confessions

mitili

- Yazar -

  1. toplam entry 12923
  2. takipçi 2
  3. puan 307402

telmissus

mitili
bodrum yakınlarındaki antik kent.

yarımada üzerinde bulunan leleg şehirleri dağların tepelerinde bulunmaktadır. ulaşılması kolay olanlarından bir tanesi görece köyü’ndedir. köyün hemen gerisinde bulunan asar tepe üzerinde telmissus adı verilen leleg yerleşimi vardır. zirvede dikdörtgen taşlardan yapılmış, sağlam bir kule bulunmaktadır. bu kule çevreye hakimdir. leleg şehirlerinin genel karakteri burada gözlenmektedir. bu, iç kale ve duvarla çevrilmiş bir alandan ibarettir. çevrede birkaç kaya mezarı da vardır.

telmessos

mitili
fethiye’deki ilk yerleşim bölgesi olan antik kent.

akdeniz kıyı bandında kurulduğundan günümüze kadar yerleşimin kesintisiz sürdürüldüğü tek merkez konumundaki fethiye veya antik ismi ile telmossos kentinin geçmişi filolojik bazı tespitlere göre m.ö. iii. binlere kadar gitmesine karşın o dönemleri teyid edecek eserlere henüz rastlanmış değildir. antik dönemden itibaren karşılaşılan pek çok deprem ve yeni yerleşim anlayışı antik dönem yapılarının zaman içerisinde kaybolmasına neden olmuştur. ancak modern kentin güneyindeki kayalıklara oyulmuş mezarlar ile şehrin çeşitli noktalarında yer alan lahit mezarlar antik çağdan günümüze ulaşan en eski kalıntılar olarak değerlendirilmektedir. kaya mezarlarından en ünlüsü ve en görkemlisi hiç şüphesiz sol ante duvarı üzerindeki yazıta göre amyntas mezarıdır. son yıllarda müzenin yaptığı kazılarda ortaya çıkarılan tiyatro kalıntısı, kentin antik dönemdeki yerleşimi ve teşkilatı hakkında bazı bilgiler vermektedir.

syedra

mitili
antalya il sınırları alanya ilçesi yakınlarındaki antik kent.

syedra, alanya’nın 20 kilometre doğusundadır. alanya arkeoloji müzesi’nin yaptığı kazı çalışmaları sonunda kent tarihinin m.ö. 7. yüzyıla kadar uzandığı sanılmaktadır. varlığını 13. yüzyıla kadar sürdüren kente, halen ayakta olan anıtsal kapıdan girilmektedir. kentin çevresi surlarla çevrilidir. doğal su kaynaklarından beslenen ve içi sıvalı su sarnıçları antik çağdan günümüze kalan yapılar arasındadır. kent içindeki bir mağarada kayaya oyulmuş, nişin çevresi freskolarla süslü bölümün dinsel amaçla kullanıldığı saptanmıştır. mağara, vaftiz mağarası adıyla anılmaktadır. kentin doğusunda görkemli bir hamam kalıntısı vardır. hamamın zemininde yer yer mozaik süslemeler görülmektedir.

geniş bir alana yayılan kentin güneydoğusunda 10 metre genişliğinde 250 metre uzunluğunda sütunlu cadde uzanmaktadır. caddenin kuzeyinin gölge sağlamak için sütunların taşıdığı ahşap bir çatı ile kaplı olduğu, güneyinin ise taş döşemeli açık yol şeklinde düzenlendiği anlaşılmıştır. sportif oyun ve yarışmalarla ilgili bilgiler içeren çok sayıda yazıt kalıntısından kentin antik çağın bölgedeki önemli spor merkezlerinden biri olduğunu göstermektedir. kentin öteki mekanları arasında tapınak, tiyatro, akropol, nekropol, agora ve konut kalıntıları sayılabilir. roma imparatoru septimus severus’un isa’dan sonra 194 yılında kente gönderdiği teşekkür mektubundan hazırlanan yazıt alanya müzesi’nde sergilenmektedir. imparator, kente saldıran haydutlar ve dinsizlere karşı direnen syedra halkını kutlamaktadır.

ören yerine giriş ücretsizdir. karayolunun bittiği yerden sonra 1 kilometre kadar yürümek gerekir. makiliklerle kaplı arazide tepeye doğru çıkıldıkça akdeniz ve alanya kalesi tüm güzelliği ile kendini gösterir.

stratonikeia

mitili
stratonikea muğla’nın yatağan ilçesi’nin 6-7 km. batısında, yatağan-milas karayolu çıkışında 1 kilometre mesafede yer alan eskihisar köyü ile iç içe bir antik kenttir.

kent, m.ö. 3. yüzyıl da kurulmuştur. bu tarihte suriye kralı i. seleukos eşi stratonike’yi oğlu antiokhos’a vermiş, antiokhos da önce üvey annesi sonra eşi olan stratonike adına stratonikea kentini kurmuştur.

antik çağ coğrafyacısı ve gezgini strabon’a göre kent, çok güzel yapılarla donatılmıştı. yapılan kazılarda ele geçirilen sikkelerden, stratonikeia sikkelerinin kentin rodos’tan bağımsızlığını kazandığı m.ö. 167’den itibaren basılmaya başlandığı ve gallienus (253-268) zamanına kadar devam ettiği anlaşılıyor.

kentin akropol ü güneydeki dağın tepesindedir. bu tepenin çevresi bir surla çevrilmiştir. kuzeyinde, yamaç üzerindeki bir teras üzerinde şimdiki karayolunun hemen altındaki, bir yazıtta imparator için yapılmış küçük bir tapınağın kalıntıları göze çarpar.

bunun aşağısında da büyük bir tiyatro vardır. burada cavea, merdivenlerle 9 cuneus a bölünmüştür ve tek bir diazoma vardır. sahne binasının kalıntıları, yapılan kazılarda büyük ölçüde ortaya çıkarılmıştır. antik kent üzerinde, yatağan termik santralı’nın kullandığı linyit yatakları üzerinde bulunmasından dolayı günümüzde boşaltılmış bulunan eskihisar köyü bulunmaktadır. kent surlarla çevrilmiş olup, bugün kent surlarının yalnızca önemsiz uzantıları görülmektedir. yerleşim alanının kuzeydoğu köşesinde, büyük kesme taşlar ile kireç harçtan örülmüş güçlü bir kalenin yıkıntıları vardır. yapı, büyük kesme taşlar ile kireçli harçtan örülmüştür. yapının onarım gördüğü diğer yapılardan alınma yazıtlı taşlar ve sütun gövdelerinden anlaşılmaktadır.

kentin kuzey kenarındaki ana giriş kapısı büyük bloklardan oluşmaktadır. geniş ve ince taş duvarcılığı ile örülmüştür. bu kapının üzerinde kemer olduğu kalıntılardan anlaşılmaktadır. kapı iki girişlidir. iki kapı girişi arasında bir nymphaion vardır. kapıdan sonra sütunlu bir alanın ve yolun varlığı görülmektedir.

kentin tam ortasında, en çok göze çarpan yapısı, kent meclisinin toplandığı bouleuterion bulunmaktadır. bouleuterion tiyatro benzeri küçük bir yapıdır. bu yapının hemen batısındaki tek başına duran kapı bu alanın giriş kapısıdır. bunun serapis tapınağı olduğu ileri sürülmüştür; ancak kazılarda bulunan yazıtlar bu görüşün yanlış olduğunu göstermiştir. bouleuterionun kuzeye bakan dış duvarında diocletianus’un fiyat listesi ve bunun uygulanmasına ilişkin giriş kısmı latince yazılmıştır. bu yapının alttaki oturma sıraları korunmuştur.

kentin batısında, antik yunan ve roma’da gençlerin düşünsel ve bedensel yönden eğitildikleri, öğrenim gördükleri, spor etkinliklerinde bulundukları gymnasion denilen yapı bulunmaktadır.

kente giriş kapısının önündeki kutsal yolun kenarında oda mezarlar yer almaktadır. giriş kapısından başlayan kutsal yol nekropolden geçmekte ve lagina’daki hekate kutsal alanına ulaşmaktadır. söz konusu nekropol sahası günümüzde kömür ocakları havzası altında kalarak yok olmuştur.

ayrıca birde mysia stratonikeia’sı vardır

stratonikeia/siledik helenistik çagda, anadoluda, stratonikeia (ordunun zaferi) adını taşıyan seleukos’lar prensesleri, kraliceleri onuruna “stratonike yurdu” anlamına gelen stratonikeia adlı iki kent kurulmuştu bunlardan biri karia bölgesindedir; ama birde mysia stratonikeia’sı vardır; bu kent roma döneminde, indei stratonikeia ve daha sonrada stratonikeia hadrianopolis adıyla para basmıştır bkz. no 71 kırkağaç’ın dogusundaki siledik köyüdür; köyün yaşlıları “dededen ögrendigimize göre köyümüzün eskiden adı selendarios imiş” demektedirler selendarios ve siledik adlarının kökeni, türeyiş ögeleri ve anlamı konusu, tt adlar kitabında incelenmiştir kentin paraları üzerinde görülen indei stratonikeia adını indei bölümüne gelince. kentin bulundugu ovanın ilk çaglardaki adı indeipedion (helen dilinde indei ovası) idi (louis robert, villes d’asia minor, sayfa 50-54) oradan bakırçay geçer; bir yandan bunu, bir yandanda indei adının indos’a (dalaman çayının eski adına) benzerligi göz önüne tutularak, ”indei herhalde bakır çayının buradan geçen bölümü idi” sonucuna varıyoruz. anadoludaki stratonikeia’ların böyle adlandırılmasının nedeni olan kraliçe stratonike, seleukos’lar devletinin ikinci kralı (kurucu ve birinci kral i. seleukos’un oğlu) i. antiokhos’un eşiydi. kentleri kurup (daha dogrusu oradaki yerleşim birimlerini geliştirip kent durumuna yükselterek) stratonikeia diye adlandıran i. antiokhos’tur. mysia’daki kent roma egemenligi döneminde, stratonikeia hadrianopolis (hadrianos’un stratonikeia’sı) ve (edirne gibi) adrianoupolis/hadrianoupolis (hadrianos’un kenti) adını aldı ilk çag kenti şu anda siledik köyü kırkağaç-gelenbe asfalt yüzeyli yolun 12. km’sinde ovaya hakim bir tepe üzerindedir. kentin tarihcesiyle ilgili bildigimiz tek olay, bergama devletinin son kralı iii. attalos’un vasiyetnameyle kendilerine bıraktıgı, krallık ülkesine el koymak isteyen romalılara karşı, yalnız bağımsızlıgı amaçlıyor olmayıp toplumsal yapıyı da pek devrimci doğrultuda değiştirmeyi (örnegin ve özellikle, köleliği kaldırmayı) amaçlayan bir ayaklanma çıkarmış bergamalı prens aristonikos’un üç yıl boyunca romalılara kök söktürdükten sonra iö 130′da yenildikten sonra buradaki hisar kentine sığındığı, ve kent halkının onu teslim etmek zorunda bırakıldıgıdır.

smyrna athena tapınağı

mitili
athena tapinağinin yapi evreleri


geometrik dönem: subgeometrik döneme ait olan tapınak yapısının altında görülen iki duvar kalıntısı tanrı athena’ya geçgeometrik dönemde de tapınıldığını göstermektedir. smyrna’da 1967 yılında yapılan kazılarda bulunan bronz bir çubuğun üzerinde "bu adağı athena’ya protarchos oğlu oinotimos sundu" yazar. athena tapınağının en eski kalıntısı 8,5 m lik diagonal duvarla ona ulaşan 3 m genişlikte 1 m kadar yükseklikte olan bir rampadır. bu rampanın olağan üstü güzellikte işlenmiş olması onun gerçekten önemini açığa vurmakta ve kutsal bir yol olduğu kanısını güçlendirmektedir. rampa ile ulaşılan duvarın geçgeometrik döneme giren ilk podiumlardan birinin kalıntısı olduğu anlaşılmaktadır. ancak podium ve üzerinde yer alan naiskos’un yada sunağın biçimi hakkında bir bilgiye sahip değiliz. bir varsayım olarak söz konusu olan podium ve rampanın 8. y.y. sonunda inşa edildiği tahmin edilmektedir. geçgeometrik tapınak herhalde 670 tarihlerine kadar ayaktaydı. subgeometrik dönem: athena tapınağının subgeometrik dönemde (670-640) inşa edilmiş podiumu iki evre göstermektedir. ilk evrede podium batıya doğru 5 m daha uzun inşa edilmiştir. ikinci evrede güney duvarı 5 m kısaltılmış ve batı duvarı yeniden yapılmıştır. böylece subgeometrik podiumun güney duvarı birinci evrede batı duvarı ise ikinci evrede meydana gelmiştir. iki evreli subgeometrik podium büyük olasılıkla m.ö. 670-640 tarihlerine aittir. subgeometrik cella: c2 karesinde (şek. 34) yuvarlak köşeli güzel duvar parçası subgeometrik dönemde, yani 670-640 tarihlerinde yapılmış olan cellaya ait olmalıdır. onun diagonal duvardan ve kutsal rampadan 1 m kadar daha üst düzeyde olduğunu söylemekte yarar vardır. oryantalizan podium: eski izmir’in ilk parlak çağında athena kutsal yerinin büyütüldüğü, yani yeni bir podiumun inşa edildiğini görüyoruz. subgeometrik podium ile yeni podium duvarları arası batıda ve güneyde moloz taşlarla doldurularak üstü düzgün bir yüzey biçimine sokulmuştur. topografik yapı bakımından doğu ve kuzey yönlerinde genişletilmeye elverişli olmadığı, batı yönünde ise sınırlı bir uzatılma söz konusu olduğu için kutsal alan 7.y.y. son üçlüğünde bir kez batıya ve güneye, bir kezde yalnız güneye doğru olmak üzere iki kez büyütülmüştür. bunlardan birincisinde subgeometrik podium batıya 4,5 m2 ve güneye 4,5 m2 olmak üzere büyütülmüş böylece kutsal platform alanı genişlemiştir. oryantalizan podium güney duvarı birinci evrede batı duvarı ise ikinci evrede yapılmıştır. iki evreli oryantalizan podiumun inşa tarihini m.ö. 640-630 sıralarında verilebilir. büyütülmüş podium duvarları subgeometrik platformun duvarlarından daha özenli ve düzgün örgülüdürler. karşılaştırma yapıldığında her iki dönem duvarının aynı cins andezitten inşa edilmiş poligonal bloklardan ve boşluklara yerleştirilmiş küçük taşlardan oluştuğu ancak yeni duvarların daha düzgün ve daha özenli işlendiği, onlarda derzlerin daha az aralık gösterdiği ve özellikle taş yüzeylerin tokmaklama ve muralama ile daha düz bir biçime sokulmuş olduğu görülür. boşlukları dolduran küçük taşların oryantalizan podiumda daha az oranda kullanılmış olduğuda göze çarpmaktadır. subgeometrik podium duvarları bir tür destek duvarı olup içi dolgudur ve iç yüzeyleri yoktur. oysa oryantalizan podiumun duvarları 50-60 cm kalınlığında olup bunlar duvar kalınlığının önemli bölümünü oluştururlardı. doğuya bakan yüzeylerinde taşlar daha küçük ve kaba işlenmiş olmakla beraber batı yöndeki düzgün bloklarla birlikte 130 cm kalınlığında bir duvar ortaya koydular. oryantalizan podium yapılırken subgeometrik döneme giren podiumda onarılmış ve güçlendirilmiştir. oryantalizan cella: subgeometrik podium üzerinde görülen cella kalıntıları kanımızca oryantalizan podiumun ilk evresinde m.ö. 640 tarihlerinde inşa edilmiştir. çünkü söz konusu cellanın duvarları m.ö. 7 y.y. ikinci yarısında yapılmış olan bir megaronun duvarlarına çok benzemektedir. oryantalizan cella içinde önerilen iki sütün sırası hiçbir belgeye dayanmamaktadır. ancak cella içten içe 7 m genişliğinde olduğu için çatının bir yada iki sıra sütunla taşınması zorunlu idi. bu dönemde subgeometrik podiumun güney-batı köşesi sağlamlaştırılmıştır. bu nedenle bu evre içinde naosun yenilenmiş olması ve onun güney ve batı yönlerinde birer sütunlu stoa ile çevrilmesi işine girişildiği anlaşılmaktadır. sütun sırasının herhalde oryantalizan podium üzerinde yer alması öngörülmüştür. çünkü tufa sütun sırasıda ancak oryantalizan podiumun batı ve güney duvarlarını taşıyacak güçtedir. oryantalizan teraslar: eski izmir kentinin oryantalizan çağda gelişmeye devam etmesi athena kutsal yerinin yeniden büyütülmesini gerekli kılmıştır. dışa açılmanın ve ticaretin yeni boyutlar kazanması nedeniyle athena’ya sunuda bulunmak isteyenlerin sayısı artmış ve bu armağanların konacağı yerleri sağlamak içinde güneye doğru iki teras inşa edilmiştir. iki teras arasında yer alan ana giriş dikkat edilirse, geç geometrik kutsal rampanın ekseni üstündedir. ayrıca doğu terasının doğu yanı boyunca bir yan giriş mevcuttur. bu büyütme sırasında izmirliler herhalde o zaman ayakta duran bir yapı yüzünden, batı terasını küçük tutmak zorunda kalmışlardır. terasların inşası büyük bir olasılıkla 620-600 tarihlerinde gerçekleştirilmiştir. her iki terasın güney bölümlerinde birer stoa yer almaktaydı. bu nedenle sütunların ve başlıkların daha bu dönemde m.ö.7 y.y. ın sonunda yapılmaya ve yerlerine konmaya başlandığı anlaşılmaktadır. lydia kralı alyattes’in eski izmir’i tahrip etmesi: herdotos’un anlattığı bir olgunun, yani eski izmir’in lydia kralı alyattes tarfında ele geçirilmesi terasları inşasından sonra olması gerekir. kentin zaptedilmesi sırasında anlaşılan athena tapınağıda bir ölçüde olsun yıkıma uğramıştır. athena tapınağı son olarak persler tarafından 545 tarihlerinde yıkılmıştır. alyattes’in eski izmir’i ele geçirmesi ve athena tapınağını tahrip etmesi ancak batı terasının yarım olarak mevcut olduğu bir dönemde olageldiği söz konusudur. böylece cella ayakta iken batı terasının henüz batı bölümünün inşa edilmemiş olduğu sırada, altlık, sütun ve başlıklarının yapımı sürerken alyattes izmir’i almış ve bu olayda herhalde tapınağın bazı yerleri ve kesinlikle batı terası ile onun yarım kalmasına neden olan yapı yıkılmıştır. alyattes kendi krallığının doğusunda gelişen olaylarla uğraşırken izmirliler kenti ve özellikle tapınağı onararak 6. y.y. ın ortalarına değin oldukça parlak bir dönem yaşadılar. athena tapınağının son evresi: batı terasının batı bölümündeki iki duvarına son bir ekleme ile terasların tamamlanmış olduğu ortaya çıkmaktadır. bu ekleme sırasında batı terasının doğu yarısındaki güney duvarı ile koridorun batı duvarının dış yüzlerininde toptan değiştirilmiş olduğu anlaşılmaktadır. subgeometrik podiumun ikinci evresine giren duvarın doğu bölümleride yenilenmiştir. en güzel duvar ise yine bu dönemde yenileme yolu ile yapılan oryantalizan podiumun doğu yan cephesidir. tapınağa koridordan girenler bu duvarı görüyorlardı. bu nedenle bu cephe özenle ve en güzel biçimde rektogonal örgü ile işlenmiştir. tapınağın son evresinde ana giriş daha görkemli bir görünüme ulaşmış ve böylece kutsal yol daha büyük anlam kazanmıştır. arkaik cella: oryantalizan cellanın arkaik dönemdede ayakta kalmış olduğu söz konusu olamaz. arkaik cella foça taşından yani tufadan inşa edilmiş ve son celladan elimize muhtemelen üç parçacık geçmiştir. arkaik cellanın bloklarından yalnızca üç parçanın ele geçmiş olması, her işe yarayan bu taşların sonraki dönemlerde yerlerinden alınmış olmaları ile ilgilidir. nitekim, 4. y.y. yapılarında, bir çok evin duvarlarında söz konusu arkaik döneme giren, cellaya ait olmaları gereken tufa bloklar bulunmuştur. yine klasik çağa ait bir destek duvarında tapınak sütunlarının kullanılmış olduğunu görüyoruz. bu nedenlerden dolayı arkaik dönem cellası ve onu çeviren sütun sırası konusunda herhangi bilgi yoktur.

smyrna athena tapinağinin üst yapisi

sütun altlıkları: bayraklı’da biri athena tapınağında dördü ise onun kuzeyinde bir klasik dönem duvarının altında olmak üzere beş tane foça taşından yapılmış silindir biçimli altlık bulunmuştur. tapınakta bulunanın boyu 39 cm, üst ve alt çapları 100,4 cm dir. duvar altındakilerinden üçünün alt ve üst çapları 97 şer cm boyları ise 52 cm, 63 cm ve 54 cm, dördüncünün ise alt ve üst çapı 90 cm boyu 40 cm dir. her beşinin de fasetli yani prizmatik olmayıp silindir biçimli oluşu üst ve alt çaplarının aynı ölçüyü vermesi, yani yukarıya doğru incelmemesi, onların gerçekten birer silindir biçimli altlık oluşturduklarını açıklamaktadır. ilk andığımız altlığın merkezinde 7 cm çapında ve 6 cm derinliğinde bir zıvana deliği vardır. bu delik birbirleri üzerinde duran sütun elemanlarını bir maden çubukla tespit etmeye yarıyordu. üst yüzeyi sütunun iyi oturması için düzgün olarak perdahlanmıştır. altlığın üst yüzünde çapı 90 cm olan bir daire çizilmiştir. başka bir deyişle 1m çapındaki bu altlık üzerinde alt çapı 90 cm olan bir sütun elemanı oturuyordu. üst yüzün kenarını çepeçevre dolaşan 8-10 mm genişliğinde bir pah vardır. altlığın üst yüzündeki zıvana deliğinin kenarı da çepeçevre pahlanmıştır. altlığın silindirik gövdesi öteki yerleri gibi güzel perdahlanmıştır. zıvana deliği doğrultusunda olmak üzere iki yanda altlığın taşınmasına yarayan birer tutamak bulunmaktadır. bu çıkıntıların genişliği 14,4 cm, yüksekliği 6 cm, kalınlığı ise 2,5 cm dir. tutamaklar alt yüzeyden 16 şar cm yukardadırlar. sözü geçen silindirik altlık tipi erken ion ve aiol mimarlık sanatına öz bir sütun elemanıdır. nitekim delos’ta naxos’ luların oikos’ unda, delphi’ deki naxos’ lu sütunda, atina agorasında ve klopedi de silindir biçimli altlıklar kullanılmıştır. tamburlar: gün ışığına çıkan üç tamburdan herbiri prizmatik profillidir ve onu oluşturan fasetlerin sayısı her üçündede 32 dir. tamburların yükseklikleri 58.4 , 48.6 ve 38.4 cm olup görüldüğü gibi değişik boydadır. ancak boylarının değişik olması normaldir. tamburlardan ikisinde alt yüzlerdeki zıvana deliklerini çepeçevre dolaşan 6-7 mm genişliğinde bir pah vardır. tamburların kenarlarında ise pah yoktur. çünkü fasetler sütunlar dikildikten sonra yapılmış ve bu nedenle kenarların korunması için yapılan pahlar yok olmuştur.

her üç tamburunda alt çapları ile üst çapları arasında ortalama 1 cm fark olduğuna göre sütunlar tambur başına 1 cm olmak üzere yukarıya doğru inceliyordu. eski izmirde ustaların daha az deneyimli oldukları erken arkaik dönemde bu denli ince uzun sütunlar dikmiş olacakları beklenemez. bu nedenle athena tapınağındaki sütunların alt çaplarının 10 katı boyunda olabilecekleri kanısındayız. böylece sütunların alt çapları 90 cm olduğuna göre boylarının 9 yada en çok 10 m olduğu düşüncesindeyiz. prizmatik profili oluşturan fasetler, sonraları ion mimarlıgında gölge ışık kontraslığı sağlamak üzere, yani estetik amaçla, yiv biçimine dönüşecektir. sütun başlıkları: biri mantar biçimli öteki çift dikey volütlü olmak üzere 2 çeşit başlık mevcuttur.mantar biçimli sütun elemanı bir çok tartışmaya neden olmuş sonuç olarak bunun bir altlık olamayacağına bir başlık olduğuna kanaat getirilmiştir.çünkü bu sütunların üst çapları 70-72 cm idi; bu nedenle alt çapları 82.3 , 84 ve 86.1 cm olan tamburlar bunları taşıyamazdı. ayrıca mantar biçimli sütun elemanında bulunan yaprakların yukarı kalkmış durumda altlık olarak kullanılmış olamayacağı bellidir. mantar biçimli sütun elemanı yaprak çelenkli bölüm aşağıda olmak üzere konulursa iki bölüm arasında bulunan ortalama 3 cm genişliğinde ve 2cm derinliğindeki oluk su ve tozla dolar, orada biriken sular zamanla taşın çatlamasına neden olurdu.bu nedenlerden dolayı mantar biçimli sütun elemanının başlık olduğu kesindir. mantar biçimli başlıklar genellikle üst ve alt bölümlerinde aşağı sarkan yapraklarla bezenmiştir. çelenk biçimli bu süs öğesi ön plandaki yapraklarla onların arkalarında ve aralarında yer alan daha küçük yapraklardan oluşur. alt bölümünde lotus yaprakları yer almaktadır. üst bölüm içinde helezonlu örnekler ayrıcalık oluştururlar bazı tiplerde alt kenarlardaki torus, yani topuk biçimli silme, iki kattır. mantar biçimli sütun elemanı ion mimarlık sanatının ilk, başarılı ve büyük övgüye değer bir yaratısıdır. başlıkların yapımında taş çeşidi olarak yontulması ve perdahlanması kolay olan tufa, yani foça taşının kullanılmış olması da, ilk örneklerin ağaçtan yapıldıkları kanısını güçlendirmektedir. bayraklı’ nın mantar biçimli sütun elemanı toptan biçimi yaprak sırası ve yapraklar arasındaki dil bakımından suriye’ nin geçhitit modellerine bağlıdır. ion ustaları doğunun finike etkisindeki geçhitit örneklerinden esinlenerek mantar biçimli başlıkları yapmışlardır. bir yaprak sırası ile süslü toruslar geçhitit sanatında olsun, ya da onun etkisi altında gelişen assur örneklerinde olsun, hem altlık hem de başlık olarak iş görürler. mantar sütun elemanı dışında ele geçen çift dikey volütlü olmak üzere iki çeşit başlıkta mevcuttur. ancak bunlar arasında mantar biçimli başlıkların tersine ne sağlam bir başlık yer almakta nede birbirine bitişen kırıklardan bir tam başlık oluşturabilecek parçalar mevcuttur. bununla birlikte orjinaline çok yakın rekonstrüksüyonları yapılmıştır. yüzlerce parça arasında volüt, abakus, palmet kırıkları ile başlıkların orta ve alt bölümlerine ait kalıntılar ele geçmiştir. birbirine bitişen iki büyük parça başlığın strüktürünü vermektedir. burada yastık kısmı başlangıçta önde ve arkada iki ayrı volüt olarak çıkmakta ve sonradan birleşmektedir. bu özellik yalnız bu başlıkta görülmektedir. geri kalan athena tapınağı başlıklarında ise iki volütün iki yanda bir tek yastık halinde kıvrıldığı anlaşılmaktadır. palmet yapraklarının sayısı istisnasız 3 olmasına karşılık biçimleri değişiktir. volüt başlıklarının ön yüzlerinde palmet öğesi altındaki bölümde bir çok parçanın açığa vurulduğu gibi şeritlerden oluşan linear süslerle bezeli idi. volütlü başlığın alt bölümü, yani iki yanı apsidal olan dikdörtgen prizma biçimli bölümü çepeçevre uzun yapraklarla süslü idi. volütlü başlıklar bezemeli türden 16 adet, bezemesiz türden ise 5 adet olmak üzere toplam 21 adettirler. ancak eldeki geri kalan parçalar bu sayının daha yüksek olduğu izlenimini vermektedir. hiç değilse daha 3 değişik tipte başlığın varlığı süphesizdir. böylece dikey volütlü başlık sayısının 24’e ulaşacağını söyleyecek durumdayız. mantar biçimli ve dikey volütlü başlıklar dışında iki başlığın iki ayrı başlık halınde oldugu gibi aynı sütun üstünde kompozit bir başlık olarakta kullanılmış olabileceği kanısına varılmış. sunu sütunları üzerinde yer almış olma ihtimali büyüktür. yarı tam olarak ele geçen mantar biçimli başlığın alt yüzünde zıvana deliğinin bulunması üst yüzünde eksik olması onun üstünde ikinci bir başlığın yer aldığı düşüncesini olanaksız gösterir. ancak yukarıda belirtiğim gibi söz konusu başlık tam bir yarım başlık degildir. nitekim alt yüzdeki zıvana deliğinin çok küçük bir bölümü korunmuştur. üst yüzdeki zıvana deliği belkide ele geçmeyen öteki yarıda kalmıştır. ayrıca dikey volütlü başlıkların üst yüzlerinde zıvana deliğinin bulunup bulunmadığını bilmiyoruz. bir aiol başlığının özünde iki bölümü vardır; biri çift dikey volütlü elemanı ötekide onun palmet ve boyun bölümüdür. böylece herhangi bir aiol başlığı bir ion, dor ve korinth başlığı kadar iki bölümlüdür. bayraklıda sunu eserler arasında iki katlı başlık kompozisyonunun geçerli olabileceğini gösteren önemli bir neden vardır oda oradaki mantar biçimli sütun elemanının bir abakustan yoksun olmasıdır. gerçekten hellen örneklerinde olsun, onların doğulu prototiplerinde olsun başlıklar genellikle bir abakusla son bulurlar. nitekim mantar biçimli sütun elemanın altta bir ince torus göstermesi çok anlamlıdır. eğer söz konusu bu eleman tek başına bir sütün başlığı olsaydı altta bir torusla son bulduğuna göre onun tepesindede bir abakusla bitmesi beklenirdi. bu durum karşısında bayraklı başlıklarını altta mantar biçimli, üstte çift volütlü eleman olmak üzere iki katlı olarak tamamlamak tutarlı olsa gerektir. sütünların kullanıldığı yerler: kesin bir biçimde saptandığı üzere parçalar birbirinden ayrı 17 mantar biçimli başlığa ve yine birbirinden ayrı 24 dikey volütlü başlığa aittirler. bu demektirki athena kutsal yerinde bir yapıya bağlı ya da sunu eser olarak en azından 41 adet başlıklı sütun dikili bulunuyordu. tufadan yapılmış olan bu sütünlu başlıklar muhtemel olarak oryantalizan cellada oryantalizan teraslardaki iki stoada arkaik cellanın güneyi ile batısında ve çeşitli yerlerde dikili duruyorlardı. ancak bu öneriler birer varsayımdan ibarettir. başlıkların tarihlenmesi: başlıkların yontulmasına oryantalizan dönem sonunda yaklaşık 610 tarihlerinde başlanmış ve alyattes’ in kenti tahrip etmesinden sonra 590 tarihlerine değin devam edilmiştir. mevcut 41 örnekte stil bakımından bir zaman farkı yoktur. yontu atölyesi 20-30 yıl çalışmıştır, aynı ustalar anıtsal insan ve aslan heykellerinide yontmuşlardır. baştaban ve çatı: arkaik cella’ nın ve onun batı ve güneyinde yer aldığı bir varsayım olarak düşündüğümüz iki sütun sırasının üstündeki baş taban ve çatı büyük bir olasılıkla ağaçtandı. gün ışığına çıkan kabartmalardan ikisi kalın blok parçalarıdır ve herhalde duvar kalınlığında bloklardan oluşuyorlardı. bu nedenle onların epistyl üzerinde değil, daha çok sunakta, ön yüzleri kabartmalı duvar blokları olark işlev gördükleri düşünülmektedir. oryantalizan cellanın duvarları 40 cm kalınlığında idi. bu nedenle tufa taşından bir baş taban taşıması olanaksızdı. çatıda düz damdan oluşuyordu. tufa taşından yapılmış olan iki küçük friz parçası tapınakta olduğu gibi sunaktada yer almış olabilirdi. görülüyor ki baş taban ve çati konusunda ki bilgiler çok yetersizdir.

smyrna

mitili
smyrna (izmir) antik kalıntılarını diğer üç önemli özellik bir arada değerlendirildiklerinde diğer arkeolojik sitlerden ayırmaktadır. bunlardan birincisi izmir/smyrna’da (daha geniş bir ifadeyle izmir körfezi ’nin ucunda) kentsel yerleşimin geçmişinin uzunluğudur. gerçekten de, bayraklı höyüğü en az 5000 yıllık bir tarihe işaret etmekte, bu höyükte henüz el atılmamış daha erken katmanlar da bulunmaktadır. ikincisi bu (en az) 5000 yıllık geçmiş içinde, kentin önemi zaman zaman artmış veya azalmış olsa da, bir uygarlık ifade eder tarzda yerleşik hayatın izmir/smyrna’da neredeyse kesintisiz bir tarzda baki kalmış olmasıdır. üçüncüsü, son 300 yıllık uluslararası ticaret merkezi kimlikli gelişiminin bir uzantısı olarak izmir’de günümüzde de bir metropolün mevcut bulunmasıdır. başka bir deyişle, izmir/smyrna, bir yandan (yaşı itibariyle) troya ’nın, bir yandan (yaşı ve kesintisizliği bir arada alındığında) mezopotamya sitlerinin, bir yandan da (tarihi birikime sahip dev metropol kimliğiyle) istanbul ve roma ’nın (ki bunlar çok daha genç yerleşim merkezleridir) özelliklerini bir araya getirmektedir. bu özelliklere, izmir/smyrna’nın tarihi boyunca pek çok siyasi güç arasında el değiştirmiş olması, ve tarihi içinde kent merkezinin belirleyici bir taşınma hadisesi yaşaması da eklenebilir (bayraklı civarından kadifekale (pagos) ve eteklerine geçiş).

izmir’in metropol kimliği, son dönemlerdeki çok hızlı nüfus artışı, topraklarının yoğun yerleşime konu olması, mülkiyet meselelerinin karmaşıklığı, kentin ticarete odaklanmış ruhu, arazilerin değeri ve yerel yönetimlerin acil gündem maddelerine karşın imkanlarının kısıtlılığı smyrna antik kenti üzerinde yürütülebilecek araştırmaları da zorlaştırmaktadır. bayraklı höyüğüne, burada tekel’in örnek üzüm bağlarının bulunması sayesinde ulaşılabilmiştir. günümüzde şehrin başlıca tarihi/turistik argümanını teşkil eden ve m.s. 178 depreminden sonra roma imparatoru marcus aurelius tarafından yeniden inşa ettirilmiş haliyle karşımıza çıkan smyrna agorası ’nın varlığı yüz yıl önce bilinmemekte, üzerinde müslüman mezarlığı bulunmaktaydı. yol yapım çalışmaları esnasında bazı mermer sütunların dikkati çekmesi üzerine ortaya çıktı ve ilk kazıları 1927’de yapıldı. 1932-1941 arasında daha geniş kapsamlı kazılardan sonra, agora’ya ancak 1990’lı yıllarda geri dönülebildi. 1996’dan bu yana izmir büyükşehir belediyesi idaresinde buradan elde edilen paha biçilmez buluntular, agora sitine ve çevresine harcanacak ilave çaba ve paranın sağlanacak getirisi ile katbekat karşılanacağını ispatlamaktadır.

üçüncü tarihi varlık olan kadifekale tahkim edilmiş yapısı ve çağlar boyunca askeri işlevlere hizmet vermesi sayesinde günümüze nispeten sağlam bir şekilde ulaşabilmiştir. ancak kadifekale eteklerinde varlığı bilinen ve üzerinde bugün izmir’in en berbat gecekondu mahallesinin yer aldığı smyrna antik tiyatrosu ’na anılan güncel sebeplerden ötürü ulaşılamamaktadır. m.ö. 1. yüzyılda inşa edilmiş olan bu antik tiyatro hakkındaki ilk çalışma atina ’daki avusturya arkeoloji enstitüsü temsilciliği için bu konuda bir tez yazan otto walter ve otto berg tarafından gerçekleştirilmiş, hatta bu çalışma 1929’da ’izmir’de roma tiyatrosu’ adıyla türkçe’ye çevrilerek yayınlanmıştır. bu tez çalışmasında 1850’lerde bütün osmanlı topraklarının haritalarını çizen avusturyalı haritacı baedecker kaynak olarak kullanılmıştır. baedecker’in haritalarından o dönemde antik tiyatronun bazı kısımlarının hala toprak yüzeyi üzerinde olduğu anlaşılmaktadır. 1917’de izmir’deki almanya konsolosu spiegelthal kazılar başlatmak için antik tiyatro alanının bir kısmını satın almış, krokiler hazırlattırmıştır. ancak i. dünya savaşı ’nın mağlubiyetle sonuçlanması, işgal, kurtuluş savaşı, genç türkiye cumhuriyeti ’nin imkansızlıkları ve gündem yoğunluğu ile proje unutulmuş, 1950’lerde kadifekale’de başlayan gecekondulaşma ile de arazinin üstü örtülmüştür. bugün arkeologların ve diğer uzmanların, ev ve bahçelerdeki kalıntı izlerini yakalamaya dönük küçük yüzey gözlemleri için dahi koruma altında girebildikleri bir bölgedir.

izmir antik tiyatrosu hristiyan tarihi açısından, roma imparatorluğu’nun paganizm döneminde aziz polikarp ’ın öldürüldüğü yer olması bakımından da büyük önem arzetmektedir. (aziz polikarp burada önce aslanlara atılmış, ancak aslanlar doymuş oldukları için onu yememişler, ardından bir direğe bağlanarak etrafına atılan odunlar yakılmış, ancak ateş tutmamış, son olarak bir romalı askerin mızrağıyla can vermiştir.)

sirkeli hoyugu

mitili
sirkeli höyüğü, eski misis-ceyhan karayolu üzerinde yer alan sirkeli köyünde ceyhan nehri kenarında bulunan bir höyüktür. hemen yanında bir kaya kütlesinin üzerinde muvattali kabartması bulunmaktadır.

hitit imparatoru muvattali, mısır firavunu ramses ile yaptığı ünlü kadeş savaşı’na giderken buraya uğramış ve bu olaydan sonra hititler tarafından bu yerin kutsallığına inanılmıştır. muvattali kabartması anadolu’daki en eski hitit kabartması olması ile de ayrı bir öneme sahiptir.

sillyon

mitili
antalya ili serik ilçesi’nde bulunan bir antik kent.

serik ilçesine 15 km. uzaklıkta olan aspendos ve perge arasında yüksekçe bir tepe üzerinde kurulmuş yerleşim yeridir. şu an harabe durumundadır.

m.s. ii. yüzyılda bergama krallığı’na bağlı olarak yakın tarihe kadar karahisar - tekke adı ile bu günkü yanköy köyü yakınlarında bulunan koçhisar tepesi’nde kurulmuştur. antik devrin en zengin şehirlerinden birisidir.

selinus

mitili
antalya il sınırları gazipaşa ilçesi yakınlarındaki antik kent.

alanya’nın 45 kilometre doğusunda küçük bir yarımadanın yamacında kurulu antik çağ kentidir. kentin tarihi m.ö. 6. yüzyıla kadar uzanmaktadır. roma imparatoru trajanus, doğu akdeniz’de part seferinden dönerken hastalanarak geldiği bu kentte 9 ağustos 117’de ölmüş ve külleri roma’ya gönderilmiştir.

kent bir dönem trajanapolis adını almıştır. yarımadanın surlarla çevrili tepesinde kentin akrapolü vardır. bir sarnıcın bulunduğu zirve akdeniz’e egemen bir manzaraya sahiptir. kentin agorası deniz kenarındadır. agora yıkılmışsa da granit sütunları görülebilir. yamaçtaki surların içinde apsisli bir kilise kalıntısı bulunur. kilise aziz thekla’ya adanmıştır. kentin bir başka anıtsal yapısı da 13. yüzyıl selçuklu döneminde kırmızı zikzak motiflerle süslenmiş bir av köşküdür. bu yapının da antik çağdan kaldığı ve imparator trajanus’un anısına yapılmış bir mezar olduğu sanılmaktadır. akdeniz’e akan selinus çayı çevresinde su kemeri kalıntılarına rastlanır. kentin iki hamamından biri kayalık yamacın denize indiği kesimdedir. tiyatro yıkılmıştır. kentin nekropolündeki mezarlar birer anıtsal yapı olarak kilikya bölgesinin ölü gömme geleneklerini en güzel biçimde ortaya koymaktadır. antik kentteki arkeolojik çalışmalar henüz yüzey araştırmalarıyla sınırlıdır.

girişin ücretsiz olduğu tepeye yaklaşık yarım saatlik bir yürüyüşle çıkılabilir. düzgün patika yoldan tepeye çıkacakların yanlarına su almaları önerilir.

seleueka

mitili
seleueka, antalya ili manavgat ilçesi yakınlarında bulunan antik kent.

seleukeia antik kentine ulaşmak için side yönünden manavgat şehir merkezine girmeden sola dönen yoldan 4 km. sonra manavgat şelalesi’ni, geçtikten sonra barajlar yönüne devam edip şıhlar köyüne gitmek gerekir.

kent, büyük iskender’in haleflerinden suriye kralı i. seleukos nikator (m.ö. 321-280) adına kurulmuş olan 9 kentten biridir.

1972 ile 1979 yıllan arasında istanbul üniversitesi adına prof. dr. jale inan ve ekibi tarafından kısmen kazılıp, onarılarak gezilebilir hale getirilmiş, bu çalışmalar sayesinde gün ışığına çıkarılan iki hellenistik mozaik buluntusu ile güncelliğini devamlı korumuştur.

seleukeia, toros dağları’nın eteğinde güneyde eğimli bir dağ yerleşimi olarak kurulmuş ve sadece güney doğu yönünden sur duvarlarıyla çevrilmiş olup günümüz kalıntılarının birçoğu hellenistik ve roma dönemlerine aittir. seleukeia antik kenti buluntuları arasında en önemlisi hiç şüphesiz "yedi bilgeler mozaiği" olarak adlandırılan ve yine antalya müzesi’nde sergilenen mozaiktir.

gerek işçilik ve renkliliği, gerekse anaksagoras, pythagoras, demosthenes, lykurgüs, thukydides ve salon gibi yedi ünlü düşünürün portlerini içermesiyle çok ayrıcalıklı bir öneme sahiptir. agoranın güney ucundaki yarı daire planlı yapının meclis binası (bouleuterion) veya konser salonu (odeion), kuzeyindeki iyi korunmuş küçük yapınınsa tapınak kalıntısı olduğu anlaşılmaktadır.

sedir adası

mitili
sedir adası kerme körfezi’nde (gökova körfezi) bulunan görülmeğe değer güzellikte, antik kalıntılarla dolu üçlü bir ada grubunun en büyüğüdür. muğla’nın ula ilçesi sınırları içinde yer alır. antik çağdaki ismi kedrae veya cedrae olup, adada bu dönemden kalma kalma kalıntılar bulunmaktadır.

saranda

mitili
marmaris yakınlarındaki antik kent.

marmaris’e 45 km. uzaklıkta, bugünkü söğüt köyü yakınındadır. roma ve bizans dönemlerinde kesintisiz olarak bir yerleşim birimi olma özelliğini sürdüren saranda geç bizans dönemine ait birkaç yapı kalıntısına rastlanmamaktadır.

pınara

mitili
fethiye yakınlarındaki antik kent.

fethiye’ye 45 km. mesafede minare köyü yakınında bulunmaktadır. likçede pinale veya pınara "yuvarlak" anlamına gelmektedir. mitolojiye göre xanthos’un nüfusu çok artınca yaşlılardan bir grup kentten ayrılarak kragos dağı’nın eteklerinde yuvarlak bir tepe üzerinde pınara kenti’ni kurmuşlardır. kentten günümüze ancak kaya mezarı ve lahit mezarlar ile sur duvarları, hamam, tiyatro, agora, odeon gibi yapıların kalıntıları ulaşmıştır. birkaç büyük deprem geçirmiş kent m.s. 8. yüzyıldan sonra önemini bütünüyle yitirmiştir.pınara lykia birliği kentleri arasında 3 oya sahip olanlardan biridir.

sagalassos

mitili
sagalassos, antalya’ya 110 km uzaklıkta, burdur’un ağlasun ilçesinin 7 km kuzeyinde yer alan antik kenttir.

batı toroslar’ın bir parçası olan ağlasun dağı’nın güney eteklerinde, 1450 - 1700 m yükseklikteki meyilli bir arazi üzerine kurulu kentin kalıntıları doğu - batı yönünde 2.5 km, kuzey - güney yönünde de 1.5 km’yi kapsayan bir alana yayılır. ilk olarak 1706’da fransız gezgin paul lucas tarafından keşfedilen sagalassos’ta arkeolojik kazılar 1990’da başlatıldı.

çeşmelerinin görkemiyle anılan sagalassos, dünyanın en yüksek rakımlı, 9.000 kişilik tiyatrosu ve kendine has kaya mezarlarıyla bilinir. sagalassos’ta bulunan ve traian dönemine tarihlenen ares, herakles, hermes, zeus, athena ve poseidon büstleri, antik dönem heykeltıraşlığının önemli örneklerinden sayılıyor. ayrıca içinde pek çok havuz bulunan roma hamamı da iki katı korunmuş şekilde günümüze ulaşmıştır.

rhodiapolis

mitili
antalya il sınırları kumluca ilçesi yakınlarındaki antik kent.

rhadiopolis, antalya ili kumluca ilçesi’nin 2,5 km kuzeyinde tepe üzerinde ve eteklerinde kurulmuştur. akdeniz üniversitesi arkeoloji bölüm başkanı prof. dr. nevzat çevik başkanlığındaki büyük bir ekip tarafından 2006 yılında kazılmaya başlanmıştır. isminden dolayı rodos kolonizasyon dönemi kuruluşu olduğu kabul edilir. ancak daha önce de var olduğuna dair bilgiler vardır. 1892’de ilk kez avusturyalı bilim adamlkarınca keşfedilmiştir. kentin en ünlü siması is. 2. yy’da yaşamış ve tüm likya kentlerine yardım etmiş olan en ünlü euregetes (yardımsever) opramoas’tır. opramoas’ın anıt mezarı duvarındaki yazıt anadolu’nun en uzun eski yunanca yazıtını taşır.

imparator başrahibi ve birlik yazmanı gibi önemli görevleri bulunan opramoas zamanında (is. 2. yy) şehir en parlak günlerini yaşar ve imar olur. kentte klasik dönemden bizans’a kadar kalıntılasr gözlemlenmektedir. şehrin tiyatrosu, hamamı, opramoas anıtı, kilisesi, nekropolleri ve çok sayıda su sarnıcı bulunmaktadır. opramoas anıtı bloklarında yazılı olan 12 imparator mektubu, 19 procurator mektubu ve 33’u birlik toplantısına ait yazılı anıt defineciler tarafından tahrip edilmiştir. nevzat çevik tarafından sürdürülen 2006 kazıları sonucu tiyatro, hamam, agora, stoa ve ana cadde gün yüzüne çıkarılmıştır. 2007 yılında tüm kamu merkezi ortaya çıkarılmış olacak ve sonrasında da tüm kent toprak üstüne çıakrılıp onarılacaktır.

foça

mitili
phokaia izmir ’in foça ilçesi’nin antik çağ’da ve bizans dönemi’ndeki adı olup, yunan arkaik dönemi’nin önemli merkezlerinden biriydi. bu dönemde phokaialılar özellikle batı akdeniz’de fransa’da marsilya, korsika’da alalia, italya’da elea ve velia gibi çok sayıda denizaşırı koloni kurmuş olmakla ön plana çıkmışlardır; şehrin bu görkemli evresinden günümüze çok az şey gelebilmişse de burada yapılan arkeolojik kazılar sayesinde her geçen gün daha çok kalıntı ortaya çıkarılmaktadır. arkaik dönem phokaia’sından günümüze ulaşmış en iyi durumdaki mimari buluntu şehrin savunma duvarlarından oldukça gösterişli payandalı ve yüksekçe bir bölümdür. bu duvar daha geç bir dönemden taş yığma suretiyle yapılıp üzeri toprakla örtülmüş bir tümülüsün içinde oldukça iyi bir durumda kalmışsa da 1970’lerdeki bir yol çalışması sırasında ciddi bir tahribata uğramıştır. bu duvarın yapılışından ve mimarisinden tarihin babası herodotos ta söz eder ve ortaya çıkarılan kalıntılar onun tariflerine tıpatıp uymaktadır.

phokaia arkaik dönem’den başlayarak üzerinde şehrin sembolü fok balıklarının kabartmasının da basıldığı elektron sikke kullanımına geçmiş ve midilli’deki (lesbos) mytiline kentiyle yaptığı bir anlaşmayla elektron sikkelerin altın gümüş oranı ve gramajında belli standartlaşma sağlamıştır. şehir i.ö. 546’da harpagos komutasındaki pers (iran) ordularının hakimiyetine geçmiş ve bundan sonra ekonomi ve nüfus olarak gerileme dönemine girmiştir.

phokaia’da arkeolojik kazılar halen devam etmektedir. son dönemde athena tapınağı alanında bulunan arkaik dönem’den malzemesi işlemesi nispeten kolay tüf taşından (foça taşı - lithos phokaikos) büyük griphon ve at heykelleri phokaia’nın antik yunan dünyasında büyük taş heykeltıraşlığındaki öncü konumunu da ortaya koyar.

perge

mitili
perge, antalya’nın 18 km doğusunda, aksu bucağı’nın sınırları içinde bulunan bir antik kenttir. kilikya - pisidya ticaret yolunun üstünde yer aldığı için önemli bir pamphylia şehridir. şehrin kuruluşu diğer pamphylia şehirleriyle aynı zamana rastlar (m.ö. 7 yüzyıl). ana tanrıçası perge artemisi olan perge hristiyanlar için önemli bir kent idi. m.s. aziz paulos ve barnabas perge’ye gelmiştir. magna plancia gibi kimi zenginler perge’ye önemli anıtlar kazandırmışlardır.

391 /

neden bekliyorsun?


bu sözlük, duygu ve düşüncelerini özgürce paylaştığın bir platform, hislerini tercüme eden özgür bilgi kaynağıdır.
katkıda bulunmak istemez misin?

üye ol