aşk sevilen kişiyle yanyana yatarken ulan nasıl yapsam da sevişsek diye sabaha kadar düşünüp uyuyamamaktır.
efkan şeşenin bir şarkısı ve albümünün ismi.
şu gönlümün gülü gitti gideli
senelerce yeri dolmaz üstüne
hasret kokar ellerimin
bekleyişi, sevdası gülemedim yar
göçer oldum diyar diyar
vurgunum aşkına
dön geri allah aşkına
yokluğunda günüm çekilmez oldu
gecenin perdesi açılmaz oldu
ufku sarar gözlerimin özlemi
mavisi, nerdesin göremedim yar
göçer oldum.
şu gönlümün gülü gitti gideli
senelerce yeri dolmaz üstüne
hasret kokar ellerimin
bekleyişi, sevdası gülemedim yar
göçer oldum diyar diyar
vurgunum aşkına
dön geri allah aşkına
yokluğunda günüm çekilmez oldu
gecenin perdesi açılmaz oldu
ufku sarar gözlerimin özlemi
mavisi, nerdesin göremedim yar
göçer oldum.
efkan şeşenin göçer oldum olbümünden çok güzel bir şarkı.
seheri açılmış yerde vay senin olaydım
gövermiş yaprak altında bir uzanaydım
dalaydım uykulara dalaydım kaygısız vay
saraydım yar kollarında uyanaydım
............ yağmalamışlar diller olaydım
sararmış yapraklar içinde güller olaydım
güleydim her daim güleydim mest olaydım vay
göreydim çoluk çocuk gün yüzü göreydim
dalaydım uykulara dalaydım kaygısız vay
saraydım yar kollarında uyanaydım
seheri açılmış yerde vay senin olaydım
gövermiş yaprak altında bir uzanaydım
dalaydım uykulara dalaydım kaygısız vay
saraydım yar kollarında uyanaydım
............ yağmalamışlar diller olaydım
sararmış yapraklar içinde güller olaydım
güleydim her daim güleydim mest olaydım vay
göreydim çoluk çocuk gün yüzü göreydim
dalaydım uykulara dalaydım kaygısız vay
saraydım yar kollarında uyanaydım
(bkz: laz malborası)
bir oyun ancak bu kadar gerçekçi olabilir. rüştüye geri pas atıyorsunuz ayağının altından kaçırıp gol yiyor.
kimin yazdığını bilmediğim ama çoğu yerde karşılaştığım bir şiir. sanırım yazarı kendisini gizlemek istemiş ve başarmış. işte şiirin tamamı.
ben deliyim
yorgun ve yalnızım
kaldırımlara misafirim
gecenin gözleri üzerimde
denizin ortasında küçük bir adayım
yüzme bilmem
yüreğimi bir yere bırakmışım
bıraktığım yerden çok uzaklardayım
kapıları kapamışım üstüme
sürgüleri beynime çekmişim
hey sabreden derviş bana da sabretmeyi öğretsene
ben deliyim
ama çok şey bilirim
renkler ve zevkler hiç bir şeyi ifade etmez bana
sonların başladı yerden
başlangıçların son bulduğu yere gidiyorum
kara bir tren gibiyim yani
bir istasyondan bir istasyona
hep aynı rayların üzerinde
ben deliyim
yağmurun yağması benim için romantik değildir
ben kurşun yağmurlarını bilirim
benim güneşim batmaz
dünyam dönmez
ayım hep mehtap halindedir
rüzgârlarım doğudan eser
kadehime doldurduğum hüzünle sarhoş olurum
mezem ise bir dilim umut
ezbere bilirim yaşamayı
yaşarken savaşmayı
ben deliyim
benim mevsimim değişmez
sadece bahardır
kuşlardan sadece güvercini bilirim
yüreğim kanatlarıyla beraber çarpar
insanlardan yalnız çocukları severim
onları da büyüyünceye kadar
ben deliyim
benim tanrım yoktur
bir çift göze, bir güler yüze taparım
bulmacaya benzerim
kimi zaman soldan sağa bir nota
kimi zaman yukarıdan aşağıya eski mısırda bir tanrıyım
bağıra bağıra şarkılar söylerim
sessiz sessiz şiirler yazarım
bilmediğim yerlerin, tanımadığım kişilerin resimlerini çizerim
ben deliyim
kendimle sohbet eder
kendime gülerim
telefon kulübeleriyle kavga ederim
asfaltın siyahında kaybolup düşüncelere dalarım
çıkmaz sokaklarda kendimi ararım
birde güzel hayaller kurarım
sonra
hayallerimle beraber suya düşerim
ben deliyim
çayım sekiz şekerlidir
sigara üstüne sigara yakarım
parayı sevmem
ama para için çalışırım
çalışırken annemi düşünürüm
ağlarım
alnımın teri gözyaşlarıma karışır
babamın otobüsüyle geçmişe yolculuk yaparım
ninemin masallarıyla, annemin radyodan ezberlediği sanat müziği şarkılarını hiç bıkmadan defalarca dinlerim
dört yaşında âşık olduğumu,
ablamla vardiyeli kullandığımız çadır bezinden çantayla okula başladığımı görürüm
sonra babamın başımı hiç dayamadığım omuzlarında uykuya dalarım
rüyalar görürüm uyandığımda hiçbirini hatırlayamadığım
ben deliyim
güzel bir yaşam benim için anlam taşımaz
ben köyleri ve yürekleri yakılmış insanlar görürüm
kimsenin düşmanı değilim
kimseye dost olmadım
ben yabancıyım bana
söyleyemediğim düşüncelerim vardır
her akşam ayrı bir meydanda
atatürk’ün heykelinin karşısında
olmayan aklımı darağacına asar ipini çekerim
ben deliyim
ben buralara ait değilim
dağları sırt sırta vermiş bir ülkem
surlarla çevrili bir şehrim
on ikiden sonra volta attığım caddelerim
kızıl sakallı bir dayım
birde sarı saçlı yarim var benim
ben deliyim
çizilmiş sınırları reddetmişim
hakkâri’ de düşen çığ
şırnak’ta kömür yatağıyım
eskişehir’de tabut hücre
nevşehir’de peri bacalarıyım
maraş’ ta katliam
marmaris’te orman yangınıyım
tunceli’de ozanların sazı
erzurum yaylasında çoban kavalıyım
diyarbakır’da yedi kardeş burcu
derikte zeytin ağacıyım
almanya’da yıkılmış bir duvar
amerika’da bağımsızlık heykeliyim
fransa’da yıllanmış bir şarap
ingiltere’de özgürlük meydanıyım
somali’de aç bir çocuk
hollanda’da bir gram kokainim
irakta mülteci kampı
iran’ da rejim muhalifi bir demokratım
brezilyada görkemli bir festival
suriyeyle lübnan arasında belka havadisiyim
kürdistanda teslim ol çağrılarına ateşle karşılık veren bir militanım
sırtımdan vurulmuşum
bedenim dört parça
direniş koltuk değneğim
alnımdaki üç renkli bayrağı
göğsümün kafesinde özgürlük türküsü öten yaralı kuşla dalgalandırırım
ölüm kurşun olup yağar üstüme
binlerce kez öldürülmüş
ama ölmemişim
ben sıratın cambazı
doğal bir felaket
sosyal bir belayım
ben deliyim
duygularım hep sansüre uğramış
bir fahişenin hayatı gibi yalancıdır gözyaşlarım
iplerim, inceldiği yerden koptu kopacak
ve ufacık bir bakış boğazımı düğümlendirir
kimi özlediğimi bilmeden
hasretin en yoğun halini yaşarım
ahhh…
içimden dağıtmak gelir
dağıtamam ya…
kendimi dağıtırım…
gözlerimin kahverengisi git gide koyulaşır
insanların ki kan kırmızılaşır
bakamam kimsenin yüzüne
sevgiye muhtaç bir yavruya dönerim
kalbim titrer
ben deliyim
susturucu takılmış bir silah
saati durmuş bir bombayım
haykırırım ama duyuramam sesimi
yinede sardığım tütünde
yaktığım cigara da bulurum mutluluğu
dumanı şehrin üstüne iner efkârım
ağlamamaya yemin etmiş gözlerim
ben deliyim
unutulmuş bir hatıra
sonu dramla biten üç bölümlük komedi dizisiyim
çorbama kinimi doğrar,
öfkemi kaşıklarım
zehir kokan bir gül biter dudaklarımın arasında
başımı göğe kaldırım
bakışlarımı çevirip gökyüzüne seni seyrederim
sonra…
bir bidon gökkuşağı döküp üstüne, yakarım seni
külünle birlikte zamana savrulurum
ben deliyim
zülfüm her gece ihanetler rıhtımında
ciğerinin üzerinde sevdasını kurşuna dizer
geceyi ikiye bölerim
bir parçasına gece yarısı derim
öbür parçasına yürek yarası
şafaktansa bir parça aydınlık koparıp ekmeğime sürer üstüne bir kuş cıvıltısı içerim
sonra…
hayatın adını yalan koyarım
ben yüreklerde ünlem
kafalarda soru işaretiyim
ben deliyim
bağrı taşlarla dolu bir toprak parçasıyım
bir uçtan bir uca konulmuşum
karınca yuvaları ve ayak izleriyle süslüdür tenim
kar yağar üşür, güneş vurur kavrulurum
kimisi tükürür, kimisi öper
tükürene mezar, öpene lalezar olurum
ben nehirlerin yatağı
dağların mekanı
şeytanın babasıyım
ben deliyim…
mutluluğu uzaktan seyrederken cebimde küçük umutlar biriktiririm
gözlerimi kapının eşiğine, duvardaki fotoğraflara takıldığı saatlerde
kendimi paramparça olmuşluğun, tükenmişliğin koynunda bulurum
işte o zaman hayat acı kahve tadı verir
hep içime atarım
ama kendimi içine atacak yer bulamam
anlamayana az gelirim
anlayana çok
ne yarınlar bir şey bekler benden
ne de ben bir şey beklerim yarınlardan
ben deliyim
yorgun ve yalnızım
kaldırımlara misafirim
gecenin gözleri üzerimde
denizin ortasında küçük bir adayım
yüzme bilmem
yüreğimi bir yere bırakmışım
bıraktığım yerden çok uzaklardayım
kapıları kapamışım üstüme
sürgüleri beynime çekmişim
hey sabreden derviş bana da sabretmeyi öğretsene
ben deliyim
ama çok şey bilirim
renkler ve zevkler hiç bir şeyi ifade etmez bana
sonların başladı yerden
başlangıçların son bulduğu yere gidiyorum
kara bir tren gibiyim yani
bir istasyondan bir istasyona
hep aynı rayların üzerinde
ben deliyim
yağmurun yağması benim için romantik değildir
ben kurşun yağmurlarını bilirim
benim güneşim batmaz
dünyam dönmez
ayım hep mehtap halindedir
rüzgârlarım doğudan eser
kadehime doldurduğum hüzünle sarhoş olurum
mezem ise bir dilim umut
ezbere bilirim yaşamayı
yaşarken savaşmayı
ben deliyim
benim mevsimim değişmez
sadece bahardır
kuşlardan sadece güvercini bilirim
yüreğim kanatlarıyla beraber çarpar
insanlardan yalnız çocukları severim
onları da büyüyünceye kadar
ben deliyim
benim tanrım yoktur
bir çift göze, bir güler yüze taparım
bulmacaya benzerim
kimi zaman soldan sağa bir nota
kimi zaman yukarıdan aşağıya eski mısırda bir tanrıyım
bağıra bağıra şarkılar söylerim
sessiz sessiz şiirler yazarım
bilmediğim yerlerin, tanımadığım kişilerin resimlerini çizerim
ben deliyim
kendimle sohbet eder
kendime gülerim
telefon kulübeleriyle kavga ederim
asfaltın siyahında kaybolup düşüncelere dalarım
çıkmaz sokaklarda kendimi ararım
birde güzel hayaller kurarım
sonra
hayallerimle beraber suya düşerim
ben deliyim
çayım sekiz şekerlidir
sigara üstüne sigara yakarım
parayı sevmem
ama para için çalışırım
çalışırken annemi düşünürüm
ağlarım
alnımın teri gözyaşlarıma karışır
babamın otobüsüyle geçmişe yolculuk yaparım
ninemin masallarıyla, annemin radyodan ezberlediği sanat müziği şarkılarını hiç bıkmadan defalarca dinlerim
dört yaşında âşık olduğumu,
ablamla vardiyeli kullandığımız çadır bezinden çantayla okula başladığımı görürüm
sonra babamın başımı hiç dayamadığım omuzlarında uykuya dalarım
rüyalar görürüm uyandığımda hiçbirini hatırlayamadığım
ben deliyim
güzel bir yaşam benim için anlam taşımaz
ben köyleri ve yürekleri yakılmış insanlar görürüm
kimsenin düşmanı değilim
kimseye dost olmadım
ben yabancıyım bana
söyleyemediğim düşüncelerim vardır
her akşam ayrı bir meydanda
atatürk’ün heykelinin karşısında
olmayan aklımı darağacına asar ipini çekerim
ben deliyim
ben buralara ait değilim
dağları sırt sırta vermiş bir ülkem
surlarla çevrili bir şehrim
on ikiden sonra volta attığım caddelerim
kızıl sakallı bir dayım
birde sarı saçlı yarim var benim
ben deliyim
çizilmiş sınırları reddetmişim
hakkâri’ de düşen çığ
şırnak’ta kömür yatağıyım
eskişehir’de tabut hücre
nevşehir’de peri bacalarıyım
maraş’ ta katliam
marmaris’te orman yangınıyım
tunceli’de ozanların sazı
erzurum yaylasında çoban kavalıyım
diyarbakır’da yedi kardeş burcu
derikte zeytin ağacıyım
almanya’da yıkılmış bir duvar
amerika’da bağımsızlık heykeliyim
fransa’da yıllanmış bir şarap
ingiltere’de özgürlük meydanıyım
somali’de aç bir çocuk
hollanda’da bir gram kokainim
irakta mülteci kampı
iran’ da rejim muhalifi bir demokratım
brezilyada görkemli bir festival
suriyeyle lübnan arasında belka havadisiyim
kürdistanda teslim ol çağrılarına ateşle karşılık veren bir militanım
sırtımdan vurulmuşum
bedenim dört parça
direniş koltuk değneğim
alnımdaki üç renkli bayrağı
göğsümün kafesinde özgürlük türküsü öten yaralı kuşla dalgalandırırım
ölüm kurşun olup yağar üstüme
binlerce kez öldürülmüş
ama ölmemişim
ben sıratın cambazı
doğal bir felaket
sosyal bir belayım
ben deliyim
duygularım hep sansüre uğramış
bir fahişenin hayatı gibi yalancıdır gözyaşlarım
iplerim, inceldiği yerden koptu kopacak
ve ufacık bir bakış boğazımı düğümlendirir
kimi özlediğimi bilmeden
hasretin en yoğun halini yaşarım
ahhh…
içimden dağıtmak gelir
dağıtamam ya…
kendimi dağıtırım…
gözlerimin kahverengisi git gide koyulaşır
insanların ki kan kırmızılaşır
bakamam kimsenin yüzüne
sevgiye muhtaç bir yavruya dönerim
kalbim titrer
ben deliyim
susturucu takılmış bir silah
saati durmuş bir bombayım
haykırırım ama duyuramam sesimi
yinede sardığım tütünde
yaktığım cigara da bulurum mutluluğu
dumanı şehrin üstüne iner efkârım
ağlamamaya yemin etmiş gözlerim
ben deliyim
unutulmuş bir hatıra
sonu dramla biten üç bölümlük komedi dizisiyim
çorbama kinimi doğrar,
öfkemi kaşıklarım
zehir kokan bir gül biter dudaklarımın arasında
başımı göğe kaldırım
bakışlarımı çevirip gökyüzüne seni seyrederim
sonra…
bir bidon gökkuşağı döküp üstüne, yakarım seni
külünle birlikte zamana savrulurum
ben deliyim
zülfüm her gece ihanetler rıhtımında
ciğerinin üzerinde sevdasını kurşuna dizer
geceyi ikiye bölerim
bir parçasına gece yarısı derim
öbür parçasına yürek yarası
şafaktansa bir parça aydınlık koparıp ekmeğime sürer üstüne bir kuş cıvıltısı içerim
sonra…
hayatın adını yalan koyarım
ben yüreklerde ünlem
kafalarda soru işaretiyim
ben deliyim
bağrı taşlarla dolu bir toprak parçasıyım
bir uçtan bir uca konulmuşum
karınca yuvaları ve ayak izleriyle süslüdür tenim
kar yağar üşür, güneş vurur kavrulurum
kimisi tükürür, kimisi öper
tükürene mezar, öpene lalezar olurum
ben nehirlerin yatağı
dağların mekanı
şeytanın babasıyım
ben deliyim…
mutluluğu uzaktan seyrederken cebimde küçük umutlar biriktiririm
gözlerimi kapının eşiğine, duvardaki fotoğraflara takıldığı saatlerde
kendimi paramparça olmuşluğun, tükenmişliğin koynunda bulurum
işte o zaman hayat acı kahve tadı verir
hep içime atarım
ama kendimi içine atacak yer bulamam
anlamayana az gelirim
anlayana çok
ne yarınlar bir şey bekler benden
ne de ben bir şey beklerim yarınlardan
sonu oldu bittiye getirilmiş bir film. gidişata göre daha güzel bitirilebilirdi.
(bkz: ohh yeaahh)
oruç tutmadığı için giden dolmuştan yola atmaları, oruç tutmadığı için yüzünden jiletlemeleri , oruç tutmadığı için kampüs içinde linç etmeleri , oruç tutmadığı için körüden buz gibi dereye atmaları. ...
hepsi yaşanmış.
hepsi yaşanmış.
şubatın 29 una alınmasını istediğim gündür. dünya kupası gibi dört senede bir olur herkesin istediği gibi. ohhh mis.
90 lı yolların star tv programı. kırmızı bir koltuk vardı gerçektende. oraya oturan konukla sohbet ederdi sunucu. stüdyonun zemini de siyah beyaz damalı bayrak gibiydi. ağırlıklı olarak siyaset tartışılırdı. bir kişiden fazla konuğu olduğunu göremedim. çünkü zaten bir tane kırmızı koltuk vardı.
kendisi tam da sahilde çimlere, toprağa ya da betona oturup bira içilecek insandır. sohbeti ise bir başkadır.
instrument mutfağında bana yardım edebileceği konusunda nickinden ışık aldığım bilgiç.
tek kası vücunun hangi bölgesinde geliştirmiş bilmediğim bir erkektir. sağ kol sağ bacak ya da orta bacak olabilir.
(bkz: silent hill ne lan)
saçma sapan hiç güldürmeyen bir program. rezil rezalet. boş işler.
ömür boyu müsabakalardan men cezası almış olan eski milli atlet. zaten acayip kilo almış. ceza almasa da önümüzdeki 10 sene zayıflayıp eski formuna kavuşması mümkün olamazdı. sporcu ruhunu ve mizacını taşıyamamış olan bir atletti. iki kez doping kullanmıştır.
neden bekliyorsun?
bu sözlük, duygu ve düşüncelerini özgürce paylaştığın bir platform, hislerini tercüme eden özgür bilgi kaynağıdır.
katkıda bulunmak istemez misin?