bir düzlemde alınan sabit bir d doğrusu ile sabit bir f noktasından eşit uzaklıktaki noktaların geometrik yeri.
sabit f noktasına parabolün odağı, d doğrusuna da parabolün doğrultmanı denir.
af doğrusuna parabol ekseni denir. parabol, bu eksene göre simetrik iki koldan ibarettir.
parabole ait herhangi iki noktayı birleştiren doğru parçasına kiriş; odakta eksene dik olan (mn) kirişinin yarısına parametre denir ve p ile gösterilir. parabolün, ekseni kestiği noktaya (a noktasına) köşe adı verilir. parabol üzerindeki her noktanın odak noktasına olan uzaklığı, doğrultmana olan uzaklığına eşittir. yani |mf|= |ml|dir.
parabolün simetri ekseni x ekseni ve a köşesi (0,0) noktası (yani başlangıç noktası) alınırsa parabolün standart denklemi y² = 2px olur (p parabolün parametresidir). odağın koordinatları f(p/2, 0) olur.
doğrultman denklemi x = p/2 şeklinde olur.
eğer parabol eksenini ox ekseni değil de oy ekseni olarak alınırsa ve köşesi de yine o(0,0) noktası olursa parabolün denklemi x² = 2py olur. doğrultman denklemi y = -p/2dir.
yunan matematikçi, fizikçi, astronom, filozof ve mühendis. bir hamamda yıkanırken bulduğu iddia edilen suyun kaldırma kuvveti bilime en çok bilinen katkısıdır ancak pek çok matematik tarihçisine göre integral hesabın kaynağı da archimedestir.
roma generali marcellus, sirakuzayı kuşattığında, archimedes mühendisin yapmış olduğu silahlar nedeniyle şehri almakta çok zorlanmıştı. bunların çoğu mekanik düzeneklerdi ve bazı bilimsel kurallardan ilham alınarak tasarlanmıştı. örneğin, makaralar yardımıyla çok ağır taşlar burçlara kadar çıkarılıyor ve mancınıklarla çok uzaklara fırlatılıyordu. hatta archimedesin aynalar kullanmak suretiyle roma donanmasını yaktığı da rivayet edilmektedir. ancak bütün bunlara karşın m.ö. 212 yılında romalılar sirakuzayı zapt ettiler ve şehrin diğer ileri gelenleriyle birlikte arşimeti de öldürdüler.
söylendiğine göre; "bu sırada archimedes kum üzerine çizdiği çemberlerle hesaplar yapmaktadır. elinde boynuna vurulmak üzere kaldırılan bir kılıçla yaklaşan romalı askere aldırmaz bile. başını hesaplarından kaldırmadan "çemberlerime dokunma" der. arşimedin kesik başı çemberlerin arasına düşer."
archimedes hem bir fizikçi, hem bir matematikçi, hem de bir filozoftur. gençliğinde bir süre iskenderiyede bulunmuş, burada eratosthenes ile arkadaş olmuş ve daha sonra da onunla mektuplaşmıştır. archimedesin mekanik alanında yapmış olduğu buluşlar arasında bileşik makaralar, sonsuz vidalar, hidrolik vidalar ve yakan aynalar sayılabilir. bunlara ilişkin eserler vermemiş, ancak matematiğin geometri alanına, fiziğin statik ve hidrostatik alanlarına önemli katkılarda bulunan pek çok eser bırakmıştır.
geometriye yapmış olduğu en önemli katkılardan birisi, bir kürenin yüzölçümünün 4πr2 ve hacminin ise 4/3 πr3 eşit olduğunu kanıtlamasıdır. bir dairenin alanının, tabanı bu dairenin çevresine ve yüksekliği ise yarıçapına eşit bir üçgenin alanına eşit olduğunu kanıtlayarak pinin değerinin 3 l/7 ve 3 10/71 arasında bulunduğunu göstermiştir.
archimedesin en parlak matematik başarılarından biri de, eğri yüzeylerin alanlarını bulmak için bazı yöntemler geliştirmesidir. bir parabol kesmesini dörtgenleştirirken sonsuz küçükler hesabına yaklaşmıştır. sonsuz küçükler hesabı, bir alana tasavvur edilebilecek en küçük parçadan daha da küçük bir parçayı matematiksel olarak ekleyebilmektir. bu hesabın çok büyük bir tarihi değeri vardır. sonradan modern matematiğin gelişmesinin temelini oluşturmuş, newton ve leibnizin bulduğu diferansiyel ve entegral hesap için iyi bir temel oluşturmuştur.
archimedes parabolün dörtgenleştirilmesi adlı kitabında, tüketme metodu ile bir parabol kesmesinin alanının, aynı tabana ve yüksekliğe sahip bir üçgenin alanının 4/3üne eşit olduğunu ispatlamıştır.
ilk defa denge prensiplerini ortaya koyan bilim adamı da archimedesdir. bu prensiplerden bazıları şunlardır:
eşit kollara asılmış eşit ağırlıklar dengede kalır.
eşit olmayan ağırlıklar eşit olmayan kollarda aşağıdaki koşul sağlandığında dengede kalırlar: f1 · a = f2 · b
bu çalışmalarına dayanarak söylediği "bana bir dayanak noktası verin dünyayı yerinden oynatayım." sözü yüzyıllardan beri dillerden düşmemiştir.
archimedes, kendi adıyla tanınan sıvıların dengesi kanununu da bulmuştur. söylendiğine göre, bir gün kral ii hieron yaptırmış olduğu altın tacın içine kuyumcunun gümüş karıştırdığından kuşkulanmış ve bu sorunun çözümünü archimedese havale etmiş. bir hayli düşünmüş olmasına rağmen sorunu bir türlü çözemeyen archimedes, yıkanmak için bir hamama gittiğinde, hamam havuzunun içindeyken ağırlığının azaldığını hissetmiş ve "buldum, buldum" diyerek hamamdan fırlamış.archimedesin bulduğu şey; su içine daldırılan bir cismin taşırdığı suyun ağırlığı kadar ağırlığını kaybetmesi ve taç için verilen altının taşırdığı su ile tacın taşırdığı su mukayese edilerek sorunun çözülebilmesi idi.
archimedesin araştırmalarından önce, tahtanın yüzdüğü ama demirin battığı biliniyordu; ancak bunun nedeni açıklanamıyordu. archimedesin bu kanunu doğada tesadüflere yer olmadığını, her zaman aynı koşullarda aynı sonuçlara ulaşılacağını göstermiştir. archimedes, 23 yüzyıl önce, modern bilimsel yöntem anlayışına çok yakın bir anlayışla, bugün de geçerli olan statik ve hidrostatik kanunlarını bulmuş ve bu katkılarıyla bilim tarihinin en büyük üç kahramanından biri olmaya hak kazanmıştır.
roma generali marcellus, sirakuzayı kuşattığında, archimedes mühendisin yapmış olduğu silahlar nedeniyle şehri almakta çok zorlanmıştı. bunların çoğu mekanik düzeneklerdi ve bazı bilimsel kurallardan ilham alınarak tasarlanmıştı. örneğin, makaralar yardımıyla çok ağır taşlar burçlara kadar çıkarılıyor ve mancınıklarla çok uzaklara fırlatılıyordu. hatta archimedesin aynalar kullanmak suretiyle roma donanmasını yaktığı da rivayet edilmektedir. ancak bütün bunlara karşın m.ö. 212 yılında romalılar sirakuzayı zapt ettiler ve şehrin diğer ileri gelenleriyle birlikte arşimeti de öldürdüler.
söylendiğine göre; "bu sırada archimedes kum üzerine çizdiği çemberlerle hesaplar yapmaktadır. elinde boynuna vurulmak üzere kaldırılan bir kılıçla yaklaşan romalı askere aldırmaz bile. başını hesaplarından kaldırmadan "çemberlerime dokunma" der. arşimedin kesik başı çemberlerin arasına düşer."
archimedes hem bir fizikçi, hem bir matematikçi, hem de bir filozoftur. gençliğinde bir süre iskenderiyede bulunmuş, burada eratosthenes ile arkadaş olmuş ve daha sonra da onunla mektuplaşmıştır. archimedesin mekanik alanında yapmış olduğu buluşlar arasında bileşik makaralar, sonsuz vidalar, hidrolik vidalar ve yakan aynalar sayılabilir. bunlara ilişkin eserler vermemiş, ancak matematiğin geometri alanına, fiziğin statik ve hidrostatik alanlarına önemli katkılarda bulunan pek çok eser bırakmıştır.
geometriye yapmış olduğu en önemli katkılardan birisi, bir kürenin yüzölçümünün 4πr2 ve hacminin ise 4/3 πr3 eşit olduğunu kanıtlamasıdır. bir dairenin alanının, tabanı bu dairenin çevresine ve yüksekliği ise yarıçapına eşit bir üçgenin alanına eşit olduğunu kanıtlayarak pinin değerinin 3 l/7 ve 3 10/71 arasında bulunduğunu göstermiştir.
archimedesin en parlak matematik başarılarından biri de, eğri yüzeylerin alanlarını bulmak için bazı yöntemler geliştirmesidir. bir parabol kesmesini dörtgenleştirirken sonsuz küçükler hesabına yaklaşmıştır. sonsuz küçükler hesabı, bir alana tasavvur edilebilecek en küçük parçadan daha da küçük bir parçayı matematiksel olarak ekleyebilmektir. bu hesabın çok büyük bir tarihi değeri vardır. sonradan modern matematiğin gelişmesinin temelini oluşturmuş, newton ve leibnizin bulduğu diferansiyel ve entegral hesap için iyi bir temel oluşturmuştur.
archimedes parabolün dörtgenleştirilmesi adlı kitabında, tüketme metodu ile bir parabol kesmesinin alanının, aynı tabana ve yüksekliğe sahip bir üçgenin alanının 4/3üne eşit olduğunu ispatlamıştır.
ilk defa denge prensiplerini ortaya koyan bilim adamı da archimedesdir. bu prensiplerden bazıları şunlardır:
eşit kollara asılmış eşit ağırlıklar dengede kalır.
eşit olmayan ağırlıklar eşit olmayan kollarda aşağıdaki koşul sağlandığında dengede kalırlar: f1 · a = f2 · b
bu çalışmalarına dayanarak söylediği "bana bir dayanak noktası verin dünyayı yerinden oynatayım." sözü yüzyıllardan beri dillerden düşmemiştir.
archimedes, kendi adıyla tanınan sıvıların dengesi kanununu da bulmuştur. söylendiğine göre, bir gün kral ii hieron yaptırmış olduğu altın tacın içine kuyumcunun gümüş karıştırdığından kuşkulanmış ve bu sorunun çözümünü archimedese havale etmiş. bir hayli düşünmüş olmasına rağmen sorunu bir türlü çözemeyen archimedes, yıkanmak için bir hamama gittiğinde, hamam havuzunun içindeyken ağırlığının azaldığını hissetmiş ve "buldum, buldum" diyerek hamamdan fırlamış.archimedesin bulduğu şey; su içine daldırılan bir cismin taşırdığı suyun ağırlığı kadar ağırlığını kaybetmesi ve taç için verilen altının taşırdığı su ile tacın taşırdığı su mukayese edilerek sorunun çözülebilmesi idi.
archimedesin araştırmalarından önce, tahtanın yüzdüğü ama demirin battığı biliniyordu; ancak bunun nedeni açıklanamıyordu. archimedesin bu kanunu doğada tesadüflere yer olmadığını, her zaman aynı koşullarda aynı sonuçlara ulaşılacağını göstermiştir. archimedes, 23 yüzyıl önce, modern bilimsel yöntem anlayışına çok yakın bir anlayışla, bugün de geçerli olan statik ve hidrostatik kanunlarını bulmuş ve bu katkılarıyla bilim tarihinin en büyük üç kahramanından biri olmaya hak kazanmıştır.
dünyanın ilk buharlı otomobilini ve lokomotifini yapan ingiliz mucit ve maden mühendisi.
ingilterenin cornwall madencilik bölgesindeki illogan’da doğdu. babası maden ocağı yöneticisiydi.
1800 yılında pistonun her hareketinde buharın erken kesilerek basıncın genişletilmesi mantığıyla çift taraflı çalışan yüksek basınçlı cornish adını verdiği buharlı makinaları yapmaya başladı.
1801 yılında ilk başarılı buharlı otomobilini yaptı.araç saatte 13 km hız yapabiliyordu. bu arabasıyla bir yılbaşı akşamı cornwall’daki camborne’da bir tepeye tırmanmıştır. 1803 yılında ise daha güçlü ikinci arabasını yaptı. yolların çok kötü olmasından dolayı otomobillerde fazla zaman kaybetmek istemediğinden geliştirmek için uğraşmadı.
1804 yılında bir vagonun şasesi üzerine sabit bir buhar makinesi yerleştirerek dünyanın ilk buharlı lokomotifini yaptı. düzenlediği gösterilerle lokomotifini tanıtmak istedi. bu tanıtımlarından gösterilerinden birinde galler’deki pen-y-darren demirhanesinin 15 km uzunluğundaki dökme demir raylarında 10 ton ağırlığında yük ve 70 yolcuyu taşımayı başardı..
dünyanın ilk sualtı tüneli olan londra’daki thames tüneli’nin yapımında da emeği geçti. 1807 yılında tünelin kontrolörlüğünü alan trevithick ertesi yıl tüneli su basınca çalışmalar yarıda kesildi. tüneli 1842 yılında marc brunell tamamladı ve 25 mart 1843 yılında yaya alt geçiti olarak açıldı.
1808 yılında londra torington meydanı’nda catch me who can’ı (kolaysa yakala) sergiledi.bu tarihten sonra ise demiryolu işini tamamen bıraktı ve gümüş madenciliği işine girmek için 1816 yılında peruya gitti. burada da başarılı olamayıp tüm servetini batırdı. 22 nisan 1833 yılında dartford ingiltere’de 62 yaşında iken beş parasız bir şekide hayatını kaybetti.
ingilterenin cornwall madencilik bölgesindeki illogan’da doğdu. babası maden ocağı yöneticisiydi.
1800 yılında pistonun her hareketinde buharın erken kesilerek basıncın genişletilmesi mantığıyla çift taraflı çalışan yüksek basınçlı cornish adını verdiği buharlı makinaları yapmaya başladı.
1801 yılında ilk başarılı buharlı otomobilini yaptı.araç saatte 13 km hız yapabiliyordu. bu arabasıyla bir yılbaşı akşamı cornwall’daki camborne’da bir tepeye tırmanmıştır. 1803 yılında ise daha güçlü ikinci arabasını yaptı. yolların çok kötü olmasından dolayı otomobillerde fazla zaman kaybetmek istemediğinden geliştirmek için uğraşmadı.
1804 yılında bir vagonun şasesi üzerine sabit bir buhar makinesi yerleştirerek dünyanın ilk buharlı lokomotifini yaptı. düzenlediği gösterilerle lokomotifini tanıtmak istedi. bu tanıtımlarından gösterilerinden birinde galler’deki pen-y-darren demirhanesinin 15 km uzunluğundaki dökme demir raylarında 10 ton ağırlığında yük ve 70 yolcuyu taşımayı başardı..
dünyanın ilk sualtı tüneli olan londra’daki thames tüneli’nin yapımında da emeği geçti. 1807 yılında tünelin kontrolörlüğünü alan trevithick ertesi yıl tüneli su basınca çalışmalar yarıda kesildi. tüneli 1842 yılında marc brunell tamamladı ve 25 mart 1843 yılında yaya alt geçiti olarak açıldı.
1808 yılında londra torington meydanı’nda catch me who can’ı (kolaysa yakala) sergiledi.bu tarihten sonra ise demiryolu işini tamamen bıraktı ve gümüş madenciliği işine girmek için 1816 yılında peruya gitti. burada da başarılı olamayıp tüm servetini batırdı. 22 nisan 1833 yılında dartford ingiltere’de 62 yaşında iken beş parasız bir şekide hayatını kaybetti.
3 kemiğin birbirine kaynaşmasıyla oluşmuş bir kemiktir.
bu üç kemik
iliyak kemik
pubik kemik
iskiyak kemik.
bu üç kemik
iliyak kemik
pubik kemik
iskiyak kemik.
anatominin özelde sinir sistemi ile ilgili dalıdır. bu uğraşı klinik, mikroskobik ya da makroskopik düzeyde olabilir.
parasempatik sinir sisteminin nörotransmitteri asetil kolindir (ach). parasempatik sinir sistemi dinlenme anında devreye girer. bu evrede aktif durumdadır. sinir-kas kavşağında kasın uyarıyı alması için ach salınır. salınan ach kastaki nikotinin ile birleşerek uyarıyı aktif duruma getirecek olayları tetikler (ca salınımını arttırmak, kastaki mitokondriyi çalıstırmak gibi) böylece kas innerve edilir.
nöronlar arasında, veya bir nöron ile başka bir (tür) hücre arasında iletişimi sağlayan kimyasallara nörotransmitter denir. sinir sistemi boyunca bilgi bu kimyasal taşıyıcılar yardımıyla iletilir.
nörotransmitterler algı süresini asıl belirleyici etkeni olan organik kimyasallardır. bir canlının algı hızı ebatlarına bağlı değildir. bilgi sinir üzerinde yaklaşık ışık hızı ile hareket eder, bilginin gecikmeye uğradığı tek yer nörotransmitterlerdir. başka bir deyişle bir canlının sinir sisteminde ne kadar çok sayıda nörotransmitter varsa algısı o kadar yavaştır. zaten teknik açıdan nörotransmitter varlığı tek parça sinir yokluğu demektir. örneğin insanlarda ayak parmak ucundan beyne tek parçada giden ve hiç nörotransmitteri olmayan hatlar mevcuttur bu da algımızın hızlı çalışmasının sebebidir.
nörotransmitterler algı süresini asıl belirleyici etkeni olan organik kimyasallardır. bir canlının algı hızı ebatlarına bağlı değildir. bilgi sinir üzerinde yaklaşık ışık hızı ile hareket eder, bilginin gecikmeye uğradığı tek yer nörotransmitterlerdir. başka bir deyişle bir canlının sinir sisteminde ne kadar çok sayıda nörotransmitter varsa algısı o kadar yavaştır. zaten teknik açıdan nörotransmitter varlığı tek parça sinir yokluğu demektir. örneğin insanlarda ayak parmak ucundan beyne tek parçada giden ve hiç nörotransmitteri olmayan hatlar mevcuttur bu da algımızın hızlı çalışmasının sebebidir.
monoamin bir nörotransmitterdir. triptofan aminoasitinden sentezlenir. beyinde serotonin kimyasalı salındığında kan damarları kasılarak daralır; serotonin düzeyi düştükçe genişler.
migren atağından önce vücuttaki serotonin düzeyi yüksek olmakta, atak geçtikten sonra da düşmektedir.
açlık, yorgunluk, stres, yemek, ışık ve ilaçlar gibi faktörlerin tamamı insan vücudundaki serotonin düzeyini etkilemektedir. stres ve düşük kan şekeri serotonin düzeyini düşürürken; oksijen, kusma, içinde aminler bulunan gıdalar (örneğin: peynir, çikolata, portakal, mandalina, domates ) ve içinde triptofan isminde bir çeşit amino asit bulunan gıdalar, (örneğin süt, hindi eti ) serotonin düzeyini yükseltmektedir.
bunun dışında insan vücudundaki serotonin düzeyini, çeşitli hormonlar da etkilemektedir. örneğin kadın vücudundaki östrojende (kadınlık hormonu) artma, serotonin düzeyinde de bir artışa neden olmakta; aynı şekilde, kadınların âdet görmeleri sırasında, östrojen hormonlarında düşüş olması, serotonin düzeyini de düşürmekte ve bu durum, kan damarlarının aşırı genişlemesi sonucu, kadınlarda migren başlamasına neden olabilmektedir.ayrıca serotonin dopaminerjik nöronlardaki reseptörlerine bağlanarak dopamin salgılanmasını azaltmaktadır.serotoninin depresyon oluşumu üzerinde etkisi vardır.depresyon ve anksiyete tedavilerinde serotonin geri alım inhibitörü (serotoninin tekrar kullanımı için sinaps aralığından, salgılandığı nörona geri alımını yok eden) ilaçlar kullanılır.
migren atağından önce vücuttaki serotonin düzeyi yüksek olmakta, atak geçtikten sonra da düşmektedir.
açlık, yorgunluk, stres, yemek, ışık ve ilaçlar gibi faktörlerin tamamı insan vücudundaki serotonin düzeyini etkilemektedir. stres ve düşük kan şekeri serotonin düzeyini düşürürken; oksijen, kusma, içinde aminler bulunan gıdalar (örneğin: peynir, çikolata, portakal, mandalina, domates ) ve içinde triptofan isminde bir çeşit amino asit bulunan gıdalar, (örneğin süt, hindi eti ) serotonin düzeyini yükseltmektedir.
bunun dışında insan vücudundaki serotonin düzeyini, çeşitli hormonlar da etkilemektedir. örneğin kadın vücudundaki östrojende (kadınlık hormonu) artma, serotonin düzeyinde de bir artışa neden olmakta; aynı şekilde, kadınların âdet görmeleri sırasında, östrojen hormonlarında düşüş olması, serotonin düzeyini de düşürmekte ve bu durum, kan damarlarının aşırı genişlemesi sonucu, kadınlarda migren başlamasına neden olabilmektedir.ayrıca serotonin dopaminerjik nöronlardaki reseptörlerine bağlanarak dopamin salgılanmasını azaltmaktadır.serotoninin depresyon oluşumu üzerinde etkisi vardır.depresyon ve anksiyete tedavilerinde serotonin geri alım inhibitörü (serotoninin tekrar kullanımı için sinaps aralığından, salgılandığı nörona geri alımını yok eden) ilaçlar kullanılır.
uzun süreli cinsel uyarı sonucunda ulaşılan ve kişiye zevk veren fizyolojik ve psikolojik durum. orgazm cinsel deneyimin en üst düzeyidir. bu durum, genellikle erkeklerde cinsel boşalma; her iki cinste de kızarma, nefes ve kalp hızının artması, istemsiz kasılmalar gibi fiziksel etkilerle beraber görülür. orgazma cinsel ilişki ya da mastürbasyon ile ulaşılabilir. orgazm durumu 10 ile 20 saniye arası kadar sürer. ama kullanılan bazı ilac ve kremlerle bu sure uzatılabilir. kadınlar, erkeklerden daha geç orgazma ulaşmalarına karşın eger gerekli uyarı verilirse erkeklerden daha kapsamlı (şiddetli) orgazm durumları yaşayabilmektedirler.
orgazm sonrasında her iki cinste de salgılanan seratonin hormonu mutluluk vericidir ve bu deneyimin iyi hatırlanmasında etkili olur.
wilhelm reich, orgazmı, cinsel periodun 4. basamağı olan "boşalma" terimi ile ifade eder.
orgazm sonrasında her iki cinste de salgılanan seratonin hormonu mutluluk vericidir ve bu deneyimin iyi hatırlanmasında etkili olur.
wilhelm reich, orgazmı, cinsel periodun 4. basamağı olan "boşalma" terimi ile ifade eder.
empati veya eşduyum, bir başkasının duyguları, içinde bulunduğu durum ya da davranışlarındaki motivasyonu anlamak ve içselleştirmek demektir. kendi duygularını başka nesnelere yansıtmak anlamında da kullanılır.
bebekler üzerinde yapılan incelemelere göre, doğuştan empati yeteneğimiz yüksek olmakla birlikte, uygun şartlarda hızla kaybedilebilen bir yetenektir. empati yeteneğini sonradan kazanabilmenin yolu: açık uçlu sorular sormak, yavaş hareket etmek ve yorumda bulunmak, hızlı yargılara varmaktan kaçınmak, kendi davranış ve düşüncelerimizi anlamaya çalışmak, geçmişten ders almak, olayları akışına bırakmak ve kendimiz ve karşımızdakilerin davranışları için belli sınırlar oluşturmaktır.
olumlu amaçlar için kullanıldığında işbirliği, üretkenlik, refah ve mutluluğu artıran bu yetenek, kötü amaçlar için kullanıldığında manipulasyonculuk şeklini alır.
bebekler üzerinde yapılan incelemelere göre, doğuştan empati yeteneğimiz yüksek olmakla birlikte, uygun şartlarda hızla kaybedilebilen bir yetenektir. empati yeteneğini sonradan kazanabilmenin yolu: açık uçlu sorular sormak, yavaş hareket etmek ve yorumda bulunmak, hızlı yargılara varmaktan kaçınmak, kendi davranış ve düşüncelerimizi anlamaya çalışmak, geçmişten ders almak, olayları akışına bırakmak ve kendimiz ve karşımızdakilerin davranışları için belli sınırlar oluşturmaktır.
olumlu amaçlar için kullanıldığında işbirliği, üretkenlik, refah ve mutluluğu artıran bu yetenek, kötü amaçlar için kullanıldığında manipulasyonculuk şeklini alır.
sigmund freud tarafından ortaya atılan, insanoğlunun ana sorun kaynağı olarak görünen, bastırılmış duyguları insan benliğinde ateşleyen terimdir. türkçede cinsel istek olarak kullanılır.
libido genel anlamıyla seksüel istek olarak kabul edilir. daha teknik tanımıyla carl jung tarafından bulunmuştur. genel olarak libido özgür yaratım ya da psişik olarak bireysel gelişimi ileri iten enerjidir.
freud’a göre libido içgüdüsel enerjidir. uygarlaşma davranışının uzlaşımlaşması ile çatışma halindedir. toplumsal konforun getirdiği libidoyu kontrol etme id olarak tanımlanır. bu toplumsallık ile bireysellik arasındaki huzursuzluk ve gerilimi yönetir. bu rahatsızlığı huzursuzluğu freud neurosis (nevroz, sinirce) olarak isimlendirmiştir. böylece libido dönüşüme uğramak zorunda kalır. sosyal alanda kullanılacağı bir alana yöneltilerek yüceltilir. freud’a göre bu sublimation (yüceltmedir).
libido yaratıcı hayatı teşvik edebilir. insanlık için doğal yol seksle gerçekleşmesidir. bununla birlikte derin biliçaltı seviyelerinde iki seviye birleşebilir bunun sonucunda seksüel çekim ve seksüel dürtü için evrimsel koşullarda sonuçlar verebilir. bu koşulların kullanımı libidonun karşıt anlamlı sözcüğü olan destrudo yu oluşturur. (insanın içindeki ölüm, yıkım, kendi kendini yıkım/yoketme içgüdüsü. freud insan yaşamını iki temel dinamik arasındaki savaşın oynandığı tiyatro olarak görmüş: yaşama içgüdüsü (eros) ve ölüm içgüdüsü (thanatos). bilindiği üzere freud daha çok yaşam içgüdüsü ile uğraşmış ).
kelime freudun öğrencisi psikanalist edoardo weiss tarafından üretilmiş. ilk olarak 1935 tarihli "imago" dergisindeki "todestrieb und masochimus" başlıklı makalesinde kullanmış.
bir kısım psikanalist (federn) aynı içgüdüyü "mortido" kelimesiyle tanımlamış.)
doktor ve psikiyatristler libidonun azaltılmasını bir çeşit seksüel fonksiyon kaybı olarak görmekte ve bunu tıbbi bir problem olarak ele almaktadır. örneğin libidonun azalışının erkekte ve kadında testesteron ve kadında ostrojen hormonunun üretiminin azalmasına bağlarlar. hormon yetersizliği hormon tedavileriyle düzenlenebilir.
birçok tıbbi durum altında libido azalabilir. ameliyat, aşırı yorgunluk, bitkinlik, psikiyatrik sorunlar(depresyon, kaygı) gibi. bazı ilaçların da libido düşüşünde yan etkileri söz konusu olabilir.
ayrıca gebelik ve yaşlılıkta da libido da azalma görülebilir.
libido genel anlamıyla seksüel istek olarak kabul edilir. daha teknik tanımıyla carl jung tarafından bulunmuştur. genel olarak libido özgür yaratım ya da psişik olarak bireysel gelişimi ileri iten enerjidir.
freud’a göre libido içgüdüsel enerjidir. uygarlaşma davranışının uzlaşımlaşması ile çatışma halindedir. toplumsal konforun getirdiği libidoyu kontrol etme id olarak tanımlanır. bu toplumsallık ile bireysellik arasındaki huzursuzluk ve gerilimi yönetir. bu rahatsızlığı huzursuzluğu freud neurosis (nevroz, sinirce) olarak isimlendirmiştir. böylece libido dönüşüme uğramak zorunda kalır. sosyal alanda kullanılacağı bir alana yöneltilerek yüceltilir. freud’a göre bu sublimation (yüceltmedir).
libido yaratıcı hayatı teşvik edebilir. insanlık için doğal yol seksle gerçekleşmesidir. bununla birlikte derin biliçaltı seviyelerinde iki seviye birleşebilir bunun sonucunda seksüel çekim ve seksüel dürtü için evrimsel koşullarda sonuçlar verebilir. bu koşulların kullanımı libidonun karşıt anlamlı sözcüğü olan destrudo yu oluşturur. (insanın içindeki ölüm, yıkım, kendi kendini yıkım/yoketme içgüdüsü. freud insan yaşamını iki temel dinamik arasındaki savaşın oynandığı tiyatro olarak görmüş: yaşama içgüdüsü (eros) ve ölüm içgüdüsü (thanatos). bilindiği üzere freud daha çok yaşam içgüdüsü ile uğraşmış ).
kelime freudun öğrencisi psikanalist edoardo weiss tarafından üretilmiş. ilk olarak 1935 tarihli "imago" dergisindeki "todestrieb und masochimus" başlıklı makalesinde kullanmış.
bir kısım psikanalist (federn) aynı içgüdüyü "mortido" kelimesiyle tanımlamış.)
doktor ve psikiyatristler libidonun azaltılmasını bir çeşit seksüel fonksiyon kaybı olarak görmekte ve bunu tıbbi bir problem olarak ele almaktadır. örneğin libidonun azalışının erkekte ve kadında testesteron ve kadında ostrojen hormonunun üretiminin azalmasına bağlarlar. hormon yetersizliği hormon tedavileriyle düzenlenebilir.
birçok tıbbi durum altında libido azalabilir. ameliyat, aşırı yorgunluk, bitkinlik, psikiyatrik sorunlar(depresyon, kaygı) gibi. bazı ilaçların da libido düşüşünde yan etkileri söz konusu olabilir.
ayrıca gebelik ve yaşlılıkta da libido da azalma görülebilir.
her iki cinste de bulunan ve çoğunluğu böbreküstü bezinin kabuk kısmınca salgılanan erkeklik hormonu maddesine denir.
doğal cinsellik hormonu olan testosteron, karbon 17 atomuna bağlı bir hidroksil köküyle belirgindir.bu madde, çok etkin androjenlerin sentez yoluyla yapımına başlangıç oldu.sonra ağız yoluyla alındıklarında bile etki gösteren androjenler yapıldı ( metiltestoteron)
yumurtalıklar da tıpkı erbezleri gibi testosteron yapıcı organlardır.ama, kadında başlıca testosteron kaynağı, böbreksütü bezi kökenli delta-4-androstenedioldur.
annenin gebelik sırasında ürettiği ya da aldığı aşırı miktarda androjen ( genellikle sentez projestatif stroit hormonlar ), dişi bir dölütün ( xx karyotipte ) dış cinsel organlarının gelişmesini erkekleştirebilir.ergenlikten başlayarak, testestoren boyca büyümeyi, eklem kıkırdaklarının kaynaşmasını ve cinsel olgunlaşmayı etkiler.erişkinde testosoren libidoyu sürdürür ve normal bir sperma yapımı için gereklidir.erişkin erkekte testosteron salgısı günde 4-8 mg dolayındadır.metobolizmaya karışan testosteronun yarısı karaciğerde parçalanarak etkisiz metabolitlere çevrilir. ( 17-ketosteroidler ); öbür yarısı hedef organlarca, yani alıcılarca ( bu hormonun seçmeli olarak etkilediği hücreler, dokular ve organlar ) kullanılır.testosteron orada 5-alfa-indirgemesine uğrar ve birçok dokuda birden etki gösterebilen dihidrotestosterona dönüşür.erkeklerde kan dolaşında en fazla bulunan ve bu gruba giren en önemli hormon testosterondur. steroid yapısındaki bu hormonun kökeni testislerin interstisyel dokusundaki leydig hücreleridir.androjen seviyesindeki değişimler erkeklerde olduğu kadar dişilerde de reprodüktif fonksiyonları (örneğin, ovulasyon oranı) etkilemektedir. ovaryum dışında adrenal korteksten de androjen izole edilmiştir.
doğal cinsellik hormonu olan testosteron, karbon 17 atomuna bağlı bir hidroksil köküyle belirgindir.bu madde, çok etkin androjenlerin sentez yoluyla yapımına başlangıç oldu.sonra ağız yoluyla alındıklarında bile etki gösteren androjenler yapıldı ( metiltestoteron)
yumurtalıklar da tıpkı erbezleri gibi testosteron yapıcı organlardır.ama, kadında başlıca testosteron kaynağı, böbreksütü bezi kökenli delta-4-androstenedioldur.
annenin gebelik sırasında ürettiği ya da aldığı aşırı miktarda androjen ( genellikle sentez projestatif stroit hormonlar ), dişi bir dölütün ( xx karyotipte ) dış cinsel organlarının gelişmesini erkekleştirebilir.ergenlikten başlayarak, testestoren boyca büyümeyi, eklem kıkırdaklarının kaynaşmasını ve cinsel olgunlaşmayı etkiler.erişkinde testosoren libidoyu sürdürür ve normal bir sperma yapımı için gereklidir.erişkin erkekte testosteron salgısı günde 4-8 mg dolayındadır.metobolizmaya karışan testosteronun yarısı karaciğerde parçalanarak etkisiz metabolitlere çevrilir. ( 17-ketosteroidler ); öbür yarısı hedef organlarca, yani alıcılarca ( bu hormonun seçmeli olarak etkilediği hücreler, dokular ve organlar ) kullanılır.testosteron orada 5-alfa-indirgemesine uğrar ve birçok dokuda birden etki gösterebilen dihidrotestosterona dönüşür.erkeklerde kan dolaşında en fazla bulunan ve bu gruba giren en önemli hormon testosterondur. steroid yapısındaki bu hormonun kökeni testislerin interstisyel dokusundaki leydig hücreleridir.androjen seviyesindeki değişimler erkeklerde olduğu kadar dişilerde de reprodüktif fonksiyonları (örneğin, ovulasyon oranı) etkilemektedir. ovaryum dışında adrenal korteksten de androjen izole edilmiştir.
sanskrit kültüründen gelen bir cinsel birleşme kılavuzudur. gelişmiş hint cinsellik kültürünün en eski yazılı kaynağıdır.
kama sutra, hint lisanında iki ayrı kelimedir. bunlardan birincisi "kama" zevk demektir. ikincisi ise "sutra" yani kitap anlamına gelmektedir. iki kelime birleşince zevkin kitabı anlamına gelmektedir. kimilerine göre, hindistan kökenli bir yaşam tarzıdır. kimilerine göre ise sadece cinsel birleşme yoludur.
sadece bir cinsel eylem olarak nitelendirilen "kama sutra" 69 figürüne dayalı bir sevişme, eşleşme ve beraberlik yöntemi olarak kullanılmaktadır. bir tür yaşama sanatı olarak varsayılmıştır.
bu öğretinin amaçları arasında kadın, erkek, çiftler arası denge, yaşamı sevdirmeyi amaçlayan düşünceler olmaktadır. buna ek olarak cinsel açlığın giderilmesi konusunda kullanılabileceği görüşü de vardır. ama genel olarak bunu sadece cinsel eylem olarak görenlerin sayısı daha yüksektir...
kamasutra bir kaç figüre dayalı "hint seks sanatı" olarak da bilinir. dünya üzerinde kullanılan çoğu seks pozisyonu kama sutra’ya dayanır. en çok bilinen 26 pozisyonu vardır.
dharma (ahlak bilimi, ahlaklılık), artha (kazanç, fayda), felsefi görüşlerini içerisinde barındırmaktadır.
kama sutra, hint lisanında iki ayrı kelimedir. bunlardan birincisi "kama" zevk demektir. ikincisi ise "sutra" yani kitap anlamına gelmektedir. iki kelime birleşince zevkin kitabı anlamına gelmektedir. kimilerine göre, hindistan kökenli bir yaşam tarzıdır. kimilerine göre ise sadece cinsel birleşme yoludur.
sadece bir cinsel eylem olarak nitelendirilen "kama sutra" 69 figürüne dayalı bir sevişme, eşleşme ve beraberlik yöntemi olarak kullanılmaktadır. bir tür yaşama sanatı olarak varsayılmıştır.
bu öğretinin amaçları arasında kadın, erkek, çiftler arası denge, yaşamı sevdirmeyi amaçlayan düşünceler olmaktadır. buna ek olarak cinsel açlığın giderilmesi konusunda kullanılabileceği görüşü de vardır. ama genel olarak bunu sadece cinsel eylem olarak görenlerin sayısı daha yüksektir...
kamasutra bir kaç figüre dayalı "hint seks sanatı" olarak da bilinir. dünya üzerinde kullanılan çoğu seks pozisyonu kama sutra’ya dayanır. en çok bilinen 26 pozisyonu vardır.
dharma (ahlak bilimi, ahlaklılık), artha (kazanç, fayda), felsefi görüşlerini içerisinde barındırmaktadır.
yakın akrabalar arasında gönüllü ya da gönülsüz cinsel ilişkidir. çoğu kültürde ensest bir tabudur.
öte yandan ensest yasağı olarak kuramsal bir kategori şeklinde psikanaliz ve antropoloji açısından değerlendirilmektedir.
ensest terimi, birbirleri arasında kan bağı bulunan, çoğu kültürde yasal ya da yasal olmayan kurallarla cinsel birliktelikleri yasaklanmış olan kişilerin cinsel ilişkide olma durumunu ifade eder. ensest toplumsal alanda yasal olarak evlilik yasağı ile engellenir. anne-oğul, baba-kız, erkek kardeş-kız kardeş ensest olarak cinsel ilişkinin yasaklandığı en belirgin kişilerdir.
bu tür ilişkiler genellikle yasa tarafından engellenmekte, suç sayılmaktadır. ancak farklı ülkelerde farklı uygulamaların olduğu, neyin ensest sayılacağı ve yasaklanacağının değiştiği bilinmektedir. kimi ülkeler belirli ölçüler koyarak buna ceza getirirler, kimi ülkelerde ise çeşitli derecelerden akrabalar arası cinsel ilişkiyi yasaklayan ceza maddeleri yoktur. ensest, yasal olarak suç sayılmadığı ülkelerde bile tabudur.
freud, ensesti oidupus döneminde ortaya çıkan bir bozukluk olarak açıklamıştır.
ensestle ilgili asıl suç unsuru, bir tür aile-içi cinsel istismar olarak gerçekleşmesidir. ilişkinin utancı, beraberinde istismara uğrayan kişinin çaresizlikleriyle birleşince, gizli ve kapalı bir alanda ciddi yıkım ve kişilik bozukluklarına sebep olmaktadır.
ensest ilişki özellikle taraflardan birinin rızasına rağmen, zorla ve baskıyla ya da ödül ve kandırmayla ortaya çıktığında bir istismar konusu olarak görülmektedir. aile içi, ya da akrabalar arası ilişkilerden yararlanılarak gerçekleştirilen, bir tarafın açık istismarına dayanan cinsel ilişki ensesti kendi bağlamının ötesinde de bir suç durumuna getirmektedir. çünkü bu durumda ortaya çıkan cinsel istismar durumudur ve ensestin tabusal niteliği bu suçun/istismarın kolay ortaya çıkarılmasını, suçun cezalandırılmasını ve engellenmesini zorlaştırmaktadır.
enseste ilişkin kesin rakamsal veriler yok denecek kadar sınırlıdır. bunun temel sebebi ensestin toplumda utanç duyulan bir şey olmasıdır, ensest ilişki içinde olan bireyler, bunu her zaman gizleme eğilimindedirler. bu durum, ensest ilişkideki istismar ve suç durumunu vahimleştirmekte, istismar edilenin bu sözkonusu utanç duygusuyla orantılı olarak istismar durumu sürgit devam edebilmektedir.
ensest iliskiler genelde psikolojik bir sorun haline gelip yardım istendiğinde ya da yasal uygulamaların devreye girdiği durumlarda ortaya çıkabilmektedir. bununla birlikte, özellikle kadınların ve çocukların ensest ilişki durumlarında istismar edildiği söylebilir. kapalı toplumlarda, geniş, büyük ve içiçe yaşanan aile ortamlarında bir istismar olarak ensestin daha gizli ve fakat daha yaygın olduğu ileri sürülmektedir. ensest istimarı gerçekleştirenin genelde daha büyük ve erkek birey olduğu da belirtilmektedir. eldeki verilere göre baba-kız ensestinin daha yaygın bir durum olduğu söylenmektedir. anne-oğul ensesti ise daha derin bir tabu olarak kabul edilmektedir, ortaya çıkması nerdeyse yok gibidir.
bir istismar olarak ensest, istismara uğrayan kişide ciddi psikolojik travmalara sebep olabilmektedir. özellikle aile içinde çocukların istismar edilmesi bu çocuklarda büyük yıkımlara yol acabilme riski taşımaktadır.
pek çok dinin içindeki hikayelerde ensest ilşkilere rastalanabilmektedir. yunan mitolojisinde hera, zeusun hem karısıdır hem de kız kardeşidir. tek tanrılı dinlerde anlatılan hikayeye göre ise adem ve havvanın çocukları birbirleriyle evlenmişlerdir. hatta ailenin erkek çocukları olan habil ve kabil kız kardeşleri paylaşma konusunda anlaşmazlığa düşmüşlerdir.ama insanların çoğalması için yapılmıştır.
öte yandan ensest yasağı olarak kuramsal bir kategori şeklinde psikanaliz ve antropoloji açısından değerlendirilmektedir.
ensest terimi, birbirleri arasında kan bağı bulunan, çoğu kültürde yasal ya da yasal olmayan kurallarla cinsel birliktelikleri yasaklanmış olan kişilerin cinsel ilişkide olma durumunu ifade eder. ensest toplumsal alanda yasal olarak evlilik yasağı ile engellenir. anne-oğul, baba-kız, erkek kardeş-kız kardeş ensest olarak cinsel ilişkinin yasaklandığı en belirgin kişilerdir.
bu tür ilişkiler genellikle yasa tarafından engellenmekte, suç sayılmaktadır. ancak farklı ülkelerde farklı uygulamaların olduğu, neyin ensest sayılacağı ve yasaklanacağının değiştiği bilinmektedir. kimi ülkeler belirli ölçüler koyarak buna ceza getirirler, kimi ülkelerde ise çeşitli derecelerden akrabalar arası cinsel ilişkiyi yasaklayan ceza maddeleri yoktur. ensest, yasal olarak suç sayılmadığı ülkelerde bile tabudur.
freud, ensesti oidupus döneminde ortaya çıkan bir bozukluk olarak açıklamıştır.
ensestle ilgili asıl suç unsuru, bir tür aile-içi cinsel istismar olarak gerçekleşmesidir. ilişkinin utancı, beraberinde istismara uğrayan kişinin çaresizlikleriyle birleşince, gizli ve kapalı bir alanda ciddi yıkım ve kişilik bozukluklarına sebep olmaktadır.
ensest ilişki özellikle taraflardan birinin rızasına rağmen, zorla ve baskıyla ya da ödül ve kandırmayla ortaya çıktığında bir istismar konusu olarak görülmektedir. aile içi, ya da akrabalar arası ilişkilerden yararlanılarak gerçekleştirilen, bir tarafın açık istismarına dayanan cinsel ilişki ensesti kendi bağlamının ötesinde de bir suç durumuna getirmektedir. çünkü bu durumda ortaya çıkan cinsel istismar durumudur ve ensestin tabusal niteliği bu suçun/istismarın kolay ortaya çıkarılmasını, suçun cezalandırılmasını ve engellenmesini zorlaştırmaktadır.
enseste ilişkin kesin rakamsal veriler yok denecek kadar sınırlıdır. bunun temel sebebi ensestin toplumda utanç duyulan bir şey olmasıdır, ensest ilişki içinde olan bireyler, bunu her zaman gizleme eğilimindedirler. bu durum, ensest ilişkideki istismar ve suç durumunu vahimleştirmekte, istismar edilenin bu sözkonusu utanç duygusuyla orantılı olarak istismar durumu sürgit devam edebilmektedir.
ensest iliskiler genelde psikolojik bir sorun haline gelip yardım istendiğinde ya da yasal uygulamaların devreye girdiği durumlarda ortaya çıkabilmektedir. bununla birlikte, özellikle kadınların ve çocukların ensest ilişki durumlarında istismar edildiği söylebilir. kapalı toplumlarda, geniş, büyük ve içiçe yaşanan aile ortamlarında bir istismar olarak ensestin daha gizli ve fakat daha yaygın olduğu ileri sürülmektedir. ensest istimarı gerçekleştirenin genelde daha büyük ve erkek birey olduğu da belirtilmektedir. eldeki verilere göre baba-kız ensestinin daha yaygın bir durum olduğu söylenmektedir. anne-oğul ensesti ise daha derin bir tabu olarak kabul edilmektedir, ortaya çıkması nerdeyse yok gibidir.
bir istismar olarak ensest, istismara uğrayan kişide ciddi psikolojik travmalara sebep olabilmektedir. özellikle aile içinde çocukların istismar edilmesi bu çocuklarda büyük yıkımlara yol acabilme riski taşımaktadır.
pek çok dinin içindeki hikayelerde ensest ilşkilere rastalanabilmektedir. yunan mitolojisinde hera, zeusun hem karısıdır hem de kız kardeşidir. tek tanrılı dinlerde anlatılan hikayeye göre ise adem ve havvanın çocukları birbirleriyle evlenmişlerdir. hatta ailenin erkek çocukları olan habil ve kabil kız kardeşleri paylaşma konusunda anlaşmazlığa düşmüşlerdir.ama insanların çoğalması için yapılmıştır.
sekse karşı ilgisiz veya isteksiz olan kişileri tanımlamak için kullanılan bir terimdir. bunun bir hastalık mı yoksa bir cinsel yönelim mi olduğu konusunda tartışmalar vardır. bilimsel araştırmalar, eğer bu bir cinsel yönelim ise, dünyada en ender görünen yönelim olduğunu saptamıştır.
tarihteki ünlü aseksüeller arasında; ressam salvador dali, besteci ve piyanist şopen (chopin), bilim adamı newton, felsefeci kant ve tüketici haklarının ilk savunucusu nader yer almaktadır.
aseksüel kelimesi, biyolojik cinsiyetini geçerli kabul etmeyenler için de kullanılır. biyolojide eşeysiz üreme anlamına da geldiği için, türkçeye yanlışlıkla "eşeysiz" olarak çevrildiği de olur.
tarihteki ünlü aseksüeller arasında; ressam salvador dali, besteci ve piyanist şopen (chopin), bilim adamı newton, felsefeci kant ve tüketici haklarının ilk savunucusu nader yer almaktadır.
aseksüel kelimesi, biyolojik cinsiyetini geçerli kabul etmeyenler için de kullanılır. biyolojide eşeysiz üreme anlamına da geldiği için, türkçeye yanlışlıkla "eşeysiz" olarak çevrildiği de olur.
duygusal veya cinsel yönelimi hem kendi hem de karşı cinsine dönük olan kişileri belirten kelimedir.
genel söylencenin aksine, biseksüel bir kimsenin aynı anda hem bir erkekle hem de bir kadınla cinsel olarak ilgili olması gerekmez. aslında, biseksüel olarak tanımlanan bazı insanlar bu ya da öteki toplumsal cinsiyetle (veya her ikisiyle de) asla cinsel ilişkiye girmemişlerdir. heteroseksüeller ve gay erkekler ile lezbiyenler için geçerli olduğu üzere, cinsel çekim her arzu edildiğinde davranılmasını gerektirmez.
heteroseksüeller ve gay kişiler gibi, pekçok biseksüel de cinsel olarak yalnızca bir eşle aktif olmayı seçebilir; uzun-dönemli, tekeşli ilişkileri olabilir. diğer biseksüeller, aynı-cinsiyetten eşlere, üç-taraflı ilişkilere, veya aynı veya farklı toplumsal cinsiyetlerden olan birkaç eşli (tek başına veya eş zamanlı olarak) ilişkilere izin veren serbest evlilikler yapabilirler.
biseksüellik aynı zamanda aseksüellik sonucu da görülebilir başka bir açıdan bakmak gerekirse.aseksüel olunmasına rağmen,başka insanlardan gelen talepleri ayırt etmeksizin karşılamak..ne de olsa aseksüel insan için bir fark yoktur her şey aynıdır,yapılan eylem de karşıdaki cins dişi ya da erkek olsun hisleri değiştirmez.aseksüeller için istek yoktur,his yoktur,her şey aynıdır,fark yoktur.
genel söylencenin aksine, biseksüel bir kimsenin aynı anda hem bir erkekle hem de bir kadınla cinsel olarak ilgili olması gerekmez. aslında, biseksüel olarak tanımlanan bazı insanlar bu ya da öteki toplumsal cinsiyetle (veya her ikisiyle de) asla cinsel ilişkiye girmemişlerdir. heteroseksüeller ve gay erkekler ile lezbiyenler için geçerli olduğu üzere, cinsel çekim her arzu edildiğinde davranılmasını gerektirmez.
heteroseksüeller ve gay kişiler gibi, pekçok biseksüel de cinsel olarak yalnızca bir eşle aktif olmayı seçebilir; uzun-dönemli, tekeşli ilişkileri olabilir. diğer biseksüeller, aynı-cinsiyetten eşlere, üç-taraflı ilişkilere, veya aynı veya farklı toplumsal cinsiyetlerden olan birkaç eşli (tek başına veya eş zamanlı olarak) ilişkilere izin veren serbest evlilikler yapabilirler.
biseksüellik aynı zamanda aseksüellik sonucu da görülebilir başka bir açıdan bakmak gerekirse.aseksüel olunmasına rağmen,başka insanlardan gelen talepleri ayırt etmeksizin karşılamak..ne de olsa aseksüel insan için bir fark yoktur her şey aynıdır,yapılan eylem de karşıdaki cins dişi ya da erkek olsun hisleri değiştirmez.aseksüeller için istek yoktur,his yoktur,her şey aynıdır,fark yoktur.
siyah üçgen günümüzde lezbiyenler tarafından kullanılan bir "gurur" ve "dayanışma" sembolüdür. ters duran siyah bir üçgendir.
siyah üçgen, pembe üçgen gibi ilk defa nazi almanyası döneminde (her mahkumun kendi "türünü" belirlemek için üniformasının üstünde bir sembol taşımaya zorlandığı toplama kamplarında) ortaya çıkan bir semboldür. nazi almanyası döneminde bu sembolü takmaya zorlanan mahkumlar "asosyal" olarak nitelendirilen ve sosyal davranışlara aykırı eylemlerde bulundukları iddia edilenlerdir. siyah üçgen takan mahkumların çoğunluğunu evsizler ve zeka geriliği olan kişiler oluşturmaktadır. bir kısım alkolikler, işsizler ve fahişelere de bu sembol layık görülmüştür.
nazi toplama kamplarındaki çingeneler de (asosyal oldukları düşünüldüğünden) siyah üçgen takmaya zorlanmışlardır. ancak bazı toplama kamlarında çingenelere "kahverengi üçgen" verilmiştir.
nazi kayıtlarında siyah üçgenin lezbiyenlere zorla taktırılan bir sembol olduğuna ilişkin herhangi bir kayıt bulunmamakla birlikte nazi idealine göre kadınlığın "üç k" kuralına (kirche, küche, kinder - kilise, mutfak, çocuk) dayanması gerektiği göz önüne alındığında siyah üçgeni "hak eden" kadınların lezbiyenler, fahişeler, çocuk sahibi olmayı reddeden ve diğer toplum dışı davranış sergileyen kadınlar olduğu söylenebilir.
toplama kamplarındaki fransız mahkumlardan fania fénélonun "playing for time" isimini taşıyan ve anılarını yazdığı kitabının da nazi döneminde siyah üçgenin lezbiyenlerce de takıldığına ilişkin inancı kuvvetlendirdiği düşünülmektedir. fénélonun sözkonusu hatıraları lezbiyen temalara yer vermekte ve "siyah üçgenliler baloları"na değinmektedir.
tarihsel kökeni ne olursa olsun siyah üçgen zaman içinde lezbiyenlerce baskı ve ayrımcılığa karşı mücadeleyi simgeleyen bir sembol olarak benimsenmiştir. günümüzde erkek eşçinsellerce kullanılan pembe üçgenin kadın eşcinsellerce kullanılan karşılığı olarak da kabul görmektedir.
siyah üçgen, pembe üçgen gibi ilk defa nazi almanyası döneminde (her mahkumun kendi "türünü" belirlemek için üniformasının üstünde bir sembol taşımaya zorlandığı toplama kamplarında) ortaya çıkan bir semboldür. nazi almanyası döneminde bu sembolü takmaya zorlanan mahkumlar "asosyal" olarak nitelendirilen ve sosyal davranışlara aykırı eylemlerde bulundukları iddia edilenlerdir. siyah üçgen takan mahkumların çoğunluğunu evsizler ve zeka geriliği olan kişiler oluşturmaktadır. bir kısım alkolikler, işsizler ve fahişelere de bu sembol layık görülmüştür.
nazi toplama kamplarındaki çingeneler de (asosyal oldukları düşünüldüğünden) siyah üçgen takmaya zorlanmışlardır. ancak bazı toplama kamlarında çingenelere "kahverengi üçgen" verilmiştir.
nazi kayıtlarında siyah üçgenin lezbiyenlere zorla taktırılan bir sembol olduğuna ilişkin herhangi bir kayıt bulunmamakla birlikte nazi idealine göre kadınlığın "üç k" kuralına (kirche, küche, kinder - kilise, mutfak, çocuk) dayanması gerektiği göz önüne alındığında siyah üçgeni "hak eden" kadınların lezbiyenler, fahişeler, çocuk sahibi olmayı reddeden ve diğer toplum dışı davranış sergileyen kadınlar olduğu söylenebilir.
toplama kamplarındaki fransız mahkumlardan fania fénélonun "playing for time" isimini taşıyan ve anılarını yazdığı kitabının da nazi döneminde siyah üçgenin lezbiyenlerce de takıldığına ilişkin inancı kuvvetlendirdiği düşünülmektedir. fénélonun sözkonusu hatıraları lezbiyen temalara yer vermekte ve "siyah üçgenliler baloları"na değinmektedir.
tarihsel kökeni ne olursa olsun siyah üçgen zaman içinde lezbiyenlerce baskı ve ayrımcılığa karşı mücadeleyi simgeleyen bir sembol olarak benimsenmiştir. günümüzde erkek eşçinsellerce kullanılan pembe üçgenin kadın eşcinsellerce kullanılan karşılığı olarak da kabul görmektedir.
lezbiyen ya da heteroseksüel olup da butch bir kadın kadar erkeksi özellikler taşımayan ancak erkeksi kıyafetler giyen ve erkeksi tavırları olan kadındır.androjenlere daha yakın hatta hemen hemen aynıdır.
erkekten ayırt edilemeyen kadına verilen isimdir. ingilizceden türkçeye geçen bir terimdir. cinsellik sırasında kadın rolü üstlenmeyen kişileri de ifade eder.
neden bekliyorsun?
bu sözlük, duygu ve düşüncelerini özgürce paylaştığın bir platform, hislerini tercüme eden özgür bilgi kaynağıdır.
katkıda bulunmak istemez misin?