soğuk havada, açıkta bırakılan atlara örtülen uzun tüylü kebe.
gülgillerden, akdeniz çevresinde yetişen, büyük, pürüzsüz ve sert yapraklı bir ağaç.
bu ağacın erik büyüklüğünde, iri çekirdekli, sarı renkli, sulu ve mayhoş meyvesi, malta eriği.
bu ağacın erik büyüklüğünde, iri çekirdekli, sarı renkli, sulu ve mayhoş meyvesi, malta eriği.
(bkz: yenidünya)
#657756
anlaşilan o ki, spor yazarlarının yazmaya niyeti yok... ben yazayım bari.
*
kadir topbaş’ın takımı, önde, 6’ncı sırada...
melih gökçek’in takımı 16’ncı sırada...
tayyip erdoğan’ın takımı, sonda, 17’nci sırada.
*
bu sıralama, "demokratik hiyerarşi"ye uygun mudur?
bir belediye başkanı, nasıl olur da, haşa, koskoca başbakan’ın üstünde yer alır?
*
şimdi diyeceksiniz ki:
"futbola siyaseti karıştırma, ayıp..."
*
e ben de sorarım o halde:
"siyaset niye futbola karışıyor?"
*
dünyanın hangi demokratik ülkesinde belediye başkanının takımı var? londra belediyespor diye bir şey duydunuz mu siz hiç bugüne kadar? washington belediyespor?
*
şu denilebilir tabii...
"milan berlusconi’nin!"
güzel de...
san siro stadı yapılırken, berlusconi’nin partisi forza italia daha kurulmamıştı bile... nasıl oldu da, kasımpaşa stadı’nın dikilişi tam akp’ye denk geldi?
üstelik, kasımpaşa stadı diyoruz ama, o stadın adı, "tayyip erdoğan stadı..."
guiseppe meazza siyasetçi midir?
*
hani karıştırmıyorduk siyaseti futbola?
*
1970, kasımpaşa yok.
1980, kasımpaşa yok.
1990, kasımpaşa yok.
2000, kasımpaşa yok.
2002, kasımpaşalı iktidar...
2004, 3’üncü ligde.
2005, 2’nci ligde.
2006, 1’inci ligde.
2007, süper lig’de.
*
fair play bunun neresinde?
*
ankara desen...
taaaa rio de janerio’dan dos santos’u getirmeyi akıl ediyor ama, burnunun dibinden iki damla su getirmeyi beceremiyor...
"ayran-tahtırevalli" meselesi değil midir bu?
*
bakın "ayran-tahtırevalli" dedim, aklıma geldi... iki üç satır geriye dönüp, soralım...
"kaka", milano halkının vergileriyle mi alındı milan’a?
dos santos’un parasını niye biz ödüyoruz?
*
ankara belediyesi’nin futbol takımı için, iki yılda 150 milyon dolar harcadığı söyleniyor...
niye?
futbol kulübü mü yok başkentin?
mesela, malatya olsa, diyarbakır olsa, samsun olsa, anlarım... dara düşse, belediye sahip çıksa, amenna... çünkü malatya halkının, diyarbakır halkının sosyal yaşamı için son derece önemlidir futbol... tektir... malatyalı malatyasporlu, samsunlu samsunsporludur.
taraftarı bile olmayan ankara belediyespor’un kime, ne faydası var? istanbul belediyespor’un taraftarını toplasan, bir vapuru bile doldurabilir mi?
niye var?
*
bence şundan...
*
meclis başkanlığını da istiyorlar, başbakanlığı da, cumhurbaşkanlığını da, belediyeleri de, muhtarlıkları da, bürokrasiyi de, medyayı da, futbolu da, futbol federasyonu başkanlığını da...
hepsini!
*
ya ondansın... ya rakip.
çok parti, çok iktidar gördük ama... böyle bir hırs, ilk defa.
http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/7123803.asp?yazarid=248&gid=61&a=813843
*
kadir topbaş’ın takımı, önde, 6’ncı sırada...
melih gökçek’in takımı 16’ncı sırada...
tayyip erdoğan’ın takımı, sonda, 17’nci sırada.
*
bu sıralama, "demokratik hiyerarşi"ye uygun mudur?
bir belediye başkanı, nasıl olur da, haşa, koskoca başbakan’ın üstünde yer alır?
*
şimdi diyeceksiniz ki:
"futbola siyaseti karıştırma, ayıp..."
*
e ben de sorarım o halde:
"siyaset niye futbola karışıyor?"
*
dünyanın hangi demokratik ülkesinde belediye başkanının takımı var? londra belediyespor diye bir şey duydunuz mu siz hiç bugüne kadar? washington belediyespor?
*
şu denilebilir tabii...
"milan berlusconi’nin!"
güzel de...
san siro stadı yapılırken, berlusconi’nin partisi forza italia daha kurulmamıştı bile... nasıl oldu da, kasımpaşa stadı’nın dikilişi tam akp’ye denk geldi?
üstelik, kasımpaşa stadı diyoruz ama, o stadın adı, "tayyip erdoğan stadı..."
guiseppe meazza siyasetçi midir?
*
hani karıştırmıyorduk siyaseti futbola?
*
1970, kasımpaşa yok.
1980, kasımpaşa yok.
1990, kasımpaşa yok.
2000, kasımpaşa yok.
2002, kasımpaşalı iktidar...
2004, 3’üncü ligde.
2005, 2’nci ligde.
2006, 1’inci ligde.
2007, süper lig’de.
*
fair play bunun neresinde?
*
ankara desen...
taaaa rio de janerio’dan dos santos’u getirmeyi akıl ediyor ama, burnunun dibinden iki damla su getirmeyi beceremiyor...
"ayran-tahtırevalli" meselesi değil midir bu?
*
bakın "ayran-tahtırevalli" dedim, aklıma geldi... iki üç satır geriye dönüp, soralım...
"kaka", milano halkının vergileriyle mi alındı milan’a?
dos santos’un parasını niye biz ödüyoruz?
*
ankara belediyesi’nin futbol takımı için, iki yılda 150 milyon dolar harcadığı söyleniyor...
niye?
futbol kulübü mü yok başkentin?
mesela, malatya olsa, diyarbakır olsa, samsun olsa, anlarım... dara düşse, belediye sahip çıksa, amenna... çünkü malatya halkının, diyarbakır halkının sosyal yaşamı için son derece önemlidir futbol... tektir... malatyalı malatyasporlu, samsunlu samsunsporludur.
taraftarı bile olmayan ankara belediyespor’un kime, ne faydası var? istanbul belediyespor’un taraftarını toplasan, bir vapuru bile doldurabilir mi?
niye var?
*
bence şundan...
*
meclis başkanlığını da istiyorlar, başbakanlığı da, cumhurbaşkanlığını da, belediyeleri de, muhtarlıkları da, bürokrasiyi de, medyayı da, futbolu da, futbol federasyonu başkanlığını da...
hepsini!
*
ya ondansın... ya rakip.
çok parti, çok iktidar gördük ama... böyle bir hırs, ilk defa.
http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/7123803.asp?yazarid=248&gid=61&a=813843
öyle sıradan bir lokanta değil. hürriyet’in ekinde bir ara en iyi on kebapçı arasında yer almış, ankara’daki kebapçılardan biri.
iki katlı. lokanta sahibi ikinci katı içki servisinin verildiği bir yer haline getirmek istiyor. ne mümkün. o mümkün olmadığı gibi, başka garip şeyler mümkün hale geliyor.
kebapçı revaçta, çok kalabalık, yemekleri lezzetli olduğu için, buraya sık sık bazı bakanların da yer aldığı akp’li guruplar geliyor. o bakanların da yer aldığı guruplar, her sefer, "lokantada mescit nerede" diye soruyor. yemeğe geliyorlar, namaz kılmak için mescit soruyorlar.
lokanta sahibi bakıyor ki, olmuyor, içkili hale getirmek istediği ikinci kat, bırakın içkiyi, lokanta olmaktan çıkıyor ve mescide dönüşüyor.
gelen akp’li guruplar, sofradan kalkıyor, önce erkekler, arkadan kadınlar, lokantanın mescidinde gurup ve sıra halinde namaz kılıyor. yemek yerken namaza gitmek, daha önce böyle bir adet var mı, sırf gösteri.
bu farklı bir tarz-ı hayat, farklı bir yaşam biçimi.
tunali’da mescit
ankara’nın en büyük camii kocatepe camii. o camiye açılan en büyük cadde, tunalı hilmi caddesi.
cami bir kaç yüz metre ilerde, yine de, tunalı hilmi’nin kavşağına mescit yapılıyor. dün cuma. cuma nedeniyle, tunalı’daki mescitte namaz kılınıyor. her cuma olduğu gibi, namaz kaldırımlara taşıyor, insanlar yürüyecek yol bulamıyor. oysa, cami işte hemen şurada.
bu farklı bir tarz-ı hayat, farklı bir yaşam biçimi.
metroda mescit
kızılay metrosu. aynı zamanda alış veriş merkezi.
metroda mescit var. dün cuma. kızılay metrosundaki mescitte cuma namazı kılanlar, metroya taşıyor, insanlar metroya binmek için, birbirinin üstüne çıkıyor.
daha da tatsızı, namaz kılanlar, yoldan geçen ve namaz kılmayanlara yan gözle bakıyor.
bu farklı bir tarzı-hayat, farklı bir yaşam biçimi.
lokanta, metro, hastane, pastane, postane, hava alanı fark etmiyor, her yer mescitle doluyor.
demokrasi diye diye
en sık söylenen söz, en başta türban dahil, "herkes istediği gibi giyinir, istediği gibi yaşar, neden insanlar birbirine karışıyor" gibi, sözüm ona, özgürlük ve serbestiyet. sözüm, ona demokrasi. demokrasi, arkasına sığınılan kutsal kavram.
elbette demokrasi. ama, bunların demokrasiyle, özgürlükle ilgisi yok. demokrasi diye diye, tarz-ı hayat değişiyor. siyasal rejim değişiyor. değişim yavaş yavaş ve iki türlü.
1- dayatma, belli dinsel simgeleri topluma fiilen kabul ettirme yolayla. örneğin, türban çankaya’ya fiili olarak çıkmış bulunuyor. bu tarz-ı hayatın değişimi işareti.
2- alıştırma yoluyla. başkentin göbeğinde, kebapçıdan metroya uzanan mescit zinciri, kaldırımlara taşan namazlar, toplumda önce garipseniyor, ardından alıştırma dönemi geliyor.
gerçekte günlük yaşam biçimi değişiyor. dini motiflerin ağır bastığı sisteme kayıyor.
biri geçen yıl, diğeri on yıl önce, ben iki kez iran’a gidiyorum. cuma namazları dahil, iran islam cumhuriyeti’nde ne sokaklara taşan namazlar var, ne iki durakta bir, mescit. ama, dayatma sonuna kadar.
burası laik türkiye cumhuriyeti. başkentte sokaklara taşan manzaralar, ne bazı salakların dilinden düşürmediği demokrasi ile izah edilebilir, ne isteyen istediğini yapsın, aldatmacası ile.
http://www.haber5.com/haber.php?haber_id=291449
iki katlı. lokanta sahibi ikinci katı içki servisinin verildiği bir yer haline getirmek istiyor. ne mümkün. o mümkün olmadığı gibi, başka garip şeyler mümkün hale geliyor.
kebapçı revaçta, çok kalabalık, yemekleri lezzetli olduğu için, buraya sık sık bazı bakanların da yer aldığı akp’li guruplar geliyor. o bakanların da yer aldığı guruplar, her sefer, "lokantada mescit nerede" diye soruyor. yemeğe geliyorlar, namaz kılmak için mescit soruyorlar.
lokanta sahibi bakıyor ki, olmuyor, içkili hale getirmek istediği ikinci kat, bırakın içkiyi, lokanta olmaktan çıkıyor ve mescide dönüşüyor.
gelen akp’li guruplar, sofradan kalkıyor, önce erkekler, arkadan kadınlar, lokantanın mescidinde gurup ve sıra halinde namaz kılıyor. yemek yerken namaza gitmek, daha önce böyle bir adet var mı, sırf gösteri.
bu farklı bir tarz-ı hayat, farklı bir yaşam biçimi.
tunali’da mescit
ankara’nın en büyük camii kocatepe camii. o camiye açılan en büyük cadde, tunalı hilmi caddesi.
cami bir kaç yüz metre ilerde, yine de, tunalı hilmi’nin kavşağına mescit yapılıyor. dün cuma. cuma nedeniyle, tunalı’daki mescitte namaz kılınıyor. her cuma olduğu gibi, namaz kaldırımlara taşıyor, insanlar yürüyecek yol bulamıyor. oysa, cami işte hemen şurada.
bu farklı bir tarz-ı hayat, farklı bir yaşam biçimi.
metroda mescit
kızılay metrosu. aynı zamanda alış veriş merkezi.
metroda mescit var. dün cuma. kızılay metrosundaki mescitte cuma namazı kılanlar, metroya taşıyor, insanlar metroya binmek için, birbirinin üstüne çıkıyor.
daha da tatsızı, namaz kılanlar, yoldan geçen ve namaz kılmayanlara yan gözle bakıyor.
bu farklı bir tarzı-hayat, farklı bir yaşam biçimi.
lokanta, metro, hastane, pastane, postane, hava alanı fark etmiyor, her yer mescitle doluyor.
demokrasi diye diye
en sık söylenen söz, en başta türban dahil, "herkes istediği gibi giyinir, istediği gibi yaşar, neden insanlar birbirine karışıyor" gibi, sözüm ona, özgürlük ve serbestiyet. sözüm, ona demokrasi. demokrasi, arkasına sığınılan kutsal kavram.
elbette demokrasi. ama, bunların demokrasiyle, özgürlükle ilgisi yok. demokrasi diye diye, tarz-ı hayat değişiyor. siyasal rejim değişiyor. değişim yavaş yavaş ve iki türlü.
1- dayatma, belli dinsel simgeleri topluma fiilen kabul ettirme yolayla. örneğin, türban çankaya’ya fiili olarak çıkmış bulunuyor. bu tarz-ı hayatın değişimi işareti.
2- alıştırma yoluyla. başkentin göbeğinde, kebapçıdan metroya uzanan mescit zinciri, kaldırımlara taşan namazlar, toplumda önce garipseniyor, ardından alıştırma dönemi geliyor.
gerçekte günlük yaşam biçimi değişiyor. dini motiflerin ağır bastığı sisteme kayıyor.
biri geçen yıl, diğeri on yıl önce, ben iki kez iran’a gidiyorum. cuma namazları dahil, iran islam cumhuriyeti’nde ne sokaklara taşan namazlar var, ne iki durakta bir, mescit. ama, dayatma sonuna kadar.
burası laik türkiye cumhuriyeti. başkentte sokaklara taşan manzaralar, ne bazı salakların dilinden düşürmediği demokrasi ile izah edilebilir, ne isteyen istediğini yapsın, aldatmacası ile.
http://www.haber5.com/haber.php?haber_id=291449
ankaragücü başkanı.
(bkz: cemal aydın)
mitili ve mad tarafından konuşulmuş ama her hangi bir tarih verilmediği için daha belirlenememiştir.mitili nin ankara dışında olması başka bir engeldir. shevek in katkılarıyla da ankara zirvesi daha da bi duyulmuş ve gelecek olanların bir bir isimlerini belirtmesini beklediğimiz zirve olucaktır.
(bkz: 90 yaşında çocuk mu olur lan)
#657559
kendisine burdan at yalanı sikeyim inananı diyor kendi düşüncelerini başka bilgiçlere yüklememesini söylüyoruz.
kendisine burdan at yalanı sikeyim inananı diyor kendi düşüncelerini başka bilgiçlere yüklememesini söylüyoruz.
cumhur u lugat
independence (padişah)*
angelus (1.nesil sadrazam)*
maliyeci (1.nesil sadrazam)*
sinanhalac (2.nesil sipahi)*
geotica (valide sultan)*
muque (2.nesil hattat)*
sepulturk (1.nesil sadrazam)*
stella (2.nesil nakkaş)*
scapegoat (2.nesil cellat)*
mitili (3.nesil soytarı)*
mad (3.nesil mecnun)*
etom (4.nesil hattat)*
phaloe (4.nesil hademe)*
shevek (4.nesil levent)*
saray yönetimi;
1 padişah
3 sadrazam
1 valide sultan
cumhur;
1 sipahi
2 hattat
1 nakkaş
1 cellat
1 soytarı
1 hademe
1 levent
1 mecnun
toplam 14 zat lugatta beygir tepiyorlar.
independence (padişah)*
angelus (1.nesil sadrazam)*
maliyeci (1.nesil sadrazam)*
sinanhalac (2.nesil sipahi)*
geotica (valide sultan)*
muque (2.nesil hattat)*
sepulturk (1.nesil sadrazam)*
stella (2.nesil nakkaş)*
scapegoat (2.nesil cellat)*
mitili (3.nesil soytarı)*
mad (3.nesil mecnun)*
etom (4.nesil hattat)*
phaloe (4.nesil hademe)*
shevek (4.nesil levent)*
saray yönetimi;
1 padişah
3 sadrazam
1 valide sultan
cumhur;
1 sipahi
2 hattat
1 nakkaş
1 cellat
1 soytarı
1 hademe
1 levent
1 mecnun
toplam 14 zat lugatta beygir tepiyorlar.
vücutta bir reseptöre bağlanarak o reseptörü doğal olarak uyaran bileşiğin yerine geçerek o reseptör uyarıldığında doğal olarak ortaya çıkan sonucu engelleyen bileşiklerdir. antagonizma yarışmalı (kompetetiv) veya yarışmasız olabilir. yarışmalı antagonizmada dışardan verilen bileşik doğal bileşikle birlikte reseptöre bağlanmaya çalışır ve belli bir eşik ve konsantrasyonu geçen madde reseptöre bağlanır. yarışmasız olanda ise konsantrasyonun etkisi yoktur.bu durumdan bağımsız olarak az miktarda antagonist bile reseptörün çalışmasını engeller.
(bkz: kavga var dediler geldik)
bilim kurguya ait, bilim kurguya dayalı.
(bkz: kurgusal)
neden bekliyorsun?
bu sözlük, duygu ve düşüncelerini özgürce paylaştığın bir platform, hislerini tercüme eden özgür bilgi kaynağıdır.
katkıda bulunmak istemez misin?