confessions

galahad

Yazar

  1. toplam entry 668
  2. takipçi 2
  3. puan 2085

domuz eti

abi bir hayvan bu kadarmı şanssız olur. hayvan niyetiyle yaratılıyorsun tam dünyaya gelmişsin pat bir yerden haber geliyor sen hayvanlıktan çıkartıldın haramsın.

evcil hayvanın ölmesi

14 tane kedimiz var. genelde evin bahçesinden dışarı çıkmazlar. ama erkek kediler işte, yerinde duramıyorlar. 3 gün önce markete giderken yolun üzerinde kan izlerinin olduğunu farkettim. incelemek için gittiğimde kedilerimizden birinin parçalarını gördüm :( ezen şahıs nasıl bir hızda gidiyorsa artık paramparça etmiş.

kol, bacak tek tek toplayıp gömdüm...

acısı gerçekten tarif edilemiyor.

edit: şöyle bir fotosunu buldum. 2 hafta önce tam arabayı çalıştıracağım sırada açık camdan içeri girmişti.
telefon elimdeydi anlık fotosunu çekeyim dedim, iyi ki çekmişim. bu arada elimi kafasını hizalamak için kullandım. sıkma gibi bir durum yok yani açı yanıltmasın.

amerika birleşik devletleri'nde çıkan olaylar

Bu kadar şeyin üst üste gelmesi gerçekten garip. Polis tarafından Öldürülen vatandaş ilk değil. Ama olayların bu denli patlak vermesi, neden daha önce değil de şimdi oldu.

Birilerinin, ciddi şekilde dışarıdan yönlendirdiğini düşündüğüm olaylardır. Ya da tek sebebi, insanların tahammül sınırına ulaşmasıdır... her iki türlü de etkilerini bir kaç hafta içinde göreceğiz.

oyun şifrelerini kod sanan a haber muhabiri

kelimelerin anlamsız kaldığı anları tekrar tekrar yaşıyoruz.hadi muhabir bilmiyor,kameraman çıkıpta yok lan bu yazılar oyuna ait falan demedimi.onuda geçtim haberin haber olması için ne bileyim merkezde kontrol falandamı olmadı.aklıma başka bir şey gelmiyor.biz hayretler içerisinde ve bir o kadarda gülerek videoyu izlesekte bu haberi izleyip vay bilmem ne yaptığın çocuğu diyecek 30 milyon kişi var.

sokak hayvanları

şu anda yanımda 3 tane yavru kedi var. ev kedisi değiller ama sokak kediside değiller. havalar soğuduğu zaman etrafta bulabildiğim tüm kedileri eve alıyorum. soba kütür kütür yanıyor onlarda yerini biliyor :)

drake denklemi

kısa öz haliyle " samanyolunda bizim gibi gelişmiş canlı medeniyetlerin ortalama sayısını ve bizimle iletişime geçme olasılığını" ifade ediyor.

bahsedilen denklem şöyledir.

n = r* fp . ne. fl. fi. fc . l

denklemin sahibi frank drake, ilk olarak 1961 yılında galaksimizde bulunan zeki yaşam formları için tahmin ve gözleme dayalı olarak matematiksel bir denklem oluşturdu. ardından denklemdeki fonksiyonları doldurmaya başladı.

n: haberleşebilen uygarlıkların sayısı

r: her yıl oluşan yıldız sayısı

o zamanlarda yılda yaklaşık olarak 10 olduğu biliniyordu. yani r için oranımız = 10

fp: bu yıldızlardan çevresinde gezegen olanların oranı = 0.5

ne: gezegen sistemlerindeki yaşama elverişli gezegen sayısı

ne için referansımız şimdilik dünya olduğu için oranı = 1

fl: bu gezegenlerde yaşam belirtisi görülme oranı : 0.5

fi: varsa canlıların akıllı olanların gelişebilme oranı = 1

canlı yani hayat varsa muhakkak evrimleşir.

fc: bulunan canlıların bizimle haberleşme oranı
oranı : 1

canlı varsa evrimleşir ve en nihayetinde iletişime geçecektir.

l: haberleşebilir uygarlıkların ortalama yaşam süresi için 10.000 yıl verildi.

l denklemin en çıkmaz faktörü. biz varlığını saptayamadan belkide binlerce medeniyet yok olup gitti. hayat milyonlarca şekilde yok olabilir. şuanda nefes alıyor olmamız kozmik takvimde saniye bile olmayabilir.

denklem 1961 yılında tıpkı bu şekilde ele alındı. sonuç ise bize galaksimizde 50.000 tane canlı, iletişime geçilebilir medeniyet olduğunu gösterdi. 50.000 kulağa gerçekten fazla geliyor. ama galaksimizin milyarlarca yıldız barındırdığını düşünürsek samanlıkta iğne aramaktan çok farksız değildi.

denklem, dünya dışı yaşam için başlangıç noktası oldu. ardından çalışmalar başladı ve uzaya radyo dalgaları gönderilmeye başlandı. drake, her elementin frekansı olduğunu biliyordu. bu nedenle evrende en çok bulunan yani hidrojen frekansını seçti. (1420.5)

tabii ki uzun süren çalışmalarda en ufak bir yaşam izine rastlanmadı. drake ve ekibi gece-gündüz çalışarak binlerce yıldızı inceledi ama sonucunda uzayın ürpertici sessizliğin başka bir şey bulamadı.

günümüzde drake temelli çalışmaları seti(dünya dışı akıllı yaşam araştırma merkezi) yönetiyor.

belki günün birinde mutlu haber alırız.

çirkin erkeklere tavsiyeler

Benim gibi çirkinliğini kabullenmiş kişilerin bir köşede tek başına hayatını sürdürüp, ölmeyi bekleyenlere tavsiyem şunlardır.

- bulunduğunuz evde ki ayna sayısını minimum düzeye indirin. Mümkünse ortadan kaldırın.

- fazla kasıntı yapmayın. Çirkin olduğunuzu sizden daha çok çevrenizdekiler biliyor. Buna pararel olarak çirkinliğinizi unuttuğunuz dakikalarda bile tanıdıklarınız size her saniye baktığında haline şükredecektir. Ama sizin bundan haberiniz olmayacak. Bu yüzden kendinizden çok çevreye vereceğiniz zararları düşünerek mecburi olmadıkça evden hatta odadan dışarı çıkmayın.

- gülümsemeyin, zira default olan çirkinliğinize iki kat çirkinlik katıyor.

- burnunuz büyük ise dışarı çıkarken güneş gözlüğü takın, kışın kar maskesi kullanın.

- saçlarınızı 3 numaraya vurmayın. Zaten çirkin olan yüz hatlarınız daha belli olacaktır.

- gür sakalınız varsa çirkinliğinizi yüzde 3 düşürme şansınız var. Ergenlikten itibaren çıkan sakalınızı ölene kadar kestirmeyin.

- karşı cinsten mümkünse biriyle tanışmayın. Olanı da hayatınızdan çıkartmak için var gücünüzle uğraşın. Kadınlar sizin gibi çirkin yaratıklarla hayatını sürderecek kadar değersiz değil.

- porno arşivi hazırlayın.

- ulan be burnum şöyle değil böyle olsa gibi hayaller kurmayın. Çirkinsiniz, aslında bunun sebebi burun değil, çok sevdiğiniz adaletli tanrının normal insanlara ibret olmanız için sizi yaratması.

- tanrı, din gibi kavramlardan uzaklaşın. Eğer uzaklaşamıyorsanız sizi çirkin yaradanın inandığınız tanrı olduğunu hatırlayın.

Burdan sonrası ise yine çirkin olup, bu hayatından bıkmış usanmış ve normal hayat yaşamak isteyenler için.

- ilk kural, çevrenizde gördüğünüz bütün insanlardan daha fazla para kazanın. Para sırasıyla çirkinliğinizi de ortadan kaldıracaktır.

- Vücut çalışın, formda olun. Düzenli olarak spor hayatınız olsun.

- güler yüzlü olmaya çalışın. (bu sizi 2x çirkin yapıyor olsada) içten gelen bir gülümseme paha biçilemezdir.

- iletişim gücünüz orta değil mükemmel olsun.

- kadınlara abartılmadığı sürece iltifat etmekten kaçınmayın.

- belli başlı gündemsel olayları takip edin. Yine buna bağlı olarak kitap okuyun.

- ilk altın kural varsa saydıklarımın pek önemi kalmıyor aslında ama para varsa burna estetik yapıştırın. Anneniz bile sizi tanıyamaz.

- giyiminize özellikle dikkat edin. Marka giyinin demiyorum şık giyinin.

- üzerinde yazı veya resim olan t-shirt giymeyin.

Şimdilik aklıma gelenler bunlar. Yavaş yavaş eklemeler yaparız.

Aslında başlık çirkin erkeklerden çirkin erkeklere tavsiyeler olabilirmiş ama bu da iş görür.

the order 1886

6 saat süren ps4 exc oyunu . oynanış sınırlı , hikaye önceden tahmin edilebiliyor , akılda kalan karakter yok ... bir çok olumsuz özellik sayabilirim ancak görsellik ve atmosfer bakımından benim için oynanası bir oyun olmuştur .

rekabet kurulu

rekabet kurumu,bilgisayar ve konsol oyunları alanlarında faaliyet gösteren firmalar hakkında yürütülen soruşturmanın sonuçlarını açıkladı.

Doğan Müzik Kitap Mağazacılık Pazarlama A.Ş.'ye 2.307.544,54 TL

Gold Teknoloji Marketleri San. ve Tic. A.Ş.'ye 1.489.549,58 TL

Kliksa İç ve Dış Ticaret A.Ş.'ye 1.192.116,00 TL

Vatan Bilgisayar San. ve Tic. A.Ş.'ye 10.363.565,71 TL

Aral Oyun Konsol ve Aksesuar Tic. A.Ş.'ye 863.538,50 TL

Türk Philips Ticaret A.Ş.'ye 1.255.290,42 TL

M.S. İstanbul İç ve Dış Ticaret Ltd.Şti.'ye 5.776.015,29 TL

Teknosa İç ve Dış Ticaret A.Ş.'ye 9.181.876,58 TL + 7.651.563,82 TL

LG Electronics Tic. A.Ş.'ye 6.221.201,00 TL

Vestel Ticaret A.Ş.'ye 8.024.370,30 TL

rekabet kurumu sitesi http://www.rekabet.gov.tr/tr-TR/Guncel/Bilgisayar-ve-Konsol-Oyunlari-ile-Tuketici-Elektronigi-Urunleri-Alanlarinda-Faaliyet-Gosteren-11-Sirket-Hakkinda-Yurutulen-Sorusturma-Sonuclandi

2015 yılından bu yana elde edilen gelirler göz önüne alarak cezalar verilmiş. aral ithalatın en az miktarda ceza almasının sebebi muhtemelen bu.

edit:başlıkmı hatalı benmi çözemedim.

recep tayyip erdoğan

24 yaşındayım ve hayatım boyunca bu kadar utanç verici bir şeyle daha önce karşılaşmadım.

Alanen değil, gayet net şekilde oturup sohbet ettiğin, selamlaştığın dostlarına terörist diyen bir cumhurbaşkanı var.

Hani kendisini sevmezdik ama yaptığı çıkışlarla falan dalga geçerdik, bir şekilde sempatikliği vardı. Ama bugünden sonra, bırakın görmeyi, düşünmek bile cinlerimi tepeme çıkartıyor.

En kısa zamanda layık olduğu yere gitmesini diliyorum.

https://twitter.com/RT_Erdogan/status/1100651748602056705?s=20

captain marvel

Bugün izledim. Beğendim. Imdb sayfasına, izleyici yorumlarına pek aldanmamak lazım.

Filmi güzel yapan detaylardan biri her zamanki gibi ufaklı espriler ve başrolümüzün gülüşleriydi. Çok güzel kadın yahu.

battleborn

Overwatch ile çok yakın tarihlerde çıkarak, kendini bitiren oyun.

Yaklaşık 3 yıl önce ps store'da oluşan bir hatadan ötürü tam olarak 0,5 kuruşa oyuna sahip olmuştum. Oyun çıkmadan ölmüştü ama yine de şans vermiştim. İlk denediğimde oyundan inanılmaz nefret ettim. Pastel grafikler ve o grafiklerin tam zıt şeklinde bir optimazsyon vardı. Bu tarz taktiksel oyunların 60 fps altında oynanması oyuncuya eziyetten başka bir şey değil. Ne yazıkki yapımcılar, oyunun ilk çıktığı vakitlerde bunu başaramamış. Aslında pvp yanında pve bölümleri co op olarak keyifli görünse de rakibi overwatch tarafından fena hezimete uğratıldı..

Aradan 3 yıl geçti. Biraz oyunsuzluk ve days gone sayılı günler kalmasından mütevelllit şöyle bir kütüphaneme göz atayım dedim. O anlık battleborn'a bir şans daha vermek istedim. İyi ki de bu kararı almışım.

1 haftadır kuzenimle pve senaryo görevlerini oynuyoruz. Öncelikle bu oyunu duyan ve merak edenlerin %90 ' ı ön yargılıymış. 3 sene önce ben de bu ön yargıdan nasibimi almışım. Oyunun senaryo modları 5 kişiye kadar co op desteği sağlıyor. Sadece 8 bölüm var ama hepsi çok keyifliydi. Karakterleri detaylı incelememiştim. Ana oyunda 25, dlcler dahilinde 5 tane karakter mevcut. Her karakterin tank, healer, attack gibi ana sınıf ayrımları var. Onlarda içlerinde bir takım ufak sınıflandırması var. Örnek olarak hem tank, hem de assassins karakter olabiliyor. Bu biraz mantık dışı aslında ama karakterin yapısına uygun dengeli bir şeyler çıkartmışlar. Bu da kendini farklı hissettiren bir oyun olarak kendini göstermiş...

Bildiğiniz fps-taktiksel ve moba karışımı pvp modları olsa da tahmin edersinizki yok denecek kadar az oyuncusu var. Olanlar da tabiri caizse kendi imparatorlığunu kurmuş. Afedersiniz, ayağınızdan donunu alıyorlar. Pvp'yi biraz zorladık ama yok arkadaş. Silindir gibi eziyorlar. Tabi buna istinaden diyeceksiniz ki pvp böyle ise oyundan geriye ne kaldı. Aslında bunun suçu oyun değil, en başta oyunu çöpe atan oyuncu topluluğu. Eğer böylesine ön yargılı olunmasaydı, oyunda gördüğünüz 40 50 tane pro yerine sürekli aktif bir oyun olurdu. Senin benim gibi oyuncular oyunu aktif tutar, aşağı yukarı adaletli bir pvp ortamı olurdu...

Yine oyunun eksikleri yok değil. Kusursuz değil elbette. Pvp tarafında az mod var. Bana kalırsa karakterler de pvp için değil, pve odaklı yapılmış gibi geldi. Bu yüzden biraz dengesizlik oluşabiliyor. Buna bariz örnek, nişancı bir karakterin, yakın dövüş karaktere hayvan gibi vurup yanına dahi yaklaştırmadan öldürmesi. Mesela bu olay kabul edilemez.

Toparlayacak olursam, battleborn yanlış stratejiler izleyen lakin abartıldığı kadar kötü olmayan bir oyun. Hali hazırda steamde f2p olmuş. Ps4 ve xbox tarafında ücretli. Benzerleri overwatch veya paladins yerine bir alternatif veya heyecan arıyorsanız denemekten zarar gelmez.

Edit: ps4'de oyun 60 fps.

game of thrones

Son bölümü sevdim. İstediğim de oldu. Bana sezonun sıçışını değil, izlerken hissettiğim huzuru hatırlatacak.

Herkesi memnun etmek imkansızdı. Nitekim öyle oldu. Ben mutlu ayrılanlardanım...

Aynı zamanda Böylesine kaliteli bir yapımı, uzun yıllar bizlere izletmeyi başaran herkese teşekkür ediyorum.

Diziyi bütünüyle değerlendirdiğimizde benim için uzun süre 1 numara olarak kalacaktır.

la casa de papel

3.sezon - 2. Bölüm itibariyle gayet iyi ilerlediğini düşünüyorum. Beklentimin üzerinde, yine bildiğimiz akıcılıkta bir sezon olacak gibi duruyor. en azından ilk iki bölüm bu izlenimi verdi.

Ayrıca Hep aynı şeyler diye hayıflananlara da anlam vermek zor. Tokyo götünden füze mi çıkartsın, ne istiyorsunuz ? Dizinin konsepti bu işte, belki yeni sezon olmasa da olurmuş ama kaliteli olduğu sürece neden olmasın ??

Kısacası şaheser değil ama çerezlik, akıcı bir şeyler arayanlar için tavsiye edilebilecek dizidir.

snowpiercer

Üçüncü bölüm bugün çıkmış. Belki de dün çıktı tam kontrol edemedim....

Çok uzun süredir haftalık bölüm yayınlayan dizi izlememiştim. Bu dizi de her ne kadar bende kötü izlenim bıraksa da haftalık bölüm gelince merak edip izleyesim geliyor... mesela direkt 10 bölümlük sezon yayınlanmış olsa, büyük ihtimalle sezonu bitiremezdim. Ama haftalık yayınlandığı için izleyeceğim... ben de değişik bir modelim.

büyü bozma ve cin hastanesi

her köyün meşhur cinci hocası olur. bizimde işini layıkıyla yapan yeri geldiğinde yakınlarına kıyak geçen bir cinci hocamız vardı.

hoca sadece cin bulaşması,büyü gibi vakalara bakmıyor biraz duyarlı olacak ki hafta içi her akşam belli kalabalık oluştuğu takdirde allah'ın 99 ismi veya farklı dualar ile sohbet yapıyordu. aslında bunun farklı bir ismi vardır ama din konularına uzak olduğum için inanın bilmiyorum.

böyle bir sistemi vardı yani dualar eşliğinde üflenip, tükürülmek ücretsiz ama gönlünden koparsa at üç beş kuruş. fakat iş cin çıkarmata geldimi bir, iki bazen üç aylık bile tedavi süreci uyguluyordu. tabi ücretide yanılmıyorsam günlük ve aylık olarak planlanırdı.

annem dinine aşırı bağlı ve bir o kadarda cinlerden korkan birisi. bildiğiniz duyamadığı,göremediği veya bilmediği her şeyi cinlerin yaptığına lütfeder. bu vesiyleyle her gün hocanın yanına gidip cin çıkarma gibi seanslara katılmasakta duamızı alıp tanrının bizi koruduğunu düşünürdük.

uzun süre gittik okunduk. gerçekten uzun bir süre böyle geçti. annem her geçen günle okunan dualar ile kendini dokunulmaz birisi zannetmeye başladımıştı ki emel adında otuz yaşlarında zayıf bir bayan sohbetin ortasında yakınıyla içeri aceleyle daldı. kendisi o zamanlar süzebildiğim kadarıyla ağır alkolik ve edepsiz bir insandı. yanında gelen kişi akşamları intihara kalkıştığını ve bazen kendi kendine konuştuğunu söyledi. bunları söylerken bende,annemde yanındaydık. tabi böyle olunca annem şoklar geçiriyor. zaten konularda aşırı hassas iken bu vakaya canlı tanık olması onu iyice korkularına söz geçiremeyen birisi yaptı.

cinci hoca hastaya anında 2 aylık teşhiş koydu. 2 aylık süreçte her gün okunmak suretiyle içindeki cinleri çıkartacağını vaad etti. tabi alkol,sigara ve her türlü kötü alışkanlığı bırakması ayrıca başını kapatıp namaza başlamasıda bu şartlardan bazılarıydı. hastanın fazla seçeneği olmadığı için göt mahkum kabul etti. o akşam eve dönerken annem sözde tedavi sürecine tanıklık etmek istediğini söyledi ben o yaşımda tehlikeli olabileceğini (cinler içinden çıkıp bizim içimize girmesi gibi) ütopik olayların olacağını düşünerek ve birazda korkarak gitmememiz gerektiğini söyledim. ama ikna olmadı ertesi gün erkenden gittik.

cin çıkartma ve tedavinin ilk günü şu şekilde başladı. emel gözlerini kapattı, bağdaş kurdu ve hocanın 99 ismi zikretmesiyle beraber anında farklı birisine dönüştü.

farklından kastım tabiki fiziksel değil. bağırmaya başladı ' bırakın beniii ' , 'hocanın ismini sayıklayarak öldürmekle tehditler' ... bunun gibi inanan bir insanın gördüğü vakit korkacağı olaylar yaşandı. hoca isimleri yüksek sesle okudukça emel o kadar bağırıyordu. tabi bağıran içindeki üç harfli olarak adlandırılan soyut varlıktı.

bu arada bende 11-12 yaşlarındaydım yaşadığım korkular hala zihnimden silinmedi.ilk günlerde çoğu kişi inanılmaz şoklar geçirdi. bu olay karşısında korkudan köyden taşınanmı ararsın, yoksa hoca ile tüm bağlantılarını kesenmi ararsın çok büyük çalkantı yaşandı.

ama bunlara rağmen ben ve annem ve yanılmıyorsam 5-6 kişi daha iki aylık tedavi sürecinin bir ayına devamsızlık yapmadan katıldık. bu olaylar her gün kendini tekrar etti. emel gündüzleri normal geceleri içine cin giren bir insandı gözümüzde.

bu süreçte hatırladığım ufak detaylarda var. mesela içindeki cin yaklaşık 1000 yaşında olduğunu söylüyor ve yanmasının çok zor olduğunu ısrarla ima ediyordu. ismide vardıda hatırlayamadım. söylediği üzere içinde bir değil dört beş tane daha cin varmış. hatta ve hatta birinin ismini yusuftu , kendisi kötü değil iyi cindi. o içine girdiği zaman süreki espriler yapar gülerdik.

böyle günler günleri kovaladı. tedavinin bitmesine 1 hafta kala bize haber geldi. ve haber aynen şu şekilde

'' emel ve arkadaşları istanbula gitmiş tekrar esi haline dönmüş (onların tabiriyle başı açık, zina ve orospuluk yapan) birisi olmuş. ''

biz şaşkınız kadın bu kadar dua yedi içinde 3*5 tane cin yaktı nasıl olurda tekrar eski haline döner dedik. bunları düşünmeye fırsat kalmadan emelin akıl hastası olduğu ortaya çıktı.

hoca bende bilmiyorum gibi kaçamak cevaplar ile kendini ayyuka çıkardı. kadının aklı yerinde değilki bulduğu parayı yatırmış hocaya biraz gittikten sonra baktı bizim gibi mallar inanıyor. sonrada makaraya vurmuş.

işin özü 2 aydır bizimle dalga geçiyormuş. aslında cinlerin içine girdiği falan yokmuş. ben o yaşımdayken dine şüphe duymaya başladım. tabiki bunların direk dine bağlantısı yok. ama olayların bu dereceye gelmesi benim kafamda din hakkında soru işaretleri bıraktı.

bu olaylar beni ateist yaparken annemi daha dinine bağlı hale getirdi. varın siz anlatın bu kadın laftan anlamıyor.

yks 2020

ilk önce virüstür, şudur budur diyerek 25-26 temmuza ertelenen, ancak turizm sektörüne darbe vuracağı için tekrardan eski tarihi, yani 27-28 haziran tarihine geri çekilen sınavdır.

ben dahil bir çok insan, sınavın temmuz sonuna ertelenmesiyle çalışma şeklinde veya farklı konularda değişiklik yapmıştı. ama durduk yere sınav tarihini tekrar erkene çekmek, düpedüz... neyse.

bir kaç sene önce sırf seçim olacak diye, üniversite sınavını erteleyen bir zihniyetten bahsediyoruz. çok da kafaya takmıyorum artık. varsın bitsin sınav. hedefim büyük değil ama hedefi olanları çok büyük sekteye uğratacaklar.

polisin kuryeye hakaret edip tokat atması

Memleketin her köşesine yayılmış iş ahlaksızlığı kavramının hakkını verenlerdir. Bu işten para kazanıyorsun, o zaman bu işi kuralına göre yapacaksın. Ben anlamam öyle devletin polisiymiş laflarını. Kutsal falan da değilsiniz. Sana bu devlet para ödüyor, sen kafana göre işinin dışına çıkıp vatandaşa ahkam kesiyorsun... bugün işini kaybetmediyse diyecek söz yok.

Aynı zamanda Akp hükümeti, süleyman soylu tayfasının da bir ürünüdür. Bahsi geçen polisin, Kahvehane ağzıyla siyaset yapıp, şöyle güçlüyüz, böyle sikeriz, ekonomi şaha kalktı, musul kerkük bilmem ne diyenleri de örnek alıp etkilendikten sonra, böyle tavırlar sergilemesi de ayrıca olasıdır.

les affames

netflix dizileri harikalar yaratırken, neden film tarafında istenilen özgünlük ve kalite sağlanamıyor ?

işte bu filmde netflix'in kanayan yarasına tuz basıp, şirketin film projelerindeki başarısızlığını gözler önüne seriyor.

film 2017 yapımı. ingilizce çevirisiyle the ravenous, türkçe çeviride ise aç gözlüler olarak çevilirilmiş. teması zombi/drama/gerilim/korku.

zombi filmlerini eskiden çok severdim ama yıllar geçtikçe bu konsept ilgimi çekmemeye başladı. yinede netflix orjinal yapımı olduğunu görünce şans verdim.

öncelikle filmin en büyük eksiği çok fazla tekrar ve bildiğiniz boş sahnelerin olması. misal birisi zombi arkadaşını öldürmek zorunda kalıyorsa bu sahneleri 10-15 dk neredeyse sakız gibi uzatmışlar. ve filmde benzer sahnelerden çok var. düşünülmüş bir senaryo zaten yok, 4 kişi dolaşsın koca eyalette 2 kişiyle karşılaşsın sonra biri salaklık yapıp ısırılsın vb. . .

yani filmin süresi uzasın diye öylesine boş bakışlar, boş muhabbetler var ki insan boğuluyor.

iyi yanları yok mu tabiiki var. öncelikle filmde çok az müzik var. gerilim anlarında sessizliğin korunup izleyiciyi germesi güzeldi. hatta en başarılı olduğu nokta bu diyebilirim. terminatör gibi zombilerin içine dalma olayı bu filmde yok. benzeri var ama o şahıs ölüyor en azından.

birde filmdeki zombi mantığını çözemiyorum arkadaş. bu filmde en ufak sesi duyan, tepki veren zombi profili var. ama duydukları her sesden nereden geldiyse orayı kontrol etme huyları yok. filmin sonlarında kır evinde saklanan elemanlar 50 metre ötedeki ormandan çıt sesi duyuyor. herkes evinde yatsa kimseye bir şey olmayacak. ama bizimkiler illa aksiyon arayacak, duyan diğerlerine haber veriyor tüm ev halkı ormana kontrol etmeye gidiyor. yahu durun kardeşim yerinizde belki çakal belki domuz çıkardı sesi niye kaşınıyorsun ? zombilerin zekası yok görüldüğü gibi evi nasıl görüyorsa ağacı, kulubeyi, masayıda aynı haraketsiz cansız olarak görüyor. işte sözlük bu yapılan salaklıkla zombiler gerizekalıların üstüne saldırıyor. 1 gram acımadım amk gebersinler.

filmi boş vaktiniz varsa ama en boş olanından birde sessizliğin hakim olduğu gerilim filmlerinden hoşlanıyorsanız şans verebililrsiniz. belkide ben çok gömdüm bilmiyorum.

stephen hawking

ölümü bok ağızlı yobazlara alay malzemesi çıkartmış ünlü fizikçi.

aynı zamanda ömründe toplasanız iki sayfa kitap, gazete ( inandığı kutsal kitapta dahil ) okumamış insanların ölümüne sevinç duyduğu kişidir.