confessions

mitili

- Yazar -

  1. toplam entry 12923
  2. takipçi 2
  3. puan 307399

ıhşıdoğulları beyliği

mitili
mısır’da, 935-969 tarihleri arasında hüküm sürmüş bir türk hânedânı.
devletin kurucusu muhammed bin tuğç, iki nesilden beri abbasîlerin hizmetinde bulunan bir türk ailesindendir. muhammed bin tuğç, 935 yılında mısır valisi oldu ve istiklâlini ilan ederek, halife râzi’den ihşîd unvanını aldı. ihşîd “şahlar şâhı” mânâsına geliyordu. ayrıca, muhammed’in ataları da fergana’da ihşîd unvanıyla meliklik yaparlardı.

ihşîd, mısır’da tam bir hâkimiyet sağladı. ancak bu sırada, bağdat’ta hâkimiyeti ele geçirmiş olan muhammed bin râik, mısır’a kadar geldi. bu tehlikeli durum üzerine muhammed bin tuğç, vergi vermek şartıyla remle’ye kadar olan bölgeyi geri aldı. beş sene devam eden barış devresinden sonra, iki emîrin arası yeniden açıldı. laccun mevkiindeki savaşı, iki taraf da kazanamadı. fakat, tesis edilen ailevî münasebetler, iki emîri yeniden birbirine yaklaştırdı. ihşîd, senelik 140.000 dinar vergi verdi.

emir raik’in ölümünden sonra, ihşidîlere, hamdânî ailesinden yeni bir rakip ortaya çıktı. ancak ,muhammed bin tuğç, sulh devresini iyi değerlendirmiş ve devleti en kudretli mevkiine çıkarmıştı. emîrü’l-ümerâlık mevkiini elde etmek için mücadeleye başladı. 944 yılında, rakka’nın karşısında, fırat kenarında halife el-mütteki ile karşılaştı. ancak, bu sırada hamdânî ailesinden emir seyfüddevle, mısır’ı tehdit etmeye başladığından, geri döndü. böylece yeniden başlayan mücadelede, ihşidîler galip geldi. muhammed bin tuğç, şam’ı ele geçirdi ise de 964 yılında öldü. yerine iki oğlundan ebü’l-kâsım unûcur tahta geçti.

unûcur ve kardeşi ali zamanında ihşidîlerin, mısır’daki hâkimiyeti sözde kalmıştı. gerçek iktidar, ihşîd’in ölümünden biraz önce, çocukları için saltanat nâibi olarak tayin ettiği nubyalı köle kâfûr’un elindeydi. oğullar ise, kukla bir vaziyetteydi. nitekim 966 yılında ali’nin ölümü üzerine, kâfur, idareyi tam olarak ele alınca, halife bu valiliği tanıdı. kâfûr, mısır ile suriye’yi tehdit eden hamdânîlere karşı başarılar kazandı. kâfur’un ölümü, mısır’ı kuvvetli bir idareciden mahrum bıraktı. yerine ihşîd’in torunu ahmed, vali tâyin edildi. ancak, bu zayıf ve kısa ömürlü emirin idaresi zamanında mısır, afrika’nın kuzeyinden gelen fâtımîlerin baskısına dayanamadı ve 969 yılında bu devletin hâkimiyeti altına girdi.

ihşidîler hânedânının en önemli iki şahsiyeti, şüphe yok ki ihşîd ile kâfûr’dur. ihşîd, çok kuvvetli ve mücadeleyi seven bir emirdi. ömrü, mısır’da kuvvetli bir hâkimiyet sağlamak için çalışmalarla geçti. bu zor şartlarda, mısır’da imar faaliyetlerini de ihmal etmedi. devletin ikinci mühim şahsiyeti olan kâfûr, zenci bir köleyken sırf zekâsı sayesinde, devletin iktidar mevkiini elde etmiştir. ihşîd ve kâfûr, mısır’da sanat ve edebiyatın da hâmisi olarak tanınmışlardır.

tolunogulları

mitili
dokuzuncu asırda mısır ve suriye’ye hâkim olan türk-islâm devletlerinden.
tolunlular, islâm halifeliği toprakları içinde kurulan ilk müstakil türk siyasi teşekkülüdür. kurucusu, oğuz türklerinden ahmed bin tolun idi. halifelik merkezi, bağdat yakınlarındaki, samarra’da bulunuyordu.

ahmed’in babası tolun, abbâsi halifesi el-mu’tasım (838-842) zamanında, cesareti ve bilgisiyle şöhret yapmış bir zâttı. ahmed de aynı derecede cesur ve bilgili bir şahsiyetti. abbasi valisinin vekili olarak mısır’a geldi. mısır valisi oldu. nüfuzunu filistin ve suriye’ye kadar genişletti. ülkesinde imar faaliyetlerinde bulunup, lüzumlu askerî tedbirleri alarak, kuvvetli bir ordu kurdu. abbasiler, irak’taki zenci esirlerle meşgul olurken, istiklâlini ilan etti (868).

ahmed bin tolun, mısır maliyesinde ıslahat yaptı. mısır ahalisini darlıktan kurtarması sebebiyle çok sevilip, tutuldu. kısa zamanda şam, halep, antakya şehirleriyle birlikte suriye’yi idaresine aldı. adana ve tarsus bölgesini de ülkesine bağladı. ahmed bin tolun’un 884’te vefatıyla, yerine, oğlu humâreveyh geçti.

humâreveyh (884-896) zamanında, tolunoğullarının ikbali daha da parladı. devletin sınırları; toroslar, el-cezire ve irak’a kadar genişledi. 892’de yeni abbasî halifesi olan el-mu’tezid, hilâfete gelişinde humâreveyh ve onun vârislerine, üç yüz bin dinar vergi mukabilinde, otuz yıl süreyle, mısır ile toros sıradağlarına kadar suriye’yi ve musul hariç, el-cezire’yi verdi. antlaşma, daha sonra, tolunluların çok az lehine olacak şekilde yeniden tanzim edildi. humâreveyh, kızı kadr-ün-nedâ’yı, abbasî halifesine, destanlaşan bir merasimle verdi. humâreveyh, suriye’ye yaptığı bir sefer sırasında, köleleri tarafından, otuz iki yaşındayken öldürüldü (896). humâraveyh’in genç yaşta öldürülmesi, tolunoğulları devleti ve mısır için büyük bir talihsizlik oldu.

yerine geçen oğlu ve kardeşleri, istiklallerini koruyamadılar. suriye çölündeki sapık karmatileri kontrol edememeleri, halifenin büyük bir ordu göndermesine sebep oldu. mısır ve diğer ülkeleri, abbasi halifesi el-muktefi’nin kumandanı muhammed bin süleyman tarafından ele geçirilerek, bölge valilerinin idaresine verildi. tolunoğlu hanedanı mensupları, bağdat’a götürüldü (905).

tolunoğulları zamanında mısır, altın çağını yaşadı. iktisadî ve ticarî bakımdan gelişip zenginleşti. halkın üstündeki ağır malî yükler kaldırılarak refah seviyesi yükseltildi.imar faaliyetlerinde bulunulup, büyük mimarî eserler yapıldı. güçlü bir donanma kuruldu. ahmed bin tolun, kahire yakınlarına fustât şehrini inşa ettirip, burayı başşehir yaptı. tolunlulardan kalma tolunoğlu ahmed camii, 9. yüzyılda yapılmasına rağmen, çeşitli istilâ ve zamanın tahribatına uğradığı halde, hâlâ ibadete açıktır. tolunoğlu ahmed camii yanında, vakıf olarak hastane, eczane ve iki de hamam vardı. yeni inşa edilen fustât ve el-ketâ’i’de hükümdarın sarayı etrafında, kumandanların konakları; iktisadî, ticarî ve sosyal hayatın vazgeçilmez müesseseleri olan pek çok cami, çarşı, han, hamam, değirmen ve fırın vardı. el-ketâ’i’de askerî iskân, milliyetlere göreydi. her kavmin mahalleri ayrıydı. tolunlular ordusunun mevcudu, yüz bine yaklaşırdı. ordu, türk ve sudanlılardan meydana gelirdi. ordunun kışlaları, kumandanların konakları etrafındaydı.

tolunoğulları devrinde mısır, başta edebî, tarihî, dînî ve felsefî ilimler olmak üzere muhtelif ilim sahalarında, büyük gelişme gösterdi. ilme ve âlimlere önem veren emirlerin evleri, birer ilim merkezi hâlindeydi. tolunoğlu hükümdarları, halka karşı cömert davrandıklarından, şair ve edipler, onların ihsanlarına nail olmak için etraflarına toplanmışlardı. bu devirde arap dili ve edebiyatı üzerinde çalışan el-velid bin muhammed et-temîmî, ahmed bin câfer ed-dineverî ile tefsir, hadis, fıkıh ve kıraat ilimlerinde kadı bekkar bin kuteybe, debi bin süleymân el-murâdî ve ebû câfer tahavî, bölgede yaşayan âlimlerin ileri gelenlerindendiler.

tugluklular

mitili
hindistan’daki türk-islâm hânedanlarından.
hânedanın kurucusu ve ilk hükümdarı gıyâseddin tuğluk, kalaçların son sultanı kutbeddîn mübârek şah zamanında (1316-1320), pencab ve sind’de valiydi. halacîler saltanatına son veren nâsıreddîn hüsrev şahın sultanlığını tanımayarak, delhi üzerine yürüdü. sultan raziye türbesinin yakınındaki lahravat mevkiinde, nâsıreddîn hüsrev şahı, büyük bir bozguna uğrattı. 6 eylül 1320’de, delhi tahtını ele geçirdikten sonra, yakınlarının ısrarı ile, sultanlığını ilan etti. 1323’te kakatiya racalığını, 1325’te bengal’i aldı. gıyâseddin tuğluk şahın, aynı yıl delhi’de ölümü üzerine, yerine oğlu muhammed geçti.

gıyâseddin muhammed şah, edebiyat ve fennî ilimlerde mütehassıs olduğu kadar mahir bir kumandandı. devlete malî destek için yeni vergiler koydu. moğol tarmaşiri’nin mâverâünnehir’e taarruzuna, 1329’da muvaffakiyetle karşı koydu. moğol işgalindeki orta asya’yı zaptetmek için, pamir yolu ile sefer düşündüyse de gerçekleştiremedi. türk ve islâm âlemiyle devamlı temasta bulundu. kahire’deki abbasî halifesi birinci müstekfi (1302-1340) de, gıyâseddin muhammed şahın saltanatını tasdik etti. memlûklar’la siyasî münasebet kurdu. muhammed şah, 1351’de vefat etti. evlâdı yoktu. hindistan âlimlerinin tavassutu ve ordu kumandanlarının ısrarıyla, hânedandan firûz şah, 1352’de, tuğluk sultanı ilan edildi.

firûz şah (1352-1388), saltanatın sahipsizliğinden istifadeyle çıkan karışıklıkları, tamamen ortadan kaldırdı. ülke içinde huzur ve emniyeti sağladı. birliği kuvvetlendirdi. ahaliye çok âdil davrandı. delhi sultanlığının ekonomik ve kültürel seviyesini yükseltti. bendler, barajlar yaparak, zirâî mahsulün verimliliğinin artmasını sağladı. serhend bölgesini sulayan, 240 kilometre uzunluğunda bir kanal yaptırdı. ortasına da 140 kilometrelik bir kol daha ilave ettirdi. mektepler yaptırıp, âlimleri himaye ederek, kültür seviyesini yükseltti. ahâli, firûz şaha çok hürmet ederdi. tarihçiler, firûz şahı âdil bir hükümdar numunesi, devrini de emsalsiz bir refah ve saadet devri olarak tarif ederler. firûz şah, 1385’te vefat edince yerine, torunu gıyâseddin tuğluk şah geçti. ülkede iç karışıklıklar çıkıp, hânedan mensupları, saltanat iddiasında bulundular. saltanat mücadelesinden istifadeyle, hindular da isyan ettiler, ülke bölündü. timurlular hânedanının kurucusu timur han (1370-1405), hind seferine çıktı. 1398’de delhi’ye girdi ve hindistan’ı zaptetti. tuğluklular ülkesi, hânedanlar arasında paylaşıldığından, devlet bölündü. siyasî birlik parçalandı. multan valisi hızır han, tuğluklular hânedanını yıktı. delhi’ye kendilerinin seyyid olduğunu söyleyen “seyyidler hânedânı” hakim oldu.

saciler

mitili
azerbaycan’daki türk hânedanlarından.
abbasî halifeliği topraklarında kuruldu. hânedânın kurucusu ebü’s-sâc divdâd, uşrusanalı bir türk komutandı. abbasî halifesi el-mütevekkil’in hizmetine giren ebü’s-sâc divdâd kısa bir sürede önemli mevkilere geldi. halep, kınnesrin ve el-ahvâz’da valilik görevlerinde bulundu. 868-870’te âzerbaycan ve havalisinin umumî valiliğine getirildi. 880’de ölümü üzerine yerine oğlu muhammedü’l-afşin ebû ubeydullah geçti.

afşin, 885’te musul ve el-cezîre’yi tulunlular’dan alıp, kendi adına hutbe okuttu. ancak emîr ishak karşısında tutunamayarak geri çekildi ve tekrar âzerbaycan’a yerleşti. meraga, kars ve divin’i zaptetti. 901’de ölümü üzerine yerine kardeşi ebü’l-kasım yûsuf geçti.

ermeni krallığı üzerine sefere çıkan yusuf, kral sempad’ı yenip öldürerek büyük şöhret kazandı. abbasîlerden kazvin, zencan ve ebher’i aldı. üzerine gönderilen abbasî ordusunu bozguna uğrattı (918). ancak iki yıl sonra emir munis’e karşı giriştiği mücadeleyi kaybederek, esir düştü. iki yıl bağdat’ta tutuklu bulunan yusuf, serbest bırakıldıktan sonra karmatîlere karşı giriştiği mücadelede öldürüldü (927). yerine afşin’in oğlu ebü’l-musâfirü’l-feth geçti.

feth, üç yıl hükümdarlık yaptı. feth’ten sonra abbasîler, sâcîlerin hakimiyetine son verip, âzerbaycan ve havalisine tekrar hakim oldular.

sâcîler, islâm devlet hudutları içinde kurulan, fakat iç ve dış siyasetlerinde tamamen müstakil hareket edebilen ilk türk hânedanlarındandır. bölgedeki ermenilere ve abbasîlerin merkezine yakın sapık karmâtîlere karşı, halîfeliğe askerî bakımdan yardımcı oldular. âzerbaycan’da türk nüfusunu bulundurma ve bölgenin türkleşmesinde hizmetleri geçti. sâcîlerin merkezi, önceleri meraga olduğu halde, sonradan erdebil oldu. âzerbaycan’ın iktisadî hayatını geliştirip, altın sikke bastırdılar.

kusanlar

mitili
hindistan’ın kuzeyinde, sakalı bir türk hanedanı.
milattan sonra 1. yüzyıldan 3. yüzyılın ortalarına kadar, hindistan’ın kuzey, kuzey-batısında, afganistan ve türkistan’ın bir kısmında hakim oldular. devletin kurucusu, ilk defa imparator unvanı alan kucula idi. kucula, kısa sürede, hakimiyetini, yüeçi kabilelerine kabul ettirdi. kucula’nın ölümünde, kuşan imparatorluğu, hindukuş’un ötesindeki taksila’ya (bugünkü ravalpindi) kadar yayılmıştı.

kucula’nın ölümünden sonra yerine geçen vina döneminde de, kuşanların genişlemesi devam etti. hindistan’da mathura’ya kadar olan bölgeler, kuşanların hakimiyetine girdi. kuşan imparatorluğu, en parlak zamanını kanişka döneminde (78-120) yaşadı. kanişka’dan sonra başa geçen hükümdarlar döneminde kuşanlar, ak hunlar’ın hakimiyeti altına girdi. dördüncü yüzyılda ise sasânîlerin baskısı altında, tamamen eriyip dağıldılar.

ludiler

mitili
afganistan’da yaşayan halaç türklerinin bir kolu ve bunların hindistan’da kurdukları hânedan.
lûdîlerden bir kısmı, delhi türk sultanı fîrûz şah, üçüncü tuğluk devrinde hindistan’a göç ettiler. tuğluk hanedanının ortadan kalkması ile, devletin iç siyasetinde söz sahibi olmaya başladılar. delhi’ye hakim olan seyyidlerin, hanedanın türk ve afgan askerî sınıflarına seçilmesi, lûdîlerin işlerini daha da kolaylaştırdı. seyyidlerden âlemşah’ın tahttan çekilmesi üzerine, serhend ve lahor eski valisi ve lûdî reisi behlül lûdî, delhi tahtını ele geçirdi (1451).

behlül lûdî, içerdeki durumunu sağlamlaştırmak için, çeşitli tedbirler aldı. dağlık bölgelerde yaşayan afganlıları, kitleler halinde, kuzey hindistan düzlüklerine yerleştirdi. delhi’yi aldığı zaman, hazinesindeki bütün parayı, lûdî afganlarına dağıtarak, kendisi de herkes kadar pay aldı. delhi’yi kuşatan cavnpûr sultanını yendikten sonra, cavnpur’u işgal etti (1478).

behlül, çok mütevazı olmaya, büyük oymak başkanlarına, kendisi ile aynı derecedeymiş gibi davranmaya, her işi onlarla istişare ederek yapmaya, kendisiyle görüşmek isteyen herkesi kabul etmeye, hiçbir zaman beylerini taht üzerinde otururken kabul etmemeye ve onları ayakta bırakmamaya önem verdi. behlül lûdî, 1489 senesinde ölünce, epey çekişmeli geçen toplantılardan sonra beyler, oğullarından nizam hanı, iskender lakabıyla tahta geçirdiler. iskender lûdî, 1495 senesinde bihar’ı fethetti. bengal devleti ile antlaşma yaptı. merkezî otoriteyi temin edip, ıktaların hesaplarını ciddî şekilde denetleyip devletinin hakkını aldı. o da, beylerine babası gibi arkadaşça davranırdı. çok hayır sahibi bir kimseydi.

1517 senesinde vefat eden iskender lûdî’nin yerine, oğlu sultan ibrahim geçti. sultan ibrahim’in beylerine karşı davranışı, dede ve babasından çok farklı idi. çevresini kırdı. sultan ibrahim’in, beylerine karşı şüphelerinin artması ve birçoğunu gizlice yakalatıp, öldürmesi üzerine, bir grup bey, kâbil sultanı babür şâh’a başvurup, hindistan’a davet ettiler. babür şah, çeşitli hazırlık ve deneme seferlerinden sonra, 1526’da hindistan’a yaptığı son seferde, delhi’nin kuzeyinde pâni püt’te sultan ibrahim’in ordusunu bozguna uğrattı. sultan ibrahim, savaş esnasında öldü. böylece, delhi afgan sultanlığı (lûdîler), sona erdi. toprakları, babür’ün eline geçti.

haydarabad nizamlıgi

mitili
hindistan’da kurulan türk asıllı müslüman devlet.
1724 tarihinde gürgâniyye (babür) devleti’ne (1526-1858) bağlı olarak dekken’de çın kılıç han (1671-1748) tarafından kuruldu. çın kılıç han, gürgâniyye devletinin kumandanlarından, türk asıllı, âbid kılıç han semerkandî’nin oğludur.

gürgâniyye devletinde yüksek memuriyetler ve dekken eyalet valiliği de yapan çın kılıç han, 1724 yılında haydarâbad devleti de denilen hânedanlığı kurdu. 1857 yılına kadar gürgâniyye hakimiyetinde olan devlet, bu tarihten sonra ingiltere’ye tâbi oldu. ingilizler, haydarâbad devletinin dış bağımsızlığını bütünüyle, iç bağımsızlığını da kısmen kaldırıp sınırlarını daralttı. 1948 yılında ingiltere’den ayrılıp, bağımsızlığa kavuşan hindistan ile haydarâbad devleti arasında siyasî anlaşmazlık çıktı. devlet başkanı osman nizam han (1911-1967) bölgenin bağımsızlığını savundu. hindistan, bunu kabul etmeyip savaş açtı. savaş sonunda haydarâbad devletinin savunma ve dış işlerinde hindistan’a bağlı, içişlerinde bağımsız olması kabul edildi. fakat, kuzey hindistanlı lider seyyid kasım regavî’nin, hindulara karşı idare ettiği rizakârlar hareketine karşı askerî yardım göndermemesini bahane eden hindistan, haydarâbad’ı işgal etti. idare, askerî bir valiye verilip, bölge eyalet hâline getirildi. 1950 anayasası ile demokratlaşan hindistan, haydarâbad devletinin eski hanı osman nizam’ın, sadece “haydarâbad devlet başkanı” unvanını muhafaza etmesini kabul etti. nizamlık, 1956’da tamamen ortadan kalktı. günümüzde sadece unvan olarak varlığını sürdürmektedir.

gürgâniyye, ingiltere ve hindistan devletleri hakimiyetlerinde yaşayan haydarâbad devletinin başkenti haydarâbad şehridir. hânedânın dili önce türkçe, sonra farsça daha sonra da urduca olup, müslümanlar, çoğunlukla hanefî mezhebindedir. haydarâbad devlet başkanı bereket ali hanın annesi, son halife ikinci abdülmecid efendi’nin kızı dürrî şehvâr sultan olup, kendisi de, istanbullu bir türk kızı ile evlidir. 1918’de osman nizam han tarafından kurulan “osmaniyye üniversitesi”, bugün, öğretim yapılan büyük bir müessesedir.

celayirliler

mitili
ilhanlılardan sonra, irak ve âzerbaycan’da hakimiyet kuran türkleşmiş moğol hanedanı.
celâyirlilerin ataları, cengiz han’a ilk yıllarında büyük yardımlar yapmış ve bunlardan bazıları mühim devlet kademelerine yerleşmişlerdi. celâyirlilerden emir hasan büzürg, ilhanlıların ileri gelen komutanlarındandı. ilhanlı sultanı ebû saîd’in ölümü ile çıkan karışıklıktan istifade ederek, devletin idaresini eline geçirmeye çalıştı. 1340 yılında bağdat’ta bağımsızlığını ilan etti. 1356 yılında ölünce, yerine oğlu şeyh üveys geçti. üveys, âzerbaycan ve tebriz’i, peşinden de musul ve diyarbekir’i ele geçirdi (1364). celâyirli devleti en geniş sınırlarına ulaştı. şeyh üveys’in vefatı üzerine, yerine, oğlu hüseyin geçti (1374). muzafferîler ve karakoyunlular’la mücadele eden sultan hüseyin’in, kardeşi ahmed tarafından 1382’de öldürülmesi üzerine iç karışıklıklar başladı. sultan ahmed, âzerbaycan ve irak’ı, diğer kardeşi bayezid de irak-ı acem ve doğu anadolu taraflarını alarak ülkeyi paylaştılar. fakat 1393’te, timur han, bağdat üzerine yürüyüp sultan ahmed’i kaçırttı. memluk hâkimiyetindeki şam’a sığınan sultan ahmed, bilahare bağdat’a geri döndü. timur’un tekrar gelmesi üzerine, osmanlılar’a sığındı (1400). timur hanla yıldırım bayezid hanın arasının açılmasına sebep oldu. ankara savaşı (1402) sonrasında şam’a sığındı ise de,timur hanın baskısı ile karakoyunlu hükümdarı kara yusuf’la birlikte hapsolundu. iki sultan, hapiste dostluklarını ilerletip, ülkelerinin sınırlarını tespit ettiler. serbest bırakıldıktan bir süre sonra timur hanın vefat etmesi (1405) üzerine çıkan karışıklıklardan istifadeyle, ülkelerine döndüler. bir süre devam eden iki sultanın dostluğu, bir yaylak meselesinden dolayı bozuldu (1410). yapılan savaş neticesinde ahmed celayir’i esir alan kara yusuf, onu çocukları ile birlikte öldürttü. bağdat’ta şah mahmud adında bir çocuk, celâyirli tahtına geçirildi ise de karakoyunlular, bağdat’ı da ele geçirip celâyirli hâkimiyetini ortadan kaldırdılar (1411). celâyirlilerin bir kolu, irak-ı arap’ta bir müddet hükümran olduysa da, karakoyunlu istilası neticesi, hayatiyetleri sona erdi (1432).

celâyirliler döneminde, ilhanlı istilası sırasında yakılıp yıkılan bağdat, yeniden imar edildi. yapılan güzel eserlerle şehir, tekrar ilim merkezi olmaya başladı. emir hasan’ın başlattığı mircâniye medresesinin inşaatı, şeyh üveys zamanında tamamlandı. türk unsurlar, irak’ın her tarafına yayıldı. ülkede türkçe, arapça’dan sonra ikinci dil oldu. şairler ve edipler, celâyirli sarayında toplandılar. celâyirli idarî teşkilâtı, devamı oldukları ilhanlıların idarî teşkilatının aynısı idi.

beridsahlar

mitili
hindistan’ın güneybatısında bidar bölgesinde kurulan sultanlık.
behmenîler devletinin veziri olan kasım bey beridü’l-memalik ismindeki bir türk beyi tarafından kuruldu (1492). başlangıçta göstermelik olarak behmenilere tabi olan beridşahlar, 1527 yılında bağımsızlıklarını ilan ettiler. adını kasım beyin unvanından alan beridşahlar hanedanı, 1619 yılında babür sultanı cihangir şah tarafından ortadan kaldırılıncaya kadar, 127 sene hükümran oldu.

behmeniler

mitili
hindistan’ın dekken bölgesinde kurulan müslüman-türk hanedanlığı.
tuğluk-türk sultanlarından muhammed bin tuğluk zamanında çıkan iç karışıklıklarda, alaeddin hasan behmen şah, dekken bölgesinde bağımsızlığını ilan etti ve gülberge şehrini payitaht (başkent) yaptı. elinde bulunan toprakları; gülberge, devletabad, elliçpur ve birdar olmak üzere dört vilayete böldü. bağımsızlığını ilan etmesine yardımcı olan beyleri, bu vilayetlere vali tayin etti.

alaeddin hasan’ın saltanatı, kurduğu düzeni kabul ettirmek için özellikle hindulara karşı yapmak mecburiyetinde kaldığı seferlerle geçti. devleti, mısır’daki halife tarafından tanındı. 1358 senesinde, gucerat’a karşı yaptığı seferde hastalanıp vefat etti. yerine oğlu muhammed geçti. muhammed şahın ilk işi, devlet ve ordu teşkilatını kurmak oldu.

muhammed şahın bastırdığı para, hindu devletininkinden daha halis idi. hindu varangel ve viceyanagar racaları, behmeni topraklarında bulunan hindu sarraflarla anlaşarak ele geçirdikleri paraları eritip, kendilerininkine çevirdiler. bastırdığı paraların üzerindeki kelime-i şehadetin yerine put konmasına kızan muhammed şah, viceyanagar ve varangel racalarının topraklarına sefer düzenledi ve bu işe vasıta olan hindu sarrafları idam ettirdi. viceyanagar racasının ordusu dağıtıldı.

sultan muhammed’in 1377’de vefatından sonra yerine geçen oğlu mücahid de, saltanatını hindularla mücadeleyle geçirdi. yerine geçen amcası davud şahın kısa süren saltanatından sonra, tahta alaeddin hasan’ın torunu ikinci muhammed şah geçti. dekken’de islamiyet, bunun zamanında yerleşti. sulh ve sükun içinde geçen ikinci muhammed döneminden sonra tahta çıkan gıyaseddin ve şemseddin şahların kısa süren devirleri, karışıklık içinde geçti. sultan taceddin firuz’un hakimiyeti ele geçirmesi ile birlik sağlandı (1397). viceyanagar ve kerla racaları ile başarılı savaşlar yapıldı (1398). yapılan antlaşma neticesinde hindular, uzun zaman behmenilere saldıramadılar. ancak gücerat ve malva sultanlıklarının behmenilere karşı düşmanca tavırlarından cesaret alarak, behmeni topraklarına girdiler. sultan firuz telingana, hindularına karşı düzenlediği başarısız seferin akabinde hastalandı ve kardeşi ahmed şah sultan oldu (1422). ahmed şah, telingana devletini tamamen ortadan kaldırdı (1424). gücerat ve malva sultanlarına karşı başarılı seferler yaptı. ölünce yerine sultan alaeddin ikinci ahmed geçti (1436). bundan sonra behmeniler devleti, iç karışıklıklar ve mücadelelere sahne oldu. hümayun şah ve nizam şah devirlerinde de bu karışıklıklar devam etti.

1461’de çocuk yaşta bulunan muhammed şahın tahta geçmesinden sonra, melik şah, türk ve mahmud kavan gibi güçlü emirler, idareyi ele geçirdiler. bu güçlü komutanlar sayesinde, komşu devletlerin saldırıları durdurulup, ticaret ve hac gemilerine musallat olan korsanlara karşı başarılı seferler düzenlendi. dekken’in batı kıyılarındaki vişalgarh kalesi ve goa limanı ele geçirildi (1471). bilgaum ve bankapur racaları yenildi (1472). bilgaum ve telingana bölgesi ele geçirilip, behmeni devleti, en geniş sınırlarına ulaştırıldı (1478). bu devrede, osmanlı sultanı fatih sultan mehmed hanla elçi mübadelelerinde bulunuldu. en güçlü devrini yaşayan devletin toprakları, kuzeyde berar’dan güneyde viceyanagar’a, doğuda bengal körfezinden batıda umman denizine kadar uzanıyordu. devlet topraklarının büyümesi ile vilayet sayısının artması icab ettiği görüşünde olan vezir mahmud kavan, vilayet sayısını dörtten sekize çıkardı. bundan rahatsız olan valiler, bir komplo neticesi vezirin idamını sağladılar. sultan muhammed de ölüp, çocuk yaştaki oğlu mahmud başa geçince, dört eyalet valisinin herbiri, bağımsızlıklarını ilan ettiler. merkezde behmeni hanedanı, kukla olarak devam etti ise de, idareyi ele geçiren kasım bey beridü’l-memalik ismindeki türk beyi 1527’de beridşahlar devletini kurdu.

behmenli devletinde sultanın muhafızlarına hassa-heyl denilirdi. başlarında tavaci ve yasavul’lar vardı. tavacilere saray teşkilatçılığı yaptıklarından dolayı, bavdar da denilmekteydi. devlet teşkilatının ana hatları, delhi sultanlığınınki gibiydi. padişahlık alameti olarak altın para basmak ve günde beş kere nevbet çaldırmak gibi gelenekleri, ilk defa, sultan birinci muhammed başlattı.

behmenli sultanları ve vezirleri, ülke topraklarının çeşitli yerlerinde; camiler, medreseler, hamamlar, hanlar ve kervansaraylar yaptırdılar. gülberge’de bulunan büyük camiyi, sultan birinci muhammed yaptırdı.

adilsahlar

mitili
hindistan’da bicapur devleti hükümdarlık ailesi.
hanedanın ve devletin kurucusu olan yusuf adil, behmenilerin hassa askerlerinden idi. kabiliyetli olduğundan, ikinci muhammed şahın takdirini kazanarak yükseldi. muhammed şahın vefatından sonra, taht kavgalarından faydalanarak bicapur’un idaresini eline geçirdi. ailesiyle bicapur’a gidip, 1490 senesinde şah unvanını aldı ve bağımsızlığını ilan etti.

dekken’de behmeniler’in yıkılmasıyla, dekken devletleri denilen dört devlet ortaya çıkmıştı. yusuf adilşah bu devletlerle sık sık savaşlar yaptı. ayrıca hind denizi ve hindistan’da hakimiyet kurmak isteyen portekizliler ile mücadele etti. portekizlilerin sahile yerleşip üsler kurmasının önüne geçmek istedi. fakat portekizliler, dekken devletleriyle olan mücadelelerden gereği gibi faydalanıp, sahilde üsler kurdular ve git gide kuvvetlendiler.

1504 senesinde yusuf adilşah, şiiliği, devletinin siyasetine esas olarak kabul edince, ülkede ayaklanmalar baş gösterdi. bidar ve ahmednagar hanlarına yenilen adilşah, önce beras, sonra da haniş’e kaçtı. bir sene sonra topladığı ordu ile bidar hanı ali berid’i yendi. bicapur’u geri aldı ve ömrünün sonuna kadar diğer dekken devletleriyle mücadele etti. yusuf adilşah’ın hükümdarlığının son yıllarında, portekizliler goa’yı ele geçirdiler.

yusuf adilşah, 1516 senesinde vefat edince, yerine on üç yaşındaki oğlu ismail adilşah geçti. fakat vefatından önce kemal hanı oğluna vasi tayin ettiği için, bir süre devleti kemal han idare etti. kemal han, cuma hutbesini dört hak mezhepten hanefi mezhebine uygun olarak okuttu. ehl-i sünnet itikadına uymayı, devletin resmi siyaseti olarak kabul etti. ismail adilşah tahta çıktığı sırada, portekizlilerin ele geçirdiği goa limanı geri alındı.

ismail adilşah, 1521 senesinde viceyanagar devleti’nin elinde bulunan rayçur duab’ı geri almak için bir sefer düzenledi. iki ordu, krişna suyu kıyılarında karşılaştı. ismail adilşah, askerlerini sudan geçmeye zorlayınca askerin pek çoğu boğuldu. karşıya geçenler de öldürüldü. ismail adilşah, bu savaşta kendi canını zor kurtardı.

dekken devletleri sultanlarından burhan nizamşah, ali berid ve alaüddin imadşah, 1525 senesinde birleşerek, adilşahlara saldırdılar. ismail adilşah’ın başkumandanı esad han lari türk, bu birleşik orduyu, şalapur önlerinde bozguna uğrattı. ismail adilşah da, babası gibi, ömrünü diğer dekken devletleri ile mücadele etmekle geçirdi.

1534 senesinde ismail adilşah’ın ölümü üzerine yerine geçen oğullarından mallu ve ibrahim adilşahlar dönemlerinde, ülke iç karışıklıklar ve dekken devletleri ile mücadele arasında kaldı. 1579’da ali adilşah’ın yerine hükümdar olan ikinci ibrahim adilşah’ın dönemi, bicapur devletinin en parlak yılları oldu. ibrahim şah, hindistan’ın en büyük islam devleti olan gürganiye hanedanlığı ile iyi münasebetler kurdu. ikinci ibrahim adilşah, gürganiyye sultanı cihangir şah’tan oğul muamelesi gördü. cihangir şah, adilşahları, ahmednagar ve gülkende memleketlerinin fethiyle vazifelendirdi. adilşahlar, gürganilerle beraber, dekken’de diğer devletlere karşı mücadele ettiler. bu devirde bicapur devleti sınırları, güneyde maysor’a kadar genişledi. ikinci ibrahim adilşah’tan sonraki hükümdarlar döneminde, devlet yine iç karışıklıklar içerisine düştü. bu dönemde adilşahlar, gürganilere karşı merathalılara yardım ettiler. bu olay üzerine gürgani hükümdarı evrengzib alemgir şah, 1686 senesinde, ordusuyla bicapur önlerine geldi ve şehri kuşattı. kuşatma iki ay on iki gün sürdü. bicapur’un düşmesiyle, adilşahlar devleti tarihe karıştı. son adilşah hükümdarı iskender’e, evrengzib çok iyi muamelede bulundu. himayesine aldı ve yıllık maaş bağladı.

hindistan’ın dekken bölgesinde, bicapur’a iki yüz yıla yakın hakim olan adilşahlar, bölgede türk hakimiyetini kurdular. uzun seneler, portekizlilerle mücadele ettiler. muazzam sanat ve mimari eserleri inşa edip, kültür ve medeniyete hizmet ettiler. fevkalade binalar, saraylar, camiler ve türbeler yaptılar. bunlar arasında ikinci ali adilşah’ın, bicapur’da yaptırdığı cami çok meşhurdur.

abdaliye devleti

mitili
afganistan’da abdalî kabilesinin kurduğu devlet.
aslen bir türk boyu olan abdalîler, gazneliler zamanında müslüman oldular. uzun süre dağlarda yaşayan bu türk boyu, babürlüler devleti ile safevi devleti’nin arasının bozuk olduğu bir sırada, tarnak ve argandab vadilerine indiler. bölgenin durumu itibariyle iki büyük devlet arasında yaşamalarına rağmen, kendi başlarına hareket ediyorlardı.

bir süre sonra herat eyaletinin yönetimini ele geçiren abdalîler, üzerlerine gelen safi kuli han komutasındaki iran ordusunu hezimete uğrattılar ve nadir şah devrine kadar bölgenin hakimi oldular. nadir şah, safevi devletini yıktıktan sonra, zamanın karışıklıklarından faydalanarak, meşhed’i ele geçiren abdalîleri yenilgiye uğrattı. nadir şah, abdalîlerin askeri gücünden faydalanmak ve gılzaler kabilesini kontrol altında tutmak için, onları kandehar bölgesine yerleştirdi.

abdalîlerin reisi ahmed han, nadir şahın vefatından sonra kandehar’ı ele geçirerek hükümdarlığını ilan etti (1747). hindistan üzerine yürüyerek birçok şehri ele geçirdi ve delhi’ye kadar ilerledi (1757).

ahmed şah’ın, 1773 yılında ölümünden sonra yerine geçen oğlu timur şah, hükümetin merkezini kandehar’dan kabil’e nakletti. 1800’den 1842’ye kadar, karışıklık ve kardeş kavgalarının devam ettiği abdaliye devleti, bu tarihte yeni afgan devleti emiri dost muhammed han tarafından ortadan kaldırıldı.

safevi devleti

mitili
on altı ile on sekizinci yüzyıllar arasında iran’da hüküm süren türk hânedânı. evliyanın büyüklerinden olan şeyh safiyyüddin erdebilî’nin soyundan geldikleri için, safevî ismiyle anıldılar.
safevîlerin dedesi olan safiyyüddin erdebilî, 1252-1334 yılları arasında, erdebil ve civarında yaşamış bir veliydi. kendisi ve halifeleri zamanında, yolu, iran, irak ve andolu’da yayıldı. osmanlı padişahlarının, timur han ve akkoyunlular’ın ilgi ve yakınlıklarını gördüler. timur han, safiyyüddin erdebilî’nin torunlarından hoca ali’ye erdebil şehrini vermiş ve burada bağımsız hareket etme yetkisi tanımıştı. anadolu’ya daha önceki devirlerde yerleşmiş olan bâtınîler ve timur han tarafından anadolu’dan götürülen türkmenler, safeviyye yolunun mensupları arasına girdiler. bâtıniyye sapık fırkasının, eshâb-ı kirâm (hazret-i peygamber’in arkadaşları) düşmanlığını esas alan fikirlerini, safevîler arasında yaymaya başladılar. hoca ali’nin torunu olan cüneyd’e de, eshâb-ı kirâm düşmanlığını bulaştırdılar.

cüneyd, bâtınîlerin fikirlerinin etkisinde kalarak, doğru yoldan ayrıldı. ehl-i sünnet itikadında olan müslümanların nefretini kazanan cüneyd, baba ve dedelerinden dolayı kendisine gösterilen hürmet ve sevgiyi istismar edip, siyasete karıştı. bölgeye hakim olan karakoyunlular’a karşı, zaman zaman ayaklanmalar düzenledi. bu yüzden memleketini terk etmeye mecbur kalarak, bir ara osmanlılar’a ve karamanoğulları’na sığındı. ancak, sapık fikirlerinden dolayı buralarda da tutunamadı. güney ve güneybatı anadolu ile suriye’nin kuzeyindeki türkmenler arasında sapık fikirlerini yayarak, bu bölgede bir beylik kurmaya çalıştı. fakat mısır memlûk hükümdarlarının müdahalesiyle başarısızlığa uğradı. sonra trabzon ve canik bölgesine giderek burada faaliyetlerde bulundu. akkoyunlu hükümdarı uzun hasan, şeyh cüneyd’in nüfuzundan faydalanmak üzere, onu kızkardeşi hadîce begüm’le evlendirdi. bu evlilikten, haydar adında bir oğlu dünyaya geldi. gürcistan ve çerkez ülkelerine seferler düzenledi. şirvan hükümdarı halil ile yaptığı muharebede öldü (1460).

fikrî temelleri, eshâb-ı kirâm düşmanlığına dayanan bir devlet kurmayı gaye edinen cüneyd’in yerine, oğlu haydar geçti. o da açıkça eshâb-ı kirâm düşmanlığını yaymaya çalıştı. dayısı uzun hasan’ın kızı halime begüm âlemşâh’la evlendi. bu evlilikten, meşhur şâh ismâil dünyaya geldi. akkoyunlularla akrabalık bağlarını daha da pekiştiren haydar, gücünü arttırdı. kendine tâbi olanlara, kızıl başlıklar giydirdi. bu sebeple ona tâbi olanlara “kızılbaş” adı verildi. babasının öcünü almak üzere, şirvan hükümdarı ferruh yesâr üzerine yürüdüyse de, 1488’de yapılan savaşta öldü.

haydar’ın ölümünden sonra, ismâil’in de aralarında bulunduğu çocukları, anneleriyle birlikte, dayıları ve akkoyunlu sultanı olan yakub tarafından hapsedildiler. sultan yakub’un 1490’da ölümünden sonra, ismâil ve kardeşleri, anneleriyle birlikte serbest bırakıldılar. büyük kardeşleri olan sultan ali, safevîlerin başına geçti. daha sonra akkoyunlularla araları iyice açıldı. 1493’te akkoyunlularla yaptığı bir muharebede, sultan ali’nin ölümünden sonra safevîler dağıldı. sultan ali, ölmeden önce yerine henüz altı yaşında olan kardeşi ismâil’i veliaht tayin etmişti. ismail ve kardeşi ibrahim’in başına bir iş geleceğinden korkan safevîler, onları gizlediler. bir müddet gilan’a götürülen ismâil, orada altı yıldan fazla kaldı.

akkoyunlu hükümdarı sultan rüstem’in ölmesi üzerine meydana gelen kargaşalıktan istifade etmesini bilen safevîler, çocuk yaşta olan ismail’in etrafında toplanıp, akkoyunlu tahtında hak iddia ettiler. çoğu anadolu’da bulunan birçok türkmen kabilesini de yanlarına alarak, arran (karabağ) ve şirvan’ın bir kısmını ele geçirdiler. âzerbaycan üzerine yürüdüler. akkoyunlu hükümdarı elvend beyi, yenilgiye uğrattılar. tebriz’e dönen ismail bin haydar’ı, 1501’de şah ilan ederek, safevî devletini kurdular.

şah ismail safevî, öncelikle çevresindeki beylik ve devletlerle savaşıp, bazılarını hakimiyeti altına aldı. şiîliği yayarak, tebriz’de on iki imam adına hutbe okutup, kendi adına para bastırdı.

akkoyunlular, elden çıkan topraklarını ele geçirmek için teşebbüse geçtilerse de başarılı olamadılar. doğuda bulunan timurlu devleti de zayıflamıştı. kendini güçlü hisseden şah ismail, 1502-1503’te irak üzerine yürüyüp akkoyunlu hükümdarı murad beyi mağlup ederek şiraz’ı ele geçirdi. kazerûn’u alıp, pek çok sünnî âlim ve müslümanı kılıçtan geçirtti. yezd ve isfahan’ı da istilâ ederek, sapık fikirlerini kabul etmeyen müslümanlara zulüm yaptı ve kabul etmeyip karşı çıkanları öldürttü. anadolu içlerinde ve osmanlı topraklarına da fikirlerini yaymaya teşebbüs etti. isfahan’da bulunduğu sırada, osmanlı padişahı ikinci bayezid han, elçiler göndererek fikirlerinden vazgeçmesini ve sünnî müslümanlara karşı uyguladığı zulmü durdurmasını istedi.

bir taraftan osmanlı hükümdarlarına bağlılığını bildiren şah ismail, diğer taraftan sünni müslümanlara karşı zulüm hareketini devam ettiriyordu. 1505’te kazvin’e gelerek, hâlid bin velid’in soyundan olan hâlidîleri topluca katlettirdi. 1507’de, dulkadiroğlu alâüddevle beyi mağlup edip, erciş, ahlat ve bitlis’i ele geçirdi ve elbistan’a kadar ilerledi. işgal ettiği yerlerde on binlerce sünnî müslümanı katlettirdi. hakimiyet sahasını genişleten şah ismail, irak-ı arab’a sefer düzenledi. 1509’da bağdat’ı istilâ etti. burada bulunan sünnî âlimlerinden pek çoğunun türbelerini tahrip ettirip, sünnî müslümanları topluca katlettirdi. bir müddet sonra, huzistan üzerine yürüyerek burayı zaptetti.

horasan’ı fetheden özbek hükümdarı muhammed şeybek üzerine yürüyerek, 1509’da merv civarında özbek kuvvetleriyle karşılaştı. bu muharebede muhammed şeybek han yenildi. muhammed şeybek hanın kafatasını kendisine şarap kadehi yapan şah ismail, derisine saman doldurup, zaferine alamet olmak üzere osmanlı sultanı ikinci bayezid hana gönderdi. bu galibiyetten sonra kendini güçlü hisseden şah ismail, mâverâünnehir üzerine yürüdü. özbeklerin sulh talebi üzerine, belh ve birkaç vilayeti zaptettikten sonra, irak’a döndü.

şah ismail, bir taraftan seferler düzenleyerek ülkesini genişletmeye çalışırken, diğer taraftan derviş kılığında ve tarikat mensubu adı altında pek çok taraftarını, komşu ülkelere, bilhassa osmanlı topraklarına göndererek isyan ve karışıklıklar çıkarttı. bunlardan şah-kulu veya şeytan-kulu diye bilinen karabıyıkoğlu, üzerine gönderilen osmanlı kuvvetlerini, üst üste bozguna uğrattı. kütahya’yı tahrip etti. veziriâzam ali paşa ile giriştiği muharebede öldürüldü ise de ali paşa da şehit düştü. anadolu’daki isyanlar üzerine, ikinci bayezid han, safevîlere meyledenlerin iran’a gitmelerini yasaklayarak, bunların bir kısmını, rumeli’ye sürgüne gönderdi. şah ismail, taraftarlarının kendisini ziyarete gelmelerinin yasaklandığını haber alınca, ikinci bayezid hana mektup yazarak onların gönderilmelerini istedi. ikinci bayezid han ise yazdığı mektupta, iran’a gidenlerin şahı ziyaret için değil, askerlikten kaçmak için gittiklerini bildirdi ve şah ismail’in isteğini yerine getirmedi.

bu sırada şah ismail’in, osmanlı devleti için içten ve dıştan büyük bir tehlike arz etmeye başladığını, osmanlılara karşı mısır memlûk sultanı kansu gûrî (gavri) ile anlaştığını tespit eden ikinci bayezid han, gerekli tedbirleri aldı. fakat herhangi bir harekete geçmedi. yavuz sultan selim han, osmanlı padişahı olunca, anadolu’da bulunan safevî taraftarlarına karşı takibata girişti. özbek hanına haber göndererek, şah ismail’e karşı harekete geçmesini istedi. şah ismail’e de, ağır hakaretlerle dolu mektuplar yazarak, onu savaşa girmeye tahrik etti. nihayet, 23 ağustos 1514’te çaldıran’da yapılan savaşta, ağır mağlûbiyete uğrayan şah ismail, muharebe meydanından kaçtı (bkz. çaldıran savaşı). bu sırada özbekler, horasan’ı tekrar ele geçirdiler. içkiye ve işrete düşkün olan şah ismail, devlet erkânının isteği üzerine, henüz bir yaşında olan oğlu tahmasb’ı, veliaht tayin etti. 1524’te erdebil’in serab kasabasında öldü.

şah ismail’in ölümünden sonra, yerine, henüz on yaşında bulunan büyük oğlu ebü’l-muzaffer tahmasb geçti. yeni şahın çocuk olması, bazı karışıklıklara sebep oldu. hattâ, bazı kabileler, kendi bölgelerinde bağımsız hareket etmeye başladılar. bu durumdan istifade eden özbekler, birçok kere horasan’ı zaptettiler. şah tahmasb’ın daha sonra horasan’a tayin ettiği vali, bu bölgeyi hakimiyeti altına aldı.

bitlis hakimi şeref beyin, safevîlere itaat etmesi, osmanlı ordusunun, safevîlere karşı sefer açmasına sebep oldu. bu sırada özbekler, horasan’ı tekrar zaptettiler. osmanlı ordusunun, irakeyn seferinden dönmesini fırsat bilen şah tahmasb, özbek hanı ubeydullah han üzerine yürüyerek herat ve kandehar’ı tekrar aldı. elkas mirzâ komutasındaki yirmi bin kişilik bir orduyu da, şirvanşâhların idaresindeki şirvan üzerine gönderdi. bu ordu, 1538’de şirvan’ın önemli kalelerini ele geçirdi.

gürcülerle de mücadeleye girişen safevîler, uzun çarpışmalardan sonra, onları hakimiyetleri altına aldılar.

bu sırada, avrupa seferleri sebebiyle, osmanlı-safevî münasebetleri bir müddet sessiz kaldı. ancak, safevî kumandanlarından elkas mirzâ’nın, osmanlılara ilticâ etmesinden sonra kanunî sultan süleyman, 1548’de tebriz üzerine bir sefer daha düzenledi. meren civarında, safevî ordusu, osmanlılara yenildi. kanunî sultan süleyman hanın vefatından sonra, osmanlı-safevî münasebetlerinde sessizlik hakim oldu. şah tahmasb, ikinci selim ve üçüncü murad’ın cüluslarında (tahta çıkışlarında) istanbul’a elçi göndererek, cülus tebriknâmesi ve hediyeler takdim etti. 53 yıl gibi uzun bir müddet saltanat süren şah tahmasb, hükümet merkezini tebriz’den kazvin’e nakletti. tezkire-i şah tahmasb adıyla bilinen kendi hâl tercümesini (otobiyografisini) yazan şah tahmasb, veliahd tayini hususunda kızılbaş reisleri arasında çıkan anlaşmazlık sebebiyle, 15 mayıs 1576’da zehirlenerek öldürüldü.

şah tahmasb’ın ölümünden sonra oğlu ismail mirzâ, ikinci şah ismail unvanıyla tahta geçti. bazı kızılbaş ileri gelenlerini ve diğer şehzadeleri ortadan kaldırdı. ehl-i sünnetin dört hak mezhebinden şafiî mezhebini tercih edip, âlim geçinen ve eshâb-ı kirâm düşmanı olan kimseleri, sarayından uzaklaştırdı. ehl-i sünnet âlimlerine karşı ilgi duyup, onları sarayına aldı. osmanlılarla antlaşma yaptı. devlet kademelerinde bulunan kızılbaşları azledip, yerlerine, kendine tâbi, fakat tecrübesiz kimseleri getirmesi, eshâb-ı kirâm düşmanlarının karşı çıkmasına sebep oldu. bir sene kadar saltanatta kaldıktan sonra, 1577’de düşmanları tarafından zehirlenerek öldürüldü.

şah ikinci ismail’in vefatından sonra, yerine kardeşi muhammed hudâbende geçti. âmâ olan bu hükümdar, idareden âciz olduğu için, memleketi eşi idare etmeye başladı. yerine de hamza mirzâ’yı veliaht tayin etti. şah ikinci ismail zamanında osmanlılarla yapılan anlaşma bozulduğundan, osmanlı sultanı üçüncü murad han tarafından safevîlere harp ilan edildi. vezir lala mustafa paşa kumandasındaki ordu, safevîleri, çıldır ovasında yendi. tiflis ve şirvan bölgeleri, osmanlıların eline geçti. safevîler, kaybettikleri toprakları geri almak üzere teşebbüse geçtilerse de, başarılı olamadılar. bu durum karşısında şah hamza mirzâ, sulh isteğinde bulundu. fakat, 1586’da şah hamza mirzâ da öldürüldü.

şâh hamza mirzâ’nın öldürülmesinden sonra, yerine tayin edilecek veliaht hususunda kızılbaş reisleri arasında anlaşmazlıklar çıktı. nihayet 1588’de, abbas mirzâ, safevî tahtına geçti. şah abbas, tahta geçtikten sonra, osmanlılarla sulha taraftar olan emîrleri katlettirdi. özbek hanı abdullah hanın, herat’ı zapt ederek, meşhed üzerine yürüdüğünü duyup, onu durdurmak için horasan’a hareket etti. bu sırada, ferhat paşa kumandasındaki osmanlı ordusu, gence’yi; sinan paşa kumandasındaki osmanlı ordusu da nihavend’i ele geçirdi. doğuda özbek, batıda osmanlı kuvvetlerinin tehdidi altında kalan safevî devletinde iç isyanlar başgösterdi. şah abbas, iç isyanları bastırmak için osmanlılarla anlaşmak istedi. sulh için istanbul’a bir elçi gönderdi. 1590’da yapılan antlaşmayla, iran’da; peygamber efendimizin ashâbına ve halifelerine hakaretten vazgeçilmesi, sünnî olan müslümanlara karşı kötü hareketlerde bulunulmaması kararlaştırıldı. âzerbaycan, şirvan, gürcistan, karabağ ve lûristan’ın bir kısmı osmanlılarda kaldı.

şah abbas, osmanlılarla bu antlaşmayı imzaladıktan sonra, içerdeki karışıklıkları bastırdı. özbekleri de horasan’dan uzaklaştırdı. devlet merkezini de kazvin’den isfahan’a nakletti. “şahsevenler” adı verilen yeni bir ordu da kuran şah abbas, avrupa devletleriyle sıkı münasebetler kurmaya başladı. içeride istikrarı sağladıktan sonra, osmanlıların fethettiği yerleri, geri almaya teşebbüs etti. çok zalim ve kan dökücü olan şah abbas, basra körfezindeki adaları da portekizlilerden aldı. 42 yıl saltanat sürdükten sonra, 1628’de öldü.

şah abbas’ın ölümünden sonra torunu sam mirzâ, şah birinci safî unvanıyla tahta geçti. zalim bir şahsiyete sahip olan sam mirzâ da, özbekler ve osmanlılar’la uğraşmaya devam etti. van bölgesini osmanlılardan almaya teşebbüs etti. bunun üzerine osmanlı padişahı dördüncü murad han, revan seferine çıktı. daha sonra da bağdat üzerine yürüyüp, bu bölgeyi kesin olarak osmanlı hakimiyetine aldı. şah birinci safî, 1642’de ölünce, yerine on yaşındaki oğlu ikinci abbas geçti. onun da 1667’de ölümünden sonra, oğlu safî mirzâ, şah birinci süleyman unvanıyla tahta geçti. şah birinci süleyman zamanında iran halkı, istikrar içinde yaşadı. 1694’te ölünce, yerine sultan hüseyin geçti.

yirmi beş yıldan fazla tahtta kalan sultan hüseyin, sünnî müslümanlara çok zulmetti. halk tarafından da pek sevilmeyen sultan hüseyin’in, afganlılarla arası açıldı. kandehar valisi mîr üveys, 1709’da bağımsızlığını ilan etti. mîr üveys’in oğlu mahmud, 1722’de isfahan’ı ele geçirerek, şah hüseyin’i safevî tahtından uzaklaştırdı. bu sırada, safevî hanedanının, mahmud’un eline esir düşmesini istemeyen iran devlet adamları, şah hüseyin’in oğlu ikinci tahmasb’ı, kazvin taraflarına kaçırdılar.

aslen avşar olan safevî kumandanlarından nâdir’in gayretleriyle afganlılar, iran’dan uzaklaştırıldıktan sonra, 1722’de ikinci tahmasb, safevî tahtına çıkarıldı. fakat memlekette iç karışıklıklar baş gösterdi. sünnî müslümanlara zulüm ve kıyım hareketleri arttı.

osmanlılar, sünnî müslümanların bulunduğu bazı şehirleri safevîlerin elinden kurtarmaya karar verdiler. erzurum valisi silahtar ibrahim paşa kumandasındaki ordu, 1723’te tiflis bölgesini ele geçirdi. rus çarı deli petro, bazı toprakların rusya’ya verilmesi karşılığı, afganlıları iran’dan çıkarmayı vaad etti. antlaşma imzalandı. şah ikinci tahmasb, osmanlılarla da anlaşmak üzere elçiler gönderdi. fakat osmanlılar, bu teklifi kabul etmediler. nihayet osmanlı orduları, üç koldan iran üzerine yürüdü. 1723’te kirmanşah ve erdelen eyaletinin merkezi olan sine şehrini aldılar. köprülüzade abdullah paşa kumandasındaki ordu da, 1724 mayısında tebriz önüne geldi. şah ikinci tahmasb’ın kumandasındaki safevî ordusu, osmanlılara karşı şiddetle savaştı. fakat, bütün gayretlerine rağmen, iki aylık bir kuşatmadan sonra tebriz, osmanlıların eline geçti. ordu, revan üzerine yürüdü. iran topraklarını ele geçirmeleri, osmanlıları, rusya ile karşı karşıya getirdi. nihayet 24 haziran 1724’te, istanbul’da yapılan bir toplantıda, iran topraklarının, rusya ile osmanlı devleti arasında taksim edilmesi kararlaştırıldı. memleketi; afganlılar, osmanlılar ve ruslar tarafından taksim edilen şah ikinci tahmasb, fransa aracılığıyla, bu anlaşma ve taksimata itirazda bulundu ve anlaşmayı kabul etmeyeceğini açıkladı. iran’a karşı tekrar harp ilan eden osmanlılar, önce lûristan eyaletinin belli başlı şehirlerini aldılar. 1724’te hemedan ve nihavend’i de ele geçirdiler.

ikinci tahmasb’ın şahlığı, 1731’e kadar devam etti. ancak, bu devirde idare, avşarlı nâdir şah’ın elinde idi. nâdir şah, 1730’da afganlıları iran’dan çıkardı. başşehir isfahan’ı geri aldı. ahmed paşa zamanında bağdat’ı kuşattı. sekiz ay sonra istanbul’dan topal osman paşanın ordusu gelince, kuşatmayı kaldırıp kaçtı. nâdir şah, 1731’de şah ikinci tahmasb’ı saltanattan uzaklaştırarak, onun yerine küçük yaştaki oğlu üçüncü abbas’ı, safevî tahtına çıkardı. o zamana kadar zaten bağımsız hareket eden nâdir şah, üçüncü abbas’ın 1736’da ölmesinden sonra, iran’da idareye hakim oldu. böylece iki yüz yıldan fazla hüküm süren safevî hanedanı son buldu.

safevîlerde kültür ve medeniyet:

ilk zamanlar akkoyunlu devletinin idarî teşkilât ve müesseselerini kabul eden safevîler, daha sonra osmanlılardaki idare usulü ve müesseseleriyle idare edildiler. mutlak hakimiyet sahibi olan şahın bir müşavere (danışma) meclisi vardı. şahlık, babadan oğula kalırdı. şahtan sonra en büyük devlet adamı vezîriâzamdı. itimâdüddevle unvanıyla da anılan vezîriâzam, şahın vekiliydi. safevî devlet teşkilâtında, itimâdüddevleden sonra ikinci önemli vazife, bütün adlî işlere bakan dîvân beyliği ve kâdılkudât adı verilen makamdı. diğer mühim bir rütbe de, meclis-nüvis veya vekâyi-nüvisti. safevî devlet ricâli arasında, vezîriâzamdan sonra, kurcıbaşı, kullarağası, eşikağasıbaşı ve tüfekçibaşı gelirdi. vezîriâzam, dîvân beyi, vekâyi-nüvîsle beraber devlet ileri gelenleri, toplam yedi kişi olurlar ve mühim devlet işlerine istişare ile karar verirlerdi.

taşra teşkilâtı ise, vali veya beylerbeyi tarafından idare edilen eyaletlere ayrılmıştı. ordu teşkîlâtı da akkoyunlu ordu teşkilâtına çok benzerdi. şah abbas devrinden itibaren ordu, iki kısımdan meydana geliyordu. birinci kısım, iran’ın her tarafına dağılmış olan ve savaş zamanlarında eyalet valileri tarafından toplanarak merkeze gönderilen daimî süvarilerdi. ikincisi ise, şah abbas tarafından meydana getirilen ve şahsevenler adı verilen yeni orduydu. bu yeni ordu, tüfekçiler, kullar ve topçulardan meydana geliyordu.

safevîler devrinde, iran’da, canlı bir ilim hayatı yoktu. yalnız şiî fıkhıyla ilgilenen ve müftî denilen kimseler vardı. bunun haricinde bir ilmî çalışmaya pek rastlanmazdı. safevîler devrinde yetişen bahâî, mîr dâmâd ve molla sadra gibileri, o devrin ilmî şahsiyetleri arasında sayılabilir. bahâî; matematik, astronomi ve tıpta üstün bir seviyeye ulaşmış ve bu konularda birçok eser vücuda getirmişti. mîr muhammed bâkır-ı esterâbâdî de felsefe ve matematikte devrinin meşhur bilginleri arasında yer almıştı. isfahan’da yetişen molla sadra (sadreddîn muhammed bin ibrâhim-i şirâzî) tefsir, hadis, fıkıh ve felsefe öğrenmiş ve bu konularda birçok eser yazmıştı. molla muhsin feyzî kâşânî, şâir olarak şöhret kazanmış ve pek çok kitap ve risale yazmıştır. safevîlerden önce zirveye ulaşmış olan fars edebiyatı, bu dönemde pek ilerleme kaydedememiştir. abdurrahmân-ı câmî ve celâleddîn devânî gibi sünnî şâir ve münşîler, safevîlerin ilk zamanlarında yetişmişti. türkçe’nin resmî dil olarak kabul edilmesi sebebiyle, azerî edebiyatı da önem kazanmıştı. fuzulî, bu dönemde yetişen şairlerdendir. ancak, pek itibar görmemiştir. yine avşar türklerinden olan sâdıkî, mecmâü’n-navâs adlı tezkiresini, ali şir nevâî’ye zeyl mahiyetinde, bu devirde yazdı ve bunu diğer eserler takip etti. aynı devirde bazı tarihçiler de yetişti: tevekkül bin ismâil bin bezzâr el-erdebîlî, kadı ahmed gaffîrî-i kazvînî, hasan bey rumlu, celâl müneccim, iskender münşî, vahhid-i kazvînî ve şeyh bin şeyh abdüzzâhidî bunlardandır.

safevîler döneminde güzel sanatlara önem verilmiştir. bilhassa, camiler, türbeler ve saraylar gibi mimarî eserler meydana getirilmiştir. isfahan’da bulunan nakş-i cihân meydanı, ali kapı, şeyh lütfullah camii, şah camii, hıyâbânı çehâr-bağ, allahverdihan köprüsü, çihl sütûn ve heşt-behişt sarayları bu devirlerde yapılan belli başlı mimarî eserlerdendir.

ayrıca şah ismail devrinde oldukça ilgi gören hat sanatında ta’lik, nesta’lik, dîvânî, siyâkat ve müsennâ stilinde eserler meydana getirilmiştir. tezhib, yani süsleme sanatı da bu devirde yüksek seviyeye ulaşmış, kitaplara altın suyu ile süslemeler yapılmıştır. safevîler devrinde minyatür sanatı ileri gitmiş olup, silâh, halı ve diğer süsleme sanatlarında madenlerden yapılan süs ve şekillere rastlanır. halı dokumacılığı da gelişmiş olup, acem halıları adıyla meşhur halılar, bu devrin eserleridir. ipekten dokunan bu halılar, hayvan ve kuş resimleriyle süslenmişti. safevîler devrinde, iran’da, kumaş imalatı, çinicilik, ciltçilik, oymacılık ve tahta işlemeciliği gibi sanatların da oldukça geliştiği görülür.

safevî hükümdârları / tahta geçişi

şâh ismâil - i 1501
i. tahmasb 1524
şâh ismâil - ii 1576
muhammed hudâbende 1578
şah abbâs - i 1588
i. safî 1629
ii. abbâs 1642
i. süleymân (ii. safî) 1666
i. hüseyin 1694
ii. tahmasb 1722
iii. abbâs 1732
ii. süleymân 1749
iii. ismâil 1750
ii. hüseyin 1753
muhammed 1786
(iii. abbâs’tan muhammed’e kadar olan son beş hükümdâr, iran’ın bâzı kısımlarında ismen hükümdârdır.)

akkoyünlü devleti

mitili
akkoyunlu oymağının doğu anadolu’ya geliş tarihi hakkında güvenilir bilgiyi, akkoyunlu hanedanının tarihi olan, ebû bekr-i tihrânî’nin kitâb-ı diyarbekriyye’sinde bulmak mümkündür. devletin kurucusu karayülük osman bey’i, bayındır han vasıtasıyla, 52. göbekte oğuz han’a bağlayan yazar, oymağın ilk önce xiii. asrın başlarında doğu anadolu’da göründüğünü, moğol istilâsına karşı koyduklarını, giderek diyarbekir havâlisine hâkim olup, bu arada trabzon rum devleti’ne ve gürcülere karşı da seferlere giriştiklerini kaydeder.
konar-göçer bir türkmen topluluğu olan akkoyunlular’ın adlarının, besledikleri sürülerden verilmiş olması muhtemeldir. çeşitli farsça ve arapça kaynaklar, akkoyunlular’ın menşe’lerinden bilgi vermeksizin, selçuklu ve artuklu beylerinden olduklarını ifade etmelerine karşılık, yukarda zikredilen akkoyunlu tarihi olan kitab-ı diyarbekriye’de, akkoyunluların, oğuz han neslinden geldikleri belirtilmektedir.

buna göre, oğuzlar’ın bayındır boyunun bir oymağı olan akkoyunlular’ın, peygamber efendimiz devrinde (vii. yüzyıl) kıpçak ülkesine, oradan da ârran ovası’na geldiklerini, selçuklular döneminde bu devletin hizmetine girdiklerini ve diyarbakır bölgesinin kendilerine ikta olarak verildiğini kaydetmektedir.

oğuzlar’ın bayındır boyundan inen akkoyunlular’ın tarihi, 1300 yıllarından itibaren bilinmektedir. akkoyunlular’dan, bilinen ilk tarihi simâ, tur-ali bey’dir. karakoyunlu devletini yıkarak (1469), onun yerine büyük bir türkmen devleti haline gelen akkoyunlular’ın, bu tarihe kadar başlarında bulunan reisleri şunlardır:

1) tur-ali bey (?-1360): babası akkoyunlu beylerinden pehlivan bey’dir. kendisine bağlı türkmenler’le diyarbakır’da yurt tuttuğu bilinmektedir. ilhanlı gazan han (1248-1291)’a genç yaşta intisap ettiği ve onun maiyetinde suriye seferine katıldığı bilinmektedir.

2) fahreddin kutlu bey (1360-1389): babası tur-ali bey’den sonra, akkoyunlular’ın reisliğine gelmiştir. devri oldukça hareketli geçmiş, sivas hakimi kadı burhaneddin, trabzon rum imparatorluğu, mısır memlûk sultanlığı ve amansız rakipleri karakoyunlular’la mücadele etmiştir. 1389 yılında ölen fahreddin kutlu bey’in mezarı, bayburt’un sinor köyündedir.

3) ahmed bey (1389-1397): fahreddin kutlu bey’in oğludur. babasının ölümü üzerine, akkoyunlular’ın reisliğine getirilmiştir. uzun süre, kadı burhaneddin’in yüksek hakimiyetini kabul etmek zorunda kalan ahmed bey, 1397 yılında onun tarafından öldürülmüştür.

4) fahrüddin/bahaüddin kara-yülük osman bey (1397-1435): akkoyunlular’ın, doğu anadolu’da hakimiyetini perçinleyen reisleridir. fahreddin kutlu bey’in oğullarındandır. rakipleri ve ağabeyi ahmed bey’i öldürten kadı burhaneddin’i mağlûp ve katletmiş, daha sonra karakoyunlu kara-yusuf’la, türkmenler üzerindeki hakimiyet ve doğu-güneydoğu anadolu’yu elde etmek için, amansız bir mücadeleye girmiştir.

5) celâlüddin ali bey (1435-1438): kara-yülük osman bey’in veliaht tayin ettiği oğlu olup, babasının yerine akkoyunlu reisliğine getirilmiştir.

6) nurüddin hamza bey (1438-1444): kara-yülük osman bey’in diğer oğludur.

7) cihangir bey (15/10/1444-1453): celâlüddin ali bey’in oğludur. hakim olduğu urfa’dan hareketle, akkoyunlu beyliğini tekrar toplamayı başarmıştır.

8) nusretüddin ebû-nasr uzun hasan bey (1435-6/1/1478): akkoyunlular’ı bir devlet haline yükselten, akkoyunlu uzun hasan bey olmuştur.

karakoyunlular’ın büyük hükümdârı cihân-şâh’ı (1467), türkistan hükümdârı ebu said’i (1469) ortadan kaldırarak bütün iran’a, irak’a, kafkasya’ya ve doğu anadolu’ya sahip oldu.

batı anadolu’ya doğru olan hedefi, osmanlı hükümdârı fatih sultan mehmed (1451-1481) karşısında aldığı otlukbeli (11 ağustos 1473) yenilgisi ile neticesiz kaldı. bu yenilgiye rağmen ayakta kalmayı başaran uzun hasan, orta ve batı anadolu’dan tamamen elini çekmekle beraber, tebriz taht merkezi olmak üzere diğer akkoyunlu topraklarını elinden bırakmadı.

1478 yılında vefat eden uzun hasan, büyük devlet adamlığı vasfı yanında, memlekette uzun süreden beri ihmal edilmiş olan imâr faaliyetlerine hız verdi. doğu ve güneydoğu anadolu’yu harap eden aşiret kavgalarına, mera, otlak anlaşmazlıklarına son verebilmek için, birçok kanunlar düzenledi. bu kanunlar, uzun süre, bölgede "hasan padişah kanunları" olarak anılagelmiştir. osmanlılar dahi, doğu ve güneydoğu anadolu bölgesini ele geçirdikleri zaman, bu kanunlarda çok az değişiklikler yaparak yürürlükte bırakmışlardır.

9) sultan halil (6/1/1478-24/12/1490):uzun hasan bey oğlu.

10) sultan yâkub (15/7/1478-24/12/1490): uzun hasan bey’in diğer oğlu olup, son dirayetli akkoyunlu hükümdarıdır. ölümünden sonra devlet, inkırâza yüz tutmuştur.

sultan yakub’dan sonra sırasıyla sultan baysungur (24/12/1490-1492 mayıs), sultan rüstem (mayıs 1492-1496 yılı başı), sultan dâmâd/ahmed göde/(1496 başı-1498), sultan mehmed (1498-1500), sultan elvend (1500-1504), sultan murad (1504-1508) hükümdarlık yapmışlardır. akkoyunlu devletine diğer bir türk teşekkülü olan safevî hanedanı son vermiştir.

karaköyünlü devleti

mitili
on dördüncü asrın ikinci yarısında, doğu anadolu’da devlet kuran bir türkmen hanedanı.
karakoyunlu oymağı, karakoyunlu devletinin çekirdeğini teşkil etmiştir. sa’dlu, baharlu, duharlu, karamanlu, alpagut, çakırlu, ayunlu, bayramlu, ağaç-eri, düğer ve hacılu oymakları halkları da, karakoyunlu devletinin ahâlisiydi. yaklaşık otuz bin çadırdan oluşan karakoyunlular, cengiz’in hücumu üzerine, töre bey idaresinde, türkistan’dan mâverâünnehir’e, oradan da iran yoluyla doğu anadolu’ya göç etmişlerdi. töre bey, kara yusuf’un yedinci atası olup, oğuz han’ın torunlarından olduğu söylenirdi.

karakoyunluların, siyasî bakımdan ehemmiyet kazanması, ilhanlı hükümdarı ebu said bahadır han’ın ölümü ve içeride moğol noyanlarının bir mücadeleye girişmeleri ile başlar. karakoyunlular, ilk zamanlarda, trak’taki celâyir ailesinin ve çobanoğulları’nın hizmetindeydiler. on dördüncü yüzyılın başlarında, karakoyunluların reisleri, bayram hoca idi. bayram hoca, sincar hakimi pîr muhammed’i öldürerek emîrliği ele geçiren hüseyin bey’in maiyetinde bulunuyordu. daha sonra hüseyin bey’i ortadan kaldırarak yerine geçti (1351). hüseyin bey’in ölümünden sonra, türkmenlerin büyük bir kısmı, bayram hoca’nın emîrliğini tanıdılar.

1370 yılından itibaren fetih hareketine girişen bayram hoca; sürmelü, alakilise, hoy ve nahcivan havâlilerine hakim oldu. 1374’te musul’u zaptetti ve şehir, devletin yıkılışına kadar karakoyunlu hanedanının elinde kaldı.

erzurum’dan musul’a kadar uzanan sahayı hakimiyeti altına alarak, karakoyunlu kabilesini tarih sahnesine çıkaran bayram hoca, 1380 senesinde ölünce, yerine kardeşi türemiş’in oğlu kara mehmed geçti. kara mehmed, celâyirliler’e bağlı kalmak şartıyla, babasından kalan yerleri elinde tutmayı başardı ve kızını celâyirli sultanı ahmed’e vererek, bu bağlılığını kuvvetlendirdi. kara mehmed bey, 1383 yılında musul hacılarının yolunu kesip mallarını yağmalayan caber hakimi salim bey’in üzerine yürüdü. onu, büyük bir bozguna uğrattı ve arazisini yağmaladı. 1387 senesinde, erzincan emîri mutahharten ile akkoyunlular arasında başlayan mücadele, mutahharten’in mağlubiyetiyle sonuçlanınca; erzincan emîri, kara mehmed’den yardım istedi. akkoyunlular ile öteden beri mücadele içinde olan kara mehmed, mutahharten’in yardımına koştu ve akkoyunluları ağır bir yenilgiye uğrattı. akkoyunlu ahmed ve kardeşi hüseyin beyler, kadı burhaneddin’e sığındılar.

kara mehmed bey, 1307’de karabağ üzerinden anadolu’yu istilâya teşebbüs eden timurlu kuvvetlerini bozguna uğrattı. bir çok timurlu emîri, bu çarpışmada öldürüldü. 1388 yılında tebriz şehri için, kara mehmed bey ile celâyirli emîrlerinden şebli ve şah ali arasında büyük bir mücadele başladı. şebli komutasındaki celâyir ordusuyla, heştrud’da karşılaşan karakoyunlular, bu orduyu büyük bir bozguna uğratırken, şebli’yi de öldürdüler. bu hadisenin akabinde kara mehmed bey, kara hasan adındaki bir türkmen emîriyle giriştiği mücadele sırasında 1389 yılında öldürüldü.

kara mehmed bey’in ölümünden sonra, yerine kara yusuf geçti (1389). hükümdarlığının ilk yılları, iç karışıklıklarla geçen kara yusuf bey, 1392’de timur han’ın (1370-1405) tabiiyet teklifini kabul etmeyip mücadeleye girişti. timur han’ın anadolu’dan ayrılmasını fırsat bilerek, erciş’i ele geçirdi. timur han’ın van ve çevresinin idaresine tayin ettiği emîr izzeddin şîr, yanındaki çağatay askerleri ile birlikte, kara yusuf’un üzerine yürüdü. yapılan küçük çapta çarpışmanın ardından iki taraf arasında barış sağlandı. kara yusuf, geri çekilirken avnik emîri atlamış’ın dört yüz atlı ile izzeddin şîr ve çağatayların yardımına gittiğini gördü ve erciş ovasında bir gece baskını ile atlamış’ı esir alarak, askerlerinin büyük bir bölümünü öldürdü. kara yusuf daha sonra, atlamış’ı, memlûk sultanı berkuk’a gönderdi ve orada hapsedildi.

timur han, hindistan seferini büyük bir başarı ile tamamlayarak yeniden doğu anadolu’da görülünce, kara yusuf, van gölü çevresindeki atalarından kalma yurdunu boşaltarak musul’a çekildi (1399). timur han’ın bağdat’ı ele geçirmek için ordu göndermesi üzerine sultan ahmed celâyir, yanında bulunan az sayıda asker ile bağdat’tan ayrılarak, musul’da bulunan kara yusuf’un yanına gitti. bu sırada sultan ahmed’e tâbi olan kaleler, timur han’ın gönderdiği ordu tarafından ele geçirildi. timur han’ın ordusu bağdat’tan ayrılınca, kara yusuf ve sultan ahmed, hiçbir güçlükle karşılaşmadan şehre hakim oldular. ancak, bu sırada bingöl yaylasında bulunan timur han’ın, kendilerini arkadan çevirme planını öğrenince, sultan ahmed ve kara yusuf, memlûk sultanına iltica etmeye karar verdiler. memlûk sultanına bu durumu bildirmek için elçiler gönderdiler. elçilerin dönüşünü beklemeyen kara yusuf ve sultan ahmed, yanlarında emîrleri ve kuvvetleri olduğu halde kahire’ye doğru yola çıktılar. memlûkların halep nâibi demirtaş’ın yollarını keserek, suriye’ye girmelerine mani olmak istemesi üzerine, iki taraf arasında şiddetli bir muharebe oldu. demirtaş, ağır bir bozguna uğradı. bu muharebenin neticesinde kara yusuf ve sultan ahmed’in, memlûk sultanına sığınma yolları kapandı. bu yüzden iki hükümdar, osmanlı padişahı yıldırım bayezid han’ın yanına gitmeye karar verdiler. fakat, aralarında çıkan anlaşmazlık yüzünden birbirlerinden ayrıldılar. kara yusuf, memleketine geri döndü. timur han ise, onların hareketlerinden günü gününe haber alıyordu. gönderdiği kuvvetler, sultan ahmed celâyir’e ani bir baskın düzenleyerek mağlup ettiler. sultan ahmed, bütün ağırlıklarını kaybettikten sonra, güçlükle osmanlı sultanına sığınabildi. kara yusuf bey de, timur’un 1400’deki yakın doğu seferinde, osmanlı sultanı yıldırım bayezid han’ın yanına gitti, ondan himaye ve iltifat gördü. kendisine aksaray havalisi, maişet ve ikamet yeri olarak verildi. bu durum, timur han ile yıldırım bayezid han arasında yapılan 1402’deki ankara savaşı’nın sebeplerinden biri oldu.

1402 yılında yıldırım bayezid’le yaptığı ankara meydan muharebesini kazanan timur han, karakoyunlu emîri kara yusuf’a kesin bir darbe indirdi. timur han’ın ordusu karşısında bozguna uğrayarak, muharebe meydanından güçlükle kaçan kara yusuf, nâibi şeyhü’l-mahmudî’ye sığındı. dımaşk nâibi, önce kara yusuf’a, sonra da buraya gelen ahmed celâyir’e iyi bir kabul gösterdi. fakat, bir süre sonra timur han’ın, memlûk sultanına yaptığı tehdit ve baskılar etkisini gösterdi. memlûk sultanı ebu’l-ferec, dımaşk nâibinden kara yusuf ve ahmed celâyir’in öldürülmelerini istedi. ancak, nâib bu emri yerine getirmedi ve sadece hapsetmekle yetindi. bir sene kadar hapiste kalan kara yusuf, buradan çıktıktan sonra, van hâkimi izzeddin şîr üzerine yürüyerek van bölgesini ele geçirdi. onun eski ülkesine sahip olması üzerine, dört bir yana dağılan türkmen emîrleri, tekrar bayrağı altında toplandılar. kara yusuf’un bu faaliyetlerine âzerbaycan ve irak-ı arab hükümdarı miran şah oğlu ebu bekr karşı çıktı. iki ordu çok geçmeden nahcivan’ın batısında karşılaştılar. ebu bekr’in ordusu yenildi ve kuvvetlerinin pek çoğu aras nehrinde boğuldu. bu zaferle şöhret ve gücü bir kat daha artan kara yusuf, tebriz ahalisinin isteği üzerine şehir önüne gelerek yaptığı muharebede, ebu bekr’in babası ve timur’un oğlu miran şah’ı öldürdü ve şehri ele geçirdi. bir süre sonra ebu bekr’le karşılaşan kara yusuf, onu tekrar mağlup etti. bu muvaffakiyetle kara yusuf, timur imparatorluğu’nun önemli bir parçasını alarak, karakoyunlu devletini kurdu.

kara yusuf’un ebu bekr’e karşı kazandığı ikinci ve parlak zaferden sonra, başta irak emîri bistam bey olmak üzere bütün emîrler ona bağlılıklarını bildirdiler. daha sonra bistam bey’i irak-ı acem’in fethine memur eden kara yusuf, aladağ’a gitti. bistam bey, sultaniye’yi fethedince, kara yusuf, onu irak-ı acem valiliğine tayin etti. 1409 yılında, "zaptolunamaz" olarak vasıflandırılan alıncak kalesi, karakoyunluların eline geçti.

bu sırada sultan ahmed celâyir, karakoyunlulara ait tebriz’e girerek şehirdeki türkmenlerin çoğunu katletti. durumu öğrenen kara yusuf, âzerbaycan’a girerek, tebriz yakınlarında karargâh kurdu. iki ordu arasında vuku bulan savaşta, sultan ahmed, askerlerinin büyük bir kısmıyla, karakoyunluların eline esir düştü. sultan ahmed, ordu komutanlarının ısrarıyla öldürüldü (1410). kara yusuf, bu zaferden sonra oğlu pir budak’ı hükümdar ilan etti. irak-ı arab üzerine sefer düzenleyip, bölgeyi ele geçirdi. oğlu şah mehmed’i, bağdat’a vali tayin etti. daha sonra âmid (diyarbakır), ergani üzerine yürüdüğü sırada, önüne çıkan akkoyunlu beyi kara yülük osman’la savaşıp, onu mağlup ve barışa mecbur etti. akkoyunluların müttefiki olan şirvan ve gürcistan hükümdarlarını da yendikten sonra, irak-ı acem’i tamamen ele geçirdi.

1420’de ucan’da vefat eden kara yusuf bey’den sonra, karakoyunlulara bütünüyle hâkim olabilecek bir şehzadenin bulunmaması, birliği sarstı. hükümdar ilan ettiği pir budak, kendisinden önce vefat etmişti. karakoyunlu beyleri, cesur bir bey olan kara yusuf’un ikinci oğlu iskender mirza’yı hükümdar ilan ettiler.

iskender, başa geçer geçmez, âzerbaycan ve doğu anadolu’yu işgal etmekte olan şahruh’la eleşkirt mevkiinde yaptığı savaşı kaybetti. şahruh’un âzerbaycan’a dönmesinden sonra, tebriz’e gitti. kardeşi isfahan mirza’nın elinde bulunan bu şehri zaptetti. daha sonra bitlis ve ahlat çevresini ele geçirdi. şemahi ve şirvan civarına akınlar düzenledi ve timurlu sultanı şahruh’u uzun süre uğraştırdı. bir süre sonra iskender’in kardeşleri, şahruh tarafına geçtiler. bunun üzerine şahruh, 1434 senesinde âzerbaycan üzerine yürüdü. iskender, üzerine gelen bu güçlü orduya karşı koyamadı. erzurum üzerinden batıya çekildi. bu sırada yolunu kesen akkoyunlu beyi kara yülük osman’ı erzurum kalesi önlerinde yapılan savaşta yaraladı ve ölmesine sebep oldu. iskender, daha sonra, osmanlılar’a ait tokat kasabasına sığındı. osmanlı devletine sığındıktan sonra, karakoyunlu hükümdarlığı, şahruh’un yanında bulunan cihanşâh’a verildi. bu yüzden karakoyunlu devleti, şahruh’un ölümüne kadar timurluların himayesinde kaldı. şahruh çekilince, iskender, kardeşi cihanşâh ile uğraşmaya başladı ise de, sofuâbâd mevkiinde yapılan muharebede yenildi (1438). nahcivan taraflarındaki alıncak kalesine sığındı. fakat, orada oğlu kubad tarafından öldürüldü (1438).

iskender’in ölmesiyle rakipsiz kalan cihanşâh, karakoyunlu hükümdarı oldu. gürcüleri mağlup ettikten sonra, hâkimiyetini tanımayan bağdat’ı, 1444 senesinde ele geçirdi. şahruh’un ölümüne kadar, ona bağlılığını muhafaza etti. sonra timur evlatları arasındaki taht mücadelelerinden faydalanarak, kars ve kirman eyaletlerini ele geçirdi (1457). horasan ve herat’ı ele geçirdiği sırada, oğullarından hasan ve pir budak isyan ettiler. cihanşâh, bu isyanlarla uzun süre uğraştı. osmanlı sultanlarından ii. murad han (1421-1451) ve fatih sultan mehmed han (1451-1481) ile dostane münasebetler kurdu ve devletini yükseltip, ülkenin sınırlarını genişleterek sultan, hakan unvanlarını kullandı. karakoyunlu ülkesi en geniş sınırlarına cihanşâh döneminde kavuştu. bütün iran, irak, güney kafkasya, doğu ve güneydoğu anadolu dahil basra körfezine kadar genişleyen karakoyunlu türkmen beyliği, akkoyunlu hükümdarı uzun hasan’ın hücumlarına uğradı. nihayet, 1467 senesinde mardin’de uzun hasan’a yenilen cihanşâh, aynı muharebede öldürüldü. cihanşâh’ın yerine oğlu hasan ali geçti. hasan ali, iki yıl saltanat sürüp, 1468 yılında ölünce, bağdat kolu dahil bütün ülke, uzun hasan tarafından ele geçirildi. böylece karakoyunlu devleti tarihe karıştı.

devlet teşkilâtı: karakoyunlular, devlet teşkilâtı hususunda, tamamıyla celâyirli ve ilhanlı devlet an’ane ve müesseselerine bağlı kaldılar. bu devlette hükümdar seçiminde, aile ve aşiret reisleri etkiliydi. devleti teşkil eden aile efradı ve aşiret reisleri tarafından kim uygun görülürse, idare onun eline verilirdi. devlet işlerinin mercii, büyük dîvan idi. reisine sahib-i dîvan denilirdi. bunun emrinde sahib-i âzam denilen reisler de vardı. vilâyetler, hem ikta, hem de idare olarak, hanedan ailelerinden olanlara ve emîrlere verilirdi. bunlar, iktanın gelirine göre asker beslemek zorunaydılar. en önemli vilâyetlerinden olan fars, yezd, isfahan ve bağdat’tan her biri bir şehzade tarafından idare edilmekteydi. bu şehzadelerin çok kalabalık maiyetleri ve muntazam saray teşkilatları vardı.

karakoyunlu devletinde ordu, yaya ve atlı kuvvetlerden meydana geliyordu. beylere bağlı timarlı askerle, ayrıca önemli bir yekûn teşkil eden timarlı sipahi ve çerik denilen aşiret kuvvetleri, devletin esas askerî gücünü oluşturuyordu. ordu, günümüzdeki takım, bölük, tabur ve alay gibi, koşun, tip ve fevc diye bir takım gruplara bölünmüştü. harp esnasında öncü birliklerine, pişdar denilirdi. ihtiyat ordu karargâhına, uruğ denilmekteydi. hükümdarın maiyetindeki kapıkulu askerleri, maaşlarını dîvandan alırlardı. kara yusuf bey, askerlerinin maaşlarını tam zamanında almalarına çok dikkat ederdi. bu iş için ayrıca bir teşkilât da kurmuştu.

kültür ve medeniyet: karakoyunlu hükümdarları, savaşların yanında, ülkenin imar ve ihyası için de çalışmışlardır. cihanşâh, adalet ve imarcılığı ile meşhur olmuştur. saltanatı devrinde tebriz’i mâmur bir belde haline getirmiştir. timur han tarafından ortadan kaldırılmasına rağmen, o devirde tekrar ortaya çıkan hurûfîlik adlı sapık fırkanın önüne geçen cihanşâh, tebriz’de bulunan hurûfîlerin çoğunu ortadan kaldırarak, büyük hizmette bulunmuştur. ilme ve âlimlere saygılı olup, ilim adamlarını koruyup gözetmiş, medrese ve camiler yaptırmıştır. tebriz’de muhteşem ve müzeyyen bir cami yaptıran ve memleketin çeşitli yerlerini âbideler ile süsleyen cihanşâh, şairleri himaye etmiş ve kendisi de hakîkî mahlâsıyla türkçe ve farsça şiirler yazmıştır. onun oğlu, bağdat valisi pir budak da şairdi. meşhur âlimlerden celâleddin devânî, akkoyunlulara intisap etmeden önce, tebriz’de cihanşâh’ın medresesinde müderrislik yapıyordu. devânî, farsça yazdığı risale-i hurûf adlı eserini cihanşâh adına telif etti. yine, şeyh şücâeddin bin kemaleddin kirmânî, hadîkat-ül meârif adlı eserini cihanşâh adına kaleme aldı.

cihanşâh’ın tebriz’de tamamen mermerden yaptırdığı ve çinilerle süslediği gökmedrese, diğer adı ile muzafferiye medresesi çok ünlüdür. medresenin özellikle kapısı, bir sanat harikasıdır. tebriz’de, cihanşâh’ın hanımının yaptırdığı, büyük cami ve medresesi vardır.

karakoyunlular, itikad bakımından şiîliğe meyilli olduklarından, gerek memlûk devleti, gerekse akkoyunlular ve diğer sünnî devletler, bunların aleyhinde idiler. özellikle akkoyunlularla olan mücadelelerinin sebeplerinden biri de aralarındaki mezhep farkıdır. buna rağmen, karakoyunlu paralarında, ilk dört halifenin adları ve kelime-i şehadet yazısı görülmektedir.

417 /

neden bekliyorsun?


bu sözlük, duygu ve düşüncelerini özgürce paylaştığın bir platform, hislerini tercüme eden özgür bilgi kaynağıdır.
katkıda bulunmak istemez misin?

üye ol