bill gates in türkiye ziyareti sırasında öğrendiği birkaç türkçe kelime ile yarattığı dildir.
çıkmaz sokakın bir derece daha karaktersiz halidir. böyle arabanızla gidersiniz, sonra karşınıza koca bi duvar çıkar ve yol biter. ne olduğunu dahi anlamazsınız.
ülkemizde, takımına göre zaman zaman üç bilemedin dört kusurlu hareketken bazı zamanlar ondört onbeş kusurlu hareket kıvamına gelebilen hadisedir.
(bkz: fibonacci sayilari)
hayatın ne tuhaf olduğu, ve vapurlar filan. ama hangi oyun olduğunu hatırlamıyorum. du bakalım.
belli bir yaşı geçtikten sonra asmalarından daha kötü olmayan bir durumdur.
"üniversite okuyan da, okumayan da 18 ay akerlik yapacak" deyip kendine güldürmüş olan bireydir. a.k. milletin elinden kısa dönem askerlik yapma hakkını alıyosun, onu anladım. lakin 15 ay olan askerlik süresini niye 18 aya çıkartıyosun sen onu anlamadım. uzun dönem askerlik süresinin 15 ay olduğunu bilmeme gibi ihtimali düşünemiyorum, zira bu konuda ahkam kestiğine göre demek ki daha önceden konuyla ilgili bi çalışması oldu. e bu durumda geriye bi tek askerlik süresini uzatıp/kısaltma yetkisi olduğu devreye giriyor ki pek vahim bir durum bu. evet.
affeder. affetmez belki de.
ps: şaka lan şaka, soru basligina cevap iceren entry girmek nasıl oluyo diye baktım. silecem şimdi. ayrıca aşkın her şeyi affedip affetmemesi de zerre sikimde değil.
ps: şaka lan şaka, soru basligina cevap iceren entry girmek nasıl oluyo diye baktım. silecem şimdi. ayrıca aşkın her şeyi affedip affetmemesi de zerre sikimde değil.
(bkz: adolf hitler)
iç açılarının toplamı 180 derece olan kitapdır.
bireyin tek başınayken bile satranç oynamaktan zevk almasını sağlayan bir hadisedir.
genco erkal tarafından pek bir güzel yorumlanan nazım hikmet eseridir.
yıllar yıllar önce ne idüğü belirsiz bir entry girersiniz. o entry o dönemin şartlarına göre, sizin o yıllardaki donanımınıza göre pek lezizdir, pek ulaşılamazdır, pek öyledir, pek böyledir. muhteşemdir neticede. lakin gel zaman git zaman köprünün altından çok su akar, gecenin bir yarısı uykunuz kaçar, "lan bi sözlüğe gireyim a.k." dersiniz, login olursunuz ve o yıllar önce girdiğiniz biricik entryniz, değerliniz, kıymetliniz entryi ile yüzyüze gelirsiniz ve gerçekler bir şamar gibi yüzünüz orta yerine çarpar. zira sizin için o güne kadar girilmiş olan en şahane entry aslında bi boka benzemeyen, imla hataları ile dolu, dil bilgisinden zerrece nasibini almamış, cümle düşüklüğünün amına koyup bırakmış, sizden önce görenlerin "öeah a.k." şeklinde tepkiler verip taşak geçtiği bir entryden öte bir şey değildir. siz işte tam bu noktada uyanırsın duruma, hemen entry numarasını bi köşeye not edersiniz. artık ne zaman ki götünüzün kalkar, "lan alemin kralı benim olm hee heey" demeye başlarsınız, işte o vakit aklınıza bu entry gelir, hemen numarasını sözlüğe nakşeder, o bi halta benzemeyen entrynizi okur ve ibret alıp yolunuza daha efendice devam edebilirsiniz. evet.
(bkz: kuvöz)
teknik direktör sıfatı ile binbir türlü türlü finaller oynatsa takımına, bu finallerin üç/beş tanesini kupa ile nihayetlendirse, her sene en başarılı, en hastası olduğumuz teknik direktör seçilse bilimum spor otoriteleri tarafından, ve bu raddeye gelmeden önce futbolculuk dönemi ve teknik direktörlük dönemi arasındaki birkaç ışık yılı kadar olan mesafeyi birkaç yılda kat etse dahi en az 15 yıl kadar "ulan rusya ya ne gol çaktı şerefsiz" şeklinde hatırlanacak olan bireydir kendisi. öyledir evet.
aynaya her baktığımda "lanet olsun çok zor!" şeklinde bir cümle kurmama vesile olan aktivitedir.
futbolu bırakacağını açıklamış olan bireydir kendisi.
(bkz: jay jay okocha)
(bkz: üç korner bir penaltı)
muhteviyatında bulunduğumuz topraklarda "henüz üç yaşında bir kardeşim var seni ondan bile kıskanıyorum" minvalinde şarkılar olduğunu gözönüne aldığımızda pek de şaşırılmaması gereken durumdur.
neden bekliyorsun?
bu sözlük, duygu ve düşüncelerini özgürce paylaştığın bir platform, hislerini tercüme eden özgür bilgi kaynağıdır.
katkıda bulunmak istemez misin?