süleyman paşa, hayatının son on dört yılını burada geçirdi. 8 ağustos 1892’de bağdat’ta ölen paşa, ebu yusuf camii’nin bahçesine gömüldü.
(bkz: sokullu mehmet pasa)
türk denizcisi ve ilim adamı. 1498 yılında doğdu. sinoplu bir âileden gelmedir. babası hüseyin reis, galata’daki bahriye dârü’s-sınaasında kethüda idi. kendisi de bu mesleğe girerek tersâne kâtipliği yaptı. denizci olduğu kadar, müspet ilimlere de ilgi duydu ve kendisini yetiştirdi.
tersânede reis olarak çalıştı. 1522 rodos fethinden îtibâren, osmanlı donanmasının akdeniz’deki bütün faaliyetlerine katıldı. hayreddin paşa ile preveze savaşında, sinan paşa ile trablus fethinde bulundu. azepler kâtibi, tersâne kethüdâsı ve hassa donanma reisi, yâni osmanlı merkez filosu kumandanı oldu. piri reis’in, umman seferinden başarısız dönüşü üzerine, kânûnî sultan süleyman han tarafından, mısır donanması kumandanlığına getirildi. seydi ali reis, 1554 yılı başında basra’ya gelip, donanmayı teslim aldı. hürmüz boğazından çıkıp hind denizine açıldı. aynı yılın ağustos ayında hurfakan önünde bir portekiz filosu ile karşılaştı. zâyiat verdirerek çekilmeye mecbur etti. kalkat yakınlarında ikinci bir portekiz filosunun hücumuna uğradı. düşmana epey zarar verdirmekle berâber, kendisi de kuvvet kaybettiği için, o sırada kopan şiddetli fırtınanın da tesiriyle savaşı bırakıp, umman denizine yelken açtırdı.
umman açıklarında, fil kasırgası denilen müthiş bir fırtınaya tutulan seydi ali reisin gemileri, hindistan’a kadar sürüklendi. bu arada büyük zâyiata uğrayan ali reis, demen kalesi önüne gelip, kalenin hâkimi esed handan iltica hakkı istedi. esed han tarafından iyi karşılanan seydi ali reis, batan gemilerin toplarını ona emânet bırakıp surat’a hareket etti. surat hâkimi hüdavend hanla iyi münâsebetler kurdu. onun bruc üzerine yaptığı sefere de katıldı. portekizlilerden yol bulup, mısır’a ulaşmak ümidi kaybolunca, seydi ali reisin gemiciler üzerindeki otoritesi de sarsıldı. gemicilerin bir kısmı esed hanın, ekseriyeti de hüdavend hanın hizmetine geçince, ali reis, memlekete kara yolundan dönmekten başka çâre göremedi.
gemileri, silâh ve teçhizâtı, hüdavend hana satarak, bedellerinin istanbul’a gönderilmesi şartıyla senet alıp, kendisine bağlı kalan 50 kadar levent ve yeniçeriyle, 1554 kasımında ahmedâbad’a doğru yola çıktı. gücerât hâkimi ahmed han tarafından iyi bir şekilde karşılanan ali reis, onun yüksek ücretli, parlak vazîfe tekliflerini reddederek, lahor’a hareket etti. geçiş izni almak için delhi’ye timurlu imparatoru hümayun şahın huzuruna çıktı. burada da iyi karşılandı. vazîfe teklifini kabul etmedi. 1556 şubatında kâbil’e doğru yola çıktı. semerkant’a, oradan buhara’ya geldi. bu arada özbeklerin hücumuna uğradı. kendisi yaralandı. bir arkadaşı da öldürüldü. bu yersiz hâdiseden özür dileyen buhara hanı burhan hanın yanında 15 gün misâfir kaldıktan sonra, horasan üzerinden meşhed’e vardı. meşhed vâlisi, bu silâhlı osmanlı müfrezesinin, anadolu’dan özbek sultanı barak hana gönderilen uzman askerler olabileceği kanaatiyle tevkif ederek, kazvin’e gönderdi. daha bir sürü meraklı ve heyecanlı, alâka çekici hâdiselerden sonra istanbul’a döndü. böylece, surat’tan hareketinden iki sene üç ay sonra bu maceralı seyahati tamamlamış oldu.
bir an evvel sultan süleyman’ın huzuruna çıkarak, süveyş filosunun kaybından duyduğu suçluluğu affettirmek isteyen seydi ali reis, pâdişâhın edirne’de olduğunu öğrenince oraya hareket etti. huzûra kabul edilerek, görüştüğü 18 müslüman hâkim veya hükümdarın sultan süleyman’a yazdığı mektupları takdim etti. pâdişâhın affına ve iltifatlarına mazhar oldu. 80 akçe gündelikle dergâh-ı âlî müteferrikalığına tâyin edildi. birikmiş olan dört yıllık ulufesi de ödendi. 1563 ocak ayında vefât etti.
kısaca açıklanan bu ünlü seyahatiyle kendini tanıtan seydi ali reis, aynı zamanda şâir, edip ve âlim bir kimseydi. cömert tabiatlı ve derviş yaratılışlıydı. zengin bir kütüphânesi de vardı. şiirlerinde kâtibî mahlasını kullandı. tezkirelerde kâtib-i râmî adıyla tanıtılır.
başlıca eserleri:
mir’ât-ı kâinât: denizcilik ve astronomi konusunda bilgi verir.
kitâbü’l-muhit (el-muhit fî ilmi’l-eflâk ve’l-buhûr): yön tâyini, zaman hesabı, güneş ve ay seneleri, pusula, denizcilik bakımından mühim yıldızların, limanlarla adaların tanıtılması, rüzgâr ve deniz yolları hakkında önemli bilgiler verir. dış dünyâda çok tanınan bu eser almanca, italyanca ve ingilizceye tercüme edildi.
mir’atü’l-memâlik: maceralı seyahatini anlatır. türk edebiyatının şâheserlerinden olan bu eser, aynı zamanda hâtırât mahiyetindedir. türkçe metni 1913’te yayınlandı. bu mühim eser almanca, ingilizce, fransızca, rumca, özbekçe ve rusçaya da tercüme edilmiştir.
tersânede reis olarak çalıştı. 1522 rodos fethinden îtibâren, osmanlı donanmasının akdeniz’deki bütün faaliyetlerine katıldı. hayreddin paşa ile preveze savaşında, sinan paşa ile trablus fethinde bulundu. azepler kâtibi, tersâne kethüdâsı ve hassa donanma reisi, yâni osmanlı merkez filosu kumandanı oldu. piri reis’in, umman seferinden başarısız dönüşü üzerine, kânûnî sultan süleyman han tarafından, mısır donanması kumandanlığına getirildi. seydi ali reis, 1554 yılı başında basra’ya gelip, donanmayı teslim aldı. hürmüz boğazından çıkıp hind denizine açıldı. aynı yılın ağustos ayında hurfakan önünde bir portekiz filosu ile karşılaştı. zâyiat verdirerek çekilmeye mecbur etti. kalkat yakınlarında ikinci bir portekiz filosunun hücumuna uğradı. düşmana epey zarar verdirmekle berâber, kendisi de kuvvet kaybettiği için, o sırada kopan şiddetli fırtınanın da tesiriyle savaşı bırakıp, umman denizine yelken açtırdı.
umman açıklarında, fil kasırgası denilen müthiş bir fırtınaya tutulan seydi ali reisin gemileri, hindistan’a kadar sürüklendi. bu arada büyük zâyiata uğrayan ali reis, demen kalesi önüne gelip, kalenin hâkimi esed handan iltica hakkı istedi. esed han tarafından iyi karşılanan seydi ali reis, batan gemilerin toplarını ona emânet bırakıp surat’a hareket etti. surat hâkimi hüdavend hanla iyi münâsebetler kurdu. onun bruc üzerine yaptığı sefere de katıldı. portekizlilerden yol bulup, mısır’a ulaşmak ümidi kaybolunca, seydi ali reisin gemiciler üzerindeki otoritesi de sarsıldı. gemicilerin bir kısmı esed hanın, ekseriyeti de hüdavend hanın hizmetine geçince, ali reis, memlekete kara yolundan dönmekten başka çâre göremedi.
gemileri, silâh ve teçhizâtı, hüdavend hana satarak, bedellerinin istanbul’a gönderilmesi şartıyla senet alıp, kendisine bağlı kalan 50 kadar levent ve yeniçeriyle, 1554 kasımında ahmedâbad’a doğru yola çıktı. gücerât hâkimi ahmed han tarafından iyi bir şekilde karşılanan ali reis, onun yüksek ücretli, parlak vazîfe tekliflerini reddederek, lahor’a hareket etti. geçiş izni almak için delhi’ye timurlu imparatoru hümayun şahın huzuruna çıktı. burada da iyi karşılandı. vazîfe teklifini kabul etmedi. 1556 şubatında kâbil’e doğru yola çıktı. semerkant’a, oradan buhara’ya geldi. bu arada özbeklerin hücumuna uğradı. kendisi yaralandı. bir arkadaşı da öldürüldü. bu yersiz hâdiseden özür dileyen buhara hanı burhan hanın yanında 15 gün misâfir kaldıktan sonra, horasan üzerinden meşhed’e vardı. meşhed vâlisi, bu silâhlı osmanlı müfrezesinin, anadolu’dan özbek sultanı barak hana gönderilen uzman askerler olabileceği kanaatiyle tevkif ederek, kazvin’e gönderdi. daha bir sürü meraklı ve heyecanlı, alâka çekici hâdiselerden sonra istanbul’a döndü. böylece, surat’tan hareketinden iki sene üç ay sonra bu maceralı seyahati tamamlamış oldu.
bir an evvel sultan süleyman’ın huzuruna çıkarak, süveyş filosunun kaybından duyduğu suçluluğu affettirmek isteyen seydi ali reis, pâdişâhın edirne’de olduğunu öğrenince oraya hareket etti. huzûra kabul edilerek, görüştüğü 18 müslüman hâkim veya hükümdarın sultan süleyman’a yazdığı mektupları takdim etti. pâdişâhın affına ve iltifatlarına mazhar oldu. 80 akçe gündelikle dergâh-ı âlî müteferrikalığına tâyin edildi. birikmiş olan dört yıllık ulufesi de ödendi. 1563 ocak ayında vefât etti.
kısaca açıklanan bu ünlü seyahatiyle kendini tanıtan seydi ali reis, aynı zamanda şâir, edip ve âlim bir kimseydi. cömert tabiatlı ve derviş yaratılışlıydı. zengin bir kütüphânesi de vardı. şiirlerinde kâtibî mahlasını kullandı. tezkirelerde kâtib-i râmî adıyla tanıtılır.
başlıca eserleri:
mir’ât-ı kâinât: denizcilik ve astronomi konusunda bilgi verir.
kitâbü’l-muhit (el-muhit fî ilmi’l-eflâk ve’l-buhûr): yön tâyini, zaman hesabı, güneş ve ay seneleri, pusula, denizcilik bakımından mühim yıldızların, limanlarla adaların tanıtılması, rüzgâr ve deniz yolları hakkında önemli bilgiler verir. dış dünyâda çok tanınan bu eser almanca, italyanca ve ingilizceye tercüme edildi.
mir’atü’l-memâlik: maceralı seyahatini anlatır. türk edebiyatının şâheserlerinden olan bu eser, aynı zamanda hâtırât mahiyetindedir. türkçe metni 1913’te yayınlandı. bu mühim eser almanca, ingilizce, fransızca, rumca, özbekçe ve rusçaya da tercüme edilmiştir.
neden bekliyorsun?
bu sözlük, duygu ve düşüncelerini özgürce paylaştığın bir platform, hislerini tercüme eden özgür bilgi kaynağıdır.
katkıda bulunmak istemez misin?