(bkz: köpekbalığı)
sanılanın aksine balık değil, memeli bir hayvandır, hemde bayağı memeli bir hayvandır.
http://urban5.com/files/images/shark.preview.jpg
http://urban5.com/files/images/shark.preview.jpg
(bkz: bende)
ing. "ben de"
tanıdığım türlü türlü insandan gördüğüm türlü türlü her muameleden sonra ağzımdan gayriihtiyari dökülen sözler. kangarooyu özleyiş, isyan, sitem vs..
bütün sanılanların aksine a ile e ya da b ile e değil b ile d arasında olan seridir. ispat da edebilirim yani..
_
budur "x"
(bkz: çok $ükür ölmemi$)
(bkz: dünyanın en faydalı bilgici)
az önce bizim bahçeye vurdu. 125 metre..
bir de hikayesi vardır bunun, anlatmaya çalışırsak nacizane, yürekleri burkan..
günlerden bir gün, evrenin bir noktasında, küçük bir tırtıl gözlerini
hayata açmış. doğal içgüdüleri ile hemen beslenmeye başlamış.
ne bulursa yemiş. bir süre sonra, yeterince büyüdüğünde,
kendine güvenli bir yer bulup, bir koza örmeye başlamış.
bu kozanın içinde geçirdiği uzunca bir sürenin sonunda da,
rengarenk kanatlı bir kelebek olup çıkmış.
minik kelebek, uçabiliyor olmanın da verdiği mutlulukla uçmaya
başlamış. dağlar tepeler aşmış, ormanın her yerini dolaşmış.
derken bir vadiye gelmiş. rengarenk çiçeklerin bulunduğu bir vadiye.
etrafına şaşkın şaşkın bakarken, vadinin öbür ucunda bir papatya
görmüş. bir anda afallamış. ne düşüneceğini, ne yapacağını
bilememiş. içinden "ne muhteşem bir çiçek" diye geçirmiş.
ve vakit kaybetmeden yüzlerce renkli, hoş kokulu çiçeğin
üzerinden geçip doğruca onun yanında almış soluğu.
"merhaba" demiş papatyaya, "sizi uzaktan gördüm ve yanınıza
gelmek istedim.". nazlı papatya şöyle bir bakmış konuğuna ve
"merhaba" demiş, "ben de yalnızlıktan sıkılmıştım zaten."
ve konuşmaya başlamışlar. kelebek ona hayat hikayesini,
nerede dünyaya geldiğini, geçtiği ormanı, tepeleri anlatmış.
papatya da ona kendinden bahsetmiş. birbirlerinden gerçekten
hoşlanmışlar. kelebek bütün zamanını papatyayla geçirmiş.
gece olunca beraber yıldızları ve ateş böceklerinin danslarını
seyretmişler. gündüz olunca kelebek, kanatlarıyla papatyayı
güneşin yakıcı ışınlarından korumuş. minik kelebek papatyayı çok
sevmiş. o kadar çok sevmiş ki, bir türlü onun yanından ayrılamamış.
papatyanın da onu sevip sevmediğini merak ediyormuş. ama cesaret
edip de bunu papatyaya söyleyememiş bir türlü. onu kırmaktan,
incitmekten, bu yüzden kaybetmekten korkmuş. papatya da
kelebeği çok sevmiş ama o da bir türlü söyleyememiş sevgisini.
duygularının karşılığının olmayacağından, bu yüzden kelebeği
kaybedeceğinden korkmuş. böylece iki sevgili yan yana
ama sevgilerini paylaşmadan sürekli sohbet etmişler.
böylece saatler saatleri kovalamış. günler geçip de, kelebek
artık zamanı kalmadığını, gücünün tükendiğini anlayınca, papatyaya
dönmüş ve; "üzgünüm ama senden ayrılmam gerekecek" demiş.
papatya buna bir anlam verememiş. "neden" demiş. "yoksa
benim yanımda mutsuz musun?". "hayır" demiş kelebek. "bilakis,
sen benim hayatıma anlam kattın. fakat biz kelebeklerin ömrü
sadece üç gündür. ve ben de ömrümü tamamladım. artık
kelebeklerin hiç ölmediği bir yere gitmeliyim."
papatya bu duruma çok üzülmüş ama yapacak bir şey yokmuş zaten.
kelebek artık hiç gücünün kalmadığını, daha fazla tutunamayacağını
fark ettiğinde, son bir gayretle papatyaya "sevi seviyorum"
diyebilmiş ancak. papatya donakalmış. sadece "bende..."
diyebilmiş kelebeğin arkasından. ardından da gözyaşlarına boğulmuş.
içinden "keşke onun da beni sevdiğini bilseydim.
keşke onu sevdiğimi söyleyebilseydim." diye geçirmiş.
papatya, sevdiğinin onu sevdiğini bilmeden geçirdiği günlerin
acısına dayanamamış. bir süre sonra yaprakları önce solmuş,
sonra da dökülmeye başlamış.
her düşen yaprakta papatya, "seviyormuş" diye geçirmiş içinden.
işte o günden beri, bunu bilen aşıklar,
sevgililerine soramadıklarını hep papatyalara sormuş:
"seviyor mu, sevmiyor mu?"...
günlerden bir gün, evrenin bir noktasında, küçük bir tırtıl gözlerini
hayata açmış. doğal içgüdüleri ile hemen beslenmeye başlamış.
ne bulursa yemiş. bir süre sonra, yeterince büyüdüğünde,
kendine güvenli bir yer bulup, bir koza örmeye başlamış.
bu kozanın içinde geçirdiği uzunca bir sürenin sonunda da,
rengarenk kanatlı bir kelebek olup çıkmış.
minik kelebek, uçabiliyor olmanın da verdiği mutlulukla uçmaya
başlamış. dağlar tepeler aşmış, ormanın her yerini dolaşmış.
derken bir vadiye gelmiş. rengarenk çiçeklerin bulunduğu bir vadiye.
etrafına şaşkın şaşkın bakarken, vadinin öbür ucunda bir papatya
görmüş. bir anda afallamış. ne düşüneceğini, ne yapacağını
bilememiş. içinden "ne muhteşem bir çiçek" diye geçirmiş.
ve vakit kaybetmeden yüzlerce renkli, hoş kokulu çiçeğin
üzerinden geçip doğruca onun yanında almış soluğu.
"merhaba" demiş papatyaya, "sizi uzaktan gördüm ve yanınıza
gelmek istedim.". nazlı papatya şöyle bir bakmış konuğuna ve
"merhaba" demiş, "ben de yalnızlıktan sıkılmıştım zaten."
ve konuşmaya başlamışlar. kelebek ona hayat hikayesini,
nerede dünyaya geldiğini, geçtiği ormanı, tepeleri anlatmış.
papatya da ona kendinden bahsetmiş. birbirlerinden gerçekten
hoşlanmışlar. kelebek bütün zamanını papatyayla geçirmiş.
gece olunca beraber yıldızları ve ateş böceklerinin danslarını
seyretmişler. gündüz olunca kelebek, kanatlarıyla papatyayı
güneşin yakıcı ışınlarından korumuş. minik kelebek papatyayı çok
sevmiş. o kadar çok sevmiş ki, bir türlü onun yanından ayrılamamış.
papatyanın da onu sevip sevmediğini merak ediyormuş. ama cesaret
edip de bunu papatyaya söyleyememiş bir türlü. onu kırmaktan,
incitmekten, bu yüzden kaybetmekten korkmuş. papatya da
kelebeği çok sevmiş ama o da bir türlü söyleyememiş sevgisini.
duygularının karşılığının olmayacağından, bu yüzden kelebeği
kaybedeceğinden korkmuş. böylece iki sevgili yan yana
ama sevgilerini paylaşmadan sürekli sohbet etmişler.
böylece saatler saatleri kovalamış. günler geçip de, kelebek
artık zamanı kalmadığını, gücünün tükendiğini anlayınca, papatyaya
dönmüş ve; "üzgünüm ama senden ayrılmam gerekecek" demiş.
papatya buna bir anlam verememiş. "neden" demiş. "yoksa
benim yanımda mutsuz musun?". "hayır" demiş kelebek. "bilakis,
sen benim hayatıma anlam kattın. fakat biz kelebeklerin ömrü
sadece üç gündür. ve ben de ömrümü tamamladım. artık
kelebeklerin hiç ölmediği bir yere gitmeliyim."
papatya bu duruma çok üzülmüş ama yapacak bir şey yokmuş zaten.
kelebek artık hiç gücünün kalmadığını, daha fazla tutunamayacağını
fark ettiğinde, son bir gayretle papatyaya "sevi seviyorum"
diyebilmiş ancak. papatya donakalmış. sadece "bende..."
diyebilmiş kelebeğin arkasından. ardından da gözyaşlarına boğulmuş.
içinden "keşke onun da beni sevdiğini bilseydim.
keşke onu sevdiğimi söyleyebilseydim." diye geçirmiş.
papatya, sevdiğinin onu sevdiğini bilmeden geçirdiği günlerin
acısına dayanamamış. bir süre sonra yaprakları önce solmuş,
sonra da dökülmeye başlamış.
her düşen yaprakta papatya, "seviyormuş" diye geçirmiş içinden.
işte o günden beri, bunu bilen aşıklar,
sevgililerine soramadıklarını hep papatyalara sormuş:
"seviyor mu, sevmiyor mu?"...
son zamanlarda piranaların cirit attığı bir mekan olup çıkmıştır..
bulvar demeye diliniz elveriyorsa böyle bir şeydir işte :
http://img183.imageshack.us/img183/2286/dsc002946sb.jpg
http://img183.imageshack.us/img183/2286/dsc002946sb.jpg
(bkz: sapanca gölü)
artık sen yoksun ya..
her gece ağlayacak bu şehir.
yağmurlar yağacak üzerimize.
hiçliğimize, bitmişliğimize..
yani bize,
sana, bana, aşka, yalnızlığa, hepimize...
biz hep iki dize kadar yakındık birbirimize.
uzayıp gittik ama bir şiir olamadık..
bir şiir kadar dengede kalamadık.
belki yalnızlık hiç yoktu, biz anlamadık.
belki de hep yalnızdık,
ondan yalnız kalamadık.
yalnızlık beni yalnız bırakmıyor,
yalnız değilim artık..
yine de bütün cümlelerim sana kaçıyor rüyalarımda.
inadına seni bekliyor gözyaşlarımla ıslanmış dipsiz gecelerim..
seni bekliyor en güzel kelimelerim,
en saklı hecelerim..
bizi bekliyor o yol, o ağaç.
gözbebeklerim hala bakışlarına muhtaç..
yokluğunda anlamsız şiirler yazar oldum.
yokluğunda arkandan şehirler gezer oldum.
yokluğunda kendimi buldum.
yokluğumda kayboldum.
şarap diye seni içtim her gece, yudum yudum..
bakışlarındı beni sarhoş eden,
ve yokluğundu yine terkeden..
gitmek isteyip de gidemeyen, yokluğumdu..
beni tutan tek şey ise;
umudumdu...
artık sen yoksun ya..
yaşlanıyor bu şehir..
yere değecek gibiler,
gök bulutları tutmaz olmuş.
her gece omzuma daha çok yaslanıyor bu şehir.
arayış dolu bakışlarım çoktan kaybolmuş..
seni bulmuş uzaklarda bir yerde..
bir yıldızın ışığında,
bir ağacın gölgesinde,
sevgim can bulmuş bir çiçeğin yorgun gövdesinde..
sonra dökülmüş yaprakları,
basıp geçmişler..
ama her gece gözünü kırpmadan o seni izler..
adını hülya koymuş o uzak yıldızın,
hayran kalmış ışığına,
göz kırpınca ona her gece,
sevinirmiş içten içe...
her gece ağlayacak bu şehir.
yağmurlar yağacak üzerimize.
hiçliğimize, bitmişliğimize..
yani bize,
sana, bana, aşka, yalnızlığa, hepimize...
biz hep iki dize kadar yakındık birbirimize.
uzayıp gittik ama bir şiir olamadık..
bir şiir kadar dengede kalamadık.
belki yalnızlık hiç yoktu, biz anlamadık.
belki de hep yalnızdık,
ondan yalnız kalamadık.
yalnızlık beni yalnız bırakmıyor,
yalnız değilim artık..
yine de bütün cümlelerim sana kaçıyor rüyalarımda.
inadına seni bekliyor gözyaşlarımla ıslanmış dipsiz gecelerim..
seni bekliyor en güzel kelimelerim,
en saklı hecelerim..
bizi bekliyor o yol, o ağaç.
gözbebeklerim hala bakışlarına muhtaç..
yokluğunda anlamsız şiirler yazar oldum.
yokluğunda arkandan şehirler gezer oldum.
yokluğunda kendimi buldum.
yokluğumda kayboldum.
şarap diye seni içtim her gece, yudum yudum..
bakışlarındı beni sarhoş eden,
ve yokluğundu yine terkeden..
gitmek isteyip de gidemeyen, yokluğumdu..
beni tutan tek şey ise;
umudumdu...
artık sen yoksun ya..
yaşlanıyor bu şehir..
yere değecek gibiler,
gök bulutları tutmaz olmuş.
her gece omzuma daha çok yaslanıyor bu şehir.
arayış dolu bakışlarım çoktan kaybolmuş..
seni bulmuş uzaklarda bir yerde..
bir yıldızın ışığında,
bir ağacın gölgesinde,
sevgim can bulmuş bir çiçeğin yorgun gövdesinde..
sonra dökülmüş yaprakları,
basıp geçmişler..
ama her gece gözünü kırpmadan o seni izler..
adını hülya koymuş o uzak yıldızın,
hayran kalmış ışığına,
göz kırpınca ona her gece,
sevinirmiş içten içe...
neden bekliyorsun?
bu sözlük, duygu ve düşüncelerini özgürce paylaştığın bir platform, hislerini tercüme eden özgür bilgi kaynağıdır.
katkıda bulunmak istemez misin?