hiçbirşey eskisi gibi olmayacak
- tanıyın beni ve unutmayın..
tanıyın beni ve unutmayın
izmitli bir kız çocuğuyum,
sekiz yaşındayım.
adım yok.
adresim belli.
kimsesizler mezarlığında kimsesiz sanmayın beni.
çıplak omuzlu ablalar, abiler
kazdılar kazdılar ama ulaşamadılar bana...
izmitde, kuran kursunda amentüyü ögrendim.
ölümü de kabullendim.
eyvallah...
yaşamak için başka nelere gerek var bilemedim.
meğer ne zor şeymiş yaşamak.
toprak altında dört günde öğrendim.
"en sevdiğim memleket yeryüzüdür /
sıram gelince yeryüzüyle örtün üzerimi"
şiirini bilemedim ben.
yeryüzü kırıldı, içine giremedim ben.
ovanın ortasında kurulu kentin
aşağı mahallesinde bir apartman katının en alt dairesinde,
8 yaşında günlerce ölümü bekledim ben.
eginin türkülerine gömecekler, biliyorum beni.
dertli... içli... yanık...
kocaelide deprem vurgunu yemişim;
betonarmenin kavurduğu bir çocuğum ben çünkü.
çelik ve kumla, dört günde öldüm, piştim, öldüm ben.
duydum, bir abla;
arzuydu adı galiba, hissetti nefesimi bağırdı etrafa.
televizyoncu abiler geldi ışık tuttular...
üstümde gezindi dost köpekler...
kokladılar, havladılar.
sevdim onları, sevdiler beni.
olmadı deyip, çekip gitmeden önce onlar bile ağladılar sessizce...
dillerini bilemedim amcalar
bağırdılar; duydum onları...
sanırım bakkal amcaydı bir ara;
"kuzum, güzel kızım" dedi, "kınalım, ses ver ne olur..."
boğazlarım doluydu toprakla,
taşla konuşamadım.
biliyorum şimdi o büyük makinelerle gelip kazacaksınız üstümü,
korkmayın fark etmez bundan sonra; alın beni,
kimsesizler mezarına atın beni.
adresimiz kolay, ezberlettiler bana.
siz de bulursunuz belki yıllarca sonra.
kocaeli kenti, derince mahallesi...
karakoldan dön... sağlam apartmanı yani...
çürük çıksa da evimizin toprağı, kendisi;
küçük olsa da yürecigim, inanin dört günde
ögrendim yasamayi ipek böcegi gibi.
sesim çıkmaz, boğazlarım dolu.
ama duyarım dünyayı.
tıpkı erzincanda ölen bebekler gibi.
yunanlı bir bebek doktoru teyze, toplamış yorganını sırtına,
yenikapi iskelesinden binmiş de vapura,
gözyaşlarıyla seslenmiş kamarota;
- beni götürün çabuk çınarcıka, yaralı çocuklara...
ağlamış çarkçı, süvari hepsi birden bu dostluğa.
ama ankarada bir adam geri çevirmiş onu.
ah üzerimde o beton kiriş var ya, o bir olmasa, gösterirdim ben ona...
israilli, cezayirli, fransız, isviçreli amcalar da gelmişler duyunca depremi.
gece vapurla geçip denizi, karaya ulaşınca yalovada, çiçekler diyarinda,
yine bir garip adam; adı vali:
- uyuyun, simdi sabah olunca çalışırsınız demiş...
ağlamışlar onlar da. kadere küfretmişler...
aynı adam, yani vali, elektrikler kesilince depremde mutfağında,
kente elektrik vermek için çalışan işçilere basmış azarı:
"çabuk mutfak lambam yansın" demiş...
ah... yok mu şu kahrolasıca demir yığını ellerimin üzerindeki...
olmasalar... sarılırdım yakasına, sorardım, doğru mu diye? doğru mu?
sekiz yaşındaydım, kocaelide göçük altındayım.
belki ölüyüm, çocuk ölülerin en güzeli...
belki değilim, yaşamaktayım...
ama hayret öldüğümün de farkındayım.
çünkü, dört gündür toprak altındayım.
gözlerim kuran kursundan tanıdığım türbanlı kurtarıcı ablaları aradı...
yoktular. canları sağolsun.
çünkü daha önce belki gözlerim de yoktular.
çıplak omuzlu ablalar, çıplak bacaklı abiler kan ter içinde kazdılar kazdılar.
ama bana ulaşamadılar. hele bir cezayirli abi vardı ki, nefesimi duyan,
gözyaşlarıyla yıkadı toprağı bana ulaşamayınca.
ayın 14üydü. babam örgülü saçlarımı sevdi.
ay beni çekti. yüzüm güne döndü.
15inde ayabakan çiçekleri gibi kaçtım güneşten.
16sı gece karanlıktı. rüyalar içinde bir tahta at seçtim kafesten.
kaf dağında saat 03.03te kendimden geçtim.
bir çiçek tarlası, bir bulut yuvası, sanki annemin göğsündeydim,
babam saçlarımı okşadı. oysa onlar yoktu yanımda...
ama onlarsız da olamazdım ya! galiba birlikte gittik, belki de bütün kocaeli,
aynı bahçede uyanmak üzere sözleştik.
kocaeli toprağı bereketli... ama ev, fabrika dikince büyümüyor ki...
oysa dikince domatesi, elmayı bir kızarıyorlar ki...
belki bildiklerinden kaderimi...
belki kızıp tanrı baba bize; bahçeyle, evlerin yerlerini değiştirdi o gece.
izmitde bir kız çocuğuyum, sekiz yaşındayım...
adım yok. adresim belli. derince karakoluna sorsunlar arayanlar beni.
kimsesiz mezarlığında, kimsesiz sanmasın kimseler beni.
çiçeklerin en güzeliydim, kocaeli ovasında açtım renklerimi,kıraç toprakların; eginin türküleriyle, ağıtlarla gömdüler beni.
yalnız, demir, çelik ve beton içinde aç susuz gönderdiler ya,
iki elim yakalarında süleyman amcayla bülent amca, unutmasınlar beni...
erzincanlı bir kardeş 33 yılda bir çocukları toplar deprem dedi...
inanamadım...
çünkü bazı amcalar doğaya meydan okuyoruz diye inatlaşıp,
yıkılan evlerimizin yerine, aynısını dikerlermiş. aynı çürük temeller üzerine.
hatta bazıları çok kızıp geçmişe,
sırf sağlam kalıp onları yüzyıllarca utandırdılar diye,
ayasofya ile süleymaniyeyi de yıkmak isterlermiş sinsice.
aslında onların garezi çocuklara imiş.
öldükçe çocuklar, analar, babalar, sağlam ev yapıp, kentin yerini değiştirmektense, gelen paraları müteahhitlerle üleşip, kendilerini deprem zengini ilan ederlermiş. aslında onlar şeytanın arka bacakları imiş.
anadoluda her yıl deprem olurmuş, orta şiddetli.
üç yılda bir de şiddetlisi olurmuş.
ama bana mısın demezmiş türkiyeyi yönetenler.
bilim adamlarını dinlemezlermiş.
paraları vurguncuya kaptırıp, araştırmalara para vermezlermiş.
onlar ne ilkyardımı severmiş, ne de sağlam evi.
onlar sadece kendilerini ve koltuklarını severlermiş.
gittiğim bahçede erzincanlı bir kuş tanıdım, kanadı gümüşlü.
o anlattı bana.
1939da deprem olmuş, şiir bile yazmışlar ona:
"kar yağar lapa lapa tipidir gelir geçer
yan yana, sırtüstü ölüler akşam olur tandıramaz ateşini yandıramaz
gün ağar şafak söker kimsecikler gitmez suya ezilmiş başlarıyla ölüler
vardılar uyanılmaz uykuya..."
ben aslında uyanmak istedim uykudan, ama müteahhit amca az koyunca betonu, toprak kovunca evimizi içinden, kan uykularda kaldı düşlerim.
oysa ben ne aydınlık yarınlar düşledim.
büyüyünce değiştirecektim sakaryanın, gölcükün, izmitin, yalovanın yerini.
ve türkiyenin kaderini. yazık oldu, ben bana değil türkiyeme yanarım.
ölmesem, evleri çok katlı değil, en çok üç katlı yaptıracaktım, bahçeli.
mafyaya çaldırmayacaktım araziyi, belediyeyi.
ama bir şey öğrendim. ben kimim biliyorum şimdi. sekiz yaşındayım...
deprem vurgunu yedim. ölüyüm.
bile bile öldürüldüm. adresim belli. kocaeli...
derince karakolundan dön sola... sağlam apartmanı yani...
kimsesizler mezarı.
16sında gömüldüm diri diri, 20sinde öldüm kederli.
dört günde öğrendim yaşamı. zor değilmiş inanın.
yaşayanlar siz de biraz zorlayın. sesler geliyor kulağıma, sesler.
peki ama... kimsiniz? adınızı duyamadım... müteahhit mi dediniz?..
belediye başkanı mı?.. başbakan mı? cumhurbaşkanı mı?
yaşınız... yaşınızı saklamayınız...
beni artık kandıramazsınız, ben bir ölüyüm.
sizi sesinizden, gecikmenizden tanıdım. siz ankarasınız...
lütfen beni rahat bırakınız.
tuncay özkan
- tanıyın beni ve unutmayın..
tanıyın beni ve unutmayın
izmitli bir kız çocuğuyum,
sekiz yaşındayım.
adım yok.
adresim belli.
kimsesizler mezarlığında kimsesiz sanmayın beni.
çıplak omuzlu ablalar, abiler
kazdılar kazdılar ama ulaşamadılar bana...
izmitde, kuran kursunda amentüyü ögrendim.
ölümü de kabullendim.
eyvallah...
yaşamak için başka nelere gerek var bilemedim.
meğer ne zor şeymiş yaşamak.
toprak altında dört günde öğrendim.
"en sevdiğim memleket yeryüzüdür /
sıram gelince yeryüzüyle örtün üzerimi"
şiirini bilemedim ben.
yeryüzü kırıldı, içine giremedim ben.
ovanın ortasında kurulu kentin
aşağı mahallesinde bir apartman katının en alt dairesinde,
8 yaşında günlerce ölümü bekledim ben.
eginin türkülerine gömecekler, biliyorum beni.
dertli... içli... yanık...
kocaelide deprem vurgunu yemişim;
betonarmenin kavurduğu bir çocuğum ben çünkü.
çelik ve kumla, dört günde öldüm, piştim, öldüm ben.
duydum, bir abla;
arzuydu adı galiba, hissetti nefesimi bağırdı etrafa.
televizyoncu abiler geldi ışık tuttular...
üstümde gezindi dost köpekler...
kokladılar, havladılar.
sevdim onları, sevdiler beni.
olmadı deyip, çekip gitmeden önce onlar bile ağladılar sessizce...
dillerini bilemedim amcalar
bağırdılar; duydum onları...
sanırım bakkal amcaydı bir ara;
"kuzum, güzel kızım" dedi, "kınalım, ses ver ne olur..."
boğazlarım doluydu toprakla,
taşla konuşamadım.
biliyorum şimdi o büyük makinelerle gelip kazacaksınız üstümü,
korkmayın fark etmez bundan sonra; alın beni,
kimsesizler mezarına atın beni.
adresimiz kolay, ezberlettiler bana.
siz de bulursunuz belki yıllarca sonra.
kocaeli kenti, derince mahallesi...
karakoldan dön... sağlam apartmanı yani...
çürük çıksa da evimizin toprağı, kendisi;
küçük olsa da yürecigim, inanin dört günde
ögrendim yasamayi ipek böcegi gibi.
sesim çıkmaz, boğazlarım dolu.
ama duyarım dünyayı.
tıpkı erzincanda ölen bebekler gibi.
yunanlı bir bebek doktoru teyze, toplamış yorganını sırtına,
yenikapi iskelesinden binmiş de vapura,
gözyaşlarıyla seslenmiş kamarota;
- beni götürün çabuk çınarcıka, yaralı çocuklara...
ağlamış çarkçı, süvari hepsi birden bu dostluğa.
ama ankarada bir adam geri çevirmiş onu.
ah üzerimde o beton kiriş var ya, o bir olmasa, gösterirdim ben ona...
israilli, cezayirli, fransız, isviçreli amcalar da gelmişler duyunca depremi.
gece vapurla geçip denizi, karaya ulaşınca yalovada, çiçekler diyarinda,
yine bir garip adam; adı vali:
- uyuyun, simdi sabah olunca çalışırsınız demiş...
ağlamışlar onlar da. kadere küfretmişler...
aynı adam, yani vali, elektrikler kesilince depremde mutfağında,
kente elektrik vermek için çalışan işçilere basmış azarı:
"çabuk mutfak lambam yansın" demiş...
ah... yok mu şu kahrolasıca demir yığını ellerimin üzerindeki...
olmasalar... sarılırdım yakasına, sorardım, doğru mu diye? doğru mu?
sekiz yaşındaydım, kocaelide göçük altındayım.
belki ölüyüm, çocuk ölülerin en güzeli...
belki değilim, yaşamaktayım...
ama hayret öldüğümün de farkındayım.
çünkü, dört gündür toprak altındayım.
gözlerim kuran kursundan tanıdığım türbanlı kurtarıcı ablaları aradı...
yoktular. canları sağolsun.
çünkü daha önce belki gözlerim de yoktular.
çıplak omuzlu ablalar, çıplak bacaklı abiler kan ter içinde kazdılar kazdılar.
ama bana ulaşamadılar. hele bir cezayirli abi vardı ki, nefesimi duyan,
gözyaşlarıyla yıkadı toprağı bana ulaşamayınca.
ayın 14üydü. babam örgülü saçlarımı sevdi.
ay beni çekti. yüzüm güne döndü.
15inde ayabakan çiçekleri gibi kaçtım güneşten.
16sı gece karanlıktı. rüyalar içinde bir tahta at seçtim kafesten.
kaf dağında saat 03.03te kendimden geçtim.
bir çiçek tarlası, bir bulut yuvası, sanki annemin göğsündeydim,
babam saçlarımı okşadı. oysa onlar yoktu yanımda...
ama onlarsız da olamazdım ya! galiba birlikte gittik, belki de bütün kocaeli,
aynı bahçede uyanmak üzere sözleştik.
kocaeli toprağı bereketli... ama ev, fabrika dikince büyümüyor ki...
oysa dikince domatesi, elmayı bir kızarıyorlar ki...
belki bildiklerinden kaderimi...
belki kızıp tanrı baba bize; bahçeyle, evlerin yerlerini değiştirdi o gece.
izmitde bir kız çocuğuyum, sekiz yaşındayım...
adım yok. adresim belli. derince karakoluna sorsunlar arayanlar beni.
kimsesiz mezarlığında, kimsesiz sanmasın kimseler beni.
çiçeklerin en güzeliydim, kocaeli ovasında açtım renklerimi,kıraç toprakların; eginin türküleriyle, ağıtlarla gömdüler beni.
yalnız, demir, çelik ve beton içinde aç susuz gönderdiler ya,
iki elim yakalarında süleyman amcayla bülent amca, unutmasınlar beni...
erzincanlı bir kardeş 33 yılda bir çocukları toplar deprem dedi...
inanamadım...
çünkü bazı amcalar doğaya meydan okuyoruz diye inatlaşıp,
yıkılan evlerimizin yerine, aynısını dikerlermiş. aynı çürük temeller üzerine.
hatta bazıları çok kızıp geçmişe,
sırf sağlam kalıp onları yüzyıllarca utandırdılar diye,
ayasofya ile süleymaniyeyi de yıkmak isterlermiş sinsice.
aslında onların garezi çocuklara imiş.
öldükçe çocuklar, analar, babalar, sağlam ev yapıp, kentin yerini değiştirmektense, gelen paraları müteahhitlerle üleşip, kendilerini deprem zengini ilan ederlermiş. aslında onlar şeytanın arka bacakları imiş.
anadoluda her yıl deprem olurmuş, orta şiddetli.
üç yılda bir de şiddetlisi olurmuş.
ama bana mısın demezmiş türkiyeyi yönetenler.
bilim adamlarını dinlemezlermiş.
paraları vurguncuya kaptırıp, araştırmalara para vermezlermiş.
onlar ne ilkyardımı severmiş, ne de sağlam evi.
onlar sadece kendilerini ve koltuklarını severlermiş.
gittiğim bahçede erzincanlı bir kuş tanıdım, kanadı gümüşlü.
o anlattı bana.
1939da deprem olmuş, şiir bile yazmışlar ona:
"kar yağar lapa lapa tipidir gelir geçer
yan yana, sırtüstü ölüler akşam olur tandıramaz ateşini yandıramaz
gün ağar şafak söker kimsecikler gitmez suya ezilmiş başlarıyla ölüler
vardılar uyanılmaz uykuya..."
ben aslında uyanmak istedim uykudan, ama müteahhit amca az koyunca betonu, toprak kovunca evimizi içinden, kan uykularda kaldı düşlerim.
oysa ben ne aydınlık yarınlar düşledim.
büyüyünce değiştirecektim sakaryanın, gölcükün, izmitin, yalovanın yerini.
ve türkiyenin kaderini. yazık oldu, ben bana değil türkiyeme yanarım.
ölmesem, evleri çok katlı değil, en çok üç katlı yaptıracaktım, bahçeli.
mafyaya çaldırmayacaktım araziyi, belediyeyi.
ama bir şey öğrendim. ben kimim biliyorum şimdi. sekiz yaşındayım...
deprem vurgunu yedim. ölüyüm.
bile bile öldürüldüm. adresim belli. kocaeli...
derince karakolundan dön sola... sağlam apartmanı yani...
kimsesizler mezarı.
16sında gömüldüm diri diri, 20sinde öldüm kederli.
dört günde öğrendim yaşamı. zor değilmiş inanın.
yaşayanlar siz de biraz zorlayın. sesler geliyor kulağıma, sesler.
peki ama... kimsiniz? adınızı duyamadım... müteahhit mi dediniz?..
belediye başkanı mı?.. başbakan mı? cumhurbaşkanı mı?
yaşınız... yaşınızı saklamayınız...
beni artık kandıramazsınız, ben bir ölüyüm.
sizi sesinizden, gecikmenizden tanıdım. siz ankarasınız...
lütfen beni rahat bırakınız.
tuncay özkan
1 kasim 2006’dan itibaren vergi numaramiz olarak kullanacağimiz sayi.
maliye bakanlığı, bugüne kadar vergi kimlik numarası almış olan tc vatandaşlarının vergi kimlik numaralarıyla ile tc kimlik numaralarını eşleştirerek, vergi kimlik numaralarını 11 haneli rakamdan oluşan tc kimlik numarasına dönüştürdü. 1 temmuz 2006 tarihinden itibaren de vergi dairelerinde fiilen tc kimlik numarası kullanılmaya başlandı. vergi kimlik numarası olarak tc kimlik numaralarının kullanılmasına ilişkin uygulama ise 1 kasım 2006 tarihinden itibaren başlanacak. ancak 1 kasım 2006 tarihine kadar vergi kimlik numarası gereken işlemlerde vergi kimlik numarası aranmaya devam edilecek. bu tür işlemlerde vergi kimlik numarasına ek olarak isteğe bağlı olarak ve vergi kimlik numarasına ek olarak tc kimlik numarası da kullanılabilecek. geçiş sürecinde olası problemlerin önlenmesi amacıyla, 1 kasım 2006 ile 1 ocak 2007 tarihleri arasında vergi kimlik numarası veya tc kimlik numarasından herhangi birisiyle işlem yapılabilecek. 1 ocak 2007 tarihinden itibaren ise tüm işlemlerde tc vatandaşı gerçek kişiler için vergi kimlik numarası olarak yalnızca tc kimlik numarası kullanılacak.
yabancilar:
türkiye cumhuriyeti vatandaşı olmayan yabancı uyruklu gerçek kişiler ise tc kimlik numaraları olmadığı için vergi dairelerince kendilerine verilen on haneli rakamdan oluşan vergi kimlik numaralarını kullanmaya devam edecekler.
kaynak: hürriyet gazetesi
maliye bakanlığı, bugüne kadar vergi kimlik numarası almış olan tc vatandaşlarının vergi kimlik numaralarıyla ile tc kimlik numaralarını eşleştirerek, vergi kimlik numaralarını 11 haneli rakamdan oluşan tc kimlik numarasına dönüştürdü. 1 temmuz 2006 tarihinden itibaren de vergi dairelerinde fiilen tc kimlik numarası kullanılmaya başlandı. vergi kimlik numarası olarak tc kimlik numaralarının kullanılmasına ilişkin uygulama ise 1 kasım 2006 tarihinden itibaren başlanacak. ancak 1 kasım 2006 tarihine kadar vergi kimlik numarası gereken işlemlerde vergi kimlik numarası aranmaya devam edilecek. bu tür işlemlerde vergi kimlik numarasına ek olarak isteğe bağlı olarak ve vergi kimlik numarasına ek olarak tc kimlik numarası da kullanılabilecek. geçiş sürecinde olası problemlerin önlenmesi amacıyla, 1 kasım 2006 ile 1 ocak 2007 tarihleri arasında vergi kimlik numarası veya tc kimlik numarasından herhangi birisiyle işlem yapılabilecek. 1 ocak 2007 tarihinden itibaren ise tüm işlemlerde tc vatandaşı gerçek kişiler için vergi kimlik numarası olarak yalnızca tc kimlik numarası kullanılacak.
yabancilar:
türkiye cumhuriyeti vatandaşı olmayan yabancı uyruklu gerçek kişiler ise tc kimlik numaraları olmadığı için vergi dairelerince kendilerine verilen on haneli rakamdan oluşan vergi kimlik numaralarını kullanmaya devam edecekler.
kaynak: hürriyet gazetesi
(bkz: penis nezlesi)
sözlüğe lavman yapılarak gerçekleştirilebilecek hadise.
(bkz: mahur beste)
(ara: şebnem ferah)
peynir ekmek gibi ilaç alan ve kullanan insandır muhtemelen...
filmleri:
gönderilmemiş mektuplar (2003)
nihavend mucize (1997)
bir aşk uğruna (1994)
şahmaran (1993)
menekşe koyu (1991)
berdel (1990)
soğuktu ve yağmur çiseliyordu (1990)
ölü bir deniz (1989)
ada (1988)
garamafon avrat (1987)
hayallerim aşkım ve sen (1987)
on kadın (1987)
rumuz goncagül (1987)
bir kadın bir hayat (1985)
körebe (1985)
bir sevgi istiyorum (1984)
metres (1983)
seni seviyorum (1983)
mine (1982)
seni kalbime gömdüm (1982)
yılanı öldürseler (1981)
hazal (1979)
küskün çicek (1979)
cevriyem (1978)
bir aşk masalı (1978)
sultan (1978)
tatlı nigar (1978)
baraj (1977)
dila hanım (1977)
selvi boylum al yazmalım (1977)
bodrum hakimi (1976)
deprem (1976)
devlerin aşkı (1976)
acele koca aranıyor (1975)
çılgınlar (1974)
yüreğimde yare var (1974)
asiye nasıl kurtulur (1973)
azap (1973)
dert bende (1973)
gazi kadın (1973)
güllü geliyor güllü (1973)
mahpus (1973)
namus borcu (1973)
sultan gelin (1973)
yalancı (1973)
cemo (1972)
çile (1972)
dönüş (1972)
sisli hatıralar (1972)
vukuat var (1972)
zulüm (1972)
ateş parçası (1971)
bir genç kızın romanı (1971)
bir kadın kayboldu (1971)
gelin çiçeği (1971)
güllü (1971)
gülüm balım çiceğim (1971)
mavi eşarp (1971)
melek mi şeytan mı (1971)
sevmek ve ölmek zamanı (1971)
unutulan kadın (1971)
yedi kocalı hürmüz (1971)
ağlayan melek (1970)
arım balım peteğim (1970)
birleşen yollar (1970)
buğulu gözler (1970)
bülbül yuvası (1970)
hayatım sana feda (1970)
herkesin sevgilisi (1970)
kara gözlüm (1970)
mağrur kadın (1970)
mazi kalbimde yaradır (1970)
merhamet (1970)
tatlı meleğim (1970)
aşk mabudesi (1969)
ateşli çingene (1969)
bana derler fosforlu (1969)
buruk acı (1969)
fosforlu cevriye (1969)
günah bende mi? (1969)
kölen olayım (1969)
sana dönmeyeceğim (1969)
seninle ölmek istiyorum (1969)
sonbahar rüzgarları (1969)
abbase sultan (1968)
ağla gözlerim (1968)
artık sevmeyeceğim (1968)
aşk eski bir yalan (1968)
ayşem (1968)
dünyanın en güzel kadını (1968)
hapishane gelini (1968)
kadın değil baş belası (1968)
kadın intikamı (1968)
kadın severse (1968)
kahveci güzeli (1968)
vesikali yarim (1968)
ağlayan kadın (1967)
ana (1967)
ayrılsak da beraberiz (1967)
bir dağ masalı (1967)
her zaman kalbimdesin (1967)
kara duvaklı gelin (1967)
kelepçeli melek (1967)
ölümsüz kadın (1967)
sinekli bakkal (1967)
tapılacak kadın (1967)
akşam güneşi (1966)
altın küpeler (1966)
anaların günahı (1966)
çalıkuşu (1966)
düğün gecesi (1966)
eli maşalı (1966)
el kızı (1966)
karanfilli kadın (1966)
kenarı dilberi (1966)
meleklerin intikami (1966)
meyhanenin gülü (1966)
siyah gül (1966)
çamaşırcı güzeli (1966)
günahkar kadın (1966)
elveda sevgilim (1965)
garip bir izdivaç (1965)
hayatımın kadını (1965)
komşunun tavuğu (1965)
sana layık değilim (1965)
siyah gözler (1965)
sürtük (1965)
vahşi gelin (1965)
seven kadın unutmaz (1965)
veda busesi (1965)
ekmekçi kadın (1965)
anasının kuzusu (1964)
bomba gibi kız (1964)
gençlik rüzgarı (1964)
gözleri öre bedel (1964)
kader kapiyi çaldı (1964)
kızgın delikanli (1964)
macera kadını (1964)
öksüz kız (1964)
yılların ardından (1964)
fıstık gibi maşallah (1964)
adanalı tayfur kardeşler (1964)
bücür (1964)
mualla (1964)
acı aşk (1963)
ayşecik canımın içi (1963)
badem şekeri (1963)
beni osman öldürdü (1963)
bütün suçumuz sevmek (1963)
çalınan aşk (1963)
çapkın kız (1963)
genç kızlar (1963)
iki kocalı kadın (1963)
köroglu dağlar kralı (1963)
küçük beyin kısmeti (1963)
sayın bayan (1963)
acı hayat (1962)
aşk yarası (1962)
bardaktaki adam (1962)
billur köşk (1962)
biz de arkadaş mıyız? (1962)
dikmen yıldızı (1962)
kırmızı karanfiller (1962)
lekeli kadın (1962)
ne şeker şey (1962)
ümitler kırılınca (1962)
zorlu damat (1962)
allah seviniz dedi (1962)
afacan (1961)
aşk ve yumruk (1961)
dikenli gül (1961)
gönülden gönüle (1961)
güzeller resmigeçidi (1961)
hatırla sevgilim (1961)
kardeş uğruna (1961)
melekler şahidimdir (1961)
otobüs yolcuları (1961)
sevimli haydut (1961)
siyah melek (1961)
utanmaz adam (1961)
kaderin önüne geçilmez (1961)
aşk rüzgarı (1960)
köyde bir kız sevdim (1960)
gönderilmemiş mektuplar (2003)
nihavend mucize (1997)
bir aşk uğruna (1994)
şahmaran (1993)
menekşe koyu (1991)
berdel (1990)
soğuktu ve yağmur çiseliyordu (1990)
ölü bir deniz (1989)
ada (1988)
garamafon avrat (1987)
hayallerim aşkım ve sen (1987)
on kadın (1987)
rumuz goncagül (1987)
bir kadın bir hayat (1985)
körebe (1985)
bir sevgi istiyorum (1984)
metres (1983)
seni seviyorum (1983)
mine (1982)
seni kalbime gömdüm (1982)
yılanı öldürseler (1981)
hazal (1979)
küskün çicek (1979)
cevriyem (1978)
bir aşk masalı (1978)
sultan (1978)
tatlı nigar (1978)
baraj (1977)
dila hanım (1977)
selvi boylum al yazmalım (1977)
bodrum hakimi (1976)
deprem (1976)
devlerin aşkı (1976)
acele koca aranıyor (1975)
çılgınlar (1974)
yüreğimde yare var (1974)
asiye nasıl kurtulur (1973)
azap (1973)
dert bende (1973)
gazi kadın (1973)
güllü geliyor güllü (1973)
mahpus (1973)
namus borcu (1973)
sultan gelin (1973)
yalancı (1973)
cemo (1972)
çile (1972)
dönüş (1972)
sisli hatıralar (1972)
vukuat var (1972)
zulüm (1972)
ateş parçası (1971)
bir genç kızın romanı (1971)
bir kadın kayboldu (1971)
gelin çiçeği (1971)
güllü (1971)
gülüm balım çiceğim (1971)
mavi eşarp (1971)
melek mi şeytan mı (1971)
sevmek ve ölmek zamanı (1971)
unutulan kadın (1971)
yedi kocalı hürmüz (1971)
ağlayan melek (1970)
arım balım peteğim (1970)
birleşen yollar (1970)
buğulu gözler (1970)
bülbül yuvası (1970)
hayatım sana feda (1970)
herkesin sevgilisi (1970)
kara gözlüm (1970)
mağrur kadın (1970)
mazi kalbimde yaradır (1970)
merhamet (1970)
tatlı meleğim (1970)
aşk mabudesi (1969)
ateşli çingene (1969)
bana derler fosforlu (1969)
buruk acı (1969)
fosforlu cevriye (1969)
günah bende mi? (1969)
kölen olayım (1969)
sana dönmeyeceğim (1969)
seninle ölmek istiyorum (1969)
sonbahar rüzgarları (1969)
abbase sultan (1968)
ağla gözlerim (1968)
artık sevmeyeceğim (1968)
aşk eski bir yalan (1968)
ayşem (1968)
dünyanın en güzel kadını (1968)
hapishane gelini (1968)
kadın değil baş belası (1968)
kadın intikamı (1968)
kadın severse (1968)
kahveci güzeli (1968)
vesikali yarim (1968)
ağlayan kadın (1967)
ana (1967)
ayrılsak da beraberiz (1967)
bir dağ masalı (1967)
her zaman kalbimdesin (1967)
kara duvaklı gelin (1967)
kelepçeli melek (1967)
ölümsüz kadın (1967)
sinekli bakkal (1967)
tapılacak kadın (1967)
akşam güneşi (1966)
altın küpeler (1966)
anaların günahı (1966)
çalıkuşu (1966)
düğün gecesi (1966)
eli maşalı (1966)
el kızı (1966)
karanfilli kadın (1966)
kenarı dilberi (1966)
meleklerin intikami (1966)
meyhanenin gülü (1966)
siyah gül (1966)
çamaşırcı güzeli (1966)
günahkar kadın (1966)
elveda sevgilim (1965)
garip bir izdivaç (1965)
hayatımın kadını (1965)
komşunun tavuğu (1965)
sana layık değilim (1965)
siyah gözler (1965)
sürtük (1965)
vahşi gelin (1965)
seven kadın unutmaz (1965)
veda busesi (1965)
ekmekçi kadın (1965)
anasının kuzusu (1964)
bomba gibi kız (1964)
gençlik rüzgarı (1964)
gözleri öre bedel (1964)
kader kapiyi çaldı (1964)
kızgın delikanli (1964)
macera kadını (1964)
öksüz kız (1964)
yılların ardından (1964)
fıstık gibi maşallah (1964)
adanalı tayfur kardeşler (1964)
bücür (1964)
mualla (1964)
acı aşk (1963)
ayşecik canımın içi (1963)
badem şekeri (1963)
beni osman öldürdü (1963)
bütün suçumuz sevmek (1963)
çalınan aşk (1963)
çapkın kız (1963)
genç kızlar (1963)
iki kocalı kadın (1963)
köroglu dağlar kralı (1963)
küçük beyin kısmeti (1963)
sayın bayan (1963)
acı hayat (1962)
aşk yarası (1962)
bardaktaki adam (1962)
billur köşk (1962)
biz de arkadaş mıyız? (1962)
dikmen yıldızı (1962)
kırmızı karanfiller (1962)
lekeli kadın (1962)
ne şeker şey (1962)
ümitler kırılınca (1962)
zorlu damat (1962)
allah seviniz dedi (1962)
afacan (1961)
aşk ve yumruk (1961)
dikenli gül (1961)
gönülden gönüle (1961)
güzeller resmigeçidi (1961)
hatırla sevgilim (1961)
kardeş uğruna (1961)
melekler şahidimdir (1961)
otobüs yolcuları (1961)
sevimli haydut (1961)
siyah melek (1961)
utanmaz adam (1961)
kaderin önüne geçilmez (1961)
aşk rüzgarı (1960)
köyde bir kız sevdim (1960)
(bkz: yabancı damat)
(bkz: parasetamollu cay)
(bkz: esas kadın)
(bkz: 1945)
(bkz: recursive)
özyinelenme.kendi kendini cagiran fonksiyon çeşidi.
hababam sınıfında bir karakter...
(bkz: haylaz)
çalışma gücü varken çalışmayan, aylaklık eden, yaramaz.
neden bekliyorsun?
bu sözlük, duygu ve düşüncelerini özgürce paylaştığın bir platform, hislerini tercüme eden özgür bilgi kaynağıdır.
katkıda bulunmak istemez misin?