kahramanımız farenin anteninin kuş tarafından araklanmasıyla başlayan oyunda kahramanımızı yönlendirerek kuştan anteni geri almaya çalışın.
http://www.haluz.eu/
gazetelerin bulmaca eklerinin vazgeçilmezi olan bir bulmaca türü...
http://teppo.tv/pelisali/index_en.html
http://teppo.tv/pelisali/index_en.html
(bkz: bu yaz biz)
soner aricanin içinde 2 fransizca şarki da bulunan yeni albümünün adi..
ebru gündeşin rol aldiği yeni sit-com...
o zamanki adiyla yalova ssk hastanesinin morgunun kapisinda yazan yazi...
(bkz: ayrilmayalim)
ferda anil yarkinin uzun süre sonra çikardiği albümünün ve ayni albümdeki bir şarkinin adi...
ayrılmayalım ayrılmayalım
sensiz geçen bir an yaşamayalım
bu aşk yolunda
ömrün sonunda
sensiz geçen bir an yaşamayalım
gitmemi isteme isteme benden
böyle bir aşk yaşanmaz ki
duyar mısın beni
sesimi söyle
ayrılık bize hiç yakışmaz ki..
senden kolay vazgeçseydim
aşkı kolay terketseydim
aşk sordu, düşünmeyen benim
bir tek seni sevdim
ayrılmayalım ayrılmayalım
sensiz geçen bir an yaşamayalım
bu aşk yolunda
ömrün sonunda
sensiz geçen bir an yaşamayalım
gitmemi isteme isteme benden
böyle bir aşk yaşanmaz ki
duyar mısın beni
sesimi söyle
ayrılık bize hiç yakışmaz ki..
senden kolay vazgeçseydim
aşkı kolay terketseydim
aşk sordu, düşünmeyen benim
bir tek seni sevdim
(bkz: bariş akarsu)
akademi türkiye yarişmasinin birincisi bariş akarsunun ikinci albümünün adi.
fıramboğaz (2. nesil bilgic) *
(bkz: sozlukte tek basina online olmak)
(bkz: sozlukte tek basina olmak)
(bkz: sozlukte tek basina at kosturmak)
(bkz: sozlukte tek basina online olmak)
(bkz: sozlukte tek basina olmak)
(bkz: sozlukte tek basina at kosturmak)
(bkz: 7 numara)
bir onat kutlar şiiri...
çamağacına
duman renkli ve kocaman bir karganın
kumlu dalgın kanatları ardından
denizin derinliklerine açılan
akdeniz güneşinde çürümüş ahşap
ve kuytu yosunlara çalan teknenin
reçine kokusuyla tanıdığım
çamağacına
bol sisli bir kışın ormanından
karlı gelin telleri taşıyan
gümüşten yapraklarla örtülü
uysal ve uzun boynunu bahçelerin
ve benim toprağıma eğmiş
gülümserken bir eşkiya rüzgarın
söküp uzaklara götürdüğü
çamağacına
bir akşamüstü kayboluşu
penceremin daracık sahnesini
lacivert ve kadife ve kesin
birinci perdesiyle kapayan
günlerimi çok eski bir oyunun
gözgözü görmeyen karanlığında
ortaçağ panayır soytarılarının
küt ve kıvırcık sakallarıyla
durmadan dekor değiştirdikleri
öfkeli aralığında bırakan
çamağacına
şimdi rüzgar geçiyor penceremden
gövdemin kuruyan kavalını
kırmızı türkülerle donatarak
senin ormanından sayısız ağaç
ve düslerimde bembeyaz yıkadığım
teninden coşkun sular geçiyor
kapılıp sürüklenen ırmağa
kıyıların danteline alışkın
ellerim birden ulaşıyor
çamağacına
öperken yapraklarını acıyla kısık
sesli kuşlar bakırlayan yüzünün
bahçesinde yediğim vişnelerinin
kabına sığmaz sevinci ve tutku
yırtarken demirden kuşağını
ağır bir işçi gibi ölümün
beni yaşamanın kavgasına
yarışta bir tay gibi fırlatan
çamağacına
seni bir çok daha görmek için
dallarına basıp yaylandığım
şiiri katıksız dolambaçsız
bir önsöz olsun diye yazdığım
senin adınla karıştırıp
adını yüreğimin canına
kazıdığım ve şimdi bir akşamüstü
penceremden ansızın görünmeyen
çamağacına
çamağacına
duman renkli ve kocaman bir karganın
kumlu dalgın kanatları ardından
denizin derinliklerine açılan
akdeniz güneşinde çürümüş ahşap
ve kuytu yosunlara çalan teknenin
reçine kokusuyla tanıdığım
çamağacına
bol sisli bir kışın ormanından
karlı gelin telleri taşıyan
gümüşten yapraklarla örtülü
uysal ve uzun boynunu bahçelerin
ve benim toprağıma eğmiş
gülümserken bir eşkiya rüzgarın
söküp uzaklara götürdüğü
çamağacına
bir akşamüstü kayboluşu
penceremin daracık sahnesini
lacivert ve kadife ve kesin
birinci perdesiyle kapayan
günlerimi çok eski bir oyunun
gözgözü görmeyen karanlığında
ortaçağ panayır soytarılarının
küt ve kıvırcık sakallarıyla
durmadan dekor değiştirdikleri
öfkeli aralığında bırakan
çamağacına
şimdi rüzgar geçiyor penceremden
gövdemin kuruyan kavalını
kırmızı türkülerle donatarak
senin ormanından sayısız ağaç
ve düslerimde bembeyaz yıkadığım
teninden coşkun sular geçiyor
kapılıp sürüklenen ırmağa
kıyıların danteline alışkın
ellerim birden ulaşıyor
çamağacına
öperken yapraklarını acıyla kısık
sesli kuşlar bakırlayan yüzünün
bahçesinde yediğim vişnelerinin
kabına sığmaz sevinci ve tutku
yırtarken demirden kuşağını
ağır bir işçi gibi ölümün
beni yaşamanın kavgasına
yarışta bir tay gibi fırlatan
çamağacına
seni bir çok daha görmek için
dallarına basıp yaylandığım
şiiri katıksız dolambaçsız
bir önsöz olsun diye yazdığım
senin adınla karıştırıp
adını yüreğimin canına
kazıdığım ve şimdi bir akşamüstü
penceremden ansızın görünmeyen
çamağacına
bir onat kutlar şiiri...
vermeme olanak yok bana verdiklerini
ama ayrılırken bir hesaplaşma da gerekli
geçmiş bunca güzellikten bir anı olarak
ben seni alayım istersen sen de beni
vermeme olanak yok bana verdiklerini
ama ayrılırken bir hesaplaşma da gerekli
geçmiş bunca güzellikten bir anı olarak
ben seni alayım istersen sen de beni
bir onat kutlar şiiri...
bir zambağın taçyaprağında yağmur tanesini
bir kula atın rüzgarlı bayırdan kaynağa inişini
yarısı gölgeli kumlarda ölümü bekleyen karanlık boğayı
sabaha karşı ve hiç uyunmamış tanyerinde ışıyan kavak ağacını
ve bütün bunları birden düşündüren seni düşünüyorum şimdi
bir zambağın taçyaprağında yağmur tanesini
bir kula atın rüzgarlı bayırdan kaynağa inişini
yarısı gölgeli kumlarda ölümü bekleyen karanlık boğayı
sabaha karşı ve hiç uyunmamış tanyerinde ışıyan kavak ağacını
ve bütün bunları birden düşündüren seni düşünüyorum şimdi
(bkz: satrap)
bir onat kutlar şiiri..
bulutlu bir sabahtı
yalnızlık
saatin kumlarıydı sanırım yüzüme çarpan
ivecen
kalabalık
ağır ağır uzaklaştı orman
ve deniz günleri
geride kaldı
çölü kesti bir martı
bir çığlık
taş kanatlarla vurdum uzak dağlara
ardımdan
gelen yok, sanırım
cebi çiçeklerle dolduran
gül ve kiraz bahçeleri
yandı
altımda geçmişin atı
omuzlarımda
saçlarının uzun yıllar ördüğü kaftan
karardı
sanırım dönmeyeceğim
sislere gömüldü çoktan eski günlerin
bulanık
tapınağı
dönüyor güz kartalları
yaklaşık
satrapların gömütüne, boz kayalardan
nerdeyse inecek
karanlık
köşede gözlerini dikmiş üç başlı köpek
sızan kana
baktı
artık
ırmağın sonuna vardık
bulutlu bir sabahtı
yalnızlık
saatin kumlarıydı sanırım yüzüme çarpan
ivecen
kalabalık
ağır ağır uzaklaştı orman
ve deniz günleri
geride kaldı
çölü kesti bir martı
bir çığlık
taş kanatlarla vurdum uzak dağlara
ardımdan
gelen yok, sanırım
cebi çiçeklerle dolduran
gül ve kiraz bahçeleri
yandı
altımda geçmişin atı
omuzlarımda
saçlarının uzun yıllar ördüğü kaftan
karardı
sanırım dönmeyeceğim
sislere gömüldü çoktan eski günlerin
bulanık
tapınağı
dönüyor güz kartalları
yaklaşık
satrapların gömütüne, boz kayalardan
nerdeyse inecek
karanlık
köşede gözlerini dikmiş üç başlı köpek
sızan kana
baktı
artık
ırmağın sonuna vardık
(bkz: satraplar)
neden bekliyorsun?
bu sözlük, duygu ve düşüncelerini özgürce paylaştığın bir platform, hislerini tercüme eden özgür bilgi kaynağıdır.
katkıda bulunmak istemez misin?