perslerde il yöneticisi, vali.
bütün bir haziran evin önünde
akasyanın dallarını eğerken rüzgar
ipeğe kırmızı bir gül işlerdi
kulağı ıssız ve tozlu yollarda
yoksulluğun kedileri kapıyı
bir yaz boyu her gece tırmaladı
sırtının teline mavi bir horoz düşü
dokunmadan uykuya varamazdı
uzak denizlerden atlar geçerdi
bulutlar güze yakın gözlerinden
bekledi ölümün beyaz elinde
solgun bir gül oluncaya kadar
akasyanın dallarını eğerken rüzgar
ipeğe kırmızı bir gül işlerdi
kulağı ıssız ve tozlu yollarda
yoksulluğun kedileri kapıyı
bir yaz boyu her gece tırmaladı
sırtının teline mavi bir horoz düşü
dokunmadan uykuya varamazdı
uzak denizlerden atlar geçerdi
bulutlar güze yakın gözlerinden
bekledi ölümün beyaz elinde
solgun bir gül oluncaya kadar
bir onat kutlar şiiri...,
akşamüstü oturdum yol kıyısına
düşündüm
ne kalacak bizden geriye
balkan yaylasindan ve bozkırlardan
kafdağlarına giden şu bulut
sonsuz mevsimlerle esmerleşen
şu toprak ve derin çınar ağacı
biz yokken de vardı
çocukların şu gülen sarı feneri
ayışığı
ve ıssız balkonlarda
kırmızı biberlerle üzgün yaşlıları
aynı mandalda kurutan güneş
çayırda gölgeler bırakacak
dalgın yeryüzünde çekilirken
kalabalık çarşılara tortusu
çökecek
tüccarın kanpazarından
mezarlığa taşıdığı paranın
değirmeni döndüren ter ırmağı
kuruyunca ardında tuz kalacak
ve bir anı öfkeli işçilerden
sinirli kediler bir tekir şerit
olacak
ve bir çöl esintisi
dörtnala kaybolan arap atları
bir çavdar haritası çizecek
bozkırı terkeden tarla faresi
kuş tüyleri gökyüzünün camını
buzlu yazılarla donatacak
hersey değişiyor ama ne yapsak
duracak
tarihin uzun duvarı
taşlara kırmızı izler bırakan
ve aynı kıyıdan yürüyen köle
silecek kıralların adını
gene de karanlık dağ başlarında
yarın bir kin gibi hatırlanacak
kanlı soy ağacının dalları
kiraz ve kamıştan kavalımızın
sesleri
dağılıyor havada
bir kuyu ağzından geçiyor gibi
rüzgarı mor fistanli zamanın
bu güzel şarkı da unutulacak
kıyımlar acılar kanlar içinde
savrulurken yaşadığımız günler
bu soruyu mutlaka soracaksın
ne kaldı ne kaldı bizden geriye?
akşamüstü oturdum yol kıyısına
düşündüm
ne kalacak bizden geriye
balkan yaylasindan ve bozkırlardan
kafdağlarına giden şu bulut
sonsuz mevsimlerle esmerleşen
şu toprak ve derin çınar ağacı
biz yokken de vardı
çocukların şu gülen sarı feneri
ayışığı
ve ıssız balkonlarda
kırmızı biberlerle üzgün yaşlıları
aynı mandalda kurutan güneş
çayırda gölgeler bırakacak
dalgın yeryüzünde çekilirken
kalabalık çarşılara tortusu
çökecek
tüccarın kanpazarından
mezarlığa taşıdığı paranın
değirmeni döndüren ter ırmağı
kuruyunca ardında tuz kalacak
ve bir anı öfkeli işçilerden
sinirli kediler bir tekir şerit
olacak
ve bir çöl esintisi
dörtnala kaybolan arap atları
bir çavdar haritası çizecek
bozkırı terkeden tarla faresi
kuş tüyleri gökyüzünün camını
buzlu yazılarla donatacak
hersey değişiyor ama ne yapsak
duracak
tarihin uzun duvarı
taşlara kırmızı izler bırakan
ve aynı kıyıdan yürüyen köle
silecek kıralların adını
gene de karanlık dağ başlarında
yarın bir kin gibi hatırlanacak
kanlı soy ağacının dalları
kiraz ve kamıştan kavalımızın
sesleri
dağılıyor havada
bir kuyu ağzından geçiyor gibi
rüzgarı mor fistanli zamanın
bu güzel şarkı da unutulacak
kıyımlar acılar kanlar içinde
savrulurken yaşadığımız günler
bu soruyu mutlaka soracaksın
ne kaldı ne kaldı bizden geriye?
ayrılık şiiri ne kadar yalın
sevdiğimiz aşk sözcükleri gibi
kılıçla kesiyor bir hain nokta
öpüşen virgüllerle akan cümleyi
nasıl soğuk ayrılığın güneşi
gölgeli bir çınar olan gövdemin
dalları içten kırınca acı
buzdan bir alçıyla tutuyor beni
ayrılık sabahı ne kadar beyaz
ölümün hüzünlü arkadaşı kar
bana ütülü bir çarşaf hazırlar
bir karanfil tam yüreğin üstünde.
sevdiğimiz aşk sözcükleri gibi
kılıçla kesiyor bir hain nokta
öpüşen virgüllerle akan cümleyi
nasıl soğuk ayrılığın güneşi
gölgeli bir çınar olan gövdemin
dalları içten kırınca acı
buzdan bir alçıyla tutuyor beni
ayrılık sabahı ne kadar beyaz
ölümün hüzünlü arkadaşı kar
bana ütülü bir çarşaf hazırlar
bir karanfil tam yüreğin üstünde.
bir onat kutlar şiiri...
yeraltında bir bizans sarnıcı gibi loş
kuyularda körlerin durağan bakışlarını
tedirgin bir çocuğun önsezileriyle
bozmadan geçerken hiç düşünmemiştim
yukarda bembeyaz bir güvercinin
mavi bir balkonun bulutlarından
benim toprağımı aradığını
karşıda tepelerin hayal perdesini
bir sardunya ağacı hışırdatıyor
koyunlar sessiz bir yılan bir güneş
bir kısrağı her yıl aşan kırların
azgın tanrısı pandan doğma yabansı
ve inatçı bir keçi gibi gavvino
bir zincirlemeyle geçiyor çocukluğumun
kısa pantolonlu kara gözlü yoksulluğuna
sanki peranın bindokuzyüzden
art nouveau pencerelerden baktığı
tirşe haliç ve loş kumrular oteli
birbirinden habersiz iki odada
seni de salıyor düşlere ve beni
tanrım görmeden tedirgin ve kızgın
gümüş bir asansör çıkarırken seni
kara bir ağırlık gibi iniyorum boşluğa
sakalının koyu meşe dallarıyla
kapatınca karanlık bulutlar
göklerdeki hâsin ve eski ahitten
bir mezmurla isyan eden babamız
dilsiz ve korkulu ve yoksul
sıkı toprağı delip güneşe doğru
alınyazısı yırtan ufacık tohum
benim geçmiş tarlalardan arkadaşım
kemik saplı kaçamak bir çakıyla
kurak hayalgücümü kanatıyor
sanki bir sayım günü ya da sikiyönetim
issız sokaklarında surdiplerinin
birbirine rastlamadan dolaşan
iki serüvenci gezgin gibiyiz
bomboş bir sinemanın koltuklarında
kapkara bir perdeyle ayrılmış gözlerimiz
bir kuzunun boğazına saplanan hançer
birden gürültülere boğuyor kenti
kanlı sokaklarında gondollar yüzdüren
bir venedik dişarda bu bozgun bizans
çocukları hançerleyip öldürüyorlar
kırik bir akordeon gibi yüzleri
sanki erken rönesansın bir sarayında
sesleri sarmaşıklar gibi bir madrigalin
iki sağır şarkıcı gibiyiz
şiirimiz sarılıyor usanmaksızın
birbirine ve biz sarılamıyoruz
gölgeli kümeslerde yeniyetmeler
kucağında fısıldaşan tavuklar
kara gözlü sıpalar ve soluk soluğa
evreni sevişmenin kuşlarıyla dolduran
gelinler metresler orospular melekler
ağaçların ve rüzgarın ve tüm denizlerin
seslerine karışan su azgın hayat
sanki seni ve beni
boğazın çok derin akıntılarında
ters yöne habersiz yelken kaldıran
iki çağdışı ve şaşkın balık gibi
bir doyumsuz hasrete tutsak ediyor
perdede şimdi kocaman bir hayal
sadece senin yüzün
yeraltında bir bizans sarnıcı gibi loş
kuyularda körlerin durağan bakışlarını
tedirgin bir çocuğun önsezileriyle
bozmadan geçerken hiç düşünmemiştim
yukarda bembeyaz bir güvercinin
mavi bir balkonun bulutlarından
benim toprağımı aradığını
karşıda tepelerin hayal perdesini
bir sardunya ağacı hışırdatıyor
koyunlar sessiz bir yılan bir güneş
bir kısrağı her yıl aşan kırların
azgın tanrısı pandan doğma yabansı
ve inatçı bir keçi gibi gavvino
bir zincirlemeyle geçiyor çocukluğumun
kısa pantolonlu kara gözlü yoksulluğuna
sanki peranın bindokuzyüzden
art nouveau pencerelerden baktığı
tirşe haliç ve loş kumrular oteli
birbirinden habersiz iki odada
seni de salıyor düşlere ve beni
tanrım görmeden tedirgin ve kızgın
gümüş bir asansör çıkarırken seni
kara bir ağırlık gibi iniyorum boşluğa
sakalının koyu meşe dallarıyla
kapatınca karanlık bulutlar
göklerdeki hâsin ve eski ahitten
bir mezmurla isyan eden babamız
dilsiz ve korkulu ve yoksul
sıkı toprağı delip güneşe doğru
alınyazısı yırtan ufacık tohum
benim geçmiş tarlalardan arkadaşım
kemik saplı kaçamak bir çakıyla
kurak hayalgücümü kanatıyor
sanki bir sayım günü ya da sikiyönetim
issız sokaklarında surdiplerinin
birbirine rastlamadan dolaşan
iki serüvenci gezgin gibiyiz
bomboş bir sinemanın koltuklarında
kapkara bir perdeyle ayrılmış gözlerimiz
bir kuzunun boğazına saplanan hançer
birden gürültülere boğuyor kenti
kanlı sokaklarında gondollar yüzdüren
bir venedik dişarda bu bozgun bizans
çocukları hançerleyip öldürüyorlar
kırik bir akordeon gibi yüzleri
sanki erken rönesansın bir sarayında
sesleri sarmaşıklar gibi bir madrigalin
iki sağır şarkıcı gibiyiz
şiirimiz sarılıyor usanmaksızın
birbirine ve biz sarılamıyoruz
gölgeli kümeslerde yeniyetmeler
kucağında fısıldaşan tavuklar
kara gözlü sıpalar ve soluk soluğa
evreni sevişmenin kuşlarıyla dolduran
gelinler metresler orospular melekler
ağaçların ve rüzgarın ve tüm denizlerin
seslerine karışan su azgın hayat
sanki seni ve beni
boğazın çok derin akıntılarında
ters yöne habersiz yelken kaldıran
iki çağdışı ve şaşkın balık gibi
bir doyumsuz hasrete tutsak ediyor
perdede şimdi kocaman bir hayal
sadece senin yüzün
sezen aksunun gülümse albümünde yer alan tutsak adli şarkinin sözlerinin yazilmasinda katkida bulunmuştur...
gülümse albümünün kartonetinde şarkinin sözlerinin yazanlar için unutlumaz olan bir gecede yazildiği belirtilmiştir sezen aksu tarafindan..
söz: onat kutlar, ece aksoy, ersin salman,sezen aksu, onno tunç
müzik: onno tunç
söz: onat kutlar, ece aksoy, ersin salman,sezen aksu, onno tunç
müzik: onno tunç
yeni bir bilgiç adayi...
(bkz: yazdimgitti)
korhan namli popçunun söylediği,ritmi ve sözleri akilda kalici piyasa şarkisi...
sorma
nerede oldugumu
kaderimdin ama,
ayrilik oldu sonu
dayanmaz
yuregim bu derde
ask gozume perde
aahh hadi ordan sen de..
öyle güzeldin yar
akillara zarar
ben seni istedim
sevmedin, benim kadar
yaz beni yine
yaz yeminlere
yaz yalan dolu
aşk defterine
sorma
nerede oldugumu
kaderimdin ama,
ayrilik oldu sonu
dayanmaz
yuregim bu derde
ask gozume perde
aahh hadi ordan sen de..
öyle güzeldin yar
akillara zarar
ben seni istedim
sevmedin, benim kadar
yaz beni yine
yaz yeminlere
yaz yalan dolu
aşk defterine
"o gece aya giderseniz daha fazlasini da verebilirsiniz" dedirten başlik...
bir gülben ergen şarkisi...
kimsenin kimse üzerinde ipoteği yok özgürsün
ama bana bir gerekçe söyle yerini bulsun düşündürsün
bir hatam mı bir kusurum mu var ya da herhangi bir ihmalim
bir iş karıştırıyorsun bence yok başka ihtimalin
yani hakkaten mi gidiyorsun
kısmet bu kadar mı diyorsun
yani bir de görüyorsun
yani yani anlayamadım ki
yine de sana kızamadım ki
sen böyle istiyorsun
yani yani hiç acıman yok
iştahın ne kadar çok
yaşamak istiyorsun
ben zannetmiştim ki beraber yaşlanırız
ipler bizim bizde değil ki diye telaşlanırız
hem çok üzgünüm hem çağırıyor hayat
başka çaremiz mi yok biz de yeniden başlarız
söz müzik sezen aksu
kimsenin kimse üzerinde ipoteği yok özgürsün
ama bana bir gerekçe söyle yerini bulsun düşündürsün
bir hatam mı bir kusurum mu var ya da herhangi bir ihmalim
bir iş karıştırıyorsun bence yok başka ihtimalin
yani hakkaten mi gidiyorsun
kısmet bu kadar mı diyorsun
yani bir de görüyorsun
yani yani anlayamadım ki
yine de sana kızamadım ki
sen böyle istiyorsun
yani yani hiç acıman yok
iştahın ne kadar çok
yaşamak istiyorsun
ben zannetmiştim ki beraber yaşlanırız
ipler bizim bizde değil ki diye telaşlanırız
hem çok üzgünüm hem çağırıyor hayat
başka çaremiz mi yok biz de yeniden başlarız
söz müzik sezen aksu
izmirli bir grubun kendi imkanlarıyla çektiği star wars konulu bir kısa film.
http://www.youtube.com/watch?v=ktqk1pcz1va
linkteki =den sonraki t,k,p,c,z,a harfleri büyük harfle yazilmali...
http://www.youtube.com/watch?v=ktqk1pcz1va
linkteki =den sonraki t,k,p,c,z,a harfleri büyük harfle yazilmali...
türkiyede ilk defa bu yil yapilan, üniversiteler arasi uluslararasi bir güzellik yarişmasidir.
http://www.turkeymissuniversity.com/
http://www.turkeymissuniversity.com/
(bkz: gapi gaptirmam)
öss ve yds yerleştirme sonuçlarına göre, sayısal 1 puan türünde birinci olan hüseyin yıldız, odtü mühendislik fakültesi elektrik elektronik mühendisliği bölümüne yerleşti.
sözel 1 ve eşit ağırlık (ea) 1 puan türlerinde birinciliği paylaşan isimlerden okan çalışkan, boğaziçi üniversitesi mühendislik fakültesi makine mühendisliği, server çimen odtü mühendislik fakültesi bilgisayar mühendisliği, abdurrahman yılmaz da odtü mühendislik fakültesi elektrik elektronik mühendisliği bölümüne girdi.
sayısal 2 puan türünde birinciliği elde eden onur tidin, bilkent üniversitesi mühendislik fakültesi elektrik elektronik mühendisliği bölümüne burslu yerleşti.
sözel 2’de birinci olan yiğit cem öztürk boğaziçi üniversitesi iktisadi idari bilimler fakültesi siyaset bilimi ve uluslararası ilişkiler bölümü’ne, ea-2’de birinci olan eren karaaslan da hacettepe niversitesi tıp fakültesi ingilizce tıp bölümüne girmeye hak kazandı.
yabancı dil sınavı (yds) ingilizce bölümü birincisi umut toprak odtü mühendislik fakültesi elektrik elektronik mühendisliği’ne, almanca bölümü birincisi sezgin demir boğaziçi niversitesi mühendislik fakültesi makine mühendisliği’ne, fransızca bölümü birincisi osman berker yağcı da boğaziçi niversitesi mühendislik fakültesi endüstri mühendisliği bölümüne yerleşti.
www.mynet.com
sözel 1 ve eşit ağırlık (ea) 1 puan türlerinde birinciliği paylaşan isimlerden okan çalışkan, boğaziçi üniversitesi mühendislik fakültesi makine mühendisliği, server çimen odtü mühendislik fakültesi bilgisayar mühendisliği, abdurrahman yılmaz da odtü mühendislik fakültesi elektrik elektronik mühendisliği bölümüne girdi.
sayısal 2 puan türünde birinciliği elde eden onur tidin, bilkent üniversitesi mühendislik fakültesi elektrik elektronik mühendisliği bölümüne burslu yerleşti.
sözel 2’de birinci olan yiğit cem öztürk boğaziçi üniversitesi iktisadi idari bilimler fakültesi siyaset bilimi ve uluslararası ilişkiler bölümü’ne, ea-2’de birinci olan eren karaaslan da hacettepe niversitesi tıp fakültesi ingilizce tıp bölümüne girmeye hak kazandı.
yabancı dil sınavı (yds) ingilizce bölümü birincisi umut toprak odtü mühendislik fakültesi elektrik elektronik mühendisliği’ne, almanca bölümü birincisi sezgin demir boğaziçi niversitesi mühendislik fakültesi makine mühendisliği’ne, fransızca bölümü birincisi osman berker yağcı da boğaziçi niversitesi mühendislik fakültesi endüstri mühendisliği bölümüne yerleşti.
www.mynet.com
2006 model ebru gündeş şarkısı...
geberiyorum
kırk yılın başında sevelim dedik
bu sevda altında eziliyorum
gözlerin bir alev nerden bilirdik
kanıma dokundun geberiyorum.
benim yaşım kırkı aşmış
seni sevdim rotam şaşmış
can bedende kurşunlanmış
geberiyorum...
günden güne eriyorum
bir düğüm at kopuyorum
çılgın gibi seviyorum
geberiyorum...
kırk yılın başında delilik ettik
taş bastım bağrıma sabrediyorum
zehirli bir hançer vurdun kalbime
kanıma dokundun geberiyorum.
şiir : sedat erdoğdu
beste : sinan özşeker
geberiyorum
kırk yılın başında sevelim dedik
bu sevda altında eziliyorum
gözlerin bir alev nerden bilirdik
kanıma dokundun geberiyorum.
benim yaşım kırkı aşmış
seni sevdim rotam şaşmış
can bedende kurşunlanmış
geberiyorum...
günden güne eriyorum
bir düğüm at kopuyorum
çılgın gibi seviyorum
geberiyorum...
kırk yılın başında delilik ettik
taş bastım bağrıma sabrediyorum
zehirli bir hançer vurdun kalbime
kanıma dokundun geberiyorum.
şiir : sedat erdoğdu
beste : sinan özşeker
nükhet durunun seslendirdiği ali kocatepe bestesi, nazın hikmet şiiri...
geçip gitmiş günler gelin
rakı için sarhoş olun
ıslıkla bir şeyler çalın
geberiyorum kederden
ilerdeki güzel günler
beni görmeyecek onlar
bari selam yollasınlar
geberiyorum kederden
başladığım bugünkü gün
yarıda kalabilirsin
geceye varmadan yahut
çok büyük olabilirsin
geçip gitmiş günler gelin
rakı için sarhoş olun
ıslıkla bir şeyler çalın
geberiyorum kederden
ilerdeki güzel günler
beni görmeyecek onlar
bari selam yollasınlar
geberiyorum kederden
başladığım bugünkü gün
yarıda kalabilirsin
geceye varmadan yahut
çok büyük olabilirsin
neden bekliyorsun?
bu sözlük, duygu ve düşüncelerini özgürce paylaştığın bir platform, hislerini tercüme eden özgür bilgi kaynağıdır.
katkıda bulunmak istemez misin?